Gözde Kurt

Gözde Kurt

YazarÇevirmen
7.6/10
16 Kişi
·
27
Okunma
·
1
Beğeni
·
542
Gösterim
Adı:
Gözde Kurt
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 1982
Çocukken çok okurdum. Fazlasıyla hayalperesttim ve açıkçası bu durum arkadaş edinmeme engel oluyordu. Kitaplar en yakın dostumdu. Sözcüklerle, sanki arkadaşlarımla oynar gibi oynamaya, onlarla oyun kurmaya o zamanlar başladım. 10 yaşındayken şiir yazıyor, kendimce öykü denemeleri yapıyordum. Daktilom bile vardı. O daktilo nerede bilmiyorum fakat beni bu yola çıkaran en güçlü anı, o daktilonun tuşlarına vurduğumda çıkan seslerdir…

Türkçe Mütercim Tercümanlık mezunu bir yeminli tercümandır. Yirmili yaşlarında yazıya tutkuyla bağlanan Kurt, 2009 yılında ilk romanı Kozanın Tereddütü‘nü yayınladı. Ardından on yıla yayılan bir süreçte yazdığı öykülerini Ölü Çiçekler Müzesi ismindeki kitabında topladı. Bu kitabı, Yaşar Nabi Nayır Ödülleri’nde ilk on eser arasına seçildi.
Ne de olsa biri tarafından acıya maruz bırakılan herkes, zavallılığını kullanarak tüm erdemlerden kendine pay çıkarmaya çalışır, zavallılığını kurtlarcasına.
Şunu duymadınız mı? Bu dünyada haklı biri yoktur; haklarını kaybettikten sonra onlar için savaşan ve isyan edenler dışında.
K: ... sanırım asıl sevmediğim şey haklı çıkmak. Çünkü herhangi bir konuyla ilgili haklı çıktığınızda bile elinize pek bir şey geçmez.
144 syf.
·6 günde·8/10 puan
Yazarın psikolojik öykülerden oluşan ikinci kitabıymış. Benim yazardan okuduğum ilk kitaptı.Sıradan başlayıp sürpriz sonlarla biten öyküleri heyecanla okudum. Karakterlerin anlatımı o kısacık öykülerde bile tam kararındaydı. Benim en sevdiğim Sanrı ve Hamlet öyküleri oldu. İlk kitabı olan Kozanın Tereddütü isimli romanını da kısa zamanda okuyacağım.
SaYe
SaYe Köprüde Durup Beni Öpmesini Bekleyeceğim'i inceledi.
230 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Sevdiği adamın ihanetinden sonra, biraz da tesadüfi gelişen olaylar sonucu, kendini arama-bulma yolculuğuna çıkan bir kadının hüzünlü, umutlu ama bir o kadar da okuması keyifli hikayesi. Bir günde bitirilebilen, akıcı bir romandı. Konusu, kurgusu, verdiği mesajlar -ki altını çize çize okudum- itibariyle insani içine çekip, hikayeye ortak ediyor. Sadece finali çok sevemedim, aslında belki de olması gerektiği gibidir, kafamda başka türlü canlandırdığım için bana öyle gelmiş olabilir, bilemiyorum. Ama iyi ki okumuşum diyeceğim kitaplardan biriydi, öneririm.
144 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.

Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti


Ulaş Başar Gezgin


‘Ölü Çiçekler Müzesi’, yazar Gözde Kurt’un psikoloji ağırlıklı öykülerini topladığı bir kitap. Kitap, 14 psikoloji ve felsefe ağırlığı taşıyan kısa öyküden oluşuyor. Yazarın daha önce yayınlanmış ‘Kozanın Tereddütü’ adlı bir romanı da bulunuyor.

Kurt öykücülüğünün temel konuları ve anahtar sözcükleri şöyle sıralanabilir: Ben, iç dünya, dönüşüm, rüya, uyku, uyanma, iç diyaloglar ve ötekiler.

Kurt öykücülüğü, anlatı-yoğun yaklaşımların tersine, Bilmece, Başkalaşım, Dönüşüm, Olgunlaşma, Aşk ve Zavallı Aşırılık olay-örgülerine dayanıyor. Öyküler, daha çok, ‘dışarıda’ değil, kahramanların içinde geçiyor.

