Eser Demirkan

Eser Demirkan

YazarEditör
8.0/10
142 Kişi
·
507
Okunma
·
0
Beğeni
·
36
Gösterim
Adı:
Eser Demirkan
Unvan:
Araştırmacı, Yazar
Doğum:
Ankara, 24 Temmuz 1970
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
80 syf.
Daha önce ne bu yazarı ne de kitabı duydum. Kitaba rastgele denk geldim ve okumaya başladım.
Kitapta otuzunu geçmiş dul bir kadının ve yirmi iki yaşında genç bir adamla münasebeti anlatılıyor.
Karakterlerimiz birbirlerini seviyor fakat kadın yaşından ve dul olduğundan genç adamın hislerine güvenmiyor. Başkalarının ne düşüneceğinden, herkesin kendisine namussuz bir kadınmış gibi davranacağından çekiniyor. Kendisi bile öyle düşünüyor kendi için. Adamın daha sonra istediğini elde ettikten sonra kendisi gibi genç bir sevgili bulacağından endişeleniyor. Fakat daha fazla uzak duramıyor ve görüşmeye başlıyorlar. Kadın, genç adamla her görüştüğünde başkalarına görünmekten çekiniyor ve görüşme sonraları iffetsiz olduğunu, bu ilişkiyi bitirmesi gerektiğini düşünüyor fakat öyle olmuyor. Hatta hiç beklemediği bir şekilde gece yarıları eve dönmeye başlıyor ve adamı da eve alıyor korka korka. Kadında bir süre sonra kıskançlıklar iyice artıyor sürekli adamın kendisini aldattığını düşünüyor, kendi kendini yiyor. Adam da kadının bu kıskançlıklarından bıkıyor, eskisi gibi görmeye bile gelmiyor. Kadın sonunda yapacağını yapıyor.
Kitabı çok beğendim, okurken hiç sıkılmadım zaten kısacık :)
Kadının psikolojik çöküntüsünü, kıskançlığını ve duygularını çok başarılı buldum. Yazar gerçekten çok iyi yansıtmış, tahlil etmiş.
"Anlıyor musun, kıskanıyorum. Bir deli gibi, bir çılgın gibi kıskanıyorum. Bu gözleri, beni deli eden, çıldırtan bu güzel gözleri, bu siyah gözleri kıskanıyorum... Onlarda bir başka hissin, bir başka hayalin gölgelerini görmek istemem. Onlarda yalnız ben yaşamak, yalnız ben ölmek isterim..."
80 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Aşk! İki kişinin bir araya gelebilmesi için, sevgiye ortam hazırlaması için en önemli tutku... Aşkla bir araya gelen iki insan, sevgiyle bunu geliştirebilir ve bir aile kurabilir. Aşkın utanılası, kuruntu yapılası hiçbir yanı bulunmamaktadır. Aşkın yaşı da yoktur, önemli olan kalplere düşebilmektir. Ana mesajım bunlar; çünkü Cemil Süleyman'ın 1910 yılında yazdığı "Siyah Gözler" söylediğim argümanların tam tersini anlatıyor. Yazarımız, Halit Ziya Uşaklıgil ve Mehmet Rauf etkisiyle edebiyata başlar. Bu romanıyla iki büyük üstaddan etkilendiğini açıkça görüyorum; ancak Cemil Süleyman, iki koca çınarın gölgesinde dinlenmiyor ve içeriğini, o dönem için büyük görülebilecek bir cesaretle geliştiriyor. Yazı dili de iki isme göre daha yalın... Cemil Süleyman, kısa romanındaki derin psikolojik tahlilleri ve kadın kahramanımız üzerinden bu duyguları başarıyla yansıtmasıyla ön plana çıkıyor. Ve en önemlisi, Halit Ziya'nın "zengin, gösterişli, naif İstanbul'undan" ve Mehmet Rauf'un "keyfe düşkün ve aşk üçgenli İstanbul'undan" çok farklı bir İstanbul portresi çiziyor Cemil Süleyman... Onun eserinde "yasakların İstanbul'u" betimleniyor orta yaşlı dul bir kadın ve genç bir erkek üzerinden.

