Adem Tatlı

Adem Tatlı

YazarDerleyenÇevirmen
8.3/10
8 Kişi
·
26
Okunma
·
2
Beğeni
·
230
Gösterim
Adı:
Adem Tatlı
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
Küçükköy, Korkuteli, Antalya, 1947
1947 yılında Antalya ilinin Korkuteli ilçesine bağlı Küçükköy’de doğdu. İlkokulu

köyünde, ortaokulu ilçede, liseyi Aydın Ortaklar Öğretmen Okulu ve Ankara Yüksek

Öğretmen Okulu Hazırlık sınıfında okudu. 1970’te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi

Biyoloji Bölümü’nden ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.

1970-1971’de Tokat Öğretmen Okulu’nda öğretmenlik yaptı. 1971 yılı Şubat

ayında Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler Yüksek Okulu’na Okutman olarak girdi.

1972 yılında Botanik asistanı oldu. 1975 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. 1975 yılında kısa dönem askerlik yaptı. 1978-1979 yıllarında İngiltere’nin Manchester şehrinde araştırmalar yaptı. 1982 yılında doçent oldu. 1988 yılında Profesör olarak Selçuk Üniversitesi Biyoloji Bölüm Başkanlığı’na getirildi.

1993-1996 yılları arasında Dumlupınar Üniversitesi Rektör yardımcılığı ve Fen-

Edebiyat Fakültesi Dekanlığı’nı yürüttü. 1997-1998 yıllarında Dumlupınar Üniversitesi

Sağlık Yüksekokulu Müdürlüğü ve 1998-2004 yıllarında Çevre Sorunları

Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Üniversiteler

Arası Kurul üyeliği ve Kredi Yurtlar Kurumu Genel Kurul üyeliğinin yanı sıra, Üniversite Yönetim Kurulu ve Senatosu ile Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurullarında vazife yaptı.

2005 yılında Evrim kitabında yaratılışa da yer verdiği için bir yıl Üniversiteden uzaklaştırma cezası aldı. 2006 yılında emekli oldu.

2012 yılında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde görev aldı. 2013 yılında mahkemeyi kazanarak Dumlupınar Üniversitesine geri döndü.

25 Nisan 2014 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

2006 yılından beri “sorularlaevrim” sitenin sorumluluğunu yürütmektedir.

Eserleri:

Erzurum Bölgesi’nin Yaygın Çayır ve Mer’a Bitkileri (1988)

Genel Biyoloji (9. Baskı, 2015)

Kütahya’nın Anıt Ağaçları (2000)

Küçükköy Beldesi Tarihi ve Sülâleleri (M. Sarıcık’la ortak yazar, 2. Baskı, 2015)

Bitki Coğrafyası (2004)

Türkiye Vejetasyonu (2004)

Beyniniz Yıkandı mı? (1983)

Fosiller ve Evrim (Tercüme, 1984)

Merak Ettiklerimiz (1984)

Sorularla Evrim ve Yaratılış (2. Baskı, 2017)

Evrim Raporu (1985)

Evolüsyon (1984)

Yaratılış, Evrim ve Halk Eğitimi (Edip Keha, İsmet Hasenekoğlu ile ortak tercüme,1984)

Yaratılış Modeli (E. Keha, İ. Hasenekoğlu, K. Solak ile ortak tercüme, 1985)

Evrim ve Yaratılış (1992)

Evrim, İflas Eden Teori (1990)

Evrim (2005)

Gayeli ve Plânlı Yaratılış (2007)

Biyolojiden İdeolojiye Evrim Teorisi (2009)

İnsanlık Tarihi Boyunca Evrim (2010)

Etik ve İnsanî Değerler (Dr. İdris Görmez’le ortak yazar, 2016)

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (Komisyon kitabı. Editörlük ve bölüm yazarı, 2.baskı, 2017)

İslam-I, II,III, IV (Komisyon kitabı. Editörlük ve bölüm yazarı, 2008)

