Çiğdem Menzilcioğlu

Çiğdem Menzilcioğlu

Çevirmen
8.8/10
31 Kişi
·
77
Okunma
·
0
Beğeni
·
24
Gösterim
Adı:
Çiğdem Menzilcioğlu
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
96 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Uyku böyle güzelken kim bilir ölüm nasıldır? Hiç düşlediniz mi ölümünüzü ya da sizsiz bir dünyanın da var olabileceği gerçeği ile yüzleştiniz mi? Zamana hüküm eden Kronos dahi – Kronoloji ismi bu titandan türemiştir. – bu kavrama yenik düşmüştür. Ömrümüzü geçmişten bu güne koyacak olursak ve zaman bir okyanus ise bizim yaşam süremiz bir damla kadar hacim edebilir mi bunu düşlemek gerekmektedir.

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir. Cicero bir filozof değildir ancak çok iyi bir gözlemci ve harika bir düşünürdür. Amacı ulusu olan Roma’ya Yunan felsefesini tanıtmak, kendi diline çevirmek ve kendi dilinde bir şeyler vermek isteyişi milliyetçi kişiliğini öne çıkarmaktadır.

“Bu yaşam aslında ölümdür, seçme şansım olsaydı bu yaşamın yasını tutardım.” (Alıntı #51882893 )

Ölüm her canlıya göre aynı durumdur. Bedenin bütün yaşamsal fonksiyonlarının durulmasıyla oluşan bu durum bir “son” mudur? Eserimizde işte burada konuya giriyor ve bu konuda kendinden önce gelen bütün filozofları ve öğretilerini irdeleyip “ölüm bir son mudur?” sorusuna cevap aramaktadır. Bu yaparken de varoluşu irdelemek, oluşumu tamamlamak gerekmektedir. Diğer Cicero eserlerinde karşılaştığımız Platonvari diyalog yazımın burada da sürdüğü görmekteyiz. Eser A ve M kişilerinin soru ve soruyu cevaplamasından yani A kişisinin sorusuna karşılık M kişisinin verdiği cevaba göre ilerleyiş sürdürülmektedir. Ancak diyalog M kişisine geçince diyalogdan çıkıp monolog bir hal almaktadır. Sokrates bu tarz diyaloglara yani soru cevap yazımına kişide saklı olan bilgiyi cevap vererek dışarı çıkarma adını takmıştır. Platon ise bunu geliştirerek diyalog halini almasını sağlamıştır. Aristoteles bu tarza teknik katmış Platon ve Cicero’dan farklı bir yol izlemiştir. Seneca ise her ikisinden farklı bir yol izlemiş ve diyaloglarına kurgu katmıştır. Aslında bu tarz günümüz romanlarına çok iyi bir önayak olmuştur demekte çokça muhtemeldir.

Yaşam ve diğer her şey ateş, su, toprak ve hava karmasından meydana gelmiştir. Ancak Aristoteles’in dediği bir şey daha vardır beşinci olarak… Bunu ise ruh olarak tanımlamak mümkündür. Çünkü ruh ne toprak gibi, ne ateş gibi ne de diğer hava ve su gibi bir şeyden meydana gelemeyecek bir şeydir. Kimi filozof bu ruha ve nerede olduğuna kafa yorarken; kimileri akıl ruhtur ve ruhta kafada bulunur demiştir. Bir takım filozoflar ruh kalptir ve kalpte bulunur demişlerdir ki en yakını ise ruh nefestir, göğüs kafesinde bulunur. Ancak hepsinin ortak bir fikri vardır ki ruh tanrısal, doğaüstü bir oluşumdur.

