Valerie Solanas

Valerie Solanas

Yazar
7.4/10
79 Kişi
·
268
Okunma
·
23
Beğeni
·
2486
Gösterim
Adı:
Valerie Solanas
Unvan:
Yazar
Doğum:
Amerika, 9 Nisan 1936
Ölüm:
Amerika, 25 Nisan 1988
Andy Warhol'u öldürme girişimiyle tanınan Birleşik Amerikalı yazardır. Ayrılıkçı feminist düşüncelere sahip olan Solanas, kaleme aldığı Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu adlı bildiride erkeklerin yok edilmesini ve tamamen kadınlardan oluşan bir toplum yaratılmasını özendirmiştir.
Eğer bütün kadınlar, erkekleri terk edip onlarla herhangi bir biçimde ilgilenmeyi reddederse bütün erkekler, hükümet ve ulusal ekonomi tamamen çökecektir. Erkeklere üstünlüklerinin ve onlar üzerindeki güçlerinin farkında olan kadınlar, erkekleri terk etmeksizin bile, bir kaç hafta içinde her şeyin denetimini ellerine alabilir ve erkeklerin kadınlara tamamen tabi olmasını sağlayabilir.
Erilin gerçekleştirebileceği herhangi bir gerçek toplumsal devrim mümkün değildir, çünkü tepedeki eriller statükonun sürmesini ister ve aşağıdaki erillerin bütün istediği yukarıdaki eril olmaktır.
Kendi içinde kıstırılmış, duygusal olarak tecrit edilmiş ve bağlantı kurma yeteneğinden azade olan erkek, medeniyetten, insanlardan , şehirlerden ve insanları anlamayı ve onlarla bir bağlantı kurmayı gerektiren bütün durumlardan korkar.
Daha fazla kadının erkek şiddetine, baskıya ve toplumun patriyarkal denetimine karşı mücadele etmesi gerekiyor...
...Eğer daha fazla kadın kendilerine zarar veren erkeklere karşı veya Valerie Sola-nas'ın durumunda olduğu gibi patriyarkanın kendisine karşı mücadele etselerdi erkekler kadınları düzenli bir biçimde dövmeden, onlara tecavüz etmeden ve onları öldürmeden önce bir defa daha düşünürlerdi.
Valerie Solanas
Sayfa 52 - Olympia Yayınları (PDF)
92 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Böyle bir kitaba nasıl yorum yapılır, nereden başlanır ki? Günlerdir okuduklarımı sindirmeye, kafamda bir yerlere oturtmaya çalışıyorum olmuyor. Aklımın almadığı şeyler var. Çok küçükken babasının tacizine uğrayan bir kız çocuğunun psikolojisini anlamaya çalışmak mesela. Hiç kolay değil. Ya da 5 yaşındayken kendi düğününde uyuyakaldığı için amcasının omzunda kocasının evine taşınan çocuğun psikolojisini anlayamayacağım gibi. Dedesi ve nenesi tarafından büyütülmüş olan şu çocuktan bahsediyorum, 5 yaşında olan. En çok dedesi tarafından sevilirmiş. Öyle ya çok iyi bir damat bulmuş dedesi de. (National Geographic Haziran 2011 Sayısı)
Başka nasıl göstersin ki sevgisini? Valerie'nin dedesi gibi itaatsizlik etti diye kırbaçlasın mı yani? Nereden nereye atlıyorum. Olmamış, yine toparlayamamışım kafamı. Hepsi birbirine giriyor. Erkekler tarafından, özellikle de en yakınları tarafından zulüm görmüş tüm kadınlar birleşip üstüme geliyorlar. Birini diğerinden ayıramıyorum. Küçücük bir çocuktum; komşumuzun, kocası tarafından bıçaklanıp öldürüldüğü noktadaki kurumuş kan lekelerini yıkamayan çalışan annemi izlerken. Nasıl kazınmış beynime. Ben sadece kan lekelerini gördüm, bir de son nefesindeki seslerini duydum. Bende bıraktığı iz silinmez. Peki ya bütün bunları yaşayanlar?

