Canberk Koçak

Canberk Koçak

Çevirmen
6.3/10
12 Kişi
·
21
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
184 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Manarairema halkı bir gece bir grup insan gördü. Önce tacir olduklarını düşündüler; ardından hayal gördüklerini. İlerleyen günlerde ise kendilerine evler yaptıklarını fark ettiler.
Yavaş yavaş..
Manarairema halkı kaynaktan yoksundu ancak gelenlerin her şeyi vardı. Özellikle korkutma güçleri. Haberler yollamaya başladılar.
Tehdit etmeye.
Ardından köpeklerini saldılar ve bir sonraki aşamada sığırlarını..
Ve Manarairema halkı artık eskisi gibi değildi.
.
Veiga, bir kasabadan yola çıkarak insanı anlatıyor aslında. Bir oyun olduğunda, bazıları bir köşede bekler, bazıları canla başla oyuna dahil olmaya çalışır, kimileri ise oyunu karıştırır ve onu bozmaya çalışır.. Sonuçta insanlar bilinçli/bilinçsiz farketmeksizin rollere bürünür. Bahsi geçen kasabada da bu rolleri görüyoruz.
Güce boyun eğenler, eğmeyenler ve araftakiler.
Akla ilk gelen soru şu olabilir: hangisi kazanacak?
Düğüm de burada çözülüyor:
Bir kazanan olması gerekiyor mu?
.
Gelecek adım ne olacak merakı uyandıran bir kitap: Gevişgetirenler Zamanı . Bir o kadar huzursuz ve güvensiz~
208 syf.
·22 günde·Beğendi·7/10
Oldukça farklı bir kitap. Üç nesil olayların akışı, hissettirdikleri, yılların getirdiği kavrayış ve gerçeğe geri dönüş. Kaçınılmaz olan. Aslında insanı ileriye, gelecege, benzer olaylar karşısındaki kendisine götürüyor. Şimdinin bakış açısı, kızgınlıklari, herşeyin ama herşeyin zamanla nasıl bizi terkettiği.. Yadırgadigimiz, anlamadığımız, kızdığımiz herkesin birgün yerinde olacak ve o herseyi birgün anlayacagiz.. Yazar tum bunların etkisiyle yolun sonunda kendi oğluyla konuşuyor bir mektup üzerinden. Aslında hersey çok geçici, çok kısa, olaylar veya sebepler cok anlamsız. Doğru, kalıcı ve gerçek olan birşey varsa, hayatın şu an anlamadığımız, yüz çevirdiğimiz, anlamsız gördüğümüz herşeyi birgün bize anlatacak olması.. üstelik o sıralar anlamadığımız ve sırf bu yüzden sevdiklerimizi üzdügumuz gerçeğini de bir ateş gibi içimize salarak.. o gunler gelmeden, o durumlari yaşanmadan birseyleri anlayarak, dinleyerek, düşünerek ve hissederek yaşamak üzere...
208 syf.
·2 günde·7/10
Kitabin reklaminin çok yapildigini düşünüyorum. Dusundugum kadar etkileyici bir kitap cikmadi. Yazarin , babasinin ve dedesinin yaşadığı travmalar anlatiliyor. Ama basarili bulduğumu soyleyemiycem.
208 syf.
·4 günde·2/10
Kitabın arka kapağını okuduğumda inanılmaz heyecanlandım, öyle güzel "reklam" olmuş ki o arka kapak.. Orda yazana göre; konusu harikaydı, ve yazar bu konuyu öyle güzel ele almış, farklı zamanlardaki olayları öyle iyi harmanlamış, öyle etkileyici bir dil ve anlatım yolu kullanmıştı ki kitap şimdiden bir klasik olmaya adaydı.
Güzel reklam doğrusu.
Okumaya iştahla başlamıştım ancak "tekrar anlatım"larla birkaç kez karşılaştıktan sonra çok ciddi hayal kırıklığım oldu bu kitap... Yazarın elinde inanılmaz etkileyici bir hikaye var bu nokta çok önemli. Dede - Baba - Oğul 'un hayatını paralel bir anlatımla götürmeye çalışıyor hikayede, buna ek olarak geri dönüş - çok ileriye gidiş diyebileceğimiz bir zaman atlamalarını da bu anlatıma ekliyor. Fikir olarak harika ama elinizdeki kitapta uygulamasını görünce ciddi hayal kırıklığına uğruyorsunuz.
Sonra bir bakıyorsunuz aynı enstantaneyi önceki sayfalarda zaten 2-3 kez okumuşsunuz, bakıyorsunuz bu 2-3 kez aynı şeyi anlatan cümleler de neredeyse birbiriyle aynı.. Bu aşırı tekrarlama, anlatımı coşturmayı amaçlarken okuyucuyu hayli sıkıyor.
Bölümler ve bölümlerin içinde madde madde ayrılmış paragraflardan oluşuyor kitap, zaman zaman o kadar karıştı ve tekrar etti ki "acaba yazar paramparça yazmış da birleştirirken, sıralamada hata mı yapmış" diye düşündüm...