Bediüzzaman Said Nursi’nin Tesbitleri ışığında Millî ve Manevî Problemlerimizin Hal Çareleri (Makale yazarı, 1992)
Çünkü bu bir zihniyet meselesi. Tabiatı bir ilah gibi kabul edenlerin felsefesi.Bu bakımdan kitapların değil, evvel emirde zihniyetin değişmesi gerekli.
<<Son olarak önemli bir konuda, fosiller yaradılış modeline dayanan tahminlere çok iyi uygunluk gösteriyorken, evrim modelinin ise gerçek düşmanıdır.>>
Preston E. Cloud
《Bunlardan çıkan sonuç, Java adamı olarak adlandırılan varlık, hakikaten şempanze ve goril tipi bir maymundur. Maymununkine benzer bir kafatası, insanın uyluk kemiği ile birleştirilip bunun Java adamı(Pithecantropus erectus) adı verilmiştir. Aslında bu kafatası ile uyluk kemiğinin aynı varlığa ait olduğunu gösteren bir delil mevcut değildir.》
Buna delil olarak da meşhur zürafa misalini verir. Aç kalan zürafalar, yüksek dallardan besinlerini temin etmek için boyunlarını uzata uzata önceleri kısa olan boyunları sonunda iyice uzamış ve bu artık kalıtımla yavrularına geçmiştir. Günümüzde bu görüşün ilmi bir ehemmiyeti yoktur. Sadece tarihi değeri söz konusudur. Çünkü bugün bilinmektedir ki çevrenin hasıl ettiği değişiklikler sadece soma hücrelerindedir ve bunlar da yavrulara intikal etmemektedir.
Her bir canlı dünyada belirişinden bu yana değişmeden devam edip gelmiştir. İstiridyeler, yengeçler ve sürüngenler gibi bir çok eski türler, şimdi yaşayanlarla tıpatıp aynıdır. Organlarının çoğu mesela ıstakozun kıskacı, yengecin gözleri ilk devirlerden zamanımıza hiçbir değişme göstermeden intikal etmiştir. Gözleri evrimci teorilerden başkasını görmeyenler, böyle vakaları kaydetmemektedirler. Çünkü bunlar, evrime ters düşmektedir.
“Fosil kayıtları, evrimin tedrici (yavaş yavaş) gelişim fikrini desteklememektedir. Bunun sebebi, organizmalardaki değişikliklerin ani sıçramalarla olmasıdır. Mesela bir sürüngen yumurtasından aniden bir kuş meydana gelivermiştir.”
Stephen Gould/1977
Sofistler Allah'ı reddetmislerdir. Bunlardan Kritas, Allah'ın tamamen keyfi şekilde uyduruldugunu, bunların politik hesaplarla zeki devlet adamlarının, halkı itaatli kılmak için ortaya attıkları birtakım kuruntular olduğunu ileri sürülmüştür.
117 syf.
·2 günde·9/10
