Eşref Bengi Özbilen

Eşref Bengi Özbilen

Çevirmen
8.4/10
103 Kişi
·
242
Okunma
·
3
Beğeni
·
154
Gösterim
Adı:
Eşref Bengi Özbilen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
874 syf.
·51 günde·10/10 puan
Dünya ve insanlık tarihini bir ideoloji ya da bölge, kişi veya millet üzerine odaklanmadan yaşananları olduğu gibi aktarmaya çalışan ve dünya tarihinin en küçük detaylarını bile kaçırmadan anlatmaya özen gösteren, titizlikle hazırlanmış bir kitap.

İnsanlığın yeryüzündeki gelişimiyle yani Primatlardan itibaren MÖ 10.000 yılına kadar geçen süreyi anlatarak başlıyor kitap. İnsanların sadece sosyal gelişimi üzerinde de durmuyor. Bilişsel, dilsel ve fiziksel değişimleri de ele alarak insanlığın ilerleyişinin temellerindeki diğer etmenleri de göz önünde bulunduruyor.
MÖ 10.000 yılından itibaren özellikle tarımın başlangıcıyla dünya artık bambaşka bir şeye dönüşmeye başlıyor ve şimdiki bir çok sosyal yapı, milletler, ırklar, ekonomi hatta diplomasi bile tarım devrimiyle giriyor hayatımıza.
Tarımın etkilerini Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabında yazar çok güzel bir şekilde anlatıp, kendi yorumlarıyla da farklı bakış açıları sunmuştu okurlara. Tarım devriminin ne derece büyük bir değişime sebep olduğunu o kitapta da okuma şansımız var fakat bu kitapta anlatılan çoğu olay ve kavram yorumdan uzak. Böylelikle okuyucu daha aktif hale gelerek olaylar üzerine daha çok düşünüp kendi yorumlarını yapabiliyor.

Diğer bölümlerde insanlık tarihinin dönüm noktaları üzerinde durarak, o dönemdeki dünya nüfusunu ve dönemin büyük şehirlerini de her bölüm başında belirtiyor yazar. Bu bilgiler önemsiz gibi görünse de çok fazla şey anlatıyor aslında. Çünkü nüfusun nerelerde neden yoğunlaştığını anlayabiliyoruz ve sık sık gösterilen haritalarla dünya üzerinde nerede olduğunu bilmediğimiz bir çok şehir ve imparatorluğu da daha iyi kavrayabiliyoruz. Özellikle son dönemlerde var olmuş imparatorluklara ve şehirlere aşinayız fakat onlardan çok daha önce var olmuş bir çok topluluğun özellikle hangi bölgelerde ve nasıl bir hayat sürdüklerini bilmiyoruz. Ki bana göre büyük imparatorlukların temel yapısını bu gizli kalmış topluluklar oluşturuyor.

Dünya tarihinin karanlık kalmış rönesans öncesi dönemleriyle de kalmamış yazar. Rönesans sonrasından başlayarak iki büyük dünya savaşının öncesini ve sonrasını da detaylarıyla ele alarak 21.yy'a kadar getiriyor bizleri.
Ayrıca yazar doğu batı ayrımı yapmadan dünyayı bir bütün olarak ele alabilmek için yoğun bir çaba sarf etmiş. Bu anlamda da çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Şişirilmiş bir Hristiyan, Müslüman, Yahudi ya da başka bir millet bir topluluk bir düşünce yok kitapta.

