Zabel Yesayan

Zabel Yesayan

Yazar
6.8/10
15 Kişi
·
68
Okunma
·
11
Beğeni
·
1352
Gösterim
Adı:
Zabel Yesayan
Unvan:
Ermeni romancı, şair, yazar ve öğretmen
Doğum:
Üsküdar, Konstantinopolis, Osmanlı İmparatorluğu, 4 Şubat 1878
Ölüm:
Sibirya, Rusya, 1943
Mıgırdiç Hovanisyan'ın kızı Zabel Esayan, 4 Şubat 1878 gecesi, 93 Harbi devam ederken Zabel Hovanisyan ismi ile Üsküdar'da bulunan iki katlı ahşap bir evde dünyaya geldi. Esayan'ın doğduğu gece Rus ordusu, günümüzde Yeşilköy olarak bilinen San Stefano'ya ulaşmıştı. Öğrenimine, günümüzde hala etkin olan, Üsküdar Surp Haç Tıbrevank ilkokulunda başladı. Paris'te bulunan Sorbonne Üniversitesi'nin edebiyat ve felsefe bölümünden mezun oldu. Ermeni edebiyatının bakış açısı ile Fransız romantizm akımından etkilenen Esayan, verimli yazarlık kariyerine başladı. 1895 yılında, Gece Şarkısı ve Tsagik (Çiçek) isimli ilk şiirlerini Arşak Çobanyan'ın dergisinde yayımladı. Mercure de France, Massis, Anahit ve Arevelian Mamoul (Doğu Baskısı) isimli dergiler için kısa öykü, edebi makale ile denemeler yazdı ve çeviriler yaptı (Fransızca ve Ermenice).

Zabel Esayan, 1908'deki Jön Türk devriminin ardından Konstantinopolis'e geri döndü. 1909'da Kilikya'ya giden Esayan, Adana katliamı üzerine dizi makaleler yazdı. Averagneru Meç (Yıkıntılar Arasında) romanı ve Anetski (Lanet; 1911), Safieh (1911) ve Nor Harsi (Yeni Gelin; Konstantinopolis 1911) isimli kısa öykülerinde de Adana katliamını konu aldı.

Ermeni Kırımı sırasında sürgün listesinde yer alan tek kadın aydın olan Esayan, bir Osmanlı kadını kılığına girerek Bulgaristan'a kaçtı.

Tehcirin ardından, 1918 yılının sonuna dek Orta Doğu'daki mülteci ve yetimlere yardım etmek üzere çalışmalarda bulundu. Bu süreçte, Ermeni halkına yapılan pek çok adaletsizliği konu alan, Verçin Pacagi(Son Bardak) ve Hokis Aksoryal (Sürgündeki Ruhum; 1919), yeni romanlar yazmaya başladı. Sovyet Ermenistan'ın destekçilerinden biri oldu ve Forces retraite (Çekilen Kuvvetler; 1923) isimli romanında zamanın sosyal ve politik koşullarını anlattı. 1920'lerde, eşinin vefatına dek, Fransa'dan Bakü'ye seyahat etti. 1926 yılında Sovyet Ermenistan'ı ziyaret eden Esayan, izlenimlerini, Prométhée déchaîné (Zincirsiz Prometheus; Marsilya 1928) isimli romanında anlattı. 1933 yılında Sovyet Ermenistan'a yerleşti veMoskova'da gerçekleştirilen ilk Sovyet Yazarlar Birliği kongresinde yer aldı. Bu süreçte Vernaşapik Kraki(Ateşten Gömlek, Erivan 1934; 1936 yılında Rusçaya çevrilmiştir) ve ilk otobiyografik kitabı Silihdari Bardezneri (Silahtarın Bahçeleri; Erivan 1935) ile ilgilendi. Fransızca ve Ermenice edebiyat dersleri vermeye başladı.

1943'teki Büyük Temizlik sırasında milliyetçilik ile suçlananan Zabel Esayan bilinmeyen koşullarda,Sibirya'da öldü. Boğulduğu ya da sürgünde öldüğü iddiaları mevcuttur.

