Augustinus

Augustinus

Yazar
8.6/10
25 Kişi
·
119
Okunma
·
36
Beğeni
·
2006
Gösterim
Adı:
Augustinus
Tam adı:
Saint Aurelius Augustinius
Unvan:
Hristiyan Filozof, Tanrıbilimci, Yazar
Doğum:
Thagaste , Numidia (şimdi Souk Ahras , Cezayir ), 13 Kasım 354
Ölüm:
Hippo Regius , Numidia (şimdi Günümüz Annaba , Cezayir), 28 Ağustos 430
(13 Kasım 354/28 Ağustos 430)
Batı Kilisesi'nin ilk döneminin başlıca ilâhiyatçısı, M.S. 396-430 yılları arasında Roma Afrikası'nın Hippo piskoposu olan Augustinus İlkçağ Hristiyanlığının en büyük düşünürü sayılır. Yunan felsefesinin Platoncu geleneği ile Hristiyan öğretiyi kaynaştırmaya çalışmıştır.

Augustinus'un babası Patricius putperest, annesi Monica ise dinine bağlı bir Hristiyandı. Ondokuz yaşında Kartaca'da öğrenciyken, Çiçero'nun bugün kayıp olan Hortensius adlı denemesinin etkisiyle felsefeye ilgi duymaya başladı. Katolik Kilisesi'nin inançlarını felsefeye uzak bulduğu için Maniciliğe yöneldi. Çapkın bir gençlik döneminden sonra düşük tabakadan bir kadınla ilişki kurmuş olan Augustinus zaaflarına karşı duramadığı için evlenmesine göz yumulan sıradan Manici müritler arasına girebildi.

Augustinus'un bu "ışık dini"ne duyduğu ilgi uzun sürmedi. Yirmisekiz yaşında Kartaca'dan ayrılarak Roma'ya, oradan da Milano'ya gitti. Milano piskoposu Ambrosius ile tanıştıktan sonra Katolik öğretiye karşı beslediği önyargılar bir ölçüde sarsıldı. Ama Tanrı'nın varlığı, kötülüğün kaynağı ve niteliği gibi sorunlar, onda hâlâ çözüme kavuşmamıştı.

Yeni-Platonculukla tanışması bu sıralarda oldu. Yeni-Platoncu görüşler, Manicilikten aldığı, Tanrıya ancak bedenden uzaklaşarak dönülebileceği ilkesini pekiştirmişti. Onun için bu, öncelikle cinselliğin bağlarından kurtulmak demekti. Hristiyanlığa kesin dönüşü Milano bahçesinde kulağına gelen al ve oku (tolle, lege) buyruğuyla gerçekleşti. "Rab İsa Mesih'i giyinin ve şehvetler için bedenin tedarikini görmeyin" âyetini okuyunca son kuşkularından da kurtuldu ve 387'de Ambrosius tarafından vaftiz edildi.

