680’de (1281) Şîraz yakınlarındaki Îc’de doğdu. Hz. Ebû Bekir’in neslinden geldiği söylenen varlıklı bir aileye mensup olup babası doğduğu şehrin kadısı idi. Îc’de yetiştikten sonra önce Şîraz’a, ardından İlhanlılar’ın yeni kurduğu başşehir Sultâniye’ye giden Adudüddin, İlhanlı Veziri Reşîdüddin Fazlullah’ın himayesine girdi. Bu sırada aynı şehri ziyaret eden İbnü’l-Fuvatî, Îcî’nin 706 (1306) yılında Sultâniye’ye gelerek ilim, hikmet ve edebî ilimlerde Reşîdüddin’e tâbi olduğunu ve onun yanında bulunduğu sırada felsefeye yönelerek akîde alanında bazı yanlış görüşler benimseyip kötü alışkanlıklar kazandığını, bu yüzden babasıyla arasının açıldığını söyler. Ancak İlhanlı sarayında mevki edinmek için Sultâniye’ye gelen İbnü’l-Fuvatî’nin, bu iddiaları kendisini engelleyen Îcî’yi itham etmek amacıyla ileri sürmüş olması muhtemeldir (van Ess, WO, IX [1977-78], s. 272).
Olcaytu Han döneminde (1304-1316) Sultâniye’de kadılık görevini yürüten Îcî, hanın yanında seferlere katılan seyyar medresede müderrislik yaptı. Onun ölümü üzerine yerine geçen oğlu Ebû Said Bahadır Han devrinde Sultâniye’de kādılmemâlik oldu. Reşîdüddin’in ölümünden sonra vezir olan oğlu Gıyâseddin Muhammed’in arzusu ile 727 (1327) yılında Şîraz’a dönerek burada kadılığa başladı. el-Fevâʾidü’l-Ġıyâs̱iyye ve Şerḥu’l-Muḫtaṣar adlı eserlerini Gıyâseddin’e ithaf eden Îcî’nin Şîraz’daki bu görevini ne zamana kadar sürdürdüğü bilinmemektedir. Kaynaklarda, bir süre sonra Şîraz’dan ayrıldığı ve hayatının bir kısmını muhtemelen Şebenkara’da geçirdiği belirtilir. 736’da (1335-36) Ebû Said’in ölmesi ve Gıyâseddin’in idam edilmesinin ardından İlhanlı hâkimiyetinin sona ermesi üzerine tekrar Şîraz’a dönen Îcî, buranın yeni hâkimi İncû hânedanına mensup Emîr Ebû İshak yönetiminde kādılkudât oldu ve Hâfız-ı Şîrâzî ile de görüştü. Hâfız onu, Fars bölgesinin imarını sağlayan beş önemli şahsiyetten biri ve “bilgi ülkesinin padişahlar padişahı” olarak niteler (Hafız Divanı, s. 537).
Îcî, fiilen katıldığı arabuluculuk girişimlerine rağmen Muzafferîler hânedanının kurucusu Mübârizüddin Muhammed b. Muzaffer’in kuşatmasından kurtulamayan Şîraz’dan gizlice ayrılarak memleketine gitti (754/1353). Burada Şah Şücâ‘ın koruduğu Îcî, bir yıl sonra Kirman valisi tarafından bilinmeyen bir sebeple tutuklanarak Direymiyân’da hapsedildi ve orada vefat etti.
Sözlükte “seciye, tabiat, huy, insanın rûhî ve bâtınî yaratılışı” mânalarına gelen hulk kelimesinin çoğulu olan ahlâk, terim olarak “Nefiste yerleşen ve insan davranışlarının fikrî bir zorlama olmaksızın kendisinden kolayca ortaya çıktığı meleke” diye tanımlanır.
Îcî ahlak ilmini, “Güzel ve çirkin olan ahlâk davranışlarını bilip, güzel olanlarını yapmaya ve çirkin olanlarından sakınmaya ait ilim” olarak tanımlar.
Sayfa 16 - Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2015·Kitabı okudu