Can Soytemiz

Can Soytemiz

Editör
8.2/10
2.180 Kişi
·
7,1bin
Okunma
·
2
Beğeni
·
244
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
204 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
5 ....
KANUN NAMINA 5 ...

Alper Kamu...
Anaokuluna gitmeyi reddeder çünkü o “kestane, gürgen palamut” diye yırtanmak yerine Shostakovich dinlemeyi istemektedir.

Yaşıtları “Ali’ye topu at “ arken o
Dostoyevski, Oğuz Atay ve çerez niyetine de Nietzsche okumaktadır.
Kendisini Lucifer’in ilham kaynağı bir cehennem cücesi olarak görmektedir.

Bir cinayete tanık olduğu anda dedektifliğe soyunur ve tüm soğukkanlılığı ile savcının bile çözemediği cinayeti çözer.

Gazoz yerine rakı yudumlayan
İflah olmaz bir filozof ve tekinsiz bir çocuktur o.

Hayat onun doğasına terstir...
Kalbi doğru ve yanlış arasında gidip gelen bir sarkaçtır adeta...
Anneye öfkeli...
Babaya hayran...
Baudelaire hayranı...
Hasılı hayatı kötü bir komedi filmi gibi acıklıdır.
Çocuk kalpli...
Yetişkin beyinli...
Tanrı’yla kavgalı...
Atraksiyona meyilli...
Babasıyla boktan bir pantolon reklamının kahramanları gibi uyumlu 5 yaşında bir çocuk...

Afili Filinta Alper Canıgüz’ün buluşları orijinal gerçekten, kahramanları aracılığı ile rüya, bilinçaltı, kodlama, psikanaliz konularını aralara serpiştirerek bu konuda altyapısı olduğunu da ispatlıyor.

Saf ve masum, mağdur ve hüzünlü çocuklar yerine entelektüel, esprili, zeki, cin gibi bir kahraman yaratmasını sevdim. Canıgüz’ün biçemini daha önce Tatlı Rüyalar’da da beğenmiştim. Duru bir anlatım, mizahi yaklaşım, farklı bakış açısı ile özgün bir yazar.
Okunabilir hatta okunur ve hatta hatta yazara devam da edilir.

Kitaptan alt mesaj : Sürekli kavga eden, birbirini sevmeyen, “çocuklar için” evliliklerini devam ettiren anne babalar; ruhları hasarlı, mutsuz, intihara meyilli, hırçın çocuklar yarattıklarının farkına varmalılar. Çocuklar kavga, gürültü içinde değil huzurlu büyümeli !..
113 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir apartmandaki bütün dairelerin zillerine basıp sonra başka bir binanın arkasına koşturup ev sahiplerinin gergin halini izleyen muzip bir çocuk Barış Bıçakçı. Eğer tek cümleyle yazarı tarif et deseydiniz böyle bir cümle kurardım.

Kitapla tanışmam İpek Kamuran ‘ın harika incelemesi ile oldu. Eğer öyle sevimli, bir o kadar da dolu incelemesi olmasaydı kitabı başka bir zamanda okuyabilirdim.

İpek, Herkes Herkesle Dostmuş Gibi’den bahsederken “Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.” diye bir cümle kurmuş. Kitap gerçekten de okurken katman katman açılıyor. İlk başlarda yazarın ne yapmak istediğini anlamasanız da sonradan anlayabiliyorsunuz. Spoiler vermemek için bu konudan çok bahsetmek istemiyorum. Romandaki bulmacayı çözmek okuru, bir kedinin bir yumak ipi çözmesi gibi daha mutlu edecektir.

Yine de bazı şeylerden bahsetmem gerekecek. Romanda pek çok kişinin hayat hikayesi bir arada verilmiş. Ben bazen öykülerin içine girmekte zorlandım. Art arda birçok öykü okurken güçlükler yaşadığım, odaklanamadığım oldu. Ben ki her gün yeni bir film izlememek için art arda üç yüz bölüm Kurtlar Vadisi izlemeyi tercih eden biriyim. Tembelliğime düşkünüm. Yeni karakterleri art arda tanımaktansa aynı karakterlerin maceralarını izlemek bana daha konforlu geliyor. Eğer tembel değilseniz ve saksıyı bolca çalıştırmak istiyorsanız Bıçakçı tam size göre.

Yazarın dilini ve tespitlerini ise Oğuz Atay’a benzettim. O da hayattan sıradan bir ayrıntıyı alıp, küçük bir olaya mercek tutup dahiyane bir tespit yapabilir. Barış Bıçakçı da Oğuz Atay da ironik bir dille bu işi çok iyi yapabiliyorlar. Aynı kumaştan olduklarını sanıyorum. İnce düşünen bir zekaları, saf bir dimağları var. İkisinin çocuk ruhlu olduğunu da söyleyebilirim. Hatta Mina Urgan’dı sanırım Oğuz Atay’ı bir kediye benzetiyordu. Konuşsa bir anda kedi konuştu gibi olacaktı, diyor onu bir yerde izlerken. Aynısı Barış için de geçerli olabilir belki.