Ermenistan Kadın Kaynak Merkezi'nin kurucusu Lara Aharonyan ve Türkçe–Ermenice yayın yapan Agos gazetesinin Erivan muhabiri Talin Suciyan, Esayan ile ilgili, Finding Zabel Yesayan (Kayıp Zabel Esayan) isimli bağımsız bir belgesel film çekti. Film, 7 Mart 2009 tarihinde Utopiana etiketiyle yayınlandı.
On yaşından daha büyük değildim herhalde, bir gün bu olayı hatırlayıp, her fikrini tartışmasız kabullendiğim babama sorduğumda :
''Musevilerin kötü bir halk olduğu doğru mu ?''
''Kötü halk yoktur, çocuğum,'' diye yanıtladı babam. ''Yalnızca kotü insanlar ve iyi insanlar vardır.''
''O zaman Türkler ? ''
''Onlar için de öyledir.''
Zabel Yesayan
Sayfa 104 - Belge - Eylül - 2018
Ruhumun sürgünde olduğunu ve azad edilmeyi hevesle beklediğini hissediyorum. Ne ya da kim yağlayıp gevşetecek onun zincirlerini? Her an ümitlenmek ve her an ümidini yitirmek mümkün.
Rum ve Ermeni erkeklerinin bıyıklarını traş etmeleri terbiye icabıydı. Sokaklarda sessiz sedasız ve bir yeniçeriyle göz göze gelmemek için başları önlerinde yürürlerdi. Yeniçerilere bakmak tam bir küstahlık sayılır ve bela demekti.
Zabel Yesayan
Sayfa 95 - Belge - Eylül - 2018
Kiliseden eve dönerken Lusik ve akrabalarının karşılaştığı birkaç yeniçeri kıza saldırdılar ve yeşil desenleri olduğunu söyleyerek peçesini yırttılar; yeşil İslamın kutsal rengiydi ve bu yüzden gavurlara yasaktı.
Zabel Yesayan
Sayfa 97 - Belge - Eylül - 2018
Yakın ve komşu taşralardan her gün hali vakti yerinde bekarlar geliyor ve yetişkin yetim kızlarla evleniyorlardı.
Hüzünlü düğünlerdi tabii ki, davetlileri yaslı.
Zabel Yesayan
Sayfa 244 - Aras - Haziran - 2017
Arabamız o sırada harabeye dönüşmüş mahallelerde ilerliyorlardı. Kömürleşmiş kemikler, kararmış kan lekeleri, lime lime ve yanık kumaş parçaları yeniden gözlerimizin önündeydi. Yer yer cesetler veya insan kalıntılarının güneş altında yavaş yavaş çürümesiyle salınan koku, boğucu havayı daha da soluk alınmaz hale getiriyordu.
Zabel Yesayan
Sayfa 235 - Aras - Haziran - 2017
Susuzluk bizi öldürüyordu ama yolumuza çıkan tüm kuyular şüpheli, olaylardan sonra o kuyulara o kadar çok ceset atılmıştı ki...
Zabel Yesayan
Sayfa 196 - Aras - Haziran - 2017
Ve ben ki kendimi ondan o kadar farklı sayarken -farklı bir mizaç, farklı şahsiyet, farklı zevk- birdenbire onunla yalnız birbirimize benzediğimizi değil ve dahi aynı olduğumuzu hissediyorum, iki kardeş ruh, iki sürgün yoldaşı gibi.
Kendisini hiçbir yeniçerinin görmemesi için, annesiyle babası büyükannemi on dört yaşına gelene kadar dört duvar arasında kilit altında tuttular.
Zabel Yesayan
Sayfa 95 - Belge - Eylül - 2018
320 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Öncelikle şunu ifade edeyim ki bu kitap, bir anı kitabı. Yazarın gördüklerini tamamen kendi açısından yazıya ustaca döktüğü bir kitap.

Kitapta yazar bizi, 1909 yılında Adana ve çevresinde meydana gelen ve çoğunluğu Ermeni ahaliden olmak üzere binlerce ( ortak olan görüş 25-30 bin arası ) insanın ölümüyle sonlanan ve arkasında yine binlerce dul, yetim ve evsiz insan bırakan olayların hemen sonrasına götürüyor.

Yazar olayların sonrasında, Ermeni yetimlerin toplanarak , yetimhanelere yerleştirilmesiyle görevli bir heyetin üyesi olarak bölgeye gelir. Bölgenin o dönemdeki dramatik durumu, fiziki ve coğrafi yapısı hakkındaki gözlemlerini ve sağ kurtulanların ağzından dinlediği dramatik olayları, tam bir uyum içerisinde kaleme alarak bizlere aktarmaktadır. Tabii ki heyet, görevi gereği sadece Ermeni ahali ile görüşüp, onların bulunduğu bölgelere gittiğinden dolayı kitapta sadece Ermenilerin yaşadığı dram bize anlatılmaktadır. Ve yine olaylar bir Ermeni görevlinin gözünden bakılarak bize yansıtılmaktadır. Bölgedeki Türk,Kürt,Çerkez yani Müslüman ahalinin yaşadıkları bu kitapta yer almamaktadır.

