Fahriye Adsay

Fahriye Adsay

YazarÇevirmen
9.2/10
22 Kişi
·
84
Okunma
·
10
Beğeni
·
142
Gösterim
Adı:
Fahriye Adsay
Doğum:
Mardin
Mardin Derîk doğumlu. ‹lk ve orta öğrenimini ‹zmir Dikili’de tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih bölümünü bitirdi. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Sosyoloji bölümünde “Kültürel Sınırların Edilgen Taşıyıcıları Kadınlar: Viranşehir Yezidileri Örneği” konulu teziyle birinci Yüksek Lisans derecesini ve Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü Anabilim dalında hazıladığı “Romana Kurdî (Kurmancî) Ya Dîrokî: Bîra Civakî û Nasname” (Kürtçe (Kurmanci) Tarihsel Romanı: Toplumsal Hafıza ve Kimlik) konulu teziyle ikinci Yüksek Lisans derecesini aldı. ‹ngilizceden Türkçe ve Kürtçeye birçok kitap çevirdi. Halen Diyarbakır’da ‹ngilizce öğretmenliği yapmakta ve Zarema adlı Kürtçe eleştiri ve teori dergisinde eleştiri yazıları yazmaktadır.
Baskı altındaki toplulukların gösterdiği tepkilerden biri olan ,ötekileştirilmelerine yol açan farklılıkları gizleme , görünür kılmama çabası Yezidilerde de çok bariz olarak gözlemlenebiliyor .
İktidarın üretmiş olduğu şiddet ve baskı olguları da nerdeyse erkekle özdeşleştirilmiştir. Kadınların da kendi ev içi/özel alanlarında topluluğun biyolojik yeniden üreticileri ve kültürün aktarıcıları olarak duygusallık, itaatkarlık ve edilgenlikle birlikte anılır olmaları ve sanki iktidarın üretmiş olduğu şiddet ve baskı olgularından özsel olarak, doğaları gereği uzak oldukları yanılgısını doğurmaktadır.
Fahriye Adsay
Sayfa 90 - Avesta yayınları
Kadınların, daha dünyaya geldikleri andan itibaren öğretilen ya da dayatılan rollerin dışına çıkabildikleri takdirde erkeklerle iktidar yarışına girebildiklerini göstermektedir.
Fahriye Adsay
Sayfa 88 - Avesta yayınları
356 syf.
·5 günde
5 Mayıs 2019 yılında zihniyetsizlerin girişimleriyle kaldırılan incelemem... Bir kaç ekleme ve çıkarma yaparak tekrar sunuyorum sizlere.
Başlamadan önce gözlüklerinizi bir kenara koymanızı rica edeceğim...

Orijinali "Women of A Non-State Nation" Mazda yayınevi tarafından 2001 yılında ABD’de basılmış. Her biri alanının yetkin isimleri tarafından yazılmış 1946 Kürdistan Cumhuriyeti’nde kadınların durumu, Şam’da çağdaş tasavvuftan kadın portreleri, uluslararası hukuka feminist yaklaşımdan, Kürt dilinde ataerkilliğin yeniden üretimine kadar geniş bir yelpazeden oluşan makalelerden oluşmakta olup, kadınları hayatın pek çok alanında görünür kılan bir çalışma. Yazar ve konu yelpazesi geniş olan makalelerden ayrı ayrı söz etmek güç. Bu nedenle, kitabın Kürt toplumunda güncelliğini koruyan kadın meselesi ve feminizm tartışmalarına olası katkılarına değinmeye çalışacağım...

