Prof. Dr. med.et phil. Bedi N. Şehsuvaroğlu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Kürsüsü’nde çalıştığı 1950-1977 yılları arasında başta tıp tarihi ve tıbbi deontoloji olmak üzere, eczacılık ve diş hekimliği tarihi alanlarında orijinal kaynaklara dayalı nitelikli yayınlar yapmıştır. 1933’te Tıp Tarihi Enstitüsü içinde kurulan, Türkiye’nin ilk Tıp Tarihi Müzesini özel çabalarıyla geliştirmiş, ilk Osmanlı darphanesi Simkeşhâne’nin restorasyonunu sağlamıştır. İstanbul’un köprüleri, anıtları, çeşmeleri, dikilitaşları, müzeleri, sarayları, surları, şiddetli kışları, yangınları ve benzer konularda yazdığı makalelerle şehrin tarihine ve kültürüne sahip çıkmıştır Göztepe kitabıyla semt tarihçiliğini başlatmıştır. Bu makale, Bedi N. Şehsuvaroğlu’nun tıp tarihi ve tıbbi deontoloji yanında tarih ve kültür alanlarına ve sağlık müzeciliğine önemli katkılar yapmış olan yayınlarını tanıtmayı amaçlamaktadır.
Eserleri. Birçok kitap ve makale yazan Şehsuvaroğlu’nun başlıca eserleri şunlardır: Farabi: 870-950 (İstanbul 1950); Doktor Akil Muhtar Özden Bibliyografyası (İstanbul 1951); İstanbul’da 500 Yıllık Sağlık Hayatımız (İstanbul 1953); Şair ve Hekim Ahmedî: Hayatı ve Eserleri (İstanbul 1954); Anadolu’da Dokuz Asırlık Türk Tıp Tarihi (İstanbul 1957); Ebû Reyhan Bîrûnî ve Kitâbü’s-saydele (İstanbul 1959); Hazâinü’s-saâdet: 1460/h. 864 (Eşref b. Muhammed, haz. B. N. Ş., Ankara 1961); Cüzam ve Türkçe Tıp Yazmaları (İstanbul 1961); Göztepe (İstanbul 1969); Eczacılık Tarihi Dersleri (İstanbul 1970); Hekim Bir Siyasimizin Portresi, Büyükelçi Doktor A. Hulusi Fuad Tugay (İstanbul 1972); Dinlerde ve Tarikatlarda Sembolizm, Remizler (İstanbul 1973); Eczacı Yarbay Nâyzen Halil Can (1905-1973) (İstanbul 1974); Tıbbi Deontoloji Dersleri (İstanbul 1975).
7 Aralık 1905’te Üsküdar’da doğan Halil Can, tasavvuf ehli arasında gelenek olduğu üzere, 4 yaş, 4 ay ve 4 günlük iken aile büyüklerinden eğitim almaya başlamış, akabinde, Vakıf Rüstem Paşa Mektebine kaydolmuştu. Selim-i Sâlis Numune mektebi ve Üsküdar Sultanisinden sonra 1923’te Eczacılık Mektebine giren Can, Temmuz 1925’te okulunu iyi dereceyle bitirerek eczacı olmayı başarmıştı.
1926’da yedek subay olan Can, 1927’de tam terhis olmak üzereyken çıkarılan ve eczane açılışına tahdit getiren yasa yüzünden eczane sahibi olamayacağını anlayınca, ‘tezkere terk ederek’ muvazzaf asker oldu. Kasım 1927’de, ilk eşi Hidayet Hanımla birlikte, taze bir üsteğmen olarak Adana Hastanesinde eczacılığa başladı. Boş zamanlarında Türkocağı’nda musiki muallimliği yapan Can, Maraş’taki 2. Alayın eczanesine atanınca Adana’ya veda etti. Burada Hidayet hanımı sıtmadan kaybeden Halil Can, sırasıyla Bitlis, Ağrı ve Van’da vazife yaptı.
1936 – 39 döneminde İstanbul’da askeri eczacılığa devam eden Can, 1939’da Milli Savunma Bakanlığı Sıhhiye Dairesi 1. Şube Müdür Muavini olarak tayin edildiği Ankara’da 1941’de aynı zamanda Mevki Hastanesi Baş Eczacılığını da yürütmeye başladı. 1942’de binbaşı olan Can, 1944’de bakanlıktaki görevinden ayrılıp sadece Mevki Hastanesindeki pozisyonuna adadı kendini.
4 - Ankara – İstanbul arasında geçen bir ömür
1947’de Gümüşsuyu Askeri Hastanesi Başeczacılığına atanarak İstanbul’a dönüş yapan Halil Can, 2 ay sonra yeniden Ankara Mevki Hastanesine atandı. Bu arada yarbay da olan Can, bu seyyahlıktan bıkmış olacak ki, Ekim 1948’de askerlikten istifa ederek Şark Merkez Ecza Deposu Ankara Şube Müdürü oldu.
1953’de Ziraat Bankası sağlık servisine geçen Halil Can, bir hastalık sonucu ikinci eşini de kaybederek yeniden dul kalmıştı. Günümüz insanın artık ne yazık ki