Ahmed Emin

Ahmed Emin

Yazar
10.0/10
4 Kişi
·
8
Okunma
·
0
Beğeni
·
11
Gösterim
Dilenci, tüccara hitaben:
- Gırnata senin gibilerinin umurunda değil. Yönetim ister İbni Ahmet'in ister Hristiyanların elinde olsun, senin için farketmez. Gece olunca evinize çekilirsiniz. Bizler ise Gırnata'nın sokaklarına ve tarlalarına sığınırız; onun toprağını kucaklarız ve onunla korunuruz. Senin gibiler Gırnata'nın ne olduğunu bilmezler. Gırnata, bedenlerimizde gezen ve damarlarımızda hayatın nabzını atan ruhtur. Ama sana gelince, seni endişelendiren yegane şey ticaretinin kesada uğramasındır, dedi
Tüccar tamamen sustu ve şaşkınlık içinde dilenciye bakmaya başladı!
Dilenci adam, sözünü tamamlayarak:
- Siz zenginler Gırnata'nın ne sıcağını ne soğuğunu ne de şefkatini bilirsiniz. Doğrudur, Gırnata'da bir şeye sahip değiliz. Ancak bizler; bir karşılık beklemeksizin ona toprağı ile karışan terimizi ve kanımızı sunduk ,ona ruhumuzu sunduk. Peki sizler ne sundunuz?! dedi.
Ey ibret dolu geçmişten ibret alacak yerde,günü birlik işlere dedikodulara batmış kişi!
Sen uyu bakalım;ama zaman için ne demek dinlenmek ,ne demek uyku!
Cami kilisedir artık, hilâl yerine haç asılı.
Nur yüzlü ezan yerine, bitmeyen bir çan sesi, bir baykuş uğultusu...
Mihraplar ki taştandır, minberler ki ağaçtan,
Canlı cansız ne varsa bu hâle inledi durdu.
Yürekli, utanan, alçalmaktan korkan,
Kardeş için can veren kimse kalmadı mı yeryüzünde?
Hakkın yardımcısı, hak peşinden giden, kendini hakka adamış tek kişi yok mu?
Dünyanın efendisiydi bu millet, şimdi dünyanın kölesi.
Neler çekiyorlar? Yüzleri bile tanınmaz hâle geldi. Yarabbi ne kaderdir bu!
Kendi yurtlarında bey idiler, şimdi küfr ülkesinde uşak.
Ululuğun doruğundan eziliş uçurumuna yuvarlanan bu halka acıyan yok mu?
Yağan yağmur toprağa karışıyor ve güzel bir koku yayılıyordu. Küçüklüğümden beri bunu seviyordum ve hala seviyorum. İçimdeki anıları ve tasayı harekete geçiriyor. Yer, bizimle konuşuyor, biz de onunla konuşuyorduk. Zamanın kasvetinden ona sığınıyorduk. Bize güzelliğini ve gençliğini veriyordu. Tâ ki cimri davrandığımız gün gelinceye kadar. Kanlarımızı onun uğruna vermekten sakındık. O da sonsuza dek bizden ayrıldı.
Ahmed Emin
Sayfa 50 - Etiket
Gırnakta'daki büyük caminin yanında ağlayan küçük çocuk: Ben babamdan dolayı alamıyorum. Ağlamamın sebebi babamın savaşa çıkarken bana: Ey oğlum! Şayet hizmete uğrarsak bugünden sonra artık Gırnata'da ezan sesini işitmeyeceksin ve minarelerde haç yükselecek' demeseydi.
144 syf.
·1 günde·10/10
Kitabın girişinde Mısırlı yazar Ahmed Emin, kitabın ilginç hikâyesini anlatıyor: Bir sabah kalktığında her zaman olduğu gibi Fırat adındaki Sahaf, kucağında eski kitaplarla zili çaldığını söylüyor. Kitapları alıp masanın üzerine koyduğunda, içlerinden bu kitabın dikkatini çektiğini, hemen okumaya başladığını, kitabı gözyaşları içinde bitirdiğini anlatıyor.

Ahmed Emin'in mütercimi olduğu kitap, iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm, Endülüs'ün düşüşünün son beş gününü yaşayan Endülüslü bir Müslümanın yaşadıklarını anlatıyor.

İkinci bölüm ise, Endülüs'ün düşüşünden üç yüzyıl sonra, aile efradı ile beraber anne babası gözleri önünde yakılan ve kendisi de Hıristiyanlaştırılmak ve rahip olarak yetiştirilmek için bir kiliseye yerleştirilen, Bedi adındaki Müslüman bir çocuğun yaşadıklarını anlatıyor.

Roman, o dönem Müslümanlarının yaşadıklarını, bizzat yaşayanların dili ile anlatıyor.

Kaldığı kilisenin altındaki zindanlar ve akla hayale gelmeyen korkunç işkenceler... Engizisyon mahkemelerinin aldığı kararlar doğrultusunda canlı canlı yakılan Müslümanlar...

Romanın hacmi küçük ancak içeriği çok büyük.