Truva filminde şehri ele geçiremeyen askerler, düşmanlarına tahtadan devasa bir at hediye ederler. Gece olduğunda atın içinden onlarca asker bir anda çıkıp şehri ele geçirir. Karakterler açısından öyle bir kitap. Her taraftan birçok karakter fışkırıyor ve sizi ele geçirmeye çalışıyor. Teslim olmayın! :)

İyi okumalar.

Not: Bahsettiğim inceleme: #32403330
112 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitapçıdan aldım bir tane eve geldim bin tane. Bereketle açılıyor kitabın sayfaları önümde. Neden böyle söylüyorum ? Çünkü öyle hissettiriyor kitap. Barış Bıçakçı yine pişman etmedi beni. İlk sayfalarda anlayamadım tam olarak kurguyu. Kitabın kahramanı kim ? İsimler birbirine karıştı tam oturtamadım. Anlamamaya her insanın farklı bir tepkisi vardır. Ben öfkelenirim genelde. Yinede okudum daha başındaydım çünkü. Ve bu adamın kitapları her zaman insana ilham veren cümlelerle doludur.. Başta anlamamış olmama rağmen bu cümleler yüzünden bırakamadım.

Bir kaç sayfa sonra anladım olayı. Vay be akıllıca dedim :) Söylediklerimle Barış Bıçakçı’nın sırrını ele vermekte istemiyorum aslında. Yani bunu okuyanın kendi çözmesi büyük bir haz veriyor. Kimseyi bundan mahrum bırakmak istemem. Bir bulmaca çözerken ya da karmaşık bir şeyi çözerken duyduğunuz o, aferin bana hissi. Rengarenk bir yaylı oyuncağa benziyor kitap. (Bu yaylı oyuncağın başka ismi var mı bilmiyorum. 90’ların oyuncağıydı. Başka ismini bilen varsa bana da söylesin.)Yani aynı bütün içinde kıvrımlarla devam eden farklı renkler. Ama aynı bütün. Böyle bir kitap beklemediğim için belki de beni bu kadar heyecanlandırdı çözünce.

Birbirini durmadan teğet geçen bir sürü insan. Hepsi kendi hikayelerinin baş kahramanı. Bu kadar kısa bir kitaba bu kadar çok hikaye sığdırmak ustalık olsa gerek. Hemde o hayatları öyle bir yerinden yakalamış ki gözü hiç arkada kalmıyor insanın. En can alıcı noktasından o hayatın özeti sayılacak bir yerden yakalamış. Hepsini. Ve hiç tekrara düşmeden sıkmadan. Bunu yapabilmesi de ayrı bir güzellik.

Kitaba başlıyorsunuz. Kafanız karışıyor. Sonra anlamaya başlıyorsunuz. Çözmeye. Ve bir sürü insanın hayatına bakıp geçiyorsunuz. Ve sonunda başladığınız noktaya ustalıkla geri getiriyor sizi Barış Bıçakçı. Bir geziye çıkarıyor bizi ve aldığı yere geri bırakıyor. Bu kadarını söylememde sakınca yok diye düşünüyorum. Çok daha fazlasını yapabilirdi bu kitapta eminim. Daha çarpıcı okuyucuyu neye uğradığını şaşırtan, afallatan bir kitap olabilirdi. Ama nazikçe göstermiş ustalığını. Daha sonraki kitaplarında böyle çarpıcı olabileceğini düşünmek beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Daha önceki incelemelerde de söylemiştim, Onur Ünlü’ye benzeyen bir kafa yapısı var. Tarzları benziyor. Ama yine de ikisinin verdiği haz ayrı. Bu adamlar absürdü normalleştiriyor. Hiç gözüne batmadan ikna edilmeye gerek duymadan ne yazsalar büyük bir zevkle okuyorsun, izliyorusun. Bu kitabında absürt olaylar olmasa da bu yönünü es geçmek istemedim yazarımızın. Barış Bıçakçı’nın gerçek üstü dünyasını sizde seveceksiniz. Kitapla kalın.
204 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Beş yaşında bir çocuk! Ama ne çocuk!
Bilgiç, filozof, romantik, zeki, sorgulayan, düşündüren! Deriz ya, "büyümüşte küçülmüş."

Alper Kamu, mahallenin küçük delikanlısı. Okulu sevmeyen, bilgi dağarcığı geniş, hayata bakış açısı ise ömürlük...