Bir katil ile empati kurabilir miyiz? Ayraç Dergi Sayı 89/Mart 2017'de Gökhan Özcan yazıyor: "Kieslowski'nin Öldürme Üzerine Kısa Bir Film'ini hatırlatmama müsaade edin. Sebepsiz yere birini öldüren Jacek'in asılmadan önceki sarsıcı iniltileri ve haykırışları, bizi o çok insani yerimizden vururken, onulmaz bir çelişkiyi de açık eder: Jacek'i anlayabilir miyiz? Onu anlamamız, onunla empatik olabilmemiz, onun yaptığı katliama hak vermek anlamına mı gelir? Eğer öyleyse, Jacek ile empatik olmak vicdani anlamda, doğru değildir. Ama empati de doğru değilse doğru olan nedir?" Doğru olan nedir sahiden? Küçük bir kız çocuğu iken en güvendiğin, tüm dünya üstüne gelse gözünü kırpmadan koşup sığınacağın kişinin istismarına uğramış, sonra çevresindeki diğer 'yakınları' tarafından farklı şekillerde şiddete maruz kalmış (şiddet de istismardır!), evden kaçmış ve daha 15 yaşında iken bir de hamile kalmış bir kadından bahsedeceğiz. Hayatı boyunca yaşayacağı travmaların başlangıcıdır bunlar. Devamı da geliyor elbette. Onu anlayabilmemiz elbette mümkün değil. Empati kurabilir miyiz? Bilemiyorum. O nefret dolu söylemlere katılıyor muyum? Mutlu bir ailede büyümüş, mutlu bir çocuk olarak baktığım sürece olaya; hayır katılmıyorum. Benim gözümde babam hâlâ en süper kahramanım. Ama bu demek değil ki herkes baba olabiliyor. Nasıl doğurmak ile anne olunmuyor ise baba olmak da kolay değil. Üstelik öyle bir çağda yaşıyoruz ki çıkan fetvalara bile yorum yapamaz hale geldik. Bu yüzdendir "bilinçlenmemiz lazım!!!" diye çırpınışlarım. Ayşe Arman, babası tarafından tecavüze uğramış bir kız ve annesi ile röportaj yapmıştı. Bir süre önce okumuştum ama annenin kurduğu şu cümleler asla çıkmaz aklımdan: "Nişanlıyken bana da tecavüz etmişti. Utancımdan kimseye söyleyememiş ve evlenmek zorunda kalmıştım. Beni sevdiğine bu yüzden böyle davrandığına inandırmaya çalıştım kendimi. Kızımıza olan sevgisini de fark ediyor ama toz konduramıyordum. Böyle olacağını düşünmemiştim." Acının acısının da acısı değil mi? Yüreğini yakmıyor mu insanın? İstismar ile sevgiyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Sevgi bu değil! Asla değil.. Ah, çok yolumuz var! Çocuklarımıza öğreteceğimiz çok şey var!

--Buradan sonra kitaptan alıntılar içerir fakat sürpriz bozacağını, okuma tadını kaçıracağını sanmıyorum. Yine de bilginize.--

Gelelim manifestoya. Okuduğum en nefret içerikli metin olduğunu söylememe gerek var mı, bilmiyorum. Kitabı okurken yanımda bulunan bir arkadaşıma bir paragrafı okuttum da bir türlü kendisinden bahsettiğine inanmak istemedi. "Bizden, erkeklerden mi bahsediyor şimdi bu?" diye sordu. Valerie'ye göre eriller tamamlanamamış bir X kromozumundan dolayı yanlışlıkla ortaya çıkmış bir tür. Bu da her daim dişilere benzemeye çalışmalarıyla sonuçlanmış bir evrime yol açmış. "Tamamen benmerkezci, ilişkilenmekten, empati kurmaktan ya da özdeşlemekten âciz olup engin, istilacı ve yaygın bir cinsellikle dolmuş olan eril, fiziksel olarak edilgendir. Kendi edilgenliğinden nefret eder, bu yüzden de bunu kadınlara yansıtır ve erili etkin olarak tarif eder, sonra o olduğunu ispatlamaya (bir Erkek olduğunu ispatlamaya) koyulur." diyor sayfa 25'te. Tüm kitabı da bu tezi kanıtlamak üzerine kurguluyor aslında. Tamamen bir savunma mekanizması yarattığını düşündürüyor bu da bana. Haklı olduğu noktalar olsa da tamamen dayanaksız bilgiler üzerinde ısrarla durduğu da oluyor. Fakat genel anlamda düşündürüyor. Bol bol ironi yapıyor. Ne olursa olsun haklı aslında diye düşündüğünüz noktalar veriyor size. "Erkek, dişinin bireyselliğinin pekala farkındadır" diyor Valerie sayfa 40'ta. Benim ısrarla bunu kabullenmemiz lazım çığlıklarımı duymuş gibi. "ama bunu algılayamaz ve bununla kendini ilintilendirmekten ve duygusal olarak bunu kavramaktan acizdir: bu onu korkutur,sıkar ve kıskançlıkla doldurur. O yüzden bunu reddeder, herkesi işlevi ve kullanımıyla tanımlamaya devam eder, tabii bu arada kendisine en önemli işlevleri -doktor,başkan,biliim insanı- seçmeyi de ihmal etmez, böylece kendisine bir bireysellik değilse bile bir kimlik sağlamış olur, böylece kendini ve kadınları (en çok kadınları ikna etmekte başarılı olur) dişilerin işlevlerinin çocuk doğurup yetiştirmek, eril egoyu pohpohlamak, rahatlatmak ve gevşetmek olduğuna inandırmaya çalışır; yani öyle ki dişi, başka herhangi bir dişi ile yer değiştirebilir. Ama gerçeklikte, dişinin işlevi, ilişki kurmak, sevmek, haz almak ve kendisi olmaktır ve başka kimsenin bunun yerini tutması mümkün değildir." diye de devam ediyor ve "Tanrım, ne kadar haklısın Valerie! Ne kadar haklısın" diye bağırası geliyor insanın. Ayrıca yine devamında söylediği şu sözleri zihinlere kazımak şart oluyor: "Gerçeklikte dişinin işlevi keşfetmek, bulmak, sorunları çözmek, espri patlatmak, müzik üretmek ve bunların hepsini de aşkla yapmaktır. Diğer bir deyişle dişinin işlevi bir sihir dünyası yaratmaktır."