Sonuç olarak : Ben, bu kitabı, binlerce insanın ölümüne sebep olmuş, binlerce insanın da hayatını direk olarak olumsuz yönde etkilemiş olan tarihteki böylesine büyük ve dramatik bir olaylar zincirine, sadece insani duygularla veya farklı bir bakış açısından bakmak isteyenlerin okuyabileceği bir kitap olarak değerlendiriyorum.
142 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Zabel Yaseyan gerçekten edebi yönden yetenekli ve usta bir yazar. Yaşadıklarını anlattığı kitaplarında bu özelliği açıkça kendini göstermekte.

Kitapta, talihsiz diyebileceğim bu usta kadın yazarın, İstanbul'da başlayıp, Stalin döneminde Sibirya kamplarında son bulan dramatik hayat hikayesine odaklanıyoruz. Yazar, çocukluğunun geçtiği İstanbul dönemlerini kendi ağzından anlatıyor. Hayatının diğer kısımları ise farklı yazarlar tarafından kitaba ilave edilmiş olarak bize aktarılıyor.

Ben kitabı, özellikle Osmanlı dönemindeki yaşam şartlarına azınlıklar tarafından da bakmak isteyenlerin okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.
320 syf.
Normalde böyle hassas bir konu hakkında yorum yapmak istemezdim ama bu konu hakkında yazılmış bir inceleme olmadığı için okuyacaklar açısından olumlu/olumsuz katkı sağlayacağını düşünerek bir iki şey söylemek istiyorum.

Zabel Yesayan, 1909 Adana olaylarında orada bulunmuş tek kadın Ermeni aydını olduğu söyleniyor. Kitap bir hatırât/anı türünde yazılmış, gerçek olaylardan esinlenmesine karşın tarihsel gerçeklerden çarpıtılmış; olayları temel bazda sadece kendi kimliği açısından ele alınmış olduğunu görüyoruz.

"Ben Osmanlıyım, birçok sevdiğim komşum Türk" dese de birçok kez çuvaldız karşı tarafa batırılmış. Yani olaylara tarafsız olan biri dahi kitapta gizli bir baskın taraftarlık olduğunu görecektir.

Müverrih değilim, bu konuda derin akademik bilgilere de sahip değilim. Sadece şunun farkındayım, karşılıklı acılar yaşanmış; mukâteleler olmuş.

Hırsların ve cahilliğin cereyan ettiği Çukurova toprakları kanla sulanmış, konu dışında kalan birçok Türk ve Ermeni ailelerin mağdur olduğu görülmüş. Ve yaşanan bu olaylar sonrasında yine mağdurları koruyan kollayan "Osmanlı" olmuş; birçok hârb divanları kurulmuş, mağdurlar dinlenmiş ve yetimler konusunda Patrikhane ile ortaklaşa yetimhanelerin kurulması ve düzenden sorumlu olması için heyetler atanmıştır.

Yazarımız da bu heyetle birlikte İstanbul'dan Adana'ya gidip yetim kalan çocuklar için düzenden sorumlu olmuştur.
Kitap sonunda kendilerince uygun gördükleri bazı belgeler ve fotoğraflar da mevcuttur. Elbette yazarın kimliğinden ötürü kendilerini genel olarak TEK "mağdur" olarak tanımlamalarından dolayı, Türklere karşı mağdurların ağzından nefret söylemleriyle de sık sık karşılaşacağız kitapta.

SADECE, okuduğunu anlayıp, sorgulama yetisine sahip olan kişilerin okumasında bir zarar göremiyorum.

(Aksinin nelere mâl olabileceğini biliyoruz artık. )

Tarihçiler için de özellikle savunup/anti-tez oluşturabilmeleri için bir kaynak olabileceğini düşünüyorum. Zira Cemal Paşa'nın ifadeleriyle Zabel Hanımın ifadeleri örtüşmüyor.

