Faik Ökte

Varlık Vergisi Faciası yazarı
Yazar
8.0/10
2 Kişi
18
Okunma
1
Beğeni
1.566
Görüntülenme

Hakkında

Faik Ökte, 1902 yılında Diyarbakır’da doğmuş, ilköğrenimini ve lise eğitimini burada tamamladıktan sonra Ankara’da sonraları Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak bilinecek Mektebi Mülkiye’yi bitirerek maliye memuru olarak profesyonel hayatına başlamıştır. Müfettişliğe kadar yükselen Ökte 1944 yılında İstanbul Defterdarı görevine getirilmiştir. Bu görev, Baş Müfettiş olarak görev aldığı ve uygulamasında büyük emekleri olan Varlık Vergisi’nin akabinde kendisine gelmiştir. Varlık Vergisi’nin uygulaması sırasında kaleme almaya başladığı ve 1947 yılında tamamladığını söylediği “Varlık Vergisi Faciası” isimli kitabını, 1951 yılında yayınlayarak bir hayli sansasyon yaratan Ökte, kitabında bir yandan günah çıkartırken bir yandan da yaşananları tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile açıklamaktadır.
Doğum:
Diyarbakır, 1902

Okurlar

1 okur beğendi.
18 okur okudu.
21 okur okuyacak.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
(...) Zira, nazist karakterine rağmen, biz hâlâ bu verginin hukukla irtibatını muhafaza etmeğe çabalıyorduk... Mahrem vasfiyle tamim edildiği için kitaba ekleyemediğim maddî hata ve mükerrerlik talimatnamelerinde, tatbikatta önümüze çıkan hadiselerden ilham alınarak jurusprudansımıza uygun bir şekilde varlık vergisi hukukî kanaviçesi işlenmiştir. Bir bakıma Hukuk, sanatkârlarının elinde işlediği her kalıba gelir bir madendir. Tarih boyunca Hukukun alet edilerek yapılan cinayetleri saymaya imkân yoktur. Sokrat’a bir mahkeme karariyle zehir içirilmişti. Mebusan meclisini dağıtırken son Osmanlı Padişahlarının en zeki ve en dirayetlisi olan İkinci Abdülhamit, Kanunu esasinin muayyen bir maddesine istinat ediyordu ve görünüşe göre de haklı idi.
1000Kitap
Toprak Mahsulleri Vergisi
Filhakika Toprak Mahsulleri vergisi de Varlık Vergisinin dayandığı takdir esaslarına dayanır. Bu takdirin mahsulun yeşermediği zamanlarda yapıldığı da vakidir. Hububat işlerinden anlayanlar, başak tekemmül etmeden takdire gidilemiyeceğini, bundan sonra da mansulün çeşitli tehlikelere maruz bulunduğunu bilirler. Bu bakımdan, toprak mahsulleri vergisi, zannedildiği gibi, bir Gelir Vergisi değildir; onun sermayeye hitap eden tarafları da vardır. Varlıktan sonra köy köy dolaştırılan maliye müfettişleri bu verginin tatbikatta daha elim misaller verdiğini beyanda müttefiktir. Bu mevzuda toprak mahsulleri vergisinin bu günkü gelir ölçüleriyle asgari maişet payı haddinde olan köylü kazancına hitap ettiğini de düşünmek lâzımdır. Köylü bu vergiyi nafakasından ve tohumundan ödemiştir. Hal böyle iken toprak mahsulleri vergisi dolayısiyle yapılan feryat ve şikâyetler, Gelir Vergisi dolayısiyle yapılanların onda biri değildir. Ve şikâyetler alarman şekilde yapılmamıştır. Bunun muhtelif sebepleri vardır: 1) Toprak mahsulleri vergisi daha geniş bir kitleye hitap eder. Mükellef adedi daha fazladır. 2) Sermayeden alınan kısmı varsa da, vergi daha ziyade mahsul üzerinde müessestir. İptidaî manada da olsa, yine irada hitap eder. 3) Bu vergiyi veren kitle zaten sefalet içinde idi. Vergiyi ödemekle yaşama seviyesinde büyük bir değişikllik olmamıştır. 4) Varlık mükellefleri hakkını istemesini bilen, sesini yükseltecek kimselerden terekküp etmektedir. Senelerin cefakeşi Anadolu ise her derdi sineye çekmesini bilen bir rinddir.
1000Kitap
Reklam
Reklam