İşte böyle nefret dolu söylemlerin yanında oldukça güzel felsefik yaklaşımları da olan Valerie'nin zihninde bize yol gösterecek çok daha önemli şeyler olduğuna eminim fakat ölümünden sonra tüm özel eşyaları yakıldığı için yazdığı onca şeyden çok azı günümüze gelebilmiş. Çevirmen Ayşe Düzkan bana kalırsa kitabın anlaşılabilirliğini ve değerini kat kat arttıran önsözde "Yazdıklarını okumak, Valerie'nin bu kadınlara nasıl haklı bir güç ve ilham verdiğini ortaya koyuyor çünkü Valerie kadınların en az bildiği şeyi yapmış, öfkelenmiş, bunu öğrenmeye ne çok ihtiyacımız var; kendimizden utanmadan, öfkemizi karşılayacaklardan korkmadan, çıplak, derin ve ateşli bir öfkeyle sarsılmak, bizi ve başkalarını incitenlere karşı sadece sabırla değil öfkeyle de karşı durmak." diyor ve ben de önünde saygıyla eğiliyorum.
92 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu, orijinal adıyla Society For Cutting Up Men, Valerie Solanas’ın tek kitabıdır. SCUM Manifesto’da yatan fikirlerin nedenine nasılına ulaşmak için yazarın hayatı hakkında okuduklarımdan yola çıkarak başlamak istiyorum.

Valerie Solanas 9 Nisan 1936’da New Jersey’de doğmuş, 20. yüzyılın önemli feminist yazarlarındandır. Çocuk yaşta babasının tacizine ve dedesinin şiddetine maruz kalır. Bu yüzden olacak, “babasının kızı” ve “baba” üzerinde yaptığı tespitler yer yer aşırıya kaçsa da, haklılık payı yok değildir. Tabi haklı olmayı mı, yoksa bunları yaşamamayı mı tercih ederdi, bilinmez. Yaşadıkları neticesinde 15 yaşında evden kaçar ve liseyi bitirip Maryland Üniversitesi’nde psikoloji okur. Bu esnada bir hayvan laboratuvarında çalışır ve biyolojiyi keşfeder.

Okul biter, geçim kaygısı bitmez. Valerie, sokaklarda dilenerek, seks işçiliği yaparak kazanır artık hayatını. Böyle bir kadın hakkında yazılan biyografilerde, “seks işçisi” değil de “fahişe”, “hayat kadını” gibi ifadeler kullanılması, SCUM Manifestoda eril zihniyet hakkındaki uç fikirleri benimsetmiyor değil insana. Elbette ki burada, seks işçiliğine bir güzelleme, özendirme yapacak değilim. Fakat kadını buna mahkûm eden de ataerkil sistemin kendisidir. Zira insanın saygın bir mesleğinin oluşu da ahlaklı bir yaşam sürdüğüne yeter delil olmamakla birlikte, dünyadaki bütün ahlaksızlıkları topluma verdikleri zarar oranında sıralayacak olursak, kadının seks işçiliği yaparak geçimini kazanması ön sıraları işgal etmez takdir edeceğiniz üzere.