Romanımız, 10 yıldır dul yaşayan 30'lu yaşlarının ortasındaki bir kadın ile 20'li yaşlarındaki genç bir erkeğin hastalıklı aşkını anlatıyor. Dönemin "Tinder"ı diyebileceğimiz çayırda başlıyor birbirlerinden etkilenmeleri... Genç adam büyük bir tutkuyla bağlı kadına, kadın da bu tutkuya boyun eğiyor zamanla... Ancak namusuna laf edilsin istemiyor. Sürekli "Biri görürse ne der?" korkusu var içinde... Ondan da önemlisi, aradaki yaş farkını çok dert ediyor, genç adamın kendisini aldatacağını düşünerek sevgisinden emin olamıyor. Nihayetinde gönül ferman dinlemiyor ve aşkları başlıyor. Burada da kadın oldukça sahiplenici ve genç adamı oldukça kıskanıyor. Bu huylarıyla birlikte aşkı iyice hastalıklı bir hal alıyor, şizofreni giderek kendini belli ediyor. Hasta aklına irade gösteremiyor ve kaçınılmaz sona sürükleniyor. Cemil Süleyman, daha o günlerden şizofreniyi, psikolojik buhranları çok başarılı bir şekilde aktarıyor bizlere...
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
KİME AŞIK OLACAĞIMIZI SEÇEBİLİR MİYİZ?

''Anlıyor musun, kıskanıyorum. Bir deli gibi, bir çılgın gibi kıskanıyorum. Bu gözleri, beni deli eden, çıldırtan bu güzel gözleri, bu siyah gözleri kıskanıyorum... Onlarda bir başka hissin, bir başka hayalin gölgelerini görmek istemem. Onlarda yalnız ben yaşamak, yalnız ben ölmek isterim...''
Kitaba bakarken arka kapakta bu alıntıyı gördüm, siyah gözleri o genç aşığının siyah gözlerini ben de merak ettim ve okumaya başladım.

Otuzlu yaşlarında dul bir kadın ile yirmili yaşlarında genç bir delikanlının aşk hikayesi. Toplumsal baskılar altında aşk yaşayan karakterlerin psikolojik durumuna değinen başarılı bir roman. Cemil Süleyman, aşık bir erkek tarafından sevilen ve ilişkide çok da etkin olmayan kadın kalıbını tersyüz ediyor. Kitap verdiği duygu yoğunluğu itibariyle bana Werther karakterini anımsattı fakat olaylar benzer değil sadece aşk yolculuğunda hissedilen haz ve ıstırap olarak benzetebilirim.

Yirmili yaşlarda okudum ama kırkıma da gelsem aynı heyecanla okurum. Selim İleri'nin ön sözünde bahsettiği gibi ''Bugün hala Siyah Gözler'den habersiz nice edebiyatsever...'' Değeri anlaşılmamış, arka planda kalmış bir kitap ama keşfetmek için geç değil. Umarım, Cemil Süleyman sizin güzel kalplerinize de dokunur ve keyifle okursunuz.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Cemil Süleyman Alyanakoğlu’nun asıl mesleği doktorluktur. Uzun yıllar İstanbul dışında Balkanlar'da ve Arabistan'da çalışan Cemil Süleyman, Fecr-i Ati topluluğu yazarlarındandır. İlk kitabı Timsal-Aşk Fecr-i Ati kütüphanesinin ilk kitabıdır ve yine yazarın İnhizam adlı eseri de bu kütüphanede yer almıştır. Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen romanlarının ardından ona hayli bir şöhret kazandıran Siyah Gözler romanını 1910 yılında yazmıştır. Yazar romancılığın önemli isimlerinden olan Halid Ziya Uşaklıgil ve Mehmet Rauf etkisinde düz yazılar kaleme aldı.