Gereksiz ve taraflı yorumlardan uzak kalabilen bir tarih kitabını nihayet bulabildiğimi düşünüyorum. Dünya tarihini merak eden herkese kesinlikle tavsiye ederim.
Kitapla kalın.
874 syf.
·Puan vermedi
Tek bir kitapta tarihin herhangi bir ideoloji veya coğrafi bölge gözünden carpitilmamis halinin toplanmasıdır. Kesinlikle başarılı bir eser ve tarihe farklı bir yorum katmıştır. Kitabın insanlığa eklediği katma değer tarihi nefes alan ve yasayan bir organizma gibi ele almasıdır. Bebeklikten itibaren ölümüne değin hayat hikayesi anlatır gibi insan türünün tarihini neredeyse biyolojik bir perspektiften bakarak bugüne kadar yorumlayarak anlatmıştır. Klasik tarihsel dogmalara takılı kalmadan başarılı bir şekilde , tüm insanlığın gözünden ayrı ayrı olaylara bakmayı başarmış , Avrupa gözünden bakılan klasik tarih anlayışına iddialı ve mesnetli bir alternatif getirmiştir. Yoğun içeriği ve küçük yazı karakterleri nedeniyle sakın kafa ve yoğun ilgi gerektirir.
270 syf.
·8/10 puan
Kitap çok fazla detay barındırıyordu; mühimmat, asker sayısı, coğrafya hakkında bilgiler vesaire… Bu nedenle bir solukta bitecek türden değil lakin buna rağmen çevirisi çok iyiydi, sanki Türkçe kaleme alınmış gibi sade bir Türkçeydi.
İçerik açısından da deyim yerindeyse 'ezber bozan' bir kitaptı. Örneğin Filistin cephesinde Arap din kardeşlerimizin(!) İngilizler tarafından kendilerine vaat edilen, altınlar ve yeni bir devlet hayalleri uğruna, gruplar halinde ordularımızın gücünü zayıflatmak için yaptığı saldırılar; ordumuzun bu cepheyi terk etmek zorunda kalmasıyla ordumuza karşı saldırıya geçen kadın/erkek/genç/yaşlı masum(!) Arap halkı, köylüleri…
Hans Guhr'un anlattıklarına göre ordumuz Filistin'de İngilizlerin kıskaçlarından habire kaçmak mecburiyetinde, çünkü orta doğudaki Osmanlı varlığı miadını doldurmuş. Elden bir şey gelmiyor.
Bunu Atatürk'e, “Filistin cephesinden kaçtı” diyen örümcek kafaların bilmesi için belirtiyorum. Ordusuyla, mühimmatıyla kendilerinden kat be kat üstün İngilizlere karşı değil Mustafa Kemal, hangi Osmanlı paşası bir direniş gösterebilirdi?
İçerisinde H.Guhr'un insanların aç kaldıklarında aklından geçirmedikleri şeyleri dahi nasıl yaptıklarını gözleriyle gördüğünü anlattığı kısımlar da tüyleri diken diken eden cinstendi.
“Türklerle Omuz Omuza”, Filistin cephesindeki birtakım hadiseleri merak edenler ve 1.Dünya Savaşı ile ilgili bir parça anı okumak isteyenler için idealdir. Önerilir.
874 syf.
·16 günde·Beğendi·9/10 puan
Öncelikle Ponting eserinde dünya ve uygarlık tarihini, hatta insanlık tarihini eski Yunan, Roma medeniyetlerinden başlatma hatasına düşmediği gibi, batı uygarlığının, ‘Asya uygarlığını çoğunlukla bin, bin beş yüz yıl geriden takip ettiğini’ hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde belgelemiş.
Yazar, yazının, tarım aletlerinin, madenlerin keşfi gibi, günümüz uygarlığının temeli olan icat ve keşiflerde batı medeniyetinin hiç bir katkısının olmadığını, bunların tümünün Asya merkezli olduğunu da ortaya koymuş.
Neredeyse her sayfasında bir bilinmeyeni veya yanlış bilineni ortaya koyduğundan, son derece öğretici ve sürükleyici bir kitap olmasından dolayı, kitabın hacimli olması okumayı zorlaştırmıyor.
Yazar dünya tarihini anlatırken bu tarihi "şu kadar bin yıl geriye götürüyor" demek çok zor. Zira dünya tarihi ile ilgili eldeki veriler ışığında bazen yüz, bazen 250 bin, bazen de birkaç milyon yıl geriye gidiyor ve incelemesini 2000'li yıllara kadar getiriyor.
Bu günü ve geçmişi anlamak için dünya tarihini okuduysanız bile, dünya ve kendi geçmişimizi bir de Ponting’den okumayı herkese önemle tavsiye ediyorum.
Kitapta resim yok ama 76 harita, 5 çizim 2 grafik var. İcatlar, ekonomik kalkınma ve çöküşler, büyük savaşlar, göçler, katliamlar, iklim değişiklikleri vs ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Benim en çok merak ettiğim dünya ve bölgesel nüfuslar eserde MÖ’ 10.000’den itibaren her 500 yılda, milattan sonra ise her yüz yılda bir düzenli olarak aktarılıyor.