Kurt öykücülüğünün bir özdeyişi varsa, o, “insan, yalnızdır” olacaktır. Cep telefonlarının, internetin, sosyal medyanın vb. her taraftan bizi kuşattığı çağımızda; insanın yalnız kalma seçeneği, yalnızca “kalabalıklar içinde yalnız (kala)kalma”ya dönüşürken; Kurt’un kahramanlarının içe dönüklüğü, ya günümüzdeki atipik bireylere ya da geçmişimizdeki bilişim ağlarına daha az dolanmış bireylere bir selam olarak okunabilir. Kurt’un kahramanları, 1980’lerin ‘atomize olmuş birey’i ile akraba sayılabilir.

Kurt’un öyküleri, çoğunlukla bilmece gibi. Bizi, başlarda, anlatıya belli bir anlam yüklememiz için kandırır; ama sonlarda, aslında anlatıyı yanlış yorumladığımızı; işin aslının farklı olduğunu anlarız; ve böylece çözeriz bilmeceyi.

Kurt’un öykülerinde, topluluk, toplum ve doğa, pek görünmez ufukta. Çatışmalar, çoğunlukla kahramanın içindedir. Kimi zaman, bu çatışmaların dışa yansıdığını görürüz; kimi zaman ise, dışsal çatışma sandıklarımızın, sonunda içsel çatışma olduğunu öğreniriz.

Kurt’ta ağırlık, kişiliktedir. Rus yazarların yolunda, derin kişilik çözümlemelerine girer o; anlatının ortamı ve olaylar önemsizdir.

Çeşitli yazarlarda olduğu üzere, Kurt’ta da, kişiliklerin aşırı özellikleri vardır. Bu aşırı özellikler, anlatılmaya değer bulunmuştur; ve tam da bu aşırılıklar vardır öykünün merkezinde. Örneğin, ‘Niyet’in Falhanesi’ adlı öyküde, Zehra’nın sinema ile ilişkisi, başlı başına bir öykü konusu olmuştur.

Kurt’un okur kitlesi, kimlerden oluşuyor olabilir? Üniversite gençliğine yazıyor o. Ergenlikteki çelişkileri ileri yıllara taşımayı bir erdem olarak gören o deli dolu yıllar. Ergenler de okur elbette; ancak, Kurt’un öykülerinin derinliği, herhalde onlara ağır gelecektir.

Kurt’un birinci tekil ve üçüncü tekil diliyle yazdığı öykülerde, doğal olarak, ciddi farklar gözlemliyoruz: Birinci tekilde yazar, daha derin kişilik çözümlemelerine girişiyor; üçüncü tekilde ise, daha çok romanlarda gözlemleyebileceğimiz dışsal anlatıcı modeline geçiyor.

Ana konu, psikolojik durumlar olsa da, Kurt’un gerçekçi olmak gibi bir kaygısı var. O nedenle, en fantastik öykülerinin sonunda, aslında herşeyin rüya olduğunu öğreniyoruz. Aslında, bu gerçekçi olma kaygısı, yazarı kısıtlıyor. Sonunda rüya olduğunu anlamadığımız öyküler yazmalı bundan sonra Kurt. Açık bırakmalı sonu... Rüya mıydı, ameliyat masasında beynimin belli bölgelerine elektrik mi verdiler, n-boyutlu paralel evrenlerde yaşananlar mıydı bunlar... Hiç önemi yok...

Kurt, ‘Sanrı’ adlı öyküsünde, bir tiyatro oyunu yazma yeteneğine sahip olduğunu kanıtlıyor. Ancak, öykünün adını ‘Sanrı’ koyduğu için, sonu baştan söylemiş gibi oluyor.