Siyah Gözler romanını kaleme alan Cemil Süleyman Alyanakoğlu o dönem için farklı bir pencereyle kadının gözünden aşkı anlatmıştır bizlere. Genel itibariyle ilişkilerde erkeğin baskınlığına alışık olduğumuz durumu değiştiren bir bakış açısıyla yazıya dökmüştür. Eserde farklı bir detay olarak kahramanların isimlerine yer verilmemiştir. Tıpkı Sabahattin Kudret Aksal 'ın Kahvede Şenlik Var oyununda olduğu gibi.

Dilinin akıcı ve mekan tasvirlerinin sağlam olduğu hikayede genç erkek 22 yaşında, hayata ve kadınlara karşı tecrübesizdir. Hikaye boyunca zayıf noktası ise kadınla ilişkisindeki tamamlanmayan boşluklarıdır. Kadın kahramanımız ise 30'lu yaşlarında bekar bir kadındır. Aşçısı ve uşağıyla birlikte yaşamaktadır. Ancak yalnız, ümitsiz ve mutsuzdur. Ve biz bu bedbinliğe yazarın oldukça başarılı psikoljik tahlilleriyle roman boyunca tanık oluruz. Kadın, gerek toplumun baskısı gerekse kendinden genç birini severek yanlış yapıyorum düşüncesinin kördüğümünde çözdükçe dolaşmaktadır.

Cemil Süleyman'ın kitap boyunca en başarılı olduğu hususlardan birisi de erkek gözüyle bir kadının ruh tasvirlerini çok güçlü yazmasıdır. Yazar yine yazdığı döneme farklı bir bakış ile ön plana kadını çıkartıp ona erkekten çok daha fazla görev yüklemektedir. Çünkü kitapta erkeğin işlevi yalnızca sevdiği kadının baskı altındaki duygularını açığa çıkarmaktır. Ancak kadının işlevi erkeğinki kadar sınırlı değildir. Hem bu hissiyat arasında yıllardır geri plana attığı duygularını yaşamaktan korkmak hem de acaba insanlar ne der diye düşünmek zorundadır. İlerleyen sayfalarda bir de aşkıyla brlikte onu saran, kıskançlık duygusu vardır ki o siyah gözlere yenik düşürür kendisini.