Bazı Yapıtları: Hristiyan Öğretisi; İnanç, Umut ve Sevgi Üzerine; Vaazlar; Mektuplar; Tekvin'in İlk Üç Bölümü Üzerine Yorumlar; Mezmurlar Üzerine Açıklamalar; Gerçek Din Üzeri¬ne; Özgür İrade Üzerine; Vaftiz Üzerine; Doğa ve Kayra Üzeri¬ne; İsa'nın Kayrası ve İlk Günah Üzerine.
İnsanların ölümlü olduğunu unutup onları insandan başka bir şeymiş gibi sevmek ne delilik!
Bu yaşamıma ölümle sonlanacak bir yaşam mı demeli, yoksa yaşamla sonlanacak ölüm mü bilemiyorum.
"Kalbimi bu kadar kolay ele geçiren bu yeisin kaynağı, fani bir insanı sanki ölümsüz gibi severek ruhumu kayıp giden kumun istikrarsızlığına bağlamış olmamdan başka ne olabilir?"
Çünkü bilmiyordum ki kötülük yoktur, kötülük denen şey sadece hiçbir iyi kalmayıncaya kadar iyilikten mahrum kalmaktır.
Augustinus
Sayfa 147 - Kabalcı Yayınevi
“Madem ruhu Tanrı yarattı, o zaman ruh niçin hata yapıyor?” Ama onların bana şöyle söylemesini hiç istemiyordum: “Ruhu yarattığına göre, niçin Tanrı hata yapsın?”
Augustinus
Sayfa 223 - Kabalcı Yayınevi
1032 syf.
Ortaçağ genel yapısından ayrılmayan; din ve felsefenin iç içe olduğu bu dönemde öne çıkan Aziz ünvanını almıştır.Aziz Augustinus olarak anılan Ortaçağın önemli ismi gerek Zaman kavramıyla gerekse Yeryüzü-Gökyüzü devleti konularıyla ön plana çıkmıştır.Yeryüzü devleti kötülüğün bulunduğu yer olarak anılsada Gökyüzü devleti tam aksine iyiliğin devleti olup diğer bir ifadeyle Tanrı devleti adıylada anılır.Bu kitabında Filozof kendi yaşam hayatını ele almış, Tanrıyla arasında bulunan bağın derinliğini her satır, her cümlesinde belirtmekten geri kalmamıştır.Yaşamını anlatarak Tanrıya olan bağlılığını, sevgisini, ona olan bitmek tükenmek bilmeyen arzusunu belirtmiştir.Çok sevdiği annesinin hayatındaki rolünü onun dine bakışında annesinin etkisini ve ölümünü barındıran satırlar bulunuyor.Dönemin özelliğine bakacak olursak Kilisenin baskısından ötürü ters düşmemek adına ne kadar karanlık olarak anılsada çok geniş bir dönemi kapsayan felsefenin dinin yanında kullanılarak akıl ve imanın bir arada olduğu bu dönemde bu tür özellikler baskınken Augustinus'un bu tarz Tanrı merkezli havaya girmesi normal olup önemli düşüncelerin temelini atan Filozoflardan.
103 syf.
·2 günde
Bu kitabı okumayı Einstein-Rosen'dan beri düşünüyordum. Çünkü Evreni veya var oluşumuzun sebebini anlamaya çalışacaksak en temel konu zaman kavramını anlayıp çözebilmektir. Şunu belirtmek istiyorum ki Aristoteles ne kadar çağına göre çığır açıcı bir fikri savunmuş olsa da Fizik açısından anlatmaya çalıştığı zaman kavramı bizim için her hangi bir anlam ifade etmemektedir. Aristotelesin yaptığı en büyük hatalardan biri zamanın parçalanabilirliğini savunması bunu anlatırken kafasında ki soru işaretlerini kitap da çok net bir şekilde görebiliyorsunuz. Gelelim Aziz Augustinus'a fikirlerinde çok cesur bir Hristiyan filozof ; Tanrının hiç bir şeyi yaratmadan önce nasıl bir zaman içerisinde olduğunu, zamanın olmadığı yerde "o zaman" diye bir şeyinde olmadığını ama yine de Tanrının bengiliğinin bütün geçmiş ve gelecek zamanların ötesinde olduğunu çok cesurca söylemiştir. Augustinus bunların dışında bir şey daha söylüyordu "İnsan ne olursa olsun zamanın hakikatine ulaşamaz yalnızca zamanın akışını algılayabilir." Bunu da zamandan ayrı bir zamanın var olduğunu savunarak destekliyordu. Ne kadar modern felsefesinin temellerini atmış olsa da kendisi bir yanılgı içerisindeydi Evrende hiç bir şey üç boyutlu destek den yoksun olamazdı.

İncelemenin buraya kadar ki kısmı ne kadar eleştiri içerse de bu sefer M. Heidegger'a sataşmayacağım. Çünkü hocasının izinden giderek bengi dönüşünü bütün bilgisiyle kucaklıyor diğer dostu Hegel gibi kem küm etmiyor ve zaman kavramında anlayamadığı noktaları Kant'ın uzay ve zaman üzerine yaptığı görüşleri ile destekleyerek geliştiriyor. Kitabı okuyacak olanlara tavsiyem bura da diğer filozofların zaman kavramları görüşüne nazaran Heidegger'ın bölümüne daha çok zaman ayırın çünkü Modern fiziğe daha uygun ve daha nefes kesici.

