Son soru, son anlatı da sessizlik içinde boğulduğunda Korkut bakışlarını tekrar insanlara çevirdi. Birkaç kalp atımı kadar bekledi, tüm kalabalığın sadece ona odaklandığına emin olduktan sonra konuşmaya başladı. "İnsan," dedi ölüm sakinliğiyle, "bir kürektir." Korkut, ezici bakışlarla etrafındaki kalabalığı süzüyordu. "Bazen kazar, bazen kapatır, bazen bozar, bazen düzeltir, bazen hayata yol açar, bazen öldürür." Kimseden çıt çıkmıyordu. Korkut kendisini hayatında ilk kez her şeyin yegane sahibi, dünyanın biricik efendisi gibi hissediyordu. "Ama akılsızdır. Onu kullanan el neyi emrederse insan denen kürek yapar. Küreği hareket ettirmek bazen zor, bazen kolaydır. Kürek saplandığı yerde bazen toprak yerine kayaya denk gelir; tıpkı saplanacağı et yerine bazen kemiğe denk geldiği gibi." Durgunlaştı. Artık biraz daha anlıyordu. Korkut konuştukça kendisine ötekileşiyor, yıllardır bastırdığı her duygu, her fikir teker teker öne çıkıyordu. "Küreği kullanan el," dedi neredeyse fısıldayarak, "Toplumdur. Toplum küreği gönlünce kullandıktan sonra, küreğin eskidiğine ya da kırıldığına hükmederse onu bir kenara fırlatıverir. O güne kadar kürek ne kadar hırpalanırsa, ne kadar yıpranırsa toplum için o kadar iyidir; çünkü kürek toplumun İşine gerçekten yarılmış demektir. Kimi kürek erken kırılır, kimi kürek varoluşunun başından kusurludur, kimi kürek de toplum tarafından tutulmaya pek uygun değildir. Bunlar kötü küreklerdir. Bunlar diğer küreklerin de ahengini bozarlar, haksızlığa sebep olurlar. İşte bu yüzden ya, biz o diğer kürekleri İlk fırsatta yok ediyoruz."