Dört farklı ülkede (Türkiye, İran, Suriye, Irak) kadınların kontrol altına alınma yöntemlerine genel olarak değinirken, Türkiye’den Türk feministlerine yönelik eleştirilere ağırlık vermiş. Türk feministlerin rejimle yakın işbirliği ya da ona karşı sessiz kalmayı seçmiş olmaları eleştirisinin ana odağı...
Kitabın yayımlandığı 2001’den sonraki yıllarda belki bu durumun değiştiği ileri sürülebilir. Ancak bu değişikliğin yanıltıcı ve estetize edildiği de rahatlıkla savunulabilir. Son yıllarda Türk-Kürt feministlerin arasında işbirliği ve ortak çalışmaların arttığı doğru olmakla beraber Türk feministlerin daha çok öğretmen/yol gösterici bir pozisyonda olup, Türk-Kürt hiyerarşisinin burada da varlığını koruduğu söylenebilir. Bu işbirliğini kapsayan yıllar içerisinde, elbette anaakım Kürt siyaseti çerçevesine de paralel olarak, Kürt kadınlarının karşılaştıkları sorunlar ve uğradıkları mağduriyetler ulus olmaktan ziyade kadın olma çerçevesinde öne çıktıkları/çıkarıldıkları kolaylıkla göze çarpmaktadır.

"Ataerkillik ve Kürt milliyetçiliği"

Kitabın tamamında olmasa da başta Mojab’ın sunuş yazısı ve 1946 Kürt Cumhuriyeti’ne ilişkin makalesi olmak üzere ataerkillik daha çok Kürt milliyetçiliği bağlamında ele alınmış. Janet Klein, 20.yy. başlarında Kürt entelektüellerin kadınlara yönelik reformları tartışmaya başlamaları, 1919 yılında Kürt Kadınları Teali Cemiyeti'nin kurulması gibi gelişmelerin kadınları dönüşümün bir parçası kılmak yerine dönüşümün birer aracı haline getirdikleri şeklinde değerlendirir. Mojab büyük oranda Kürt milliyetçiliğini Kürt feminizminin önünde bir engel olarak görür... 1920’lerin başındaki Şeyh Mahmud'un özerk hükümetini eril, ataerkil ve feodal bir rejim olarak tanımlar. On bir ay ayakta kalabilmiş Kürdistan Cumhuriyeti’nde kadınlara ilişkin olumlu adımların atılmış olması, kızların eğitimine özel önem verilmesine rağmen feodal ilişkilerin tamamen ortadan kaldırılması gibi kökten çözümlere başvurulmamasını eleştirir. Tabii ki Cumhuriyetin kısa ömrü bir tarafa, 1946 Kürdistan'ında böylesi radikal bir değişikliğin, sosyal bilimlerde sakıncalı sonuçları çok sayıda araştırmaya konu olmuş tepeden inmeci bir mantıkla yürütülebilmesi için, Cumhuriyet değil ancak çok güçlü bir krallıkla mümkün olabileceği üzerinde durmamış. Kürdistan Bölgesi Parlamentosu'nun kadınlarla ilgili uygulamaları eleştirisi de benzer bir mantıkla değerlendirilebilir. İran'daki gelenek ve kültüre dayandıklarını söylediği Kürt milliyetçi partilerinin de kadınların toplumsal cinsiyet eşitliğini ertelediğini belirtir. Bu cümledeki 'gelenek ve kültür' vurgusundan asıl sorunun bunlara dayanmaktan kaynaklandığı ima edilir. Türkiye’deki Kürt siyasetine ilişkin değerlendirmesi, sürecin devam ediyor olması ve kitabın yayımlanma tarihinden bu yana önemli değişimlerden kaynaklı güncelliğini yitirmiş olduğu için o başlı başına bir yazı konusu olabilir...