SCUM Manifesto’yu hayatının işte bu dönemlerinde yazan Valerie, “Up Your Ass” isimli tiyatro oyununu ilgileneceği düşüncesiyle Andy Warhol’e verir. Sorumluluk sahibi canım erkek Andy Warhol oyunun tek kopyasını kaybeder. Bizim deli kadın çeker vurur kendisini, son derece orantılı bir tepki vererek. Başarısız olması üzerine, “Bu işe girişmeden önce atış talimi yapmalıydım.” der. Zira Andy Warhol’un iç organlarının dağılması tatmin etmez kendisini.

Yazar hakkında bu yüzeysel bilgilerin şimdilik yeterli olacağına inanarak, hayatının daha kapsamlı bir anlatımını kitabın önsözünde bulabileceğinizi eklemek istiyorum.

SCUM Manifesto’ya dönecek olursak, öncelikle şunu söylemek isterim ki, korkmayın sevgili erkekler, hepinizi öldürmeyeceğiz elbette! Sadece çığlıklarımız duyulsun istedik, o kadar. SCUM Manifesto, etkiye karşı tepki bir bakıma. Babası tarafından taciz edilen bir kadının yollarımıza güller dökmesini bekleyemezdik değil mi?

Zaten ataerkil bir sistemin içinde yaşıyoruz.

Zaten duyulmuyor sesimiz.

Zaten her alanda ikincil tanımlamalara maruz kalıyoruz.

O yüzden bu kitabı olması gerekenden epey fazla bir hoşgörüyle okumalı herkes. Neden mi? ÇÜNKÜ BİZİ SİZ DELİRTTİNİZ!

Ne diyor SCUM Manifesto?

Savaşlara sebep, erildir. Yalan mı?

Aşk ve şefkat vermekten aciz olan eril para verir. Yalan mı?

Baba sisteminden kaynaklanan özgüven eksikliği, bir sürü yetenekli kızı, biliminsanı olmaktan alıkoyar. Yalan mı?

Tamam, eril yürüyen bir vibratördür de diyor.

Eril, tabiatı itibarıyla bir kene, bir duygusal parazittir de,

Eril kaypaktır da…

Hoşgörü kanallarınızı açık tutmanız gerektiğini hatırlatmak isterim. Aslında ne var biliyor musunuz? Hoş görmeseniz de olur. Kadın tarih boyunca hor görüldü, o yüzden, şimdi deli dahi bir kadının sözlerini hoş görmeseniz de olur… Sevgiler.
92 syf.
·4 günde·5/10
Kitap okurken  hissettiğim https://youtu.be/D8ELDwmxJVI gibi bir şey olsa da, bitince "hadi bakalım erkekleri öldürcez hazır olunn!!!" Gibi bir moda da geçmedim tabiki. :D
Zira ne hem cinsime ne de karşı cinse bir düşmanlığım yok. Herkes kimseye ilişmeden kendi halinde takılsın :D

Bir çok yer çizdim ilgimi çeken, birazını paylaştım, çoğunu kendime sakladım :D
Zaten bir ara sitede bayaa popülerdi geç de kaldım okumak için. O yüzden hala "okuyalım mı?" Diye soran kaldı mı bilmiyorum ama varsa şayet söyleyeyim:
SİZ BİLİRSİNİZ :D
İlle de okuyacam derseniz tabi satın almak yerine pdf olarak okumanızı önerebilirim. Evdeki kitaplık da böyle bir kitabın bulunması çok hayırlı sonuçlara vesile olmayabilir ((:

Kitap ile alakalı söyleyebileceğim şey sadece; yazarın yaşadıklarından ötürü nefretini ve isyanını kelimelere dökülmüş hali diyebilirim. Yazdıklarının hepsine olmasa da bir kısmına ve hislerine de hak verdim.

Bu kadar şey bir kitabı (ilginç, garip, değişik... uygun kelimeyi bulamadım) yazan kişi ne yaşamış acaba diye merak ettim ve çıkan sonuç kitabın içeriğinden daha ilgi çekici ve hüzünlüydü malesef. Bakmak isterseniz de şöyle bırakıyorum.
 https://listelist.com/valerie-solanas-kimdir/

