Aslı Dağlı

Aslı Dağlı

Çevirmen
7.8/10
2.931 Kişi
·
5.815
Okunma
·
8
Beğeni
·
79
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Aslında Kafes'te her şey ortalama seviyedeydi, karakterler, olaylar, hikaye, kurgu hepsi iyiydi ama hiçbiri çok iyi ya da çok farklı değildi, kitabın en beğendiğim kısmı yazarın gerilimi kurgu ile harmanlayıp okura güzel bir şey sunabilmesiydi. Kitap çok hızlı okunuyor ve sizi sıkmıyor hep bir bilinmeyen var ve bazı boşluklar doldurulması için tamamen size bırakılmış. Bu durum genel olarak iyi olsa da kitabın sonunu çok sevemedim, beni tatmin etmedi, sanki yarıda kaldı. Kitabın tek kitap olduğunu bilmesem serinin ikinci kitabını beklemeye çalışırdım. Aslında yazar seri yapsa kitap daha hoş olabilirdi, en azından sonunu böyle bitirmeseydi.

Daha fazlası için; http://yorumatolyesi.blogspot.com/...kafes-jmalerman.html
Malerman'ın ilk kitabı olan Kafes sitemizde değişik eleştiri ve beğenilerle karşılanmıştı. Kendi adıma, son derece irkiltici, ilginç, ve okuduğum en tüyler ürpertici kitaptı Kafes; çünkü yazar hikâyesinin temel korku veya gerilim ögesini bilinmeyen, kimsenin görmediği ama hissettiği bir varlık üzerine kuruyordu. Ne veya kim olduğunu anlayamadığımız ama gerilim ve korku hissini sürekli hissettiğimiz için kitap amaçladığı şeyi gerçekleştirmiş oluyordu.

Malerman'ın ikinci eseri yine görememek, anlayamamak ve bilememek üzerine. Yeni sevgili olmuş gencecik iki insanın göl gezisi gölün dibinde bir ev olduğunu keşfetmeleriyle seyir değiştiriyor. Gölün dibindeki iki katlı ev onlar için bir tutkuya dönüşüyor. Defalarca göle dalarak eve gidiyor, orada bir şeylerin varlığını hissediyor ama göremiyorlar.

Kitap baştan sona iki karakter ve ev üzerine kurulmuş. Yazar gerilimi ağır ağır yükseltirken, asla Kafes'teki gibi bir gerilim yaratma veya korku hissi oluşturma amacı gütmüyor. Onunkisi daha çok hayatlarında ilk kez aşkı bulan gencecik insanların buldukları ve yaşamaya başladıkları bu çok güzel duyguları gölün altında iki katlı, son derece gizem dolu bir ev metaforuyla gizemli, sırlarla dolu, merak uyandıran bir keşif dünyasına dönüştürmek. Aşka bir güzelleme, bir övgü eseri bu; ergenliğe, hayata yeni adım atmaya, hayatı ve dünyayı aşkla tanımaya başlamaya duyulan sevgi ve özlemle yazılmış, insanın tecrübe dünyasındaki ilk ciddi adımlarına duyulan anlayış duygusuyla yaratılmış güzel bir eser. O yüzden, belki, gerilim ve korku hissi yerine, yazar gizemli bir hikâye aracılığıyla bizlerden o yıllarımıza, o hislere, o tecrübesizliğin içerisinde kaynayan hayat damarına selam göndermemizi istiyor... tabii bu, benim gibi, orta yaş merdivenlerini oflaya poflaya çıkanlar için geçerli belki de... İstemez miyim ben de bir sır dolu evi gölün dibinde görünce macera ve aşk hissiyle coşmayı, inadına, kararlılıkla o gölü mekân tutup, ısrarla orada var olmak için el ele o diplere, derinlere dalmayı? Geçti tabii, ben göle dalamam, dalsam da o eve gidemem. Gidesim tutsa, ev sandığım şey koca bir yosun kütlesi çıkar büyük olasılıkla. Ya da orada boğulurum kimbilir. Zaten artık hâlim yok.