Bu kitabı okuduğunuzda insan, diğer canlı ve bitkiler ile dünyaya bakış açınızın değişeceğinden hiç şüpheniz olmasın.
Eseri tek cümle ile özetlemek gerekirse: “İnsan türünün vahşiliği ve acımasızlığı ile kıyaslanabilecek bir başka türün dünyaya gelmediğini, bu kitaptan bir kez daha öğrendim” derim.
874 syf.
·8/10 puan
İlk başlarda ki konular size biraz sıkıcı gelebilir, ama okudukça Dünya tarihinin ne kadar ilginç ve derin bilgilerle size yansıttığını göreceksiniz.Kitabı sabırla ve anlayacak bir şekilde okursak ne demek istediğimi anlayabilirsiniz.
874 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Dünya tarihi üzerine genel bilgi sahibi olmak isteyen herkese tavsiye ettiğim çok güzel bir kitap. Yıllar süren özenli bir çalışmanın sonucu olan bu kitap dünya tarihi üzerine genel bilgileri aktarıyor okuyucusuna.
482 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Lord Paşa'nın anlamadığı şu; O tarihlerde ülkeyi padişahın yönettiğini sanıyor galiba, Evet doğru ama kağıt üstünde. Ülkeyi asıl yönetenler İttihatçılar. İttihatçıların en önemli adamların başında da Enver paşa gelir. Yani paşam senin dediklerin doğru olabilir, ama ülkeyi sen yönetmiyorsun. Güzel tespitler yapmış, çok emeğin geçmiş, eyvallah teşekkür ederiz diyorum sadece ve kitaptan alıntıları paylaşıyorum.
*Gerçekte dindar Anadolu askerleri için Kutsal Cihat ilânına gerek yoktu. Onlar Kutsal Cihat ilân edilmeden de saygı duydukları padişahları uğruna savaşa gidiyorlar ve canlarını feda ediyorlardı. Türklerin yönetimindeki Araplarda ise Kutsal Cihat hiçbir sonuç vermedi. Türklerle Araplar arasında yüzyılların yığdığı zıtlık ve Türk yönetimine karşı duyulan hoşnutsuzluk dolayısıyla Kutsal Cihat bunlar üzerinde hiçbir etki yapmadı
**(Sarıkamış yenilgisi) Resmî tebliğlere göre 90 bin kişilik ordudan ancak 12 bin kişi geri çekilebilmişti. Diğerleri ise ya şehit, ya tutsak olmuş, açlıktan ölmüş ya da çadırsız karlı karargâhlarda soğuktan donmuşlardı. Arkasından lekeli tifüs salgını baş göstermiş ve bu zayıf düşmüş insanların birçoğunu da o öldürmüştü....Bu ağır yenilgi, elden geldiği kadar gizli tutuldu. Bu konuda konuşmak yasaktı. Emre rağmen yine de konuşanlar olursa, bunlar tutuklanıyor, cezaya çarptırılıyordu. Sanırım Almanya'da da bu konuda bilinenler çok azdı.
*Bu birliklerdeki erlerin çoğu Arap'tı. Bunların yetiştirilmeleri de, cesaretleri de Gelibolu yarımadasında sürüp giden çarpışmalara uygun değildi.Bu Arap birlikleri, özellikle taarruz için hiç uygun değillerdi.
*Türk Genel Karargâhı başlangıçta Erzurum'un düşmesini o kadar gizli tuttu ki, resmî bildirilerde bu konuda tek söz yer almadığı gibi, durumdan padişaha ve yakınlarına da ilk aylarda haber verilmedi
*Bütün yazılı belgeleri elimde bulunan yukarıdaki olay gösteriyor ki, Çanakkale savaşlarının zaferle sonuçlanması Türk Genel karargâhında Almanlara karşı bir şükran duygusu uyandırmış değildi. Tersine, Alman Askerî Kurul Başkanının uzaklaştırılması için onun düşmanlarına fırsat verilmeye çalışılıyordu
*bazı acayip birlikler buldum. Şam'da bu çeşit bir bölük bulundu ki, sayısı 1200 kişiydi ve Türk Genel Karargâhının bu birliğin varlığından haberi yoktu! Erlere maaş ödenmediği için devlet bütçesinde de görünmüyordu görünmüyordu. Birliğin yiyecek, giyecek gereksinimi ise, oradaki depolardan sağlanıyordu. Herhalde bir yüksek makamın korumasında olan bu bölük, aylar boyu hiçbir iş yapmadan yaşamıştı.
*Öyle tabur komutanları var ki, çizme bulamadıkları için çarık giyiyorlar. Alman ve Avusturyalılar yardım ediyorlar, ama yardımlar büyük gereksinimi karşılamaya yetmiyor. Irak'taki 6. Orduda görevli Alman subaylarının Prusya Harbiye Nezaretine gönderdikleri raporda, 1918 Nisanında sona eren kışta 17 bin erin açlık ve soğuk yüzünden öldüğü bildirilmektedir.
