Fahrettin Ege

Fahrettin Ege

Çevirmen
7.7/10
15 Kişi
·
47
Okunma
·
0
Beğeni
·
32
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
542 syf.
·1 günde
Kitabı okurken Deleuze'ün ve Guattari'nin tanışmış olmasına cidden sevinirsiniz. İşte disiplinler arası ayrımın olmamasının ortaya çıkardığı şenlik diyerek büyük bir keyifle okumuştum.

Felsefenin, sosyolojinin, psikolojinin, biyolojinin, ekonominin, politikanın, sanatın ve daha nice bölümün bir araya getirilerek bu alanların varolan kavramlarının farklı anlamlarda kullanılışına şahit gelebilirsiniz.

Okurken şey demiştim; ''Köksapla şizofreni ne alaka?''

Tabii ilerledikçe felsefenin kavram yaratma sanatı olduğunu iliklerime kadar hissetirmiş olan kitaptır. Birden fazla kez okunması ve okutulması gereken bir eserdir. Bu kitabın üzerine pek çok anlaşılması adına kitap yazılmış olsa da Deleuze ve Guattari'nin ana mesajı açıktır.

İnsan bir makinedir ve bu makine kodlarını kırabilirse özgür olur. Şizoid özne yaratımı mevcut kapitalist sistemi ancak farklılaşarak ve geleneklerinden koparak kırabilir. Mevcut sistem bizi paronayaklaştırmıştır. Oysa farklı olmak kötü değildir. Arzu duymak kötü değildir. Bunlar yıllarca geleneksel tutum tarafından yadsınmıştır.

Dolayısıyla bir çınar ağacı olmak yerine zencefil olursanız uçmanız daha kolay olur. :)

Kitabı okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Herkese keyifli okumalar dilerim :)
542 syf.
Deleuze ve Guattari'nin kaleminden öyle bir kitap yazılmış ki bugüne değin nasıl bunu okumadım diye yakınmadım değil. Dili genel hatlarıyla ne kadar akademik bir dil olsa da pek zorlandığımı söyleyemem. Konu bağlamında fazlaca metin ve kuramlar okumuş olmamın şansını yaşadım kitap özelinde. Tabi Deleuze ve Guattari'yi ilk defa okuyacaklar için aşılması zor dağ gibi büyüyecektir baştan söyleyeyim kitap analizine girişmeden önce.

Kapitalizm, kendi değiştirdiği şartlar sonucunda kendini yeniden tasarlama noktasında diğer sistemlere göre çok daha başarılıdır. Kapitalizm'de egemen bir kod yoktur. Bu kodun olmayışı sonucunda mikro-toplumsal yapılara ulaşmaya çalışmaktadır. Kapitalist sınıf, psikanaliz yoluyla insanların (haliyle toplumların) hafızalarını egemenlik altına alma, kontrol etme çabası içerisindedir.

Ego dediğimiz şey* hepimizin, farkında olmaksızın kapitalist küreselleşmenin bünyemizde yerleştirdiği kapitalizm fidanını beslemeye hizmet eden bir ajan gibidir. Bu yapıtında Deleuze ve Guattari marksist bir bakış açısıyla hem kapitalist devlet çözümlemesini yapmış hem de kapitalist olan devleti, kapitalizmin oluş felsefesinde çok önemli bir noktaya koymaktadırlar.

Kapitalizmin egemen olduğu sistemde insanlar ileri derecede tüketen ve tükettiğinin farkında bile olmayan canlılar olarak nitelendirilmektedir. Bu bağlamda kapitalizme bedensel obezite tasarımı da diyebiliriz. Kapitalizm, ortaya çıkardığı tüketim kültürü sayesinde insanları bilinçsizce tüketime yönelten ve bu şekilde şizofrenler üreten bir sistemdir der Deleuze ve Guattari. O kadar doğru ki bu tespit, sistemin istediği insan profili aslında bir şizofrenden başkası değildir.

Deleuze ve Guattari bu ana tespit etrafında kitabı şekillendirirken bir ayndan analizini yaptıkları kapitalizmi, psikanaliz ile ilişkilendirmiş ve anti-psikanaliz modeli üretmişlerdir. Buna göre, dilimize kazandırdıkları terim ise Şizoanaliz olmuştur. Şizoanaliz özünde bir psikanaliz eleştirisidir. Psikanalizin birçok hipotezini tartışmaya açmıştır. Bilinçdışı da bunlardan en belirgin olanıdır. -ki burada çok net bir Freud eleştirisi mevcut. Psikanalitik bilinçdışından şizoanalitik bilinçdışına geçiş yapılmıştır. Psikanalitik bilinçdışını Freud'un döneminde geçerliliği olan ve artık günümüz insanının tanımlanmasında yetersiz kalan bir alan olarak görmekteler.