"Anlıyor musun, kıskanıyorum. Bir deli gibi, bir çılgın gibi kıskanıyorum. Bu gözleri, beni deli eden, çıldırtan bu güzel gözleri, bu siyah gözleri kıskanıyorum... Onlarda bir başka hissin, bir başka hayalin gölgelerini görmek istemem. Onlarda yalnız ben yaşamak, yalnız ben ölmek isterim... "
80 syf.
·4 günde·10/10 puan
Aşk nasıl bir delilik işte bir kez daha tanık oldum. Aşkın yaşı yok zamanı yok genci yaşlısı yok. Bir yerde tam çözemedim gerçekten aldatıyormuydu yoksa kadın mı kafasından uyduruyor. Keyifli bir kitapdı çayırda bakışmalar felan.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Cemil Süleyman yaklaşık 110 yıl önce yazmış bu romanı. İlk dönem romanları hikaye tadında olur. Bu roman da o tarz bir roman. Kısacık ama insana aynı anda birçok duyguyu tattırabiliyor. Eserin son sözünü Selim İleri yazmış. Çok tatlı ve sıcacık bir son sözdü.
Kıskançlık duygusunun bir kadını nasıl hasta ettiğini okumuş olduk. Cemil Süleyman bir kadının duygularını nasıl bu kadar iyi yazabilmiş, akıl alır gibi değil. Kadının şahit olduğu olayları abartması ve bu durum yüzünden şüpheye düşüp içerlemesi çok gerçekçi bir biçimde anlatılmış. Hani böyle bir kadın kesin vardır duygusunu tadıyorsunuz. Romanın sonu beni dehşete düşürdü. Kendi kıskançlığımdan korkar oldum :)
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Sonu hiç beklemediğim şekilde biten gayet beğendiğim kısa roman. Cemil Süleyman ile de tanışmış oldum. Unutulmuş, göz ardı edilmiş ne çok değerli yazarımız var. Okudukça anlıyorum. Kendi edebiyatımızı keşfetmek, kendimizi anlamak çok önemli. Ancak kendimizi anladıktan sonra başkalarını, başka dünyaları anlayabiliriz.
Goethe bunu şöyle açıklar:
"İnsan, anlamadığı şeye sahip olamaz."
80 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Tek kelime ile mükemmeldi. Sevginin bu denlisini daha önce hiç görmemiş, okumamıştım. Hikaye boyunca adamın bi hata yapmasını bekledim, fakat öyle bi hata hiç olmadı. İhtimaller üzerinden ilerleyen ve son bulan bi hayat... kesinlikle tavsiye ederim.
80 syf.
İlk evliliğinde hayal kırıklığına uğrayan, boşanma sonrası 10 yıl hizmetçisi, aşçısı, birkaç komşusu ve uzak akrabasının haricinde dış dünyadan kopmuş, 30lu yaşlarında dul bir kadın ve kendisinden çok genç 20li yaşlarında bir delikanlının arasında trajik sonla biten ilişki…
Bir kadının âşık olması, aşkını kaybetme korkusu, normalde olmayan ama kafasında kurduğu rakipler, kıskançlık, güvensizlik, tutku, hırs, kuşku, tereddüt, pişmanlık vs. birçok duyguyu ve durumu adı bilinmeyen dul kadının bakış açısıyla okuyacaksın…
.
.
.
#siyahgözler
#cemilsüleyman
#fuatagram
264 syf.
·6/10 puan
Tanzimat döneminden beri eserlerde etkisini göstermeye başlayan ve artarak süren bir konu olan yasak aşk, günümüzde hem romanlarda hem de gerçek hayatta devam etmekte... Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak kabul edilen "Eylül"de de Mehmet Rauf bu olguyu başarıyla işliyor. Roman, psikolojik özelliklerinin hakkını sonuna kadar veriyor. Yazarımız Mehmet Rauf; bu üçlü aşk ilişkisinde her bakışın, her gülüşün, her üzüntünün, her dalıp gidişin psikolojik tahlillerini yapıyor ve okura sunuyor. İlk sayfalarda belki sıkılabilirsiniz; ancak kitabın ortasından itibaren bir sürüklryicilik hakim... Olay örgüsü ve kurgu olarak da kitabın biraz basit kaldığını söyleyebilirim. Benim için en keyifli yanı, Mehmet Rauf'un psikolojik tahlilleri oldu

Romanımız, eski İstanbul'daki bir aşk üçgenine odaklanıyor. Bu üçgenin temsilcileri Suad, Süreyya ve Necib... Suad ve Süreyya evli çiftimiz; ancak Süreyya'nın anne babası, Hacer ve Fatin ile bir bağ evinde yaşamaları onları fazlasıyla sıkıyor. Tüm bu sıkıntıda, Süreyya'nın kuzeni (hala oğlu) Necib ile sohbetleri ve paylaştıkları çiftimize iyi geliyor. Suad'ın gayretleri ve babasına baktığı mektupla, çiftimiz merkeze yaklaşıyor ve İstanbul'da deniz dibinde bir yalı sahibi oluyorlar. Çiftimiz birbirini çok seviyor aslında; lakin yalı hayatında Süreyya'nın yeni hobiler edinmesi ve Suad'ın ev işlerine gömülmesi ikiliyi uzaklaştırıyor. Birbirlerinden soğurlarken; tek eğlenceli anları, onları yalıda da ziyaret eden Necib ile geçirdikleri zamanlar oluyor. Necib, yalıda geçirdiği zamanlarda Suad'ı daha yakından tanıyor ve onun gibi biriyle evlenmek istiyor. Süreyya'nın soğukluğunda ise, Suad'ın Necib ile avunması, kadını farklı yerlere sürüklüyor. İkilimiz, birbirlerine itiraf derecesinde bir aşka tutuluyor. Peki bu aşkın sonunda, onları nasıl bir kader beklemekte?

Yazarın biyografisi

Adı:
Eser Demirkan
Unvan:
Araştırmacı, Yazar
Doğum:
Ankara, 24 Temmuz 1970

Yazar istatistikleri

  • 507 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 103 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.