Arka kapağını okuduğumdan beri kitap konuştuğum herkese överken, okuduktan sonra neredeyse "aman sakın okumayın" diyecek düzeye geldim.Benim için mükemmel bir hikayenin çok kötü bir anlatımından ibaretti..
256 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bu kadar etkileneceğimi nereden bilebilirdim?
Portekiz edebiyatını bana tanıtan Pessoa’dan sonra Afonso Cruz ile tanışmak da heyecan verici oldu.Kurgu-karakterlerin her birinin iç içe geçmiş hikayeleri-içerikteki illüstrasyonlar..Kısacası kitabın bir çok detayı göz alıcı güzellikte.Tesadüfleri çok sevmeyen biri olarak bu kitabı sevdim.Cümle aralarına sızan o parlak politik anlatımı da.Almanya’dan Nijerya’ya,resimden müziğe çok katmanlı bir konu dağılımı var Kokoschka’nın Kuklası’nda.
Altını çizdiğim bir çok cümle ile beraber...

Bir kaç örnek:

*“İmkansız olanı ortaya çıkarana kadar ölüleri ölülerle birleştiririz.Tıpkı iki ölü çubuğu birbirine sürtüp ateş çıkartmak gibi(ki aslında onlar hayat dolu çubuklardır).”

*“İnsanın varlığı,yalnızca bir bedene sahip olmasına bağlı değildir.Bir sosyal hayatının da olması gerekir.Sözcüklere,ruha ihtiyaç duyar.Başkalarının tanıklıklarına da gereksinimimiz var.”

*”İnançlarımızın etrafımızdaki dünyayı nasıl şekillendirdiğini ve kendimize söylediğimiz yalanlara inanmaya kendimizi zorlayabildiğimizi görmek gerek Bay Marlov.Dünyayı inandığımız dünya olmaya zorluyoruz ve hayatımız kendimize yalan söyleyerek geçiyor.”
184 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Basit gibi görünen, zorlayıcı, sorgulayıcı bir kitap. İnsanların yaptıklarının değil, yapmadıklarının nelere yol açabileceğini metaforlarla anlatan farklı bir çalışma. Zorbaların asıl gücünü kendilerinden değil, karşılarındakilerin güçsüzlüğünden aldığını vurgulayan roman ,okurun tembelliğe düşmesine izin vermeyen, bir çok konuyu okurun hayal gücüne bırakan bir kitap olmuş.
184 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yoğun sembolizmin, yerel kültür hikayeleri ile harmanlandığı gerçeküstü bir öykü. Brezilyanın geçirdiği darbe dönemini köpekler, inekler ve gizemli ziyaretçilerle sembolize eden ve bunu çok iyi beceren bir yazar. Insan kendini insanda sınar cümlesi uygun bir özet için de yeterli.
184 syf.
·Puan vermedi
Kitap Manarairema adlı kasabaya bir gün, kasabanın dışında terk edilmiş bir çiftliğe bir grup insanın taşınmasıyla başlıyor. İlk başta buna anlam veremeyen kasabalılar, ilk sayfalarda bu insanların gelip gelmediği hakkında sanrılara dahi kapılıyorlar. Yazar bunu anlatırken bir yandan da halkın profilini çizmeye başlamış, insanların üzerine sinmiş o müthiş melankoli ve miskinliği anlayabiliyorsunuz.

Zamanla kasaba halkından esnaflar bu burnu havada ve epey kaba insanlarla tanışmaya hatta iş yapmaya başlıyorlar. Arabacı Geminiano ve esnaf Amâncio Mendes bu barbar istilacıları kabul eden ilk kimseler oluyor. Kitapta süregelen gerginliğe, korkuya karşın bu grupla ilgili aslında yeterince bilgi verilmiyor öyle ki zaman zaman, bu adamların nesinden korkuyorlar yahu, diyorsunuz. Bunla beraber yerel karakterler o kadar güzel işlenmiş ve akılda kalıcı ki okudukça bu insanların her birinin gerçek hayatta yaşadığına yemin dahi edebilirsiniz.

Uygar Özdemir

İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/...isgetirenler-zamani/

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 21 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.