*Kapitülasyonların kaldırılmasından sonra 'Türkiye Türklerindir' sözü her yerde söyleniyor ve yürekleri ateşlendiriyordu. Ermeni tehcirine yol açan neden, her yerde vardı. Çünkü Ermeniler, Türkiye'ye saldıran Ruslarla işbirliği yapmışlardı ve Müslüman halka nasıl zulmettikleri iyice ortaya çıkmıştı.
Tehcir sırasında birçok haksızlık yapıldığında kuşku yoktur. Buna yüksek makamlardan gelen emirler ve kararların dışında, kişisel kin ve çapulculuk hırsı da neden olmuştur.
*Buradaki mantık zayıflığı, 1919 yazında İngiliz Başbakanı Lloyd George'un General Allenby'nin Filistin'deki zaferini Haçlı Seferleri'ne benzetmesinde de görülür. Çünkü söz konusu Allenby Ordusu emrinde peygamberin peygamberin soyundan Şerif Faysal'ın ordusuyla binlerce Müslüman ve Arap da vardı.İngiltere, Filistin'in ele geçirilmesi için bu Müslümanları en modern silâhlarla donatmıştı.Kutsal Cihat, 1914 Kasımında İstanbul'da büyük millî gösterilerle ilân edildi. Caddeler, gelenek olduğu gibi polisler tarafından kordon altına alındı. Buraları dolduran işsiz güçsüz insanlara birkaç kuruş cep harçlığı verildi. Bu nedenle, hangi amaçla olursa olsun, yeteri kadar ilgi toplamak söz konusuydu. Bu kere de ilgililer yeşil bayraklar taşıyorlardı. Gösteri, sahibi Ermeni olan ve bir süre önce de Rus uyruğuna geçen Tokatlıyan Oteli'nin bütün camlarının kırılmasıyla tamamlandı.
482 syf.
·4 günde
Balkan Harbinden sonra Ordunun modernleştirilmesi için Almanya'dan çok sayıda subay ve general geldi. Osmanlı birliklerine eğitim ve lojistik hizmet vermek üzere oluşturulan komisyona başkan olarak Liman Von Sanders atanmıştır. Liman Von Sanders başta Çanakkale Savaşında olmak üzere bir çok cepheye komutanlık yapmıştır.Bu kitap, Liman Von Sanders'in 1. Dünya Savaşı'ndaki anılarını kapsıyor. Kitabı okurken sıkıldım.Tarih kitapları okunurken akıcı olmadığı için sıkıcı oluyor ama bu kitap daha bir sıkıcı geldi. Bu hatıratını yazarken çok bariz bir şekilde Alman yanlısı olduğunu göstermiştir. Yani bu komutana göre Almanlar olmazsa hiçbir cephede galip gelemeyecekmişiz gibi, ordumuz çok lakayit, maddi yönden çok kötü, Almanların verdikleriyle ayakta kalmışız izlenimi vermeye çalışmış. Trablusgarb Savaşı, Türk-Yunan Harbi, 93 Harbi, Balkan savaşlarından sonra ordunun dinç olması zaten beklenemez ama savaştığımız düşmanlarımızdan olan İngiliz General Townshend: "Avrupa'da hiçbir asker yoktur ki müdafaada Türklerle mukayese edilebilsin." demiştir. Kitabın sonunda Liman Von Sanders'e gerekli cevaplar verilmiş.
819 syf.
·269 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.
Her sayfası bilgi dolu. İlk insandan günümüze her şey bu kitapta. Bitkilerin evcilleştirilmesinden hayvanların evcilleştirilmesine, Kölelikten sömürgeciliğe, tarımcılıktan sanayiye her şey.
Aklınıza gelebilecek her konu işlenmiş.
280 syf.
·9 günde·9/10 puan
1. Dünya Harbine ilgisi olan her insanın okuması gereken muhteşem bir eser.
Yazarımız asker olduğu için normal olarak fazla detaya girmiş, tümenin hangi saatte hangi bölgeye intikal ettiğine kadar her şeye değinmiş, bu bir puan kırmama neden oldu. Bunun haricinde mükemmel bir kitap.

Harp boyunca Türklerle Almanların arasındaki arkadaşlığı, işbirliğini, yeri geldiği zaman yaşanan küçük çaplı tartışmaları ve dönemin toplum yapısı dahil birçok şeyi bir yabancı dostun kaleminden okumak çok zevkliydi. Almanya'dan İstanbul'a; İstanbul'dan Doğu Anadolu'ya; Doğu Anadolu'dan Filistin'e uzanan ve harbin bizim tarafımızdan acı bir şekilde sonlanmasının ardından vatanına dönen bir dostun 33 aylık Türkiye serüveninin her 1. Dünya Savaşı aşığı tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum. Sadece anı diyip geçmeyin, sizi aydınlatabilecek değerli bir kitap. Ve son olarak değinmek isterim ki ''son söz'' kısmında yazdıkları çok güzel ve anlamlıydı. Ruhu şad olsun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Eşref Bengi Özbilen

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 242 okur okudu.
  • 41 okur okuyor.
  • 392 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.