‘Ölü Çiçekler Müzesi’ni okurlarımıza öneriyoruz. Bir fikir vermesi açısından, yazımızı kitaptan alıntılarla bitiriyoruz:

“Kendimle ilgili fazla konuşmuyor olmamın sebebi, kendimi iyi tanıyor oluşumdur. Habire kendisini anlatmaya çalışanlar, kendilerini fazla tanımayan insanlardır. Kendilerini anlata anlata, kendilerini bulacaklarını sanırlar. Bunu farkındalıksız yaparlar üstelik. Oysa önce uzunca bir süre kendilerini dinlemeleri gerekir.” (s.37)

“Karaköy’de, karayla denizin birleştiği yerde, karayı arkasına alarak ama o karanın üzerinde sahip çıkması gerekeni, süregiden kavgasını unutmayarak ilk nefesinin dumanını önündeki denizin maviliğine kattı. Ona arkadan bakan biri, bir eli cebinde diğer eli sigarasında, epey üşümüş, gözleri uzakta ve düşünceli bir kadın görebilirdi.” (s.102)

“Hafızamda şimdi kadar canlı olan şeyler taşıyorum: O kokmayan, renksiz, ölü çiçeklerin canlılığı... Yine o çiçeklerin masum kabuğumu nasıl kolayca soyduğu ve içimde insani ve hayvani olanı, birlikte ve çarçabuk nasıl dışarı çıkardığı. Önce, o günkü aklım ve kalbimle içimde aşka dair ne varsa duyumsamış, sonrasında maruz bırakıldığım hayalkırıklığının şiddetiyle, bir insana karşı duyulabilecek hiddet duygusunu derinlemesine özümsemiştim.” (s.132)


Künye

Gözde Kurt. Ölü Çiçekler Müzesi. İstanbul: Postiga Yayınları. Eylül 2011. 143 sayfa.




Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

Sabahattin Ali Yazını
8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

Gülmece ve Hiciv Anlatıları
15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
17. ‘Bay Düdük’ (1958).
18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

Masallar ve Efsaneler
22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
24. ‘Masalın Aslı’.
25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
26. Tibet Masalları.

Vietnam ve Tayland Yazını
27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
35. İstanbul Öyküleri.
36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

Taylan Kara Yazını
41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

Ütopya Anlatıları
45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

İranlı Öykücüler
47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

Avrupa Yazını
49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

Diğer Yazılar
52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

Gezgin Yazını
60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
144 syf.
·Beğendi·10/10 puan
O kadar farklı, o kadar güzeldi ki.. sanrılar, kaygılar, kayboluşlar, farkındalıksızlar... bi sahaftan şans eseri 2 TL'ye aldığım bu kitabı onlarca lira verdiğim pek çok kitaba değişmem. Pek çok satırın altını çizdim, pek çok satırda kendimi buldum. Hikayeleri okurken acaba yine ne oluyor sorusu, bir an önce sonunu öğrenmek için can atmak ve sonuna gelince şok olmak.. gerçekten harikaydı. Bu kitaba rastlarsanız ya da temin edebilirseniz kesinlikle beklemeyin. Ve "sanrı" size hediyem olsun..

Yazarın biyografisi

Adı:
Gözde Kurt
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 1982
Çocukken çok okurdum. Fazlasıyla hayalperesttim ve açıkçası bu durum arkadaş edinmeme engel oluyordu. Kitaplar en yakın dostumdu. Sözcüklerle, sanki arkadaşlarımla oynar gibi oynamaya, onlarla oyun kurmaya o zamanlar başladım. 10 yaşındayken şiir yazıyor, kendimce öykü denemeleri yapıyordum. Daktilom bile vardı. O daktilo nerede bilmiyorum fakat beni bu yola çıkaran en güçlü anı, o daktilonun tuşlarına vurduğumda çıkan seslerdir…

Türkçe Mütercim Tercümanlık mezunu bir yeminli tercümandır. Yirmili yaşlarında yazıya tutkuyla bağlanan Kurt, 2009 yılında ilk romanı Kozanın Tereddütü‘nü yayınladı. Ardından on yıla yayılan bir süreçte yazdığı öykülerini Ölü Çiçekler Müzesi ismindeki kitabında topladı. Bu kitabı, Yaşar Nabi Nayır Ödülleri’nde ilk on eser arasına seçildi.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 27 okur okudu.
  • 22 okur okuyacak.