Sevgi, saygı, anlayış ve kitap ile kalın ^_^
92 syf.
·1 günde
Offf çok sert... Valerie erkekleri doğramamış; ezmiş, çiğnemiş, yere atıp orangutanları üzerlerinde tepindirmiş. Tüm erkek cinsini aynı kefeye koyup, taş bağlayıp okyanusa atmış. Sadece SCUM yan örgütüne katılan erkekler hariç. Geri kalanlar öldü gitti. SCUM yani; Egemen, emniyetli, kendine güveni tam, berbat, vahşi, bencil, bağımsız, gururlu, heyecan peşinde, bildiğini okuyan, küstah ve kendisini evreni yönetmeye layık gören, bu topluma sınırlarına kadar özgürce gitmiş ve onun sunabildiklerinin ötesinde bir şey aramaya hazır olan dişiler.
İşte böyle...
Erkeklerden gerçekten nefret eden yazar çok küçükken babası tarafından cinsel tacize uğramış, itaatsizlik ettiği için dedesi tarafından kırbaçlanmış, 15 yaşındayken evden kaçıp hamile kalmış. Fakat daha sonra lise ve üniversiteyi bitirmiş. Bu sırada dilencilik ve seks işçiliği yapmak zorunda kalmış. Bu sırada birkaç oyun ve kitap yazmış. Tüm bu yaşadıklarından sonra lezbiyen ve daha sonra aseksüel olmuş, cinayete teşebbüs etmiş, akıl hastanesine yatırılmış ve çok zor bir hayat geçirmiş. Hâl böyle olunca da uçlardaki bir feministten, müthiş ağır ve yaşanmışlığın nefreti ile bezeli satırlar ortaya çıkmış. Nasıl ki dünya varolalı beri kadınlar erkekleri, erkekler de kadınları; ilişkideki her olumsuzlukta suçlamaya hazırdır, yazarımız da dünyadaki tüm olumsuzlukları erkeklere yıkmış. Yaşadıklarının ağırlığını bekli de bu satırları yazarak hafifletmeye çalışmıştır, bilemeyiz...
92 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Tamam biraz ütobik, biraz çılgınca ama... Acıdan evrilmiş gülümsemeler yaşattı bana. Kahkaha atmama sebep olan çok hoşuma giden cümleler oldu. Altını çize çize okudum. Benim için güzel ve eğlenceli bir deneyim oldu.
92 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Her ülkenin kendine göre bir terörizm tanımının olduğu dünyada sanırım tüm ülkelerce kabul edilecek terör türü "Cinsel Terörizm"dir. Bu bağlamda -akıl ve mantık sınırlarını zorlayan- cinsel arzulara sahip "yaratıklar" üzerinden yaşanmışlıklarla süslenen geleceğe yönelik başarılı bir tez çalışması olmuş.
"Otomasyonun tam manasıyla hayata geçirildiği bir dünyada zaten karbondan oluşan insan ırkına gerek kalmayacaktır." Ve insan ırkının en az sayıya indirgenmesi için bir hikayeye ihtiyaç vardır. Hastalık yayma , atom bombası, biyolojik silah ya da diğerleri hepsi kendilerine de zarar verecektir. Geriye en mantıklı çözüm insan ırkının kendi kendini yok etmesi..

Eser, Ancak hasta ve aptal beyinli birinin her şeye isyan ederek bunları yazabileceğini düşündürse de gayet zekice yazıldığı satır aralarında kamufle edilmiş "fısıltılar"dan anlaşılabiliyor..
92 syf.
·1 günde·10/10
Kesinlikle çok severek tek nefeste okuduğum bir kitap ben yüksek lisans bitirme projemi feminizm ve kadınlar üzerine yazmıştım ama o süreçte bu kitabı okumamıştım ama şunu diyebilirim küçücük hacmiyle okuduğum ve içinde kayboldugum birşeyler bulmak için adeta iğneyle kuyu kazdığım o koca hacimli kitaplar dan çok daha fazla etkiledi beni, kesinlikle toplumun bütün kesimlerinin okuması gerektiği, her ne kadar kadınlara daha yakın görünsede aslında erkeklerin mutlaka okuması gereken bir kitap.Özellikle kadınları anlamak zor diyen erkeklerin bunu okuyunca belki biraz da olsa anlayacaklarını düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Valerie Solanas
Unvan:
Yazar
Doğum:
Amerika, 9 Nisan 1936
Ölüm:
Amerika, 25 Nisan 1988
Andy Warhol'u öldürme girişimiyle tanınan Birleşik Amerikalı yazardır. Ayrılıkçı feminist düşüncelere sahip olan Solanas, kaleme aldığı Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu adlı bildiride erkeklerin yok edilmesini ve tamamen kadınlardan oluşan bir toplum yaratılmasını özendirmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 268 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 230 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.