Teorinin sadece biyolojik açıdan ele alınmayıp aynı zamanda ideolojik,siyasi,felsefi açıdan da değerlendirilmesi ve yeminli fanatik savunucularının ifade ve itiraflarından alıntılarla zenginleştirmesi oldukça mühim,bilindiği gibi herhangi bir zihniyeti çözümlemek istiyorsak onun savunucularından deliller getirip onların kendilerini nasıl tanımladıklarını iyice ortaya koymalıyız.Eser zihinlerdeki "neden çatlak ses yok? bütün bilim dünyası kabul etti bi sen mi etmiyorsun? herkes bilemedi de sen mi bileceksin?" şeklindeki sorgulama ve şüphe duyma mekanizmasını dış dünyaya kapamış,bu ve türevi teorilerin kör fanatik saldırganları tarafından algı yapılarak her yerde karşımıza çıkması muhtemel sorulara da cevap vermektedir.1990 yılında basılmasına,aradan geçen 30 seneye rağmen iddialara getirilen izahların güncelliğini koruması da gayet önemli.Geçen süre zarfında evrimcilerin mi yoksa yaradışcıların mı iddiaları kuvvetlendi bu da gayet net tespit edilebiliyor. İddia ettikleri körelmiş organlar listesinin gelişen teknoloji ve bilim sayesinde her geçen gün azalması,iddia ettikleri gibi canlıların ilkelden gelişmişe doğru kör tesadüf mutasyonlar sonucu gelişe gelişe tedricen var olmayıp hepsinin Kambriyen Patlaması olarak adlandırılan dönemde bir anda aniden ortaya çıkması,ilk atalar olarak ortaya attıkları Java,Pitdown adamı vs ismini verdikleri fosillerde maymundan aldıkları bir parça ve insandan aldıkları bir başka parçayı bir araya getirip insanlığa karşı yaptıkları sahtekarlıkların ifşa olması özellikle de Nebraska Adamı adını verdikleri ve insanın atasıdır iddiasıyla zamanında ortalığı ayağa kaldırdıkları buluntunun aslında domuzdan elde edilmiş bir diş olması dikkatlerden kaçmamalı ve belki de bu benzeri teorilere milyonların neden şüphe ile yaklaştıkları sorusunun cevabını bizlere verebilir. Fakat belki de en mühimi neden farklı sesler yok? sorusunu cevabıdır,buna da alıntıyla cevap verebiliriz. Prof.G.Macready Price şöyle demektedir; "Evrim ölçütlerine uymayan kolej ders kitabımı yayımladığım vakit bütün bilim dergileri kitabın aleyhinde yayın yaptılar. Ve ben o zamanlar bu dergilerin sayfalarında cevap için bana yer ayıracaklarını sanacak kadar safdil idim.Fakat sonra anladım ki işlediğim günah evrimcilerce affedilmez nitelikteydi." Yine meşhur anatomi profesörü Thomas Dwight'nin ifadeleri ise oldukça dikkat çekici.Bakın ne diyor; "Evrim konusunda kurulmuş olan diktatörlük,meselenin dışında olanların tahmin edemeyeceği kadar despot haldedir.Sadece düşünce sistemimizi etkilemekle kalmıyor,aynı zamanda terör çağlarını aratan bir baskıyı da sürdürüyor.