Deleuze ve Guattari Anti-Oedipus içerisinde şizoanalizin niteliği ve sorumluluğu “yıkım” olarak tespit ederler. Şizoanaliz her şeyden önce tamamen bir yıkımı ortaya çıkarır. Kapitalist düzenin ne kadar egemen olduğu değerler bütünü varsa bu değerler bütününün oluşturduğu ahlaki ağa saldırır şizoanaliz. Özellikle arzulamak üzerinden yapılan tespitleri gönül ister ki tek tek paylaşayım ama analizi boğmak istemiyorum. Kapitalist ahlakçılık insan bilincinin yaşayabileceği en büyük yıkımdır zaten der. Bu nokta dönüp dolaşıp yine Nietzsche'nin haklılığına ulaşılmış olması bu fırça bıyıklı amcamızı bir kez daha yad etmemize sebep oluyor. Kitap tam anlamıyla muazzam bir başyapıt.
542 syf.
·42 günde·9/10
Max Stirner'in "Biricik ve Mülkiyeti"nden sonra beni sarsan ikinci bir başyapıt: "Anti-Ödipus"

Deleuze ve Guattari, Anti-Ödipus'ta, arzunun nesnesinin eksik olduğu düşüncesine karşı Freud'u yerden yere vurur ve arzuda eksik olanın nesne değil, özne olduğunu söyler, onu ödipal üçgenden (baba-anne-ben), imgesel ve simgesel yapılardan kurtarmak için arzulama üretiminin bizzat toplumsal üretim olduğunu eserin birçok yerinde dile getirirler.

Bununla birlikte, şizonun değil, şizofrenik süreçlerin devrim potansiyeli taşındığını ve bunu çileci bir nihilizmle değil, neşeyle yapılmasını gerektiğini söylerler.

Dikkatimi çeken en önemli yerlerden biri, kapitalizmin ve kapitalist devletin yersizyurtsuzlaşan kodu çözülmüş akımları yeniden-yerliyurtlulaştırmasıyla ve sosyalist devletin milliyetçilik ve partiyeryurduyla proleteryaya yapay yeryurtlar tesis etmesine vurgu yapmalarıdır. Deleuze ve Guattari, klasik marksizmdeki "üretim araçlarının ele geçirilmesi" yerine onların "havaya uçurulması" fikrini savunurlar.

Radikal bir bakış açısı, lakin bir o kadar anarşik olduğunu söyleyebiliriz.
120 syf.
1990'larda itibaren devam eden bir hareketin düşüncelerini, ne yaptıklarını ve neler yapmak istediklerini, birincil ağızdan direkt olarak ifade eden bir söyleşi kitabı.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap Meksika'nın Chiapas bölgesinde yerli halklar arasında örgütlenmiş sosyalist EZLN gerillalarının(Zapatistalar) silah yoluyla 1994 itibariyle bölgesel hakimiyeti sağlamasıyla başlayan sürecin EZLN ve bölgedeki yerli halklar açısından 2006 ya kadar fikirsel ve pratiksel dönüşümünü anlatan öğeleri barındıran söyleşiler bütünü. Söyleşiler EZLN'nin 2014 yılına kadar sözcülüğünü üstlenmiş Subcomante Marcos ile yapılmıştır. EZLN'nin sosyalist dünya görüşünden, otonomist marksizme geçen sürecin düşünsel ve pratiksel dönüşümünü içinde barındıran ve EZLN mücadele yöntemlerini ve dünyayı algılayışını anlatıyor. (Altıncı Deklarasyon) İktidarın hayatın her alanında birey olgusunu, farklı kültürleri, yok ettiği dünyamızda birey olmanın kendi sorumluluğunu alıp kendi adına karar verebilmenin, dıştan seni belirleyen sana ne olmanı yada ne olduğunu söyleyen baskı araçları ve öğeleri dışında kendini sen olarak inşa edebileceğin, birey olarak insanın sınırlarını tanıyan saygı temelli ilişkilerin kurulduğu, kaybetmek pahasına bir idealin insan olma idealini, insanı insan olarak kabul eden ve kendi olabileceği bir toplum yaratmayı hedefleyen insanların gerçek hikayeleri. Ufuklarınızı genişleten özgür bir dünya.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 47 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 90 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.