Georges Balandier

Georges Balandier

Yazar
7.3/10
6 Kişi
·
16
Okunma
·
2
Beğeni
·
184
Gösterim
Adı:
Georges Balandier
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Aillevillers-et-Lyaumont, Fransa, 21 Aralık 1920
Ölüm:
Paris, Fransa, 5 Ekim 2016
Georges Émile Balandier Leon demiryolu işçisi ve sosyalist aktivist oğludur. O felsefe inceleyerek başlar, ancak savaş ve Meslek zorunlu çalışma hizmeti (STO) ve dirençli refrakter bulunmaktadır. (Özellikle o Michel Leiris katıldı) onun insan deneyimlerinden ve Kurtuluş sonrası entelektüel maya iklimde dayanıklı, o çaba katıldı "başka sömürge politikasını tanımlamak için deneyin." 1946 yılında Avrupa savaşın travma ortaya çıkan ve araştırmacılar egzotik tarafından tahrik edilmektedir. Afrika bu yüzden umudu temsil ediyor. Dakar gelmeden, Balandier Afrika patlama yaşadığını belirtiyor. (1982 yılında Balandier yapılan görüşmeler) "Ben 1946 yılında Dakar geldi, ben ilk tören giysileri arkasında yoksulluğu ... ama aynı zamanda bazı türbülans keşfetti".

Afrika'nın kurtuluş içeriden katılan süre 1946 1951 SFIO Üyesi Balandier etnolog olur. 1952 yılında Cahiers sosyolojisi bağımsızlık için seçmesi. Daha sonra Pierre Mendes France idaresi altındaki araştırma yaptı, ancak de Gaulle Gine Sekou Toure Fransız Birliği'nin söndürür politikası ile kırdı. Alfred Sauvy, 1956 yılında, tanımlamak için üçüncü dünya kavramını icat, bir Biti Fransız Devrimi'nin üçüncü emlak baktı bu ülkeler. [Ref. gerekli] Bugün durum coloniale2 kavramı, yeni bir antropolojik araştırma alanının yaratılmasına ilham, "Yeni Sömürge Çalışmaları," 3 dergi Fransız Siyaset, Kültür ve Toplum, 2002 yılında adanmış olan özel bir bölüm Perspektifleri başlıklı : Colonial situation.4 Transatlantik Perspektifler

Discoverer siyah Brazzavilles, Balandier çağdaş Afrika toplumlarında değişim olduğu geleneksel toplumların çalışmaya dikkatini çevirmek için ilk biridir.

Bu, 1962 yılında Sorbonne'da Afrika sosyoloji birinci sandalye açar.

1982 yılında Michel Maffesoli ile güncel çalışmalar ve gündelik hayatın merkezini kurdu.

Balandier Michel Wieviorka ile Sosyoloji International Journal Direktörü oldu.
Herkes, topluluğun kararlarını kendi şahsi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışır.
Georges Balandier
Sayfa 36 - İş Bankası Kültür Yayınları
Söz konusu şimdicilik de şimdinin kazanımlarıyla varılmaya çalışılan bir nokta değildir, çıkar hesapları ve biteviye uyarlamalarla o andan istifade edilmesine dönüşmüştür.
Oysa aynı hakim mantığın etkisinde karşılıklı ilişki içine sokulmaları ve yayılımları sayesinde bu “yeni Yeni Dünyalar” da olanaklılığın sınırları hep daha çok genişlemekte. Yapabilme gücü her yeni olanağı hemen ele geçirerek kendini sağlamlaştırıyor, tüm ekonomik ve toplumsal ilişkileri organize eden, artık araçsallaştırılmış bir kültürün her tür tezahürünü düzenleyen fail haline geliyor. İnsanı kendi için ve kendi başına var olan bir dünyanın yaratıcısı yapıyor. Ütopyanın gerçekleşmesini ulaşılabilir hale getiriyormuş gibi görünüyor. Ancak düşlenen, tahayyül edilen, ümitle beklenen dünyalara değil çoktan burada, yapılagelmekte olan ve benzersiz bir gelişme kabil olduğu kabul edilmiş dünyalara dair bir ütopya bu. Bu dünyaların nihai olarak gerçekleştirilmesi canlılığa tamamen egemen olunması, “yok edilemez insanlar”ın ortaya çıkması anlamına gelecek.
Modernite sayesinde umut giderek insanlığın öte dünyasıyla bağını kopardı. İktidar ele geçirilince dünyayı şekillendirmek ve ona insanın kendine belirlediği amaçlara göre şekil verebilmek olası hale geldiği için, bu dünyadaki beklentiye dönüştü. Bu umut siyasal olarak yeni bir Devlet içerisinde, entelektüel olarak insan zihninin kazanımlarında, toplumsal olarak ise ilerlemenin kitlelere yayılmasında kendini hayata geçirmek için Akıl’la teçhizatlanır.

