Ahmed Emin

Ahmed Emin

10.0/10
1 Kişi
·
3
Okunma
·
0
Beğeni
·
7
Gösterim
Adı:
Ahmed Emin
Unvan:
Yazar
Ey ibret dolu geçmişten ibret alacak yerde,günü birlik işlere dedikodulara batmış kişi!
Sen uyu bakalım;ama zaman için ne demek dinlenmek ,ne demek uyku!
Dilenci, tüccara hitaben:
- Gırnata senin gibilerinin umurunda değil. Yönetim ister İbni Ahmet'in ister Hristiyanların elinde olsun, senin için farketmez. Gece olunca evinize çekilirsiniz. Bizler ise Gırnata'nın sokaklarına ve tarlalarına sığınırız; onun toprağını kucaklarız ve onunla korunuruz. Senin gibiler Gırnata'nın ne olduğunu bilmezler. Gırnata, bedenlerimizde gezen ve damarlarımızda hayatın nabzını atan ruhtur. Ama sana gelince, seni endişelendiren yegane şey ticaretinin kesada uğramasındır, dedi
Tüccar tamamen sustu ve şaşkınlık içinde dilenciye bakmaya başladı!
Dilenci adam, sözünü tamamlayarak:
- Siz zenginler Gırnata'nın ne sıcağını ne soğuğunu ne de şefkatini bilirsiniz. Doğrudur, Gırnata'da bir şeye sahip değiliz. Ancak bizler; bir karşılık beklemeksizin ona toprağı ile karışan terimizi ve kanımızı sunduk ,ona ruhumuzu sunduk. Peki sizler ne sundunuz?! dedi.
-Ey evladım! Gelinler, Damat evine gittiği vakit eline kına yakarlar. Erkekler ise Şehadet gittikleri vakit ellerini kan ile boyarlar. Ölümü temenni edip de onu bulamayacağınız vakit gelmeden önce, Gırnata 'nın şerefi için savaşın ve onurlu bir şekilde ölün! ...dedi kadın bana.
Mısır ve adve Sultanları iç politikalar nedeniyle Girnataya yardım etmediler.
Hatta bizi kurtarmaktan Osmanlıların da Avrupa savaşları ve fetih politikaları meşgul etmişti.
Müslümanlar için yeni bir ülke fethetmek mi yoksa islam güneşinin batmaya yaklaştığı köklü bir İslam edevletini himaye etmek mi daha evla?!
Cami kilisedir artık, hilâl yerine haç asılı.
Nur yüzlü ezan yerine, bitmeyen bir çan sesi, bir baykuş uğultusu...
Mihraplar ki taştandır, minberler ki ağaçtan,
Canlı cansız ne varsa bu hâle inledi durdu.
Yürekli, utanan, alçalmaktan korkan,
Kardeş için can veren kimse kalmadı mı yeryüzünde?
Hakkın yardımcısı, hak peşinden giden, kendini hakka adamış tek kişi yok mu?
Kitabın girişinde Mısırlı yazar Ahmed Emin, kitabın ilginç hikâyesini anlatıyor: Bir sabah kalktığında her zaman olduğu gibi Fırat adındaki Sahaf, kucağında eski kitaplarla zili çaldığını söylüyor. Kitapları alıp masanın üzerine koyduğunda, içlerinden bu kitabın dikkatini çektiğini, hemen okumaya başladığını, kitabı gözyaşları içinde bitirdiğini anlatıyor.

Ahmed Emin'in mütercimi olduğu kitap, iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm, Endülüs'ün düşüşünün son beş gününü yaşayan Endülüslü bir Müslümanın yaşadıklarını anlatıyor.

İkinci bölüm ise, Endülüs'ün düşüşünden üç yüzyıl sonra, aile efradı ile beraber anne babası gözleri önünde yakılan ve kendisi de Hıristiyanlaştırılmak ve rahip olarak yetiştirilmek için bir kiliseye yerleştirilen, Bedi adındaki Müslüman bir çocuğun yaşadıklarını anlatıyor.

Roman, o dönem Müslümanlarının yaşadıklarını, bizzat yaşayanların dili ile anlatıyor.