Mojab’ın sunuş yazısında yer verdiği bazı tarihi belgeler karşı bir söylemin unsurları olarak da değerlendirilebilir, zira bilinen genel kanıdan aksi yönde bilgiler içeriyorlar. Irak’taki sömürgeci İngiliz yönetiminin baş aktörlerinden C. J. Edmonds’ın raporları ve başka resmi raporlar devletin Irak'ta kadınların eğitimi için Kürtlerin talepleriyle bahşedemediğini belirtiyorlar. Edmonds, kız okullarının açılması yönündeki yaygın talebe işaret ettikten sonra, Koy gibi bir şehirde bile on iki on üç yaşına dek kızların erkek öğrencilerle beraber okula gönderilmelerinin aydınlanmış ebeveynler için sıradan olduğunu belirtir (s.23). Kürt basınında sık rastlanan kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olmasını savunan makalelerin varlığına işaret ettikten sonra "medeniyetin beşiği bir kültür"den gelen Edmonds’un eğitimi isyanların bir kaynağı olarak gördüğü anlaşılır. İngiltere’nin 1929 tarihinde Milletler Cemiyeti’ne gönderdiği bir raporda yeterli ilkokul olmaması, hiç lise olmaması, yeterli sayıda Kürtçe kitap olmamasının eğitim politikasına dair memnuniyetsizliklerin başında geldiği belirtilir (s.23); eğitimin kontrolsüz bir biçimde yaygınlaşmasının tehlikelerine dair uyarılara yer verilir (s.24) #44812935.
Ismaîl Axa Şikak’ın 1913 yılında İran’da isyan koşullarında Abdulrezaq Bedirxan ile birlikte ilk Kürtçe okulu açmış olması ve Kürt milliyetçiliğinin referans aldığı belli başlı Kürt aydınlarının kızların okula gönderilmemesine dair bir söylemin tam aksini savunmuş oldukları da eklenirse, Kürtlerin eğitim karşıtı imajlarının temeli geçen yüzyılın başında atılmış bir kurgudan ibaret olduğunun kanıtıdır...

Bilindiği gibi rejimin batılılaşma/modernleşme hamlelerinin önemli bir ayağı kadınlar üzerinden yürüyordu. Türk kadınının modern yüzü ne kadar öne çıkartılıyorsa onun ötekisi olarak konumlandırılan Kürt kadını da bir o kadar ilkel, geri, bağımlı ve elbette Kürt erkeklerinin elinden kurtarılmayı bekleyen pasif bir konumda resmediliyordu. Yaklaşık bir asırdır bu resim en çok da eğitim üzerinden gündemde tutuluyor. Ekonomik ve toplumsal şartlar gözardı edilerek ve aslında bir Kürt icadı olmayan neredeyse evrensel bir niteliğe sahip ataerkillik Kürtlerle özdeşleştirilerek ötekileştirmenin önemli bir aracı kılındı. Buna bağlı olarak Kürt erkekleri, geleneksel Kürt kurumları ve siyaset içinde de Kürt milliyetçileri kadınların eğitimsizliğinin baş sorumluları olarak görüldü. Böylesi bir ortamda Türk eğitim sisteminin Kürtler için yabancı oluşu, onları her açıdan dışlamak üzerine kurulduğu, kabul edilebilirliğini zorlaştırdığı ve elbette asimile edici özelliğinin başat özelliği oluşunun tartışılması beklenemezdi! Pek çok sebeple Kemalist söyleminin ağırlığı kendisini öylesine hissettirdi ki Kürtler karşı bir söylem geliştirmek bir yana ne yazık ki onu sahiplenme noktasına geldiler...

Sonuç olarak, savaş uçaklarının cinsiyet ayrımı yapmadığı, tankların, topların, kurşunların cinsiyet ayarlı olmadığı, evleri yıkılan, bodrumlarda yakılan Kürtlerin cinsiyetlerine bakılmadığı, cezaevi koğuşlarını tek bir cinsiyetin doldurmadığı, işten atılmaların belli bir cinsiyeti esas almadığını vs. akıllarda tutarak, Kürt kadın ve erkeklerinin birbirlerini ötekileştirmeden toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çift taraflı bir sorun olduğundan yola çıkarak karşılıklı kafa yormaları acil bir ihtiyaçtır...

Jin Jîyan Azadî!
_______
Kadın Yaşam Özgürlük!
480 syf.
·51 günde·Beğendi·10/10
Zerdüşt Kimdir?

M.Ö. İran topraklarında yaşamış bir peygamber olarak bilinir. Bazı kaynaklara göre Persli bir hekim bazı kaynaklara göre de medli bir kahindir. Taraftarlarına Zertüştî denilir. Halkı Ahura Mazda‘nın dinine çağırdı ve kutsal kitabı olan Avesta’yı dinin temeli olarak belirledi. 77 yaşında öldürüldüğü bilinmektedir.