İyi okumalar
80 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Zabel Yesayan, Tehcir Kanunu ile bütün Ermeniler sürgün edildiği zaman Osmanlı kadını kılığına bürünüp, İstanbul'dan Bulgaristana oradan da Paris'e geçip eğitim alıyor. Kendisi üniversite eğitimi almış ilk kadın Ermeni, feminist ve sosyalist kadın yazar.
Romanın çatısını, temelinde sınıf çatışması olan bir aşk üçgeni oluşturuyor. Arka planda ise savaş var. Meliha Nuri Hanım kendi içinde sürekli bir çatışma halindedir: bir tarafı savaşı sayısız ölümden sonra nihai zaferi kıymetsiz kılan bir yıkım ve tahribat olarak görürken, diğer tarafı ise miliyetçi ve egolu tavrı dolayısıyla savaş ve Ermeniler konusunda oldukça acımasız. Meliha Nuri Hanımın Ermenilere olan tutumunda ötekileştirme görülürken, Remzi Bey ise milliyetçi duygulardan uzak ve daha hümanist ve ikisi arasında bir sınıf farkı da var. Bu sınıf farkı aşılsa belki de Meliha Hanım bu acımasız tarafını Remzi Bey sayesinde yenebilecek.. Zabel Yaseyan insana insan olarak yaklaşıyor, Ermeni veya Türk olarak değil. Bu görüşünü de kitaptaki kısa ama etkili olan jandarma ve bebek olayını okuyarak görmenizi tavsiye ediyorum.
120 syf.
·Beğendi·3/10
Bu kitabı okumak benim için değişik bir tecrübe oldu. Yazarın oldukça ilginç bir hayat hikayesi var. 5 şubat 1878'de Üsküdar'da doğmuş . Sorbon'da felsefe ve edebiyat derslerini takip etmiş. Daha sonra istanbula geri dönmüş ve hayatının son yıllarını geçirmek için sovyet Ermenistan'ına yerleşmiş. Stalin kovuşturmaları sırasında tutuklanıyor ve 1942 veya! 1943'te bilinmeyen ! bir yerde ölüyor.
kitap son yıllarda çok moda olan Sabahattin Ali'nin diliyle yazılmış.
Yalnız bu defa çok ağadalı bir dil ile karşılaşıyorsunuz. İstemeden yaptığı evlilik sonrasında yarı platonik bir aşk yaşayan kadının sevgilisine yazdığı mektuplar ...

Hikayenin geçtiği yer ve o zamanki Istanbul'u tanımlayan bazı bölümler çok ilginç :
"Dönüşte geç kaldım. Öyle ki Üsküdar’a giden son vapura bineceğim, Bebek İskelesi’ne vardığımda güneş batıyordu. Vapur çoktan gitmiş ,yelkenliyle geçeceğiz artık."

Yazarın yaptığı ruhsal analizler de, örneğin :

"İnsanlar, erkek veya kadın, umumiyetle kendilerini hakiki halleriyle sunmazlar. Hayatta kendilerine bir rol seçerler ve bu rolü oynarlar. Onu bazen kendileri seçerler, zira güzel bulurlar. Fakat sıklıkla onu başkaları güzel saydığı için tercih ederler.

Ruh ölmez elbette. Fakat ürkmüş halde büzülür, bir köşede saklanır ve artık asla ortaya çıkmaya cesaret edemez. Hayatının şu ya da bu anında ruhları meydana çıkıp hakimiyet kazanmış insanlar vardır . Lakin nice insan da vardır ki ,ruhları daimi şeklide uyuşup kalmıştır, bunlar için uyanma zili asla çalmaz.

Kimse ,hangi dahili ve karşı konulmaz güdüye tabi oldum demez. Kimse ruhum ne istiyor, özvarlığım hangi mukaddes
Ve hissi kanunları telkin ediyor bana demez. Evlilik hatta aşk hakkında da bu minval üzerine düşünürler. Tercihlerini hesap ederek ,ham hislerle ve belli şartlara uyarak yaparlar ."