İyi bir gözlemci olan Alper bir akşam denk geldiği olay sonrası kendisini bir cinayeti soruştururken bulur. İpuçlarını araştırmaya başlar. Bu ara mahalledeki çocuklarla oynamayı da ihmal etmez Arkadaşları onun cesaretine hayran olmakla beraber, bilgisine yetişemezler. Cinayeti araştıran Alper, sonuca giderken hiç beklemediği olaylarla karşılaşır. Yerine göre büyüklerine kafa tutar. Yerine göre babasının arkasında durur, ara sıra da annesinin davranışlarını analiz eder. Çocukluğun verdiği cesaret ile kendinden büyüklerle bile boy ölçüşür...

Yazarın okuduğum ilk eseri. Yazım dili, kurgusu çok başarılı. Bir çocuğun gözünden biz büyükleri analatan yazar o kadar doğru noktalara temas etmiş ki, okurken düşündürüyor. Beş yaşında ki bir çocuğu ne kadar ciddiye aldığımızı, onların gözünde ne kadar detaycı olduğumuzu, ve koca dünyanın nasıl göründüğünü okurken gülümsüyor, çocukluk anılarınıza yolculuk yapıyorsunuz...

Alışılmışın dışında farklı bir bakış açısına sahip olan eser, kesinlikle okumaya değer nitelikte...

Polisiye bir olayı birde küçücük bir çocuğun gözünden okumak çok keyifliydi. Yazar Alper Canıgüz'ü tebrik eder, başarılarının devamını dilerim...
204 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Eğer 5 yaşından büyükseniz bu romanı mutlaka okuyun.*

*Emrah Serbes, Murat Menteş'in Ruhi Mücerret'i için "100 yaşından küçükseniz bu romanı mutlaka okuyun" der. Ben de benzer bir cümleyi Oğullar ve Rencide Ruhlar için kullanmak istedim. Zira, Ruhi Mücerret'de 100 yaşındaki kahramanımızın hikayesi, Oğullar ve Rencide Ruhlar'da ise 5 yaşındaki kahramanımızın hikayesi anlatılır.
Gerek dil ve anlatım olarak, gerek olay örgüsü olarak da Murat Menteş tadı aldığımı belirtmeliyim.

Oğullar ve Rencide Ruhlar'da; henüz 5 yaşında hayatı içmiş, felsefeden edebiyattan ve hatta kadınlardan bile haberdar, çok bilmiş Alper Kamu'nun hikayesi anlatılır.

Oldukça akıcı, merak uyandırıcı ve mizahi anlatımı sebebiyle kısa sürede okunabilecek, yormayan ve germeyen bir roman. Kitabı okurken yeri gelir gözleriniz dolar yeri gelir kahkahayı basarsınız. Dolayısıyla dopdolu bir roman okuyacağınızın ve okuduğunuza pişman olmayacağınızın garantisi benden.
Keyifli okumalar.
112 syf.
·7/10 puan
Ankara nın sokaklarında adım adım gezip kentin üzerine çöken keşmekeşlikten ruhen yorulmuşum gibi yığılmış vaziyette bitirdim kitabı..

Birer ikişer sayfa onlarca insanın hayatlarının özeti yada bi köşesine şahit olmanın verdiği yorgunluk...

Hoş hayatlar yada hoş anılar değiller o yüzden kekremsi bi mutsuzluk kaplıyor insanın içini.

Öylesine doğru ve olduğu gibi tabiri caizse kısa ve öz cümleler ile hem olay akışını hem duyguyu ancak bu kadar anlatabilirdi bir yazar.

Başta sanki çorba gibi olan birbirine teğet geçen bu kısa öz hayat geçişlerini toplayamıyorsunuz başınız dönüyor ağır geliyor aynı anda o kadar hayata temas etmek..hepsi de gerçek bunların diyorsunuz ve bu gerçekler bazen tiksindiriyor bazen buruyor bazen de kızdırıyor sizi..

Hepimizin ya bizzat yaşadığı yada etrafında şahit olduğu şeyleri bir Ankara turu atarak okuyabilirsiniz.. absürd ve olur olmadık heryerde erkeklerin kadına nasıl baktığı kafasında nasıl hayaller fanteziler kurduğunu olanca açıklığıyla okuduğunuzda çok yerde iğreneceksinizde..

Zor ve basit hayatları farklı gözlerden okumak onları da gerçekliği ile kabul etmek adına gerçekten değişik hissediyor insan kendini.. çok şey eklenebilirdi belki ama herkes kendi baktığı yerden de görüyor aslında birnevi hayatı ve çevresini..