Zertüştîlerin Kutsal Kitabı Avesta

Avesta Bilge Tanrı Ahura Mazda’nın Zerdüşt’e vahyettiği İran dilleri ve edebiyatının en eski ve en önemli eseridir.
Büyük İskender İran’ı işgal ettiği zaman Avesta’nın 17 cilt kadarını yakmıştır. Savaştan kaçıp Hindistan’ın Bombay bölgesine göç eden Zerdüşt taraftarları yakılmaktan kurtulan bölümleri yanlarında götürürler.
17. Yüzyılda Fransız asıllı Anguetil Dupperon Bombay bölgesindeki Zerdüştîlerin yanında 6 yıl kadar yaşayıp dillerini öğrendikten sonra Fransa’ya dönüp üzerinde çalışmalar yaparak “Zend Avesta “ adıyla bir kitap yayımlar. Bundan sonran Avrupa’da Zerdüştçülük inancıyla ilgili bir merak ve aydınlanma başlar. Birçok ünlü yazar bu konuda kitap yazar.
Avesta’da, beş bölümden oluşuyor; “Gatalar” Zerdüşt’ün kendi yazdığı ezgilerden oluşuyor. Diğer bölümleri taraftarlarının yazdığı yorumlar ve dualardan oluşuyor. Yorum olan bölümlerine “Zend” adı verilir.
Tarihte bilinen ilk Tek Tanrılı dindir.
Ahura Mazda’nın karşısında duran kötülüklerin simgesi Angra Mainyu’dur.
Arapların İran’ı işgal etmeden önceki İranlıların kutsal dinidir.
Büyük İskender, Araplar ve Moğollar’ın işgalleri yüzünden sürekli göç etmek zorunda kalmışlardır. Halen Hindistan’ın Bombay bölgesinde yaşamlarını sürdürmekteler.
Şunu da belirtmek isterim: beni Avesta kitabını okumaya iten şey; Avesta’yı araştırmaya anlamaya çalışırken Avesta için ateşperestlerin kitabi diye bir tabirin karşıma çıkması olmuştu. Avesta kitabını okuduktan ve daha sağlıklı araştırmalar yaptıktan sonra tatmin oldum. Ateş bu inançta yaşam enerjisini sembolize ediyor. İnsan içindeki dinamizmi temsil ediyor. Aynı zamanda ateş de toprak, su, atmosfer, güneş ve ağaç gibi kutsal kabul ediliyor çünkü bunların hepsi canlı yaşamı için gereklidir.
Çok şey öğrendim bu kitaptan ve herkese tavsiye ediyorum. Okuyun okutun. Keyifli okumalar:)
480 syf.
·131 günde·Beğendi·Puan vermedi
Çok güzel bir kitap herkese tavsiye ederim okumayan çok şey kaybeder muhakakh okuyun okumalısınız bence tavsiye ederim güzel dileklerin için teşekkürler hocam......
160 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Dinin kadın üzerine etkisi bir yana toplumun ve kültürün kadın üzerindeki baskısını gözler önüne seren bir yapıt, kadın toplumsallaşma sürecinde geri bırakılmış ve bu onun kaderi olarak görülmekte. Okuyunuz efendim tavsiye edilir.
348 syf.
·6 günde·7/10
Tarih, atalarımızın yaptığı hataları görüp onlardan ders çıkarmamız için vardır.
Kitabı okumaya başladığım zaman kendime başlıca sorular sordum, bunlar her zaman sorduğum sorulardı ama bu defa bunları Kürdistan'da iki yıl siyasi subaylık yapmış bir İngilizin kaleminden okuyacak/görmeyi düşündüm.
Bu sorular nelerdi?
-Milletlerin kaderinin belirlendiği bir yılda Kürtler ne ile meşgüldü? (Kürtler kendi iç çatışmaları ile meşgülmüş)
-Milletlerin kaderinin belirlendiği bir yılda Kürtler başka milletlere nasıl bakıyordu? (Kürtler ingilizlere sempati ile bakıyor, Kürtler onlara ekmek veren herkese sempati ile bakıyor.)
-Milletlerin kaderinin belirlendiği bir yılda Kürtlerin eğitim durumu ne idi? (Eğitim ve öğretimden yoksun...)
-Milletlerin “Milliyetçilik” ile yola çıktığı bir çağda, Kürtlerin milli bilinçi var mıydı? (Milli şuurdan yoksun, herşey tamamen feodal çıkarlara göre şekilleniyor!)
- Kürtlerin 20.yüzyılda ekonomik durumu nasıldı? (Buna cevap yok)
-Ve... Ve Kürtler neden devletsiz?