Bence yazar çok bilgili ve özel . Eğer edebiyatla çok ilgiliyseniz muhakkak okuyun .
142 syf.
·Beğendi·10/10
Zaman zaman olaylara karşı pencereden, o pencerenin ardında yaşayanların gözünden bakabilmek gerekir. Silahtarın Bahçeleri insanın bu yönüne dokunuyor.
320 syf.
·7 günde·Puan vermedi
"Ağlasın Ermeniler zalim kıyıma,
Çöle döndü, görkemli Adana."
Nasıl anlatsam bu tanıklığı bilemiyorum. Nasıl bir cümle kursam ki yaşanılanları özetleyebilsem? Ben anlatamam, siz okuyun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zabel Yesayan
Unvan:
Ermeni romancı, şair, yazar ve öğretmen
Doğum:
Üsküdar, Konstantinopolis, Osmanlı İmparatorluğu, 4 Şubat 1878
Ölüm:
Sibirya, Rusya, 1943
Mıgırdiç Hovanisyan'ın kızı Zabel Esayan, 4 Şubat 1878 gecesi, 93 Harbi devam ederken Zabel Hovanisyan ismi ile Üsküdar'da bulunan iki katlı ahşap bir evde dünyaya geldi. Esayan'ın doğduğu gece Rus ordusu, günümüzde Yeşilköy olarak bilinen San Stefano'ya ulaşmıştı. Öğrenimine, günümüzde hala etkin olan, Üsküdar Surp Haç Tıbrevank ilkokulunda başladı. Paris'te bulunan Sorbonne Üniversitesi'nin edebiyat ve felsefe bölümünden mezun oldu. Ermeni edebiyatının bakış açısı ile Fransız romantizm akımından etkilenen Esayan, verimli yazarlık kariyerine başladı. 1895 yılında, Gece Şarkısı ve Tsagik (Çiçek) isimli ilk şiirlerini Arşak Çobanyan'ın dergisinde yayımladı. Mercure de France, Massis, Anahit ve Arevelian Mamoul (Doğu Baskısı) isimli dergiler için kısa öykü, edebi makale ile denemeler yazdı ve çeviriler yaptı (Fransızca ve Ermenice).

Zabel Esayan, 1908'deki Jön Türk devriminin ardından Konstantinopolis'e geri döndü. 1909'da Kilikya'ya giden Esayan, Adana katliamı üzerine dizi makaleler yazdı. Averagneru Meç (Yıkıntılar Arasında) romanı ve Anetski (Lanet; 1911), Safieh (1911) ve Nor Harsi (Yeni Gelin; Konstantinopolis 1911) isimli kısa öykülerinde de Adana katliamını konu aldı.

Ermeni Kırımı sırasında sürgün listesinde yer alan tek kadın aydın olan Esayan, bir Osmanlı kadını kılığına girerek Bulgaristan'a kaçtı.

Tehcirin ardından, 1918 yılının sonuna dek Orta Doğu'daki mülteci ve yetimlere yardım etmek üzere çalışmalarda bulundu. Bu süreçte, Ermeni halkına yapılan pek çok adaletsizliği konu alan, Verçin Pacagi(Son Bardak) ve Hokis Aksoryal (Sürgündeki Ruhum; 1919), yeni romanlar yazmaya başladı. Sovyet Ermenistan'ın destekçilerinden biri oldu ve Forces retraite (Çekilen Kuvvetler; 1923) isimli romanında zamanın sosyal ve politik koşullarını anlattı. 1920'lerde, eşinin vefatına dek, Fransa'dan Bakü'ye seyahat etti. 1926 yılında Sovyet Ermenistan'ı ziyaret eden Esayan, izlenimlerini, Prométhée déchaîné (Zincirsiz Prometheus; Marsilya 1928) isimli romanında anlattı. 1933 yılında Sovyet Ermenistan'a yerleşti veMoskova'da gerçekleştirilen ilk Sovyet Yazarlar Birliği kongresinde yer aldı. Bu süreçte Vernaşapik Kraki(Ateşten Gömlek, Erivan 1934; 1936 yılında Rusçaya çevrilmiştir) ve ilk otobiyografik kitabı Silihdari Bardezneri (Silahtarın Bahçeleri; Erivan 1935) ile ilgilendi. Fransızca ve Ermenice edebiyat dersleri vermeye başladı.

1943'teki Büyük Temizlik sırasında milliyetçilik ile suçlananan Zabel Esayan bilinmeyen koşullarda,Sibirya'da öldü. Boğulduğu ya da sürgünde öldüğü iddiaları mevcuttur.

Ermenistan Kadın Kaynak Merkezi'nin kurucusu Lara Aharonyan ve Türkçe–Ermenice yayın yapan Agos gazetesinin Erivan muhabiri Talin Suciyan, Esayan ile ilgili, Finding Zabel Yesayan (Kayıp Zabel Esayan) isimli bağımsız bir belgesel film çekti. Film, 7 Mart 2009 tarihinde Utopiana etiketiyle yayınlandı.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 68 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 81 okur okuyacak.