Dürdane Ağayeva

Dürdane Ağayeva

Yazar
8.8/10
9 Kişi
·
19
Okunma
·
0
Beğeni
·
101
Gösterim
Adı:
Dürdane Ağayeva
Unvan:
Yazar
25 Şubat 1992'de bütün silahlar susmuş, etraf sessizliğe bürünmüştü. Kimse sığınma odalarına inmemiş herkes kendi evinde kalmıştı. O karanlıkta atılan toplar, roketler adeta bir yıldız yağmuru gibi üzerimize düşüyordu. Hepimiz sığınaklara indik. Bir iki saat kadar sığınaklarda kaldık kalmadık derken, kapımız çalındı. Gelen adam bize ‘Durmayın, çıkın buradan, Ermeniler havalimanını ele geçirdi' dedi. Üç dört aile birlikte çıktık. Sonra bize söylendiği üzere Hocalı'nın kenarında akan Gargar çayının oradaki köprünün altında beklemeye başladık..

Hava artık ağarmaya başladığında açılan ateşle ben de ayağımdan vurulmuştum. Kendimden geçmiş bayılmışım. Kendime geldiğimde bembeyaz karlar kızıla boyanmıştı. Her yerde şehitler vardı. O zamana kadar Ermenilerin eline düşmek, onların kurşunlarıyla vurulmak gibi şeyler aklıma hiç gelmemişti. Yerde sürünerek ilerledim. Sağ tarafımda kucağında bebeği bir kadın vardı, birden yine ateş açılmaya başlanmıştı ve o sırada ayağa kalkan kadın yüzünden vurulmuş ve kafasının yarısı dağılmıştı. Küçük çocuk anne diye haykırmaya başlamıştı ve Ermeniler onu da vurdu. Annenin ve yavrusunun kanı birbirine karıştı.

Ben ilerlemeye devam ettim. Arkamda da bir karı koca yürüyordu. Kadın 6-7 aylık hamileydi ve yeteri kadar hızlı yürüyemediği için kocasına önden devam etmesini söylemişti. Sonrasında Ermeniler o hamile kadını da öldürdü. Adam hamile eşinin vurulduğunu görünce o şok etkisiyle gülmeye sonra da ağlamaya başladı. Ben yerimden hiç kıpırdamadım. Tüm bunları sanki ben yaşamıyor, film gibi izliyordum. Yaklaşık 10-15 dakika sonra ilerledim ve erkek kardeşimi gördüm. Neden orda beklediğini sordum yaralı olduğunu, yürüyemediğini söyledi. Ayakları da donmuştu. Onu görünce kendi yaramı unuttum. Arka taraftan bir ses geldi. Düzgün bir Azeri şivesi ile durun dediler. Orada yaşayan Ermeniler Azericeyi iyi bilirlerdi. Silahlı, yüzleri maskeli dört Ermeni gelmişti. Bize ‘Size bir şey yapmayacağız, bizimle gelin' dediler. Biz de hem yaralı hem de çaresiz olduğumuzdan onlarla gitmek durumunda kaldık. Silahımız da yoktu ki, düşman eline düşmeden kendimizi vuralım. O sıra beş yaşında bir çocukla birlikte beş kişiydik. Dört-beş kilometre yürüyerek devam ettik. Asgeran şehrine girmemizle birlikte, Ermeni kadınlar bizlere küfretmeye, taş atmaya başladılar.

Bizi emniyet müdürlüğünün bodrum katına götürdüler. Oraya indiğimizde Hocalı'dan o kadar çok kişi vardı ki: kadınlar, kızlar, çocuklar… Sonradan öğrendim ki, ormanın içinden doğru kaçmaya çalışan Hocalı halkı çevredeki Ermeni köylerinden kişilerin ellerine düşmüş ve paraları, altınları neleri varsa onları vererek serbest bırakılmışlardı. Ancak bizim kaldığımız yer çok korkutucuydu. Bütün Ermeni askerleri oradaydı. Belki 80-90 esir erkek vardı. 50-60 kadar da kadın vardı. Erkekleri ve kadınları farklı yerlerde tutuyorlardı. Kadınları aldıkları yerde camı olmayan bir pencere vardı. Yer tamamen betondu ve bileklerimize kadar su ile doluydu. Ayakta durmamıza izin vermiyor, yere o buz gibi suyun içine oturmamızı söylüyorlardı.
276 syf.
·Beğendi·10/10
Ermenilerin Azerbaycan'ın Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasına yaptığı saldırı sırasında esir düşen Dürdane Agayeva'nın yaşadıklarını yazdığı bir kitap.