Kendisi küçük olup da etkisi büyük olan biri daha var romanda: 10 yaşındaki Bedi.

On yaşında girdiği kilisede, o dönem Endülüs'te kalan sayıca az Müslümanlar arasında irtibatı sağlıyor. Kiliseye ayin için gelen Hıristiyan kılığındaki Müslüman kadınların, rahiplere takdim ettikleri yiyecekler içinde getirdiği raporları, kilisenin müdavimleri arasında olan ve Müslümanlığını gizleyen Kamil adındaki yaşlı biri ile Şeyh Ömer'e gönderiyor...

Sonrasında birer birer ilişkili olduğu Müslümanlar da yakılıyor. Şeyh Ömer'in gizlice namaz kıldırdığı yerin bilgisine ulaşan Engizisyon Mahkemeleri, içinde namaz kılanlarla birlikte mescidi yaktırıyor. Raporları getirip götürmekte aracılık eden kadın, Müslümanlığı tespit edilince, meydanda toplananların arasında olan Bedi'nin gözlerine baka baka yakılıyor. Annesi yerine koyduğu kadın gözleri önünde yakılırken, on beş yaşlarındaki çocuk yaşadığı acıyı dışa vuracak bir çığlık bile atamıyor!

Dağ gibi acılar gömüyor içine Bedi.

Tabi zaman zaman sarsıldığı anlar olmuyor değil. Yaşadıklarının etkisi ile Kamil adındaki Müslümanla tartışıyor: “Allah bizi seviyorsa niye yardım etmiyor, yaşadığımız acıları görmüyor mu, yoksa...”

Kamil'in de ölümü ile yapayalnız kaldığı günlerde bir rüya görüyor. Rüyasında Kâbe'yi ziyaret ettiğini, Kamil'in orada olduğunu ve uzunca secdeler yaptığını ve dualar ettiğini... Onunla konuştuğunu ve Kamil'in kendisine, yaşananların mükâfatını anlattığını görüyor... Rüya kendisine teselli verse ve rüyanın gerçekleşeceği hissi iman gibi doğsa da içine, Mekke nere, Kâbe nere!

Kendisi çocuk yaşta bir rahip olarak Engizisyonun merkezi olan kilisede mahpus...

Derken, bir grup rahip ile beraber Afrika'nın bir ülkesine misyonerlik çalışması için gemi ile gönderileceği söyleniyor... Yola çıkılıyor ve şiddetli fırtınaya tutulan gemi batıyor...(alıntı)

...
Kitabın kısa özeti bu şekilde. İçeriğinin belgelere dayanması ve yaşanılan acıların yüz yıllar sonra gün ışığına çıkması insanda farklı duygulara yol açıyor. Okuyupta duygulanmamak,ağlamamak elde değil...MUTLAKA OKUMANIZI ÖNERİYORUM.
Bahsetmek istedigim bir diğer konuda aynı acıların bugün Arakanda ,Doğu Türkistan da yaşanıyor olması...Ne yazık ki bizler yani islam âlemi bir zillet uykusundayız. Rabbim bizlere dirilmeyi ve dünyaya adaleti getirmeyi nasip etsin...
144 syf.
·Puan vermedi
Burada kitabı anlatamayacağım çünkü kitap yaşananları yeterince güzel anlatmış. Ben bende bıraktığı hisleri anlatacağım. Kitabı elime alma sebebim "annem". 2 kere okudu, iyice sindirmek için. Çok ince bir kitap ama içeriği çok ağır... Bana acizlik hissi yaşattı ve bir ürperti... İnandığım dindeki verdiğim tavizlerin, sonunda benden sonra gelecek nesli nasıl etkileyebileceği ile ilgili endişelenmeme sebep oldu. Bence bir alın ve okuyun derim . Tüm kitaptan tarih akıyor hemde delilleriyle.
144 syf.
·53 günde·Beğendi·Puan vermedi
Gırnata'nın, Kurtuba'nın, Madrid'in hasılı Endülüs'ün Hristiyan İspanyolların eli ile nasıl bir kıyımdan geçtiğini gözler önüne seren, hacmi küçük ama muhtevası ve tesiri büyük bu eseri mutlaka okumalısınız.

Dinlerini gizlemek zorunda kalan Müslüman Moriskoların duyulmayan feryadını, El Hamra Sarayının mahzun akibetini ve ehil olmayan yöbeticilerin neye mal olduğunu anlatan harika bir eser.
144 syf.
·Beğendi·10/10
Endülüste yaşayan müslümanların karşılaştığı zorlukları konu alan bir eser.Bir gencin kendi dinini gizlemesi ve Hristiyan olarak kendini göstermesini anlatır.Çünkü Hristiyanlar tek bir müslümanın bile yaşamasına izin vermez.Ve en kötü işkenceleri müslümanlara uygularlar.Daha sonra bu genç papazlarla beraber bir gemiye biner .Gemi fırtınadan dolayı batar.Genç bu şekilde onların elinden kurtulur.Bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitap.İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmed Emin
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 8 okur okudu.
  • 4 okur okuyacak.