El-Begavi

El-Begavi

test21YazarDergiÇizerDerleyenÇevirmenEditörTasarımcı
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
1
Gösterim
Adı:
El-Begavi
Tam adı:
Hüseyin b. Mesud El-Begavi
Unvan:
Muhaddis,Müfessir,Şâfiî Fakihi
Ölüm:
Merverrûz, 510
Çocukluk ve gençlik yılları hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Kendisine Horasan’da Merverrûz ile Herat arasında bulunan Bağşûr (Bağ) kasabasına nisbetle Begavî denmiştir. Ferrâ lakabı kürkçülük yapan babasına aittir. Bu sebeple İbnü’l-Ferrâ diye de anılır.

1067 yılı civarında ilim tahsili için Merverrûz’a giderek Şâfiî fakihi Kadı Hüseyin b. Muhammed el-Merverrûzî’den fıkıh ve hadis okudu. Horasan illerini dolaşıp Ebû Ömer Abdülvâhid el-Melîhî, Ebü’l-Hasan Ali el-Cüveynî, Ebû Bekir Ya‘kūb es-Sayrafî gibi hocalardan çeşitli dersler aldı. Daha sonra ikinci vatanı sayılan Merverrûz’a yerleşti ve hocası Kadı Hüseyin b. Muhammed’in vefatından sonra onun yerini alarak birçok talebe yetiştirdi ve eser yazdı. Seçkin talebeleri arasında, Şerḥu’s-sünne’nin râvisi Hafede diye tanınan Ebû Mansûr Muhammed el-Attârî, Ebü’l-Feth Muhammed el-Hemedânî, Ebü’l-Mekârim Fazlullah en-Nûganî de yer almaktadır. Zühd ve takvâsı, sade giyimi, önceleri sadece ekmekle, fakat zayıf düşmesi üzerine zeytin ekmekle yetinmesi, abdestsiz ders vermemesi gibi özellikleriyle tanınan Begavî bulunduğu çevrenin dışına çıkmadı.

Begavî yaşayışında olduğu gibi ilmî anlayışında da selefin yolunu takip etti. Şâfiî mezhebine bağlı bir çevrede yetiştiği ve hatta Şâfiî fıkhına dair et-Tehẕîb adlı önemli bir eser yazdığı halde mezhep taassubuna düşmedi. Bütün mezheplerin görüşlerini inceleyip naslara en uygun ve delil yönünden en kuvvetli bulduklarını benimsemekte tereddüt etmedi. Kur’an ve Sünnet kültürünün yaygınlaşmasına gayret ederek müslümanları bu iki kaynağa sarılmaya çağırdı. Bu sebeple de kendisine “Muhyissünne” ve “Rüknüddin” lakapları verildi. Bütün çalışmalarını sünnet üzerinde yoğunlaştırdığını belirten Begavî, hadis metinleri üzerinde daha fazla durulmasını sağlamak için senedsiz hadis nakli geleneğini başlatmıştır. Nitekim kendisinden sonra bilhassa halk için tertip ve tasnif edilen hadis kitaplarında hadis senedleri alınmamış, sahâbeden olan râvi zikredilmekle yetinilmiştir.

Begavî seksen yaşlarında Merverrûz’da vefat etmiş ve çok sevdiği hocası Kadı Hüseyin el-Merverrûzî’nin yanına Tâlekān Kabristanı’na defnedilmiştir. Kaynaklarda vefat tarihi 510 (1116) olarak da geçmektedir.

Begavî’nin fıkıh yönü Salâh Abdülganî Ali eş-Şera‘ tarafından el-İmâmü’l-Beġavî ve es̱eruhû fi’l-fıḳh adlı çalışmayla (Riyad 1404/1984), tefsirdeki yeri de Afâf Abdülgafûr Hamîd tarafından el-Beġavî ve menhecühû fi’t-tefsîr (Bağdad 1983) adlı eserle ortaya konmuştur.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
El-Begavi
Tam adı:
Hüseyin b. Mesud El-Begavi
Unvan:
Muhaddis,Müfessir,Şâfiî Fakihi
Ölüm:
Merverrûz, 510
Çocukluk ve gençlik yılları hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Kendisine Horasan’da Merverrûz ile Herat arasında bulunan Bağşûr (Bağ) kasabasına nisbetle Begavî denmiştir. Ferrâ lakabı kürkçülük yapan babasına aittir. Bu sebeple İbnü’l-Ferrâ diye de anılır.

1067 yılı civarında ilim tahsili için Merverrûz’a giderek Şâfiî fakihi Kadı Hüseyin b. Muhammed el-Merverrûzî’den fıkıh ve hadis okudu. Horasan illerini dolaşıp Ebû Ömer Abdülvâhid el-Melîhî, Ebü’l-Hasan Ali el-Cüveynî, Ebû Bekir Ya‘kūb es-Sayrafî gibi hocalardan çeşitli dersler aldı. Daha sonra ikinci vatanı sayılan Merverrûz’a yerleşti ve hocası Kadı Hüseyin b. Muhammed’in vefatından sonra onun yerini alarak birçok talebe yetiştirdi ve eser yazdı. Seçkin talebeleri arasında, Şerḥu’s-sünne’nin râvisi Hafede diye tanınan Ebû Mansûr Muhammed el-Attârî, Ebü’l-Feth Muhammed el-Hemedânî, Ebü’l-Mekârim Fazlullah en-Nûganî de yer almaktadır. Zühd ve takvâsı, sade giyimi, önceleri sadece ekmekle, fakat zayıf düşmesi üzerine zeytin ekmekle yetinmesi, abdestsiz ders vermemesi gibi özellikleriyle tanınan Begavî bulunduğu çevrenin dışına çıkmadı.

Begavî yaşayışında olduğu gibi ilmî anlayışında da selefin yolunu takip etti. Şâfiî mezhebine bağlı bir çevrede yetiştiği ve hatta Şâfiî fıkhına dair et-Tehẕîb adlı önemli bir eser yazdığı halde mezhep taassubuna düşmedi. Bütün mezheplerin görüşlerini inceleyip naslara en uygun ve delil yönünden en kuvvetli bulduklarını benimsemekte tereddüt etmedi. Kur’an ve Sünnet kültürünün yaygınlaşmasına gayret ederek müslümanları bu iki kaynağa sarılmaya çağırdı. Bu sebeple de kendisine “Muhyissünne” ve “Rüknüddin” lakapları verildi. Bütün çalışmalarını sünnet üzerinde yoğunlaştırdığını belirten Begavî, hadis metinleri üzerinde daha fazla durulmasını sağlamak için senedsiz hadis nakli geleneğini başlatmıştır. Nitekim kendisinden sonra bilhassa halk için tertip ve tasnif edilen hadis kitaplarında hadis senedleri alınmamış, sahâbeden olan râvi zikredilmekle yetinilmiştir.

Begavî seksen yaşlarında Merverrûz’da vefat etmiş ve çok sevdiği hocası Kadı Hüseyin el-Merverrûzî’nin yanına Tâlekān Kabristanı’na defnedilmiştir. Kaynaklarda vefat tarihi 510 (1116) olarak da geçmektedir.

Begavî’nin fıkıh yönü Salâh Abdülganî Ali eş-Şera‘ tarafından el-İmâmü’l-Beġavî ve es̱eruhû fi’l-fıḳh adlı çalışmayla (Riyad 1404/1984), tefsirdeki yeri de Afâf Abdülgafûr Hamîd tarafından el-Beġavî ve menhecühû fi’t-tefsîr (Bağdad 1983) adlı eserle ortaya konmuştur.