Acaba bilim dünyası liderlerinden kaç tanesi bu konudaki düşüncelerini aynen açıklayabilir?" Daha buraya sığmayacak onlarca itiraf ve aykırı ses var,kurulan bu çarkı,çarkın asıl sahibi elitler elbet kırdırmıyorlar çünkü bunu reddettikleri vakit materyalist ateist fikirlerinin kendilerince en güçlü dayanağını da yitirmiş olup üzerine inşa ettikleri bu sistemi kendi elleriyle yıkıp bindikleri dalı kesmiş hatta ağacı kökünden sökmüş olacaklar,hepsinin samimi ve gerçekçi davranacaklarına,ideolojiden tamamen arındırılmış zihinleriyle insanlığı aydınlatacaklarına elbette ihtimal vermiyoruz fakat en azından aş kaygısı değil de hakikat kaygısı taşıyan ilim adamlarından da daha cesur ifadeler,hür düşünceler ve "bu düzen böyle gidemez" diyerek arada birde olsa kürsüye atılma cesaretlerini dört gözle bekliyoruz.Bu teorinin biyolojik bilimsel bir yönü olduğundan daha çok siyasi ve ideolojik yönü olduğu hatırdan hiç çıkmamalı. İdeolojik ve felsefî yön derken Sosyal Darwinizm'in ırkçılığa,faşizme temel oluşturması da eserde anlatılmış fazla uzatmamak adına bu kısmı es geçiyoruz fakat Darwinizm'in birde Sosyal Darwinizm yönü olduğunu bilmek ve muhtelif kaynaklarda kısa bir arama yapmak bile belki de şuan için yeterli gelebilir,en azından öğreneceklerimizin zihinlerde bugüne kadar süregelmiş masumluk algısını yitirteceğine eminim. Smithsonian Enstitüsünden antropolojist Richard Pott ise şöyle bir itirafta bulunuyor; "İlk ve modern insanın ortaya çıkışı hakkında görüşler,bulunan fosillerin sonucu değildir. Biz paleoantropolojistler önce evrimin varlığını kabul ettik,sonrada bu düşüncelerimizi destekleyecek fosiller aradık.Sadece bir fosil dişe bakarak ilk insanın yapısı hakkında karar verdiğimiz zamanlar oldu." Biyolojik bir teoriden daha çok ideolojik ve teolojik ve hareket ve bir düşünce sistemi olduğunun bir diğer ispatı olarak da yazar şu alıntıyı bizlere sunmakta; "Tıp fakültesinde bir profesör ile 4.sınıf öğrencimiz arasında evrimle alakalı bir konuşmada,öğrenci; «Bir protein molekülünün bile teşkili için iki aminoasidin, tesadüfen yan yana gelmesi 100⁶⁰⁰'de bir ihtimaldir.İstatistik ilminde bunun manası 'mümkün değil' demektir.Nerede kaldı ki canlılar tesadüfen meydana gelmiş olsun.O halde canlılar tesadüfen ortaya çıkmış değil,sonsuz ilim ve kudret sahibi bir yaratıcının eseri olmalıdır.» deyince profesörümüzden şu cevabı alıyor: «Bir yaratıcıyı kabul etmektense varlıkların,imkansız dediğiniz tesadüfen meydana gelmiş olmalarına inanırım.»Elbette herkes istediğine inanacaktır.Ancak böyle bir inancı(!) fakülte kürsüsünden bir kanun şeklinde takdim etmek...İşte burada durup düşünmelidir." Alıntıda da görülebileceği üzere böyle bir durum karşısında bir ilim adamından bir akademisyenden göstermesi beklenen tavır karşıt fikir her ne olursa olsun onu saygı çerçevesinde iyice dinlemek daha sonra mâkul ölçülerde bilimsel olarak doğru bildiğine inandığı argümanlar ile cevap vermektir.Fakat bilimden daha ziyade söz konusu teori, kendisinin çökertilmesi sonucu ona inananlarının bütün dünya görüşlerini tepetaklak edecek,materyalist ve ateist fikriyatlarını temellendirdikleri ana gövde darmadağın olacağı için kişiye bunun da verdiği telaş ile saldırganlaşma,bilimsel dilden giderek uzaklaşma ve saçmalama temayülü yaşattırtmaktadır. Oysa ki bilen kendine güvenir emin olur, kendine güvenen ciddiyetini ve saygınlığını hiçbir şekilde kaybetmez,hele de bilgi birikimi olarak kendisiyle kabil-i kıyas edilemeyecek bir talebe karşısında...