“Beğenilme sanatları besleyip büyütür, herkes ün arayışıyla yanıp tutuşur ve insanların nazarında eleştiri konusu olan şeyler hep ihmal edilir.” (Alıntı #51883739 )

Peki ya beden öldüğünde ruhun ne olacağı hakkında bir fikri olan var mı? Kimi düşünür bedenle beraber ruhunda öldüğünü söylemiştir. Kimi ise beden öldükten bir müddet sonra ruhunda öldüğünden bahsetmiştir ve birçoğu da ruhun ölümsüz olduğuna dem vurmuş, bunu savunmuş, bunun üzerine sayfalarca kitaplar yazmışlardır. Ruhun ölümsüz oluşuna en yakın düşünürün ise ölüme gülerek giden Sokrates’ten başkası olması garipsenecek bir durumdur. Böyle rahat bir şekilde ölüme giden bir insanın ya aklından zoru vardır ya da ölümden sonra olacaklara inanmasından kaynaklanacak bir düşünce onu rahatlatmıştır. Bu da demek olur ki Tanrısal Platon’un hocası ruhun ölümsüzlüğüne inanıyordu. Böyle bir varsayım ortaya atmak haklı bir sebeptir ve ölümden korkmayanların ölümün sonrası hakkında inandıkları gerçeklerin etkin olduğunu söylemek çok doğrudur.

Canlılar içerisinde sonunu bilen tek varlık insandır ve sonunu bile bile yaşama tutunur. Bir spoiler vermek istiyorum; hepimiz öleceğiz…

Konu ölüm olunca aslında yazılacak çokça şey vardır ancak düşüncelerimin sizi etkileyip kitaptan alacağınız kendi salt düşüncelerinizin etkilenmesini istemiyorum. Okurken ya da okuduktan sonra kafa yorup kendi düşüncelerinizle daha iyi bir düşünce kritiği yaratıp çok daha iyi şeyler düşleyebilir ve hayatınıza adapte edebilirsiniz. Bu sebeple kısa kesmeyi bir görev olarak öngörüyorum.

“İnsan zihnine gelince, tanrıyı görmediğin ama tanrının eserlerinden yola çıkarak onun varlığını kabul ettiğin gibi, aynı şekilde her ne kadar insan zihnini görmesen de olayların anımsanmasından, nesnelerin icat edilmesinden, hareketlerin hızından, erdemin tüm güzelliklerinden zihnin gücünün tanrısal olduğunu kabul edeceksin.” (Alıntı #52004849 )

Kitabım Doğubatı Yayınları’ndan ve çevirisi muazzam. Diyalog şeklinde okurlarına sunulmuş naçizane bir eserdir. Kitap içerisindeki dizinde 100 üzeri ünlü düşünür, komutan ya da dünya insanı ismi geçmektedir. Diyologta bulunan M kişisi Marcus Tullius Cicero’dur desek hata etmemiş oluruz. Kısa olmasına rağmen sayfalar dolusu kitap yazımlarına kafa tutabilecek bir akademik çalışmadır. Sayfa kalitesi yerinde ve sayfa sonu açıklamalarıyla okurunu sürekli aydınlatıp, bilgilendirmektedir.

Sözü özü; kitap akademik eserlere kafa tutacak kadar yerinde konuları ele almakla kalmayıp, daha fazlasını dahi okuruna verebilecek kapasitededir. Bu sebeple kitap şiddetle okunulası ve tavsiye edilesidir. Kendi düşünce yapınıza ve belleğinize yeni düşünceler katmak istiyorsanız kitap tam size göredir.