Gölün Dibindeki Ev'i öneriyorum elbette. Belki seversiniz. Yine de okunup hemen unutulacak eserlerden biri bu. Kafes mi bu kitap mı derseniz, kesinlikle Kafes'i okumalısınız.
Hayatımda belki de hiç bir kitapta bu kadar ürkmemiştim.

Tek istisna Stephen King'in Mahşer adlı başyapıtıydı: Mahşer, salgın hastalığın yayılışını en az 500 sayfa boyunca anlatırken beni çok etkilemiş, artık hapşıran insanlardan ürker ve gerçekten kâbus görür duruma gelmiştim.

Kafes, daha önce pek bilmediğim bir korku duygusuyla dolu. Aldığı ödüllerin hepsini hak etmiş bir çalışma bu. Okurken yaşadığım hisleri yabana atmam mümkün değil. Maloeri'nin Oğlan ve Kız'la beraber ormandan gelen seslerin ardından nehirde, kayıkta, gözleri bağlı olarak yaşadıkları şeylerin anlatıldığı bölüm, hayatımda okuduğum en ürkütücü, tüylerimi diken diken eden sayfalardı.

Yazarın atmosfer yaratmada gösterdiği başarının asla hafif alınmaması gerekiyor. Yazar bu etkileyici atmosferi ne olduğunu bilmediğimiz, insanların delirmesine, birbirlerini ve kendilerini öldürmelerine sebep olan ve dünyada önce Rusya raporu adıyla tanınmaya başlayan delirme vakalarının sebebi olarak somut, elle tutulur, kavrayabileceğimiz hiç bir şeye işaret etmeden, sadece korku hissimizle usul usul oynayarak yaratıyor. Öyle ki kitabın bir çok yerinde ürkütücü sahneler yaratıyor, bu sahneleri parçalanmış vücutlar, oluk oluk akan kan, kana susamış canavarlar ya da uyduruk seri katiller vb. kullanmadan yapıyor üstelik. yazarın bu başarısındaki en büyük etken kesinlikle olayların sebebini açıklamaya çalışmaması. Haneke'nin filmlerinde gördüğümüz gibi, okuyucuları gerekçeler ve sebepler sunarak rahatlatmaya çalışmak aslında ona yalan söylemektir: oysa bu kıyamet hissinin, dehşet hissinin, kapana kafese sıkışmışlık hissinin sürüp gittiğini söylemek istiyor yazar. Böyle yaparak; kafeste olanın, kıstırılanın, gözlerindeki bağı çözmesi halinde delirerek kendini ve başkalarını yok etmekten korkanın, onu ezen sistemler ve sömürü biçimleri tarafından esir edilmiş modern insan olduğunu anlatmak istiyor belki de.

Kafes'i herkese öneriyorum.
Yeni bir yazarla tanışmak bana sürekli "Acaba kitabı alsam mı, beğenir miyim, yazarın kalemine alışabilir miyim" şeklinde sorular sordurur ve genelde yazarların ilk kitaplarına da temkinli yaklaşırım. Kafes, Josh Malerman'ın ilk kitabı. Romanı yorumlara, kazandığı ödüllere ve yine birkaç ödül için finalist olarak gösterilmesine dayanarak tercih ettim, ancak kitabın beklentilerimi karşılamadığını söyleyebilirim.

Dışarda insanların görmemesi gereken bir "şey" vardır, insanlar göz bantlarına mahkum olmuş ve evlerini tamamen dışardan izole edilmiş hale getirmişlerdir. Bu "şey" insanları onlarla göz teması kurmaları halinde geri dönülemez bir deliliğe sürüklemekte ve bu kişiler kendilerine zarar vermekle kalmayıp, çevrelerindeki insanları da vahşice katletmektedirler. Malorie ve iki çocuğunun, kendileriyle temas kuran bir grup insanın güvenli olarak niteledikleri sığınaklarına giderken yaşadığı olaylar anlatılıyor kitapta. Aynı zamanda olayların başlangıcını ve çocukların doğumundan önceki süreci Malorie'nin yolculuk sırasında geçmişe dönüp yaşananları zihninden geçirmesiyle öğreniyoruz.