Hakîkâtten emin olan bütün akademik kariyerini,birikimini ve değerlerini bir kenara bırakıp "x olacağına z'yi tercih ederim" şeklinde basit,amiyane bir savunma refleksini göstermez idi,buradan da belli olduğu üzere teorinin üzerinde şekillendiği arazi pek bir çorak,bereketsiz ve çatlayıp dağılmaya yüz tutmuş olacak ki bir talebeden gelecek basit diyebileceğimiz karşı argüman ile teori savunucusunun dil ile beyni arasında bağlarını kopabiliyor.Bu teori öyle bir hale getirilmiştir ki adeta bir kalkan,maske,sopa görevi görmektedir.Kendilerine yöneltilen karşıt fikirleri "yobaz,gerici" denilerek bastırmaya,geri savuşturmaya yarayan bir koruma kalkanı,sapkın teolojik, siyasi ve gayri ahlaki dünya görüşlerini bilim sosuyla süsleyip her türlü faaliyeti dilediklerince yürütebilecekleri fakat gerçek yüzlerini asla tanıttırmayacak bir maske,kendi görüşlerini kabul etmeyen ilim adamlarını,halkı,idari yöneticileri "bilim" adını verdikleri bir sopa ile hizaya getirme aracı haline gelmiştir.Bakın Arnold Lunn'un şu sözleri daha da ibretliktir; "Geçen gün (Royal Society) Kraliyet Derneği'nin bir üyesine rastladım.'Bu konuya el attığına sevindim' dedi.Biliyorsun biz profesyonel ilim adamları hiçbir şey yapamıyoruz ellerimiz kollarımız bağlı. Mesela Prof. X, Darwin'e Mesih gözüyle bakıyor,elinin altında çok uygun işler var ama Darwin tapınağında bulunmayanlara iş vermiyor." Örnek diyalogdan da meselenin artık gayet iyi kavranabildiğini düşünüyorum,ağızlarından insan hakları,evrensellik,şeffaflık, sadece bilim,eşitlik,gibi popüler kültürün ağızlarda pelesenk edip içini boşalttığı kavramları düşürmeyenlerin söz konusu üzerinde kök saldıkları koltukları,kaybedecekleri itibar ve akademik ünvanları olduğunda nasılda senelerce eleştirdikleri aşağılayıp hor gördükleri kabahatleri kendilerinin işlediklerini ibretle izlemekteyiz.Akademik camiada evrimci kadrolaşma ve kurulu yerleşik nizam farklı düşüncelere hayat hakkı tanımamakta,psikolojik şiddet,mobbing uygulayıp makale yayımlayamayacak kitap bastıramayacak,bastırsa bile reklamını yapamayacak hale getirmektedirler,bu bir manevi terörizm,ideolojik bağnazlık değilde nedir? Farklı fikirlerin soluklarının kesildiği bir yapıda bilim can bulabilir,mutlak doğruya,gerçeğe ulaşılabilir mi? Ulaşıldığı ilan olunan 'doğru'nun gerçekten doğru olup olmadığına halkı bu davranışlarınızla nasıl ikna edeceksiniz? Halk kitleleri böyle mahzenlere inip yaşananlara şahit olduktan, bir şekilde haber aldıktan sonra bu ve benzeri fenomenlere şüphe ile yaklaşmalarını haklı bulmayacak da ne yapacaksınız? Bu yaşananlar karşısında şüphe eden değilde etmeyecek kadar at gözlüğü takmış ön kabullü ve bağnaz birisi bilimsel ve toplumsal olarak daha faydasız ve zararlı değil midir? Bırakınız da 'öteki' fikirlerde yeşersinler,çorak toprağınız filizlenmiş olur,korkmayınız 'doğru' eğer gerçekten doğru ise dünya bir araya gelse o 'doğruyu' değiştiremez lakin 'doğru' bilinen aslında yanlış ise dünya gelse onu mutlak gerçek kabul ettiremez,yada en azından böyle olması gerekirdi? Sahiden acaba şuan öyle mi? Eminim ki teorinin sopa ve maske haline getirilme örneğini de şimdi daha iyi anladık.İslamiyet başta olmak üzere yoktan var eden bir yaratıcı ilah akidesine sahip her inanca temel temele zıt olan bu teoriyi bilimsel olarak yerle bir etmek,siyasi ve felsefi olarak da tarihin çöplüğüne gömmek yeni bir çağ açıp kapatmak kadar dünyada etkili olacak ve hâkim sömürü çarklarından birinin daha dişlisini kırmış böylece de zihnen ve fikren hür olacak olan dünyanın sabahın müjdecisi olan fecr aydınlığı gibi müjdecisi olacaktır,belki yakın değil fakat çok uzak hiç değil...
464 syf.
·Beğendi·8/10
Bilimle ilgili birçok konu var. Bence işe yarıyor. Daha çok yaratılma anı,ruh, beden,reenkarnasyon,Freud ve evolüsyonizm gibi konular var. Yani sosyal bilimler.