Nasıl bir insanlık, nasıl bir vicdan? Dedirtiyor.
Okurken tüylerimi diken diken, gözyaşlarımı ise sel yaptı.
Bende ki etkisi ise ömür boyu gitmeyecek.
Okunması gerekiyor.
276 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kanım dondu. Gerçekler çok ağır. Tüm insanların okuyup, bilgilenmesi gereken bir mesele. Bilinçli bir şekilde yaklaşmalıyız. Diyecek söz kelime yok. Okunması gerekilen bir kitap.
276 syf.
·Beğendi·9/10
<< İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından yayınlanan kitap, Agayeva'nın gözünden 613 Azeri Müslümanın katledildiği süreci anlatıyor. 1992 yılının 25 Şubat gününü 26 Şubat'a bağlayan gece, 106'sı kadın ve 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 kişinin hayatını kaybettiği olay tarihe "Hocalı Katliamı" olarak geçti. >>

Kitap dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan, Ermenilerin Azeri Müslümanlara yaptığı zulüm, işkence ve soykırımı anlatıyor.
Kitap yazarın, o 8 asır gibi geçmiş olan, tutsaklığı süresince yaşadıklarını yalın ve çıplak bir gerçeklikle işliyor.Anlatımı çok gerçekçi ve kahraman bakış açısıyla yazıldığı için de her şeyi iliklerinize kadar hissediyorsunuz, kulaklarınızda yankılanıyor çığlıklar.

Eli silah tutmayan kadın ve çocuklara yapılanlar o kadar iğrenç ve insanlık dışı ki, kelimeler onları anlatmaya kifayetsiz kalıyor. Anne karnında, kadın diriyken süngülenerek öldürülen daha doğmamış bebekler,çocukları diri diri yakmalar..

Savunmasız bir kadının oğlan kardeşini o zindanlardan kurtarmak için verdiği mücadeleler ve fedakarlıklar da bir o kadar etkileyiciydi.
Ermeniler ve Azeriler birbirlerinin ekmeklerini yer, paylaşırken patlak veren savaşla içte biriktirilen kinin kusulmasını görüyoruz.
Kitap aynı zamanda da realistik bir üsluba sahip; zindanda kıza yardım eden Ermeni hademe, doktor ve takas edilecek oğluna karşı vereceği Azeri erkeğine gözü gibi bakıp misafir eden bir Ermeni annesi.

Kitap tamamen duyusal ve gerçeklikten uzaklaşmış bir kitap değildi, her ne kadar bir öznellik içerse de gerçeklik bağlamından asla kopmuyordu.
Katliamların kalıntıları öldürülen ve yakılan çocuk- kadın cesetleriyle kitabın sonundaki sayfalarda fotoğraflarla kanıtlanmıştı. Okumanızı tavsiye ederim.
276 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Okuyun...
Okuyun ki Türk’ün öksüzlüğünü, düşmanın kahpeliğini görün!
Okuyun ki “insan" denen varlığın ne kadar aşağılık olabileceğini tahayyül edin.
Özelde kendi yaşadıklarını anlatan yazar; genelde Karabağ Savaşı, Hocalı Katliamı ve Ermeni vahşetini bizlere adeta yaşatıyor. Okurken insanlığımızı hatta inancımızı bile sorgulayacağımız olayların sizi rahatsız etmemesi imkansız! Genel kanı olarak Ermeni vahşetini bilen milletimizi titretecek olaylar oldukça akıcı bir dille anlatılmış.
Vahşetin içinde, daha hayatının baharında olan Dürdane Ağayeva adeta cehennemi yaşamış, unutulmayacak kötülüklere şahit olmuştur. Okumakta geç kaldığımız, yaşantımızı sorgulamamıza neden olan bu eseri her ferdin okuması elzemdir. Çünkü hayat pembe dizi değildir. Kitap bittikten sonra dilimizdeki tek name şu olacaktir:
Intikam günü için Tanrı Türkü korusun...


#kitapsuuru
Oğuzhan Saygılı
276 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"Ermeni Zindanında 8 Gün" adlı bu hatıratı okumaya başlayınca elimden bırakmak hiç istemedim. 26 Şubat 1992 gecesinde Rus ordusunun desteği ile Ermeniler Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasına saldırmış ve çok sayıda Azerbaycan Türkünü kadın, çocuk, yaşlı demeden şehit etmiştir. Bu saldırı sırasında canlarını kurtarmak istiyorlar. Bu kaçış sırasında Ermeniler tarafından esir alınan 20 yaşındaki Dürdane Ağayeva isimli genç bir Azerbaycan kızının Ermeni zindanların da 8 gün boyunca yaşadığı işkence ve zulüm yine Dürdane Ağayeva tarafından kaleme alınmıştır. Okurken göz yaşları içinde, Türk'ün Türk'ten başka dostunun olmadığını bir kez daha görerek yapılan işkenceleri okurken adeta kanım donarak okudum. Tarihte hâlâ kanayan bir yara olan Hocalı Katliamının unutulmaması ve tarih bilincini daha fazla arttırmak için okunması gereken mükemmel bir eser. Kitap sever arkadaşlara okumasını tavsiye ederim. KİTAP ŞUURUMUZ 'un hep açık olması dileğiyle... İyi okumalar. "KİTAP ŞUURU İNSANLIK ŞUURU".

Yazarın biyografisi

Adı:
Dürdane Ağayeva
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 19 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 31 okur okuyacak.