İlerleme dini, aktarılmaları itibariyle tarihsel, geleneğin sürekli etkisi itibariyle medenileştirici bir nitelik arz eden ve sadece aşkınlıkla ilişki üzerine bina edilmiş dinlerin “büyüsünü bozar. ” Vahye dayalı inancın yerine teknik uzmanlığın ve bilgi-iktidarın artışına dayalı kolektif iradeyi geçiren laik dinlerin ilk kez hayata geçirilmesidir bu.

Fransa’da vahyi hakikatlerin dogmatizmine karşı gerçeğin keşfine adanmış bilimsel araştırma laboratuvarlarının, ayrıcalıklı hiyerarşilerin muhafazasına karşı demokratik cumhuriyeti tesis eden kurumların ve herkese açık laik okulların ihdas edilmesiyle ilerleme militanlığının yuvaları kurulmuştur.

Pratik bilimlerin, endüstrinin, girişimin yüceltilmesi, dünyanın ele geçirilmesi iradesini etkin kılan ve giderek artan bir maddiyat bağımlılığını sağlama alan ilerleme hamlelerini somutlaştıracaktır. Sonuçları itibariyle insani acıların dindirilmesine şüphesiz katkıda bulunan, ama aynı zamanda potansiyel açıdan ters etkilere sahip bir iktidarı da serbest bırakan bir muzaffer egemenliktir bu.
Ortak popüler kültür, giderek daha etkin araçlarla donanan ve halkla tam anlamıyla buluşan medya sayesinde bir tür gürültü kültürünün yayılmasına katkı sağlıyor. Radyo ve televizyonun, müzik yayınlarının ve cep telefonlarının ses/görüntü eklentileri ve uzantıları başkalarınca bir ses istilası; cephanesi gürültü olan bir tür taarruz gibi algılanabilecek bir durumun her yer ve ortama yayılmasını mümkün kılıyor.

Nezaketsizliğin de bunda payı var elbette; fakat durumu aşırılığa, uç noktalara sürükleyen, onun yanı sıra ve kuşkusuz ondan da fazla, doruk noktasına varmış ve kaynağı şehirlerde olan bir modernliğin itimi. Bütünü itibariyle sınırlara saygı konusunda sorunları olan bir modernlik bu. Psikolojik kaynaşma ihtiyacının biraz geç kalmış bir ifadesi olan iğreti bir yalıtılmışlık içerisinde yığınla gencin katıldığı çılgın partilerin büyüyen başarısı, her türlü ölçünün ret ânını gözler önüne seriyor.

En yüksek noktasında kullanılan ses sistemleri, sürekli kendini yineleyen tekno müzikle yapılan bitimsiz danslar, psikotrop maddelerin yaygın kullanımı, özgür cinselliğin suiistimali ve tükenmenin eşiğine kadar uzatılan etkinlikler aşırılıkta, aykırılıkta varoluşsal bir telafi elde etme arzusunu gözler önüne seriyor.
Enformasyon alışverişinin ve umumi merak duygusunun seyrine teslim edilmiş kişisel günlüklerin (blogların) ve “chat”’in serbest dolaşımı sayesinde, hiçbir kısıtlama olmadan paylaşılan sohbet mesajları aracılığıyla her şey, hem de yasaklardan, uzlaşımlardan ve sırlardan kurtarılmış biçimde söze dökülüyor, söyleniyor. İç içe varlık bulan iki dünya söz konusu: Bir tarafta hareketin, gürültünün ve düzeneklerin etkisine kapılmış gerçek bedenlerin daha yoğun bir varoluş biçimi aradıkları bir dünya var; diğer tarafta, sayısız sanallıklara açılacak şekilde simüle edilmiş ve böylece yeni gerçeklik hayallerini çoğaltan tek kişilik sanal gezintilerde ağırlığını hissettiren makineler var.