Korku-gerilim kitapları genelde beni etkiler. John Saul, S. King gibi yazarların kitaplarında fazlasıyla gerildiğimi hatırlıyorum ancak Kafes beni bu anlamda çok etkilemedi. Konu değişikti, ilgi çekiciydi ama kitap bittiğinde bir şeyler havada kalmış gibi hissettim. Kafes bende, cevaplanmayan sorularla dolu, tamamlanmamış, yarım bırakılmış bir kitap hissi uyandırdı. Tabii ki okunulabilir ancak bu kitaptan önce okunacak çok daha iyi gerilim romanları var diye düşünüyorum. Keyifli okumalar...
Kafes'i tek kelime ile anlatacak olsam "belirsizlik" derdim. İlk sayfadan son sayfaya kadar belirsizlik hakim.


İnsanlar dışarıda gördükleri bir şeyden dolayı bilinçlerini kaybedip kendilerini öldürüyor. Bu vakaların artmasıyla insanlar kendileri göz bantları takarak, pencereleri battaniyelerle kapatarak korumaya çalışıyorlar. Gazete ilanıyla bir araya gelen bir grup insanın hayatta kalma mücadelesine tanıklık ediyoruz.

Kitabın kurgusu muhteşem, dili de oldukça akıcı. Yazarın duyguları hissettirme gücü çok kuvvetli kitabı okurken yer ve zamandan soyutlandım adeta. Karakterlerle gerildim, onlarla korktum hatta rüyalarımı bile etkiledi... İlk kez bir kitaptan bu kadar etkilendim sanırım. Korku/gerilim severler kaçırmayın derim. :)

Keyifle okuyun, mutlu kalın... :)
Eğer bu türün tutkunuysanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Oldukça akıcı ve sade ilerliyor konu. Hiç bir bölümünde merak unsuru eksik olmuyor, oldukça sürükleyici, bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz bir kitap.İçindeki fotoğraflarla da oldukça etkileyici olduğunu düşünüyorum. Geçmiş ve günümüz arasındaki bağlantı, zaman ve mekkanlar arasında oluşan kapılar, geçmişin büyüsü, geleceğin cazibesi. Bir düşünün hiç yaşlanmadığınız bir Peter Pan ülkesi gibi... Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.
Serinin ikinci kitabı da soluksuz bitti. Durdurak bilmeden heycanın ve hareketin hiç bitmediği bir kitap oldu yine. Bu kitapda karakterlerimizi biraz daha yakından tanıdık, gerek iç dünyalarını gerekse geçmişlerini. Tarihin tozlu sayfalarından günümüze kadar etkilerini hissettiren tuhaf ruhlar sadece kendilerini değil bütün dünyayı kurtarmak için bir mücadelenin içinde bulacaklar kendilerini. Beklenmedik sonuyla üçüncü kitabı merakla okumaya itiyor yazar bizi ve arkasında tuhaf masalları tabiiki...
Resmen ardı arkası kesilmeyen lansmanın kurbanı oldum. Kitabın anlamamak- anlamlandıramamak üzerine yazıldığı fikrine katılıyorum. Çünkü ciddi ciddi kitabı anlamadım. Ergenlik ve ilk aşk temalı kitaplardan da hiç hazetmem. Cinli- perili- hayaletli kitap okuycam sanarak takıntılı ergen aşkı hikayesine maruz kaldım. Birde takıldığım ayrı bir nokta daha var, "derken" kelimesi o kadar çok kullanılmıs ki... Gözüme gözüme battı. Kitabı bitirdikten sonra şimdi bu neydi dedim kendi kendime.. Sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Oysa çok heyecanlı bir şekilde satın alıp eve getirdim, heyecanla başladım...
Kitabın arka kapağında konusu yazmıyor içeriğini merak edip aldım.Çok güzel bir kurgusu var, biraz bilim kurgu biraz macera karışımı simülasyon olaylarının yaşandığı güzel bir kitap.Bir sonraki hamleyi tahmin etmek oldukça zor ve sizi düşündürüyor.