Sevgi ile kalın.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Hayatında herkes bir kere ölümü sorgulamıştır.Burada Çiçero'nun bir başkasıyla diyalog şeklinde hayatı ve ölümü bunların anlamını ve anlamsızlığını belki de birbirini tamamlamasını anlatan bir eser.Zaten 96 sayfaya sığdırmış benim incelemem yerine kitabı hemen alıp okusanıza asla pişman olmazsını
96 syf.
·9/10
Tusculanae Disputationes ya da Türkçe karşılığıyla Tusculum Tartışmaları, Cicero’nun ölümünden yaklaşık iki yıl önce kaleme aldığı, beş kitaptan oluşan bir eserdir. Bu beş kitaptan ilki ise Ölümü Küçümseme 'dir. Kızı Tullia’nın ölümünden duyduğu büyük acıya felsefeyle çare arayan Cicero, ölümle birlikte hayatın bitmediğini, ruhun hala yaşamaya devam ettiğini savunuyor. Bu savunuyu yaparken de kendinden önceki filozofların görüşlerinden sıkça faydalanıyor. Hayatımızın bir yerinde ölümü ya da yaşamı sorguladığımız bir an muhakkak olmuştur. Cicero bu sorgulamayı daha felsefi ve belki de daha akademik bir dille sorguluyor. Okuması biraz zor olsa da bakış açınıza değerli katkılar sunacağına eminim. Çevirisi de çok başarılıydı. Doğubatı Yayınları'na ait kitapları bir inceleyin derim.
301 syf.
·17 günde·Beğendi·8/10
"M.S 369 yılında imparator Valens isteği üzerine kaleme aldığı Breviarum Historiae Romanae adlı eserinde Eutropius Roma’nın kuruluşundan M.S 364 yılında imparator Iovianus’un ölümüne kadar Roma tarihinde gerçekleşen önemli olayları yalın bir üslupla özetler."

Eutropius kitabında bazı imparatorları övüp, basiretsiz olanları da kötülemesi kitapta azda olsa taraflı olduğunu göstermekte. Ancak kitap giriş için ideal bir kitap. Özellikle Jovianus 'un savaşına bizzat katıldığı için onun ağzından o savaşları dinlemek çok güzeldi. Özellikle iç savaşları anlatırken iç savaşlara bela okuması, bunu da okurken bize Eutropiusun normal üslubunu da görmemize olanak sağlıyor, sanki az önce onnula konuşumuz gibi bir his veriyor. Yazar kitabın sonunda bu konuyu daha da detaylandıracağını söylese de bu kitabı hiç gelmemiştir. Çünkü Eutropius bilinmeyen bir nedenden dolayı Kıbrıs'ta idam edilmiştir.
303 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Tanrilar ile ilgili anlaşmazlık su sorulardan kaynaklanıyor. Tanrıların hiçbirşeye karışmadığını söyleyen filozoflar var. O zaman dindarından ve kutsalliktan söz edilebilir mi? Ikıncı ise yeryüzündeki herşeyi tanrılar düzenler, ekinden tutunda hava koşullarına kadar. Herşey tanrıların kontrolünde ise insanın
492 syf.
·10/10
Gaius Velleius Epicurusçu;
Quintius Lucilius Balbus Stoaci;
Gaius Aurelius Cotta ise Acedemiacı
öğretinin temsilcileri olarak tanrıların doğasını tartışmakta ve Cicero yalnızca dinleyici olarak bulunmaktadır.
Bu şekilde farklı görüşlerle bu tartışmanın yapılması konunun çok yönlü ele alınmasını ve okuyucunun da adeta tartışmaya taraf tutarak dahil olmasını sağlamış. Kabalcı yayınlarının Yunan ve Latin Klasikleri basımı olduğu için kitapta eserin latincesi de bulunmakta. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
492 syf.
·7/10
Kabalcı yayınlarının bu serisi ilgisi olanlar için zaten başlı başına muazzam. Epicurus academia ve stoa okullarının gözünden bize tanrı var mı? Nitelikleri? Tanrı nerde? Tanrı ne? Sorularını 3 görüşün birbiriyle tartışması üzerinden anlatan kitap bittiğinde size çok güzel bir anıyı hatırladığınızdaki gülümsemeyi veriyor. Ama okurken yapılan sayısız gönderme bu alanda az bilgisi olan insanlar için her seferinde daha da yorucu oluyor çünkü bilmediginiz şeyler konuşuluyor ve bilmek zorundaymissiniz hissi doluyor insanın içine. Meraklısı için mükemmel. Ama eğlencesine okunacak bir kitap da değil

Yazarın biyografisi

Adı:
Çiğdem Menzilcioğlu

Yazar istatistikleri

  • 77 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 138 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.