Yeni teknolojiler ve yazılım-makinelerle birlikte dünyaya gelmiş kuşaklardan önceki kuşaklar da tıpkı küçükleri ve çocukları gibi bunlara bağlanıyor. Giderek artan bir şekilde bu teknolojileri kullanıyorlar ve hem bir bağımlılık ilişkisi içinde hem de yeni özgürlüklerin ve gençliğin dünyasına serbest erişimin cazibesiyle, çabucak, sunulan hizmetleri aşırı tüketme noktasına geliyorlar.

Yaşlanmaya karşı savaşı ve görünümünü muhafaza etme çabasını olumlayan gençlik ve genç kalma kültü, kültürel taklitçiliğin gelişimine elverişli kaynakların artışından da destek görüyor. Gençleri taklit, sadece “görmüş geçirmiş”lerin kabaca köşeye itilmelerine karşı bir savunma hamlesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda aktif bir modernliği tanımlayan değişim ihtiyacını besleme, yeniliklerden pay alarak dolu ve yoğun bir hayat peşinde koşma arzusunu da ifade ediyor.
%57 (84/148)
·6/10
Araştırma-inceleme türünde okuduğum ikinci kitap. İlkini gayet ilgiyle severek okumuştum ancak bu kitapla yıldızım uyuşmadı. 80 küsür sayfa okudum ama devamını getiremedim. Konusu aslında insanı çekebilecek türden ancak ben bi türlü içine giremedim. Belki bir başkasının ilgisini çekebilir.
148 syf.
Üst kitle ile alt kitle arasındaki farklardan, geçmiş ve gelecek arasındaki değişimlerden bahsediyor yazar. Bunu da hakkını vererek, güzel tespitlerle yapıyor fakat 140 sayfa boyunca aynı şeyleri söyleyip duruyor. 80-90 sayfada tekrara düşmeden halledilebilirmiş. Ayrıca bazı bölümler felsefik bir derinlik içerirken, bazı bölümler daha yüzeysel ve somut kalmış. Sanki bölümleri farklı farklı insanlar yazmış gibi.
148 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Yazarın özellikle üzerinde durduğu üst modernlik terimi kitapta ilerledikçe postmodernliğin bi seviye daha üstüne çıkılmış hali olarak hissettirdi kendini bana. Özellikle simülasyon üzerinden ilerlediği kısımda simüle edilme üzerine kurgulanmış ve ciddi işleyen bir sistem, kimlik hareketlerinin de ötesinde bir dönem olarak şu anın resmini anımsattı ve postmodern değil de bir tık üstü olan üst modern tabiri kullanmış gibi geldi. Konuyla ilgili terminolojik bilgim ve araştırmalarım kısıtlı olduğundan yalnızca çağrışımlarından yola çıkarak diyebilirim ki yabancılaşmanın artık çok üst seviyelere çıktığı, simüle edilmekle kalınmayıp simüle yaşamlar yaratma çabasına girişildiği teknolojik bir dönem var kitapta. Bu bahsedilen yaşadığımız çağ olsa da bana sık sık aslında ülkemizin bu seviyeye fazlasıyla özenmesine rağmen hala ulaşmadığı ve batının geçtiği seviyeleri geçmekle meşgul olup hala bir önceki aşamalarda büyük oranda zaman harcadığı hissini yaşattı. Bu bahsedilen seviyeye bir övgü değil, ülkemiz halinin bu seviyeden öncesi için yoğun vakit harcamasının çözüm için daha geç dönüt alabileceği yönünde bir kaygıdır. Bu yüzden sıklıkla kendi toplumumuzdan çıkıp bu sorunları bir Avrupalı gözüyle görmeye çalıştım çünkü o boyuttan bakınca daha ciddi ve dikkate değer geldi bizde henüz had safhada yaşanmadığını düşünmemden kaynaklı. Evrenselleşmenin getirdiği siliklik ve şiddet üzerine ilerlediği için ne kadar batı gözüyle yazılsa da kaçınılmaz son olarak dünyanın her yerinde görülmeye başlanan tespitler içerdiğinin de altını çizmem gerekir tabii. Bu nokta örneklerini yüzeysel ve batıcı bulduğumu da belirtmeliyim özellikle müslüman teröristler konusunda. Çıkarımım ise bilhassa bu örnekte yazarın günümüzü analiz etmesinin kaçınılmaz sonucu olarak günümüz algısıyla yüzeysel ilerlediği yönünde. Buna peşin hükümlülük de diyebilirim. Lakin çok iyi bir güncel analiz ve dolayısıyla her sayfası akıcı olan bir yapıt. Çıkarımlar sağlam ve bilimsel tabanlı. Şahsen ben başından sonuna kadar büyük oranda tatmin oldum ve özellikle sonlarında kitabın uzatıldığını değil ana fikri vermeye ve daha anlaşılır halde son kez aktarılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Sosyoloji ilgililerine kesinlikle tavsiye ederim, güncel ve aktif dünya üzerine kafa yoranlar için ise ufuk açıcı olabileceğine inanıyorum.. iyi okumalar