Kaldığı kilisenin altındaki zindanlar ve akla hayale gelmeyen korkunç işkenceler... Engizisyon mahkemelerinin aldığı kararlar doğrultusunda canlı canlı yakılan Müslümanlar...

Romanın hacmi küçük ancak içeriği çok büyük.

Kendisi küçük olup da etkisi büyük olan biri daha var romanda: 10 yaşındaki Bedi.

On yaşında girdiği kilisede, o dönem Endülüs'te kalan sayıca az Müslümanlar arasında irtibatı sağlıyor. Kiliseye ayin için gelen Hıristiyan kılığındaki Müslüman kadınların, rahiplere takdim ettikleri yiyecekler içinde getirdiği raporları, kilisenin müdavimleri arasında olan ve Müslümanlığını gizleyen Kamil adındaki yaşlı biri ile Şeyh Ömer'e gönderiyor...

Sonrasında birer birer ilişkili olduğu Müslümanlar da yakılıyor. Şeyh Ömer'in gizlice namaz kıldırdığı yerin bilgisine ulaşan Engizisyon Mahkemeleri, içinde namaz kılanlarla birlikte mescidi yaktırıyor. Raporları getirip götürmekte aracılık eden kadın, Müslümanlığı tespit edilince, meydanda toplananların arasında olan Bedi'nin gözlerine baka baka yakılıyor. Annesi yerine koyduğu kadın gözleri önünde yakılırken, on beş yaşlarındaki çocuk yaşadığı acıyı dışa vuracak bir çığlık bile atamıyor!

Dağ gibi acılar gömüyor içine Bedi.

Tabi zaman zaman sarsıldığı anlar olmuyor değil. Yaşadıklarının etkisi ile Kamil adındaki Müslümanla tartışıyor: “Allah bizi seviyorsa niye yardım etmiyor, yaşadığımız acıları görmüyor mu, yoksa...”

Kamil'in de ölümü ile yapayalnız kaldığı günlerde bir rüya görüyor. Rüyasında Kâbe'yi ziyaret ettiğini, Kamil'in orada olduğunu ve uzunca secdeler yaptığını ve dualar ettiğini... Onunla konuştuğunu ve Kamil'in kendisine, yaşananların mükâfatını anlattığını görüyor... Rüya kendisine teselli verse ve rüyanın gerçekleşeceği hissi iman gibi doğsa da içine, Mekke nere, Kâbe nere!

Kendisi çocuk yaşta bir rahip olarak Engizisyonun merkezi olan kilisede mahpus...

Derken, bir grup rahip ile beraber Afrika'nın bir ülkesine misyonerlik çalışması için gemi ile gönderileceği söyleniyor... Yola çıkılıyor ve şiddetli fırtınaya tutulan gemi batıyor...(alıntı)

...
Kitabın kısa özeti bu şekilde. İçeriğinin belgelere dayanması ve yaşanılan acıların yüz yıllar sonra gün ışığına çıkması insanda farklı duygulara yol açıyor. Okuyupta duygulanmamak,ağlamamak elde değil...MUTLAKA OKUMANIZI ÖNERİYORUM.
Bahsetmek istedigim bir diğer konuda aynı acıların bugün Arakanda ,Doğu Türkistan da yaşanıyor olması...Ne yazık ki bizler yani islam âlemi bir zillet uykusundayız. Rabbim bizlere dirilmeyi ve dünyaya adaleti getirmeyi nasip etsin...
Burada kitabı anlatamayacağım çünkü kitap yaşananları yeterince güzel anlatmış. Ben bende bıraktığı hisleri anlatacağım. Kitabı elime alma sebebim "annem". 2 kere okudu, iyice sindirmek için. Çok ince bir kitap ama içeriği çok ağır... Bana acizlik hissi yaşattı ve bir ürperti... İnandığım dindeki verdiğim tavizlerin, sonunda benden sonra gelecek nesli nasıl etkileyebileceği ile ilgili endişelenmeme sebep oldu. Bence bir alın ve okuyun derim . Tüm kitaptan tarih akıyor hemde delilleriyle.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmed Emin
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 3 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 1 okur okuyacak.