İncelemeyi sonlandırırken son sözü zaman kavramı üzerine dehşete düşüren Antinomisi ile Immanuel Kant'a bırakıyorum.
"Orada her zaman en uzak dünyadan daha da uzak bir başkası vardır, geçmiş ne denli geride kalırsa kalsın arkasında daha da öte bir başkası vardır, gelecek ne denli uzakta olursa olsun her zaman ötesinde daha da uzak bir başkası vardır; düşünce ölçüşemez bu tasarım karşısında yenik düşer - tıpkı birinin düşünde ötelere uzanan ve görünürde bir sonu olmaksızın gözden yitene dek süren uzun bir koridor görmesi gibi."
645 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Acaba yaptığımız her şeyden(iyi şeyler de kısmen dahil olmak şartıyla) pişmanlık duyar mıyız?
Neden gücü yeten Tanrı her şeyi kendi akışına bırakır,ya da biz öylece bıraktığını mı düşünüyoruz?
Zaman kavramı tanrıdadır.
Bu gibi düşündürücü cümlelerin hakikat ile örtüştüğü eserin yazarını saygıyla okumak lazım.
Bizim öncemiz ve sonramız olan Tanrı;Muhakkak ki bizi afedecektir. Çünkü bizim ne kadar zayıf bir varlık olduğunu yaratıcımız olarak bilir.Dolayısıyla pişmanlık dolu,empati dozu yüksek ,duyguların yoğunluğu ile harmanlanmış bu felsefi, edebi ve inançsal eserin okurlarının hiçbir zaman bitmeyeceği kanaatindeyim.
103 syf.
Simdiye kadar kafa olarak en zorlandığım kitap. Aristothales'in fizik başlığı altinda anlattığı zaman kavraminda her sayfada oturup düşünmemi sağladı. 100 sayfa olmasına rağmen, konuyu daha iyi kavramak adına iki kez okudum.
Augustinus ve Heiddeger gibi filozofların da düşüncelerine yer verildiği kitapta okumak keyifli ve düşündürücü olduğu kadar yorucu, fiziki saptamalar, zaman kavramı,zaman ve din hakkında bircok sorularınında yanıtını bulabileceginiz zaman kavraminda; zaman ve zamansallığı sorgulayacaksınız.

Varolma zamandır. Zaman zamansaldır. Varolma zaman değil, zamansallıktır.
384 syf.
·Beğendi·7/10
Eserin en etkileyici yönü yaşı. 1600 yaşında bir kitabı okumak her zaman karşınıza çıkacak bir fırsat değil. Yaşına rağmen halen geçerli bir üslubu, hiç ölmeyecek yaklaşımları var. Felsefe/Din alanında okumalarınız var ve bu alan ilginizi çekiyorsa bu ölümsüz esere zaman ayırmanızı ısrarla öneririz. İnsanın kendini tanıma arayışında verdiği uğraşların hemen hemen hiç değişmediğini fark edeceksiniz. Bir diğer farkındalığınızda bir insanın o tarihlerde neden yazmaya merak saldığı olabilir. Yazdıklarından para veya şöhret kazanmanın imkansız olduğu tarihlerde hangi itki ile böyle zahmetli bir işe soyunur insan? Okumaya, üzerinde düşünmeye, zaman ayırmaya değer bir kitap. tekrar hatırlatmakta yarar olacak; Din - Felsefe ilginizi çekiyorsa başlayın.
653 syf.
·12 günde
Gerek felsefe, gerek Ortaçağ Tarihi, gerek ise teoloji ile ilgilenen okurların, muhakkak eserin tamamını okumasını; Hristiyanlık dininin en önemli azizlerinden kabul edilen Aziz Augustinus'un hayatını merak eden okurların ise ilk 400 sayfayı okumalarını tavsiye ederim. Böyle bir ayrıma gitme nedenim: Augustinus'un ilk 400 sayfada ağır felsefi tartışmalara girmekten ziyade, Confessiones'i (İtiraflar) yazdığı tarihe kadar olan yaşantısını, yaptıklarını, düşüncelerini, arkadaş çevresini, ilişkilerini yani kısaca anılarını anlatıyor olmasıdır. Bu ilk kısım Augustinus'un yaşadığı Roma İmparatorluğu döneminin koşullarında bir çocuğun/gencin/yetişkinin hayatını anlamak için çok faydalı ve kolay okunan bir kısım. Fakat 400. sayfadan kitabın sonuna kadar olan kısım, en azından Kitab-ı Mukaddes ile haşır neşir olmuş, Platon ve mümkünse Cicero okumuş okurlar için daha uygun olabilir. Çünkü Augustinus eserin bu bölümünde, zaman kavramını, Kitab-ı Mukaddes'in "Genesis" bölümünü, genel olarak Hristiyanlık düşüncelerini ve Hristiyanlık evren anlayışını, Üçlü Birlik (Teslis) inancını inceliyor. Bu kısımlar Kitab-ı Mukaddes'e ve Platon'a aşina olmayan okurları zorlayabilir bir mahiyet taşımaktadır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Augustinus
Tam adı:
Saint Aurelius Augustinius
Unvan:
Hristiyan Filozof, Tanrıbilimci, Yazar
Doğum:
Thagaste , Numidia (şimdi Souk Ahras , Cezayir ), 13 Kasım 354
Ölüm:
Hippo Regius , Numidia (şimdi Günümüz Annaba , Cezayir), 28 Ağustos 430
(13 Kasım 354/28 Ağustos 430)
Batı Kilisesi'nin ilk döneminin başlıca ilâhiyatçısı, M.S. 396-430 yılları arasında Roma Afrikası'nın Hippo piskoposu olan Augustinus İlkçağ Hristiyanlığının en büyük düşünürü sayılır. Yunan felsefesinin Platoncu geleneği ile Hristiyan öğretiyi kaynaştırmaya çalışmıştır.