Ulusu anlatıp Hacı bayram a , Hamamönü nü anlatıp Taceddin dergahina, Opera yı anlatıp Karyağdı türbesine, Tunalı yı Kuğuluyu anlatıp Kocatepe'ye Cinnah ve Atakule ye temas etmeyen yazar Ankara nın mabedsiz şehir ünvanını ve o kısmına kendinin de temas etmediğini ifşa ediyor aslında bir nevi..

Ben okuldan bir arkadaşıma (ki Ankara ya sık sık gelip bürokrasi vs ile daha sık karşılaşan Büyükelçilikler meclis vs ile haşırneşir olmaktan başka birşey yapmadan Ankara dan ayrılan) Ankara nın bu yüzünü de göstermiştim. Ruhunun kasvetinin arındığı ve huzur duyduğu bu yüzünü hayretle temaşa etmişti. Ben Ankara yı böyle bilmiyordum diyerek bensiz de gidip o mekanlarda bir gün daha dolaştığını itiraf etmişti.Bu kitap ve Ankara için bunu söylemeden geçemedim açıkçası..

Hayatının bir köşesinde Ankara olanlara daha ilgi çekici gelebilir tabii kitap ama şahsi kanaatim bazı noktalarda kitabın bazı kısımlarının gerçek böyle denilerek edeben edep-iyat a uymadığı yönünde..yinede iç burkan kısımları belki de hayatını hiç merak etmediğimiz sıradan insanların da neler yaşadığını görmek lavaboya kusarken saçlarını içine atarken o tıkanıklığı temizleyen bir garibanı da düşünmek yada bir restoran da o kazanları yıkayan birinin de olduğu ve onunda insan olduğunu bilmek de gerek..hiçbirimiz bu da onun işi diyip bu sığlıkla hiçkimsenin hayatını işini zorlaştırmayı kendimize hak göremeyiz değil mi..
204 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Nerden başlasam bilemedim;
Kitabın arkasında zaten konusu yazıyor.
Ben şahsi fikrimi söylemek isterim. Canınız çok sıkkınsa, bir şeylerden soğuduysanız. Tadınız kaçıksa alın elinize bu kitabı ne dert kalır ne tasa.
İnsanın 5. Yaşında olası geliyor, geliyor ama bu velet kadar akıllı olurmuyuz o ayrı.
Çok bilmiş, yaramaz değil Alper.
Çok akıllı çok.

Türk yazarları pek okumam kesinlikle artık Alper Canıgüz’ün hayranıyım.

Ya bir ara okurum demeyin mutlaka okuyun.
204 syf.
·3 günde
Paragraflarca söz etmeyeceğim kitaptan çünkü tam da bunu neden hak etmediği konusunda yazacağım.

Çok basit sayılacak yazım yanlışları vardı, bu yazarla değil, elbette ki kitabın çıktığı yayınevi ve editörüyle ilgili.

Dili oldukça yalın, anlaşılır ve küfürlüydü.

5 yaşındaki bir çocuktan bahsediyoruz güya, hatta kelimeyi yozlaşmış anlamıyla kullanırsak, bir "velet"ten bahsediyoruz. Çocuk(!) tam da yazar yetişkinliğindeki birinin kuracağı cümleleri kuruyor, kurabiliyor. Filozof ilân edilen Atakan gibi maşaAllah.

Ben karakterin tam bir parodi olduğunu düşünüyorum. Yani bunca düşünceler, konuşmalar, hülasa davranışları güldürü amaçlıydı. Nitekim söylenenin aksine kitabın polisiye ile uzaktan ya da yakından alâkası yok. Polisiye okumamış olsam tamam diyeceğim.

Ben genelde yavaş bir okurum, bu okunanı özümsemeyi fazlasıyla sağlıyor ama bazı kitapları gerçekten çok daha hızlı okuyabilmeyi isterdim çünkü özümsenecek hiçbir şeyleri olmuyor ve haliyle, zamanıma yazık oluyor. Bu da böyle bir kitaptı. Bir an önce bitmesini istedim. Hiç de öyle mizah, psikolojik tahliller, aksiyon falan demesin kimse, alâkası dahi yok. Sadece zaman zaman güldüm. Lütfen kitap okuduktan sonra inceleme falan yazmaya cüret ederken başkalarının incelemelerinden intihal yapmayın, kendi düşünceleriniz olsun vasat dahi olsalar.

Söylemeyi unutmadan, kitabın, kapağı ve adıyla gerçekten ilgisi yok, en çok da buna üzüldüm.

Derken bir de bakmışım ki paragraflarca yazmışım, tüh...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 7,1bin okur okudu.
  • 122 okur okuyor.
  • 2.207 okur okuyacak.
  • 88 okur yarım bıraktı.