İbrahim Aycan

İbrahim Aycan

Yazar
9.0/10
1 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
13
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Ali Rıza MALKOÇ
Ali Rıza MALKOÇ Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı'ı inceledi.
121 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kitap İnceleme Yazısı
Kitap Adı : Hilmi Şeker ile Hukukta Gerekçe ve Süreç Adaleti Röportajı
Üst Başlık: -İskender Özturanlı’nın katılımıyla-
Yazarı : Av. İbrahim Aycan
Yayınevi : Aristo Yayınevi
Baskısı : Aralık 2018, 1.Baskı, İstanbul, 139 Sayfa
Barkodu : 9786052332863

Kendisiyle röportaj yapılan yazar Sayın Hilmi Şeker’in Hukukta Gerekçe (1600 Sayfa) ve Süreç Adaleti (2017 Sayfa) adlı kitaplarını zaten okuma listeme almıştım.
Bu röportaj, hem okumaya ilgimi artırdı hem de kitapları daha iyi anlayabilmem için ön bilgi oluştu zihnimde.
Evet hukuku meslek olarak hukukçular icra etmeli fakat bir sosyal bilim dalı olarak her birey duygu ve düşünce dünyasına katabilmeli