Elbette kitap istediğim sorulara azda olsa cevap verdi, bu yüzden benim için iyidi.
480 syf.
·9/10
Zerdüştlerin kutsal kitabı olan Avesta Hegel'den Nietzsche'ye kadar pek çok filozofu etkileyen önemli bir dinsel metindir.Eserde Zerdüştlüğün düalist yapısını iyiliğin temsilcisi Ahura Mazda ile kötülüğün temsilcisi olan Ehrimen arasındaki savaş ,Dakhme denilen Sessizlik kuleleri ne bırakılan ölüler ve daha pek çok ilginç mecusi adetleri anlatılmakta.
160 syf.
·70 günde·Puan vermedi
Kendi kültürü vesilesiyle yeterince kapalı bir toplum olan Yezidi toplumunun kültür taşıyıcısı, bireyin var olmasi konusunda kendisine yalnızca aracı bir beden olma sıfatı yüklenen kadınlar olmuştur. Diğer bir deyişle zaten öteki olan kadın bireyi , bu noktada ötekinin ötekilesmesi halindedir.
479 syf.
·9/10
Avesta'yı okuyan pek çok kişi onun semavi dinlerin kitaplarından pek bir farkı olmadığını düşünecektir. Ki benimde fikrim bu yöndedir. Teoloji ve Semavi dinlere karşı ilgisi olanların araştırma sürecinde okumasını tavsiye edebilirim.
479 syf.
·Puan vermedi
Zor din. Bir öldünüz mü sıkıntılar başlıyor. Ölümünüz toprağı ve suyu kirletiyor. Cesedinize değen insanların çeşitli şekillerde temizlenmesi gerekiyor. Kutsal metinlerin yarısı bu konunun üzerine. Diğer yarısı da adli suçların cezalandırılma şekilleri, genel olarak hukuk üzerine. Atalarımız epey zahmetkeş inananlarmış.
356 syf.
·Beğendi·8/10
Kürt kadınını savaş alanındaki başarılarından tutun,giyimine, evdeki konumuna,okur yazar durumuna kadar her alana değinmiş, gerçekten güzel ve her Kürt kadınının okuması gereken bir kitap.

Kadınlar geçmişten gelerek bugüne uzanan ortak bir toplumsal yetkisizlik sömürü ve ikili paylaşıyorlar. Bu nedenledir ki Uluslararası Hukuk uluslararası camiada baskının her türüne tepki verecek ve bunların yansıtacak şekilde tekrar oluşturulmalı ve bir başlangıç olarak da kadınların sesi kamusal alanda duyulmalıdır. Bu feminist çözümlemenin amacı Kürtler bağlamında kaderini tayin etme ilkesinin baskın ve erkeksi söylemine meydan okumaktır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fahriye Adsay
Doğum:
Mardin
Mardin Derîk doğumlu. ‹lk ve orta öğrenimini ‹zmir Dikili’de tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih bölümünü bitirdi. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Sosyoloji bölümünde “Kültürel Sınırların Edilgen Taşıyıcıları Kadınlar: Viranşehir Yezidileri Örneği” konulu teziyle birinci Yüksek Lisans derecesini ve Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü Anabilim dalında hazıladığı “Romana Kurdî (Kurmancî) Ya Dîrokî: Bîra Civakî û Nasname” (Kürtçe (Kurmanci) Tarihsel Romanı: Toplumsal Hafıza ve Kimlik) konulu teziyle ikinci Yüksek Lisans derecesini aldı. ‹ngilizceden Türkçe ve Kürtçeye birçok kitap çevirdi. Halen Diyarbakır’da ‹ngilizce öğretmenliği yapmakta ve Zarema adlı Kürtçe eleştiri ve teori dergisinde eleştiri yazıları yazmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 84 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 124 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.