Meraklısına tavsiyemdir.
263 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Çeşitli dinlerden, milletlerden bilim insanlarının Evrime bakış açısını, materyalist ve/veya teolojik düşüncelerini kendi sözleri ile açıklandığı ışık tutucu bir yapıt. Biyolojiye felsefi yaklaşım üzerinde fazlaca durulmuş olup aslında felsefe kadar eski ve gerekli bir bilim olduğunun açıkça ortaya konduğu bir eser.
464 syf.
·4/10
Sitede kitapla alakalı en azından bir tane inceleme olsun.

Kitap dini temeller esas alınarak, bilimin de yardımıyla, çok merak edilen bazı hususları aydınlatmak için yazılmış. .

Hoşuma giden kısımlar:
-Her bir soru ayrı bir başlık altında, genellikle 2-3 sayfada açıklanmış.
-Sorunun cevabında sadece o konuyla alakalı değerlendirme yapılmasına dikkat edilmiş.
-Soruların cevabını verenler bir şekilde konu hakkında birikim sahibi olan insanlar. Bilim insanları da oldukça fazla sayıda.
-Kur'an ve hadisler hakkında ilgili yerlerde, ilgili referanslar verilmiş, bağlantısız paylaşımlar yapılmamış.

Hoşuma gitmeyen kısımlar:
-Dil eski Türkçe, okuması biraz zor olabiliyor.

-Basım yılı 2000 olduğu için, bazı bilimsel veriler geçerliliğini kaybetmiş olabilir.

-Müslümanlığı seçmeyen veya inanmayan insanlar için faydalı olma düzeyi çok düşük. İnancı yüksek bir müslüman olmama rağmen, cevapların ve açıklamaların bir kısmı beni gerçekten tatmin etmedi. Bilimsel temellerin kaynakça olarak gösterilmesinde eksiklikler var. Bu böyledir, bilinen bir şeydir, ispat edilmiştir deniyor ancak atıflar eksik yapılıyor. Hiç yok değil, ancak oldukça eksik. Dediğim gibi, tüm kalbinizle inanmadıkça şüphelerinizi giderecek düzeyde bir kesinlik yok.

-Kitap tam bir erkek kitabı. Bir ara Erhan bey bu konu hakkında kendi görüşlerini belirtip, kitapların kadın ve erkek kitabı olarak sınıflandırılabileceğini ifade etmişti. Birazcık da eleştiri almıştı tabi. Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Buna delil olarak 500 sayfalık kitapta tek bir kadın yazar olmamasını en basit şekilde gösterebilirim. Dolayısıyla, kitabı bir erkek okuduğunda eminim benim algıladıklarımdan daha farklı algılayacaktır.

-Yine erkek kitabı olmasını, Kur'an sanki sadece erkeklere indirilmiş gibi davranan zihniyetin son kırıntılarıyla birleştirince kitap bazı yerlerde kadınlar açısından rahatsız edici olmaya başlıyor. Her ne kadar kitabın içerisinde "Kur'an'da hitaplar genellikle niçin erkekleredir?" şeklinde bir soru yer alsa da, yapılan açıklamalar ve akabine "Kadın neden beğenilmek ister?", "Kadın belli bir yaştan sonra neden çocuk sahibi olamıyor?" ve "Niçin kadının çok erkekle evlenme hakkı yok?" sorularına verilmiş olan cevaplarda erkeklere büyük bir iltimas geçiliyor, kadın analığı ve kabul edilebilir kadınlığı dışında bir hiçtir hissiyatına sahip oluyorsunuz. Bu kitabı okuyan bir genç erkeğin ya da kadının kafasında, ruhunda ve fikir dünyasında olabilecekleri kestirebilmek çok zor değil. Erkeği dine dayalı zorbalığa, kadını inançsızlığa götürüverir Allah muhafaza.

Sonuç olarak, kitabı şahsi olarak önermiyorum. Kütüphanemde ne işi var, onu da biliyor değilim. Ancak takdir tamamen size kalmış.