Yazarın biyografisi

Adı:
Georges Balandier
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Aillevillers-et-Lyaumont, Fransa, 21 Aralık 1920
Ölüm:
Paris, Fransa, 5 Ekim 2016
Georges Émile Balandier Leon demiryolu işçisi ve sosyalist aktivist oğludur. O felsefe inceleyerek başlar, ancak savaş ve Meslek zorunlu çalışma hizmeti (STO) ve dirençli refrakter bulunmaktadır. (Özellikle o Michel Leiris katıldı) onun insan deneyimlerinden ve Kurtuluş sonrası entelektüel maya iklimde dayanıklı, o çaba katıldı "başka sömürge politikasını tanımlamak için deneyin." 1946 yılında Avrupa savaşın travma ortaya çıkan ve araştırmacılar egzotik tarafından tahrik edilmektedir. Afrika bu yüzden umudu temsil ediyor. Dakar gelmeden, Balandier Afrika patlama yaşadığını belirtiyor. (1982 yılında Balandier yapılan görüşmeler) "Ben 1946 yılında Dakar geldi, ben ilk tören giysileri arkasında yoksulluğu ... ama aynı zamanda bazı türbülans keşfetti".

Afrika'nın kurtuluş içeriden katılan süre 1946 1951 SFIO Üyesi Balandier etnolog olur. 1952 yılında Cahiers sosyolojisi bağımsızlık için seçmesi. Daha sonra Pierre Mendes France idaresi altındaki araştırma yaptı, ancak de Gaulle Gine Sekou Toure Fransız Birliği'nin söndürür politikası ile kırdı. Alfred Sauvy, 1956 yılında, tanımlamak için üçüncü dünya kavramını icat, bir Biti Fransız Devrimi'nin üçüncü emlak baktı bu ülkeler. [Ref. gerekli] Bugün durum coloniale2 kavramı, yeni bir antropolojik araştırma alanının yaratılmasına ilham, "Yeni Sömürge Çalışmaları," 3 dergi Fransız Siyaset, Kültür ve Toplum, 2002 yılında adanmış olan özel bir bölüm Perspektifleri başlıklı : Colonial situation.4 Transatlantik Perspektifler

Discoverer siyah Brazzavilles, Balandier çağdaş Afrika toplumlarında değişim olduğu geleneksel toplumların çalışmaya dikkatini çevirmek için ilk biridir.

Bu, 1962 yılında Sorbonne'da Afrika sosyoloji birinci sandalye açar.

1982 yılında Michel Maffesoli ile güncel çalışmalar ve gündelik hayatın merkezini kurdu.

Balandier Michel Wieviorka ile Sosyoloji International Journal Direktörü oldu.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 16 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 33 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.