Augustinus'un babası Patricius putperest, annesi Monica ise dinine bağlı bir Hristiyandı. Ondokuz yaşında Kartaca'da öğrenciyken, Çiçero'nun bugün kayıp olan Hortensius adlı denemesinin etkisiyle felsefeye ilgi duymaya başladı. Katolik Kilisesi'nin inançlarını felsefeye uzak bulduğu için Maniciliğe yöneldi. Çapkın bir gençlik döneminden sonra düşük tabakadan bir kadınla ilişki kurmuş olan Augustinus zaaflarına karşı duramadığı için evlenmesine göz yumulan sıradan Manici müritler arasına girebildi.

Augustinus'un bu "ışık dini"ne duyduğu ilgi uzun sürmedi. Yirmisekiz yaşında Kartaca'dan ayrılarak Roma'ya, oradan da Milano'ya gitti. Milano piskoposu Ambrosius ile tanıştıktan sonra Katolik öğretiye karşı beslediği önyargılar bir ölçüde sarsıldı. Ama Tanrı'nın varlığı, kötülüğün kaynağı ve niteliği gibi sorunlar, onda hâlâ çözüme kavuşmamıştı.

Yeni-Platonculukla tanışması bu sıralarda oldu. Yeni-Platoncu görüşler, Manicilikten aldığı, Tanrıya ancak bedenden uzaklaşarak dönülebileceği ilkesini pekiştirmişti. Onun için bu, öncelikle cinselliğin bağlarından kurtulmak demekti. Hristiyanlığa kesin dönüşü Milano bahçesinde kulağına gelen al ve oku (tolle, lege) buyruğuyla gerçekleşti. "Rab İsa Mesih'i giyinin ve şehvetler için bedenin tedarikini görmeyin" âyetini okuyunca son kuşkularından da kurtuldu ve 387'de Ambrosius tarafından vaftiz edildi.

Bazı Yapıtları: Hristiyan Öğretisi; İnanç, Umut ve Sevgi Üzerine; Vaazlar; Mektuplar; Tekvin'in İlk Üç Bölümü Üzerine Yorumlar; Mezmurlar Üzerine Açıklamalar; Gerçek Din Üzeri¬ne; Özgür İrade Üzerine; Vaftiz Üzerine; Doğa ve Kayra Üzeri¬ne; İsa'nın Kayrası ve İlk Günah Üzerine.

Yazar istatistikleri

  • 36 okur beğendi.
  • 119 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 195 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.