Sevgiyle

Yazarın biyografisi

Adı:
Adem Tatlı
Unvan:
Akademisyen, Yazar
Doğum:
Küçükköy, Korkuteli, Antalya, 1947
1947 yılında Antalya ilinin Korkuteli ilçesine bağlı Küçükköy’de doğdu. İlkokulu

köyünde, ortaokulu ilçede, liseyi Aydın Ortaklar Öğretmen Okulu ve Ankara Yüksek

Öğretmen Okulu Hazırlık sınıfında okudu. 1970’te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi

Biyoloji Bölümü’nden ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.

1970-1971’de Tokat Öğretmen Okulu’nda öğretmenlik yaptı. 1971 yılı Şubat

ayında Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler Yüksek Okulu’na Okutman olarak girdi.

1972 yılında Botanik asistanı oldu. 1975 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doktorasını tamamladı. 1975 yılında kısa dönem askerlik yaptı. 1978-1979 yıllarında İngiltere’nin Manchester şehrinde araştırmalar yaptı. 1982 yılında doçent oldu. 1988 yılında Profesör olarak Selçuk Üniversitesi Biyoloji Bölüm Başkanlığı’na getirildi.

1993-1996 yılları arasında Dumlupınar Üniversitesi Rektör yardımcılığı ve Fen-

Edebiyat Fakültesi Dekanlığı’nı yürüttü. 1997-1998 yıllarında Dumlupınar Üniversitesi

Sağlık Yüksekokulu Müdürlüğü ve 1998-2004 yıllarında Çevre Sorunları

Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Üniversiteler

Arası Kurul üyeliği ve Kredi Yurtlar Kurumu Genel Kurul üyeliğinin yanı sıra, Üniversite Yönetim Kurulu ve Senatosu ile Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurullarında vazife yaptı.

2005 yılında Evrim kitabında yaratılışa da yer verdiği için bir yıl Üniversiteden uzaklaştırma cezası aldı. 2006 yılında emekli oldu.

2012 yılında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde görev aldı. 2013 yılında mahkemeyi kazanarak Dumlupınar Üniversitesine geri döndü.

25 Nisan 2014 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

2006 yılından beri “sorularlaevrim” sitenin sorumluluğunu yürütmektedir.

Eserleri:

Erzurum Bölgesi’nin Yaygın Çayır ve Mer’a Bitkileri (1988)

Genel Biyoloji (9. Baskı, 2015)

Kütahya’nın Anıt Ağaçları (2000)

Küçükköy Beldesi Tarihi ve Sülâleleri (M. Sarıcık’la ortak yazar, 2. Baskı, 2015)

Bitki Coğrafyası (2004)

Türkiye Vejetasyonu (2004)

Beyniniz Yıkandı mı? (1983)

Fosiller ve Evrim (Tercüme, 1984)

Merak Ettiklerimiz (1984)

Sorularla Evrim ve Yaratılış (2. Baskı, 2017)

Evrim Raporu (1985)

Evolüsyon (1984)

Yaratılış, Evrim ve Halk Eğitimi (Edip Keha, İsmet Hasenekoğlu ile ortak tercüme,1984)

Yaratılış Modeli (E. Keha, İ. Hasenekoğlu, K. Solak ile ortak tercüme, 1985)

Evrim ve Yaratılış (1992)

Evrim, İflas Eden Teori (1990)

Evrim (2005)

Gayeli ve Plânlı Yaratılış (2007)

Biyolojiden İdeolojiye Evrim Teorisi (2009)

İnsanlık Tarihi Boyunca Evrim (2010)

Etik ve İnsanî Değerler (Dr. İdris Görmez’le ortak yazar, 2016)

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (Komisyon kitabı. Editörlük ve bölüm yazarı, 2.baskı, 2017)

İslam-I, II,III, IV (Komisyon kitabı. Editörlük ve bölüm yazarı, 2008)

Bediüzzaman Said Nursi’nin Tesbitleri ışığında Millî ve Manevî Problemlerimizin Hal Çareleri (Makale yazarı, 1992)

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 26 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.