Kitap bitmeden rahat edemiyorsunuz, çok akıcı bir solukta bitirebilirsiniz.Tek olumsuz yanı gereksiz uzatmalar birazda tekrar sanırım kitabı kalın yapanda bu olay :) ama bu sizi yıldırmasın güzel bir hikaye okumuş olacaksınız. Ve kapak tasarımı muazzam olmuş. Keyifli okumalar.
Eser her ne kadar fantastik bir kitap olsa da okurken günümüz dünyasını da çok iyi yansıttığını söyleyebilirim. Nedeni ise, farklı olan ırklara tüm yaratılmışlara kendi iç dünyamız ile bakmamız ve bizim gibi olmayana ön yargılı ve hükmedici olmaya çalışmamız. Yazar kurgusunda her ne kadar tuhaf çocukları ve onların ruhunu almaya çalışan hayaletleri anlatsa da, insanın kendinden olmayana bakış açısının dünya üzerindeki gerçeklerini de sorgulatıyor...

Yazarın ilk kitabına göre bu eserinde ki kurgu daha dikkat çekici. Temposu hiç düşmüyor. On tuhaf çocukla beraber okurda hikayenin içinde yer ediniyor. Bu çocuklar aslında yaşlı birer ruh olmasına rağmen yazar onların içinde var olan çocukları kitabında çok iyi tasvirleyip bizlerin hayal dünyasına sunmuş...

Kitap, birinci kitabın kaldığı yerden devam ediyor. Bayan Peregrine'nin kuş formunda kalıp, tuhaf çocuklarla evlerini bırakarak zaman bükücü ve dönüşümün gerçekleşeceği bilinmez diyara yolculuk serüvenini anlatıyor...

Gölgelerin ve hayaletlerin peşinde olduğu on tuhaf çocuk düşmanlarına karşı özel yeteneklerini kullanırken, birbirleri hakkında daha fazla tuhaflık keşfetmeye başlıyorlar. Londra'da İkinci Dünya Savaş'ının ortasında kalan çocukların tek amacı ise Bayan Peregrine'yi insan formuna dönüştürebilecek olan, Bayan Wern'i bulmaktır...

Jacop ise kendinde olan tuhaf yeteneğini yeni keşfetmeye başlarken, bir yandan da ailesini düşünüp onların kendisi hakkında ki kararlarını merak ediyordu. Emma'ya olan duyguları ise gün geçtikçe iyice hissedilir hale gelmişti...


Peşlerindeki düşmanlardan kaçıp yerleşebilecekleri bir Döngü bulmaya çalışan çocuklar savaşın yıkıcı gücünü gördükçe nasıl davranacaklarını, neler yapmaları gerektiğini ve savaşın sadece gölgeler ve kendi ırkları arasında değil, yeryüzündeki insanlar arasında da olduğunu görüp bu durumu sorgulamaya başlarlar. Bunu yaparken de 1940 yılında sıkışıp kalmak istemiyorlar ve Bayan Peregrine'nin bir an önce dönüşmesi için canlarını tehlikeye atıp ırkları için bunu bir an önce başarmayı istiyorlar...

Eserin sonu ise üçüncü kitabı okumamıza sebep olacak şekilde şaşırtıcı bir sonla noktalanıyor...

Fantastik kitap severlere tavsiye ederim...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 5.815 okur okudu.
  • 198 okur okuyor.
  • 2.751 okur okuyacak.
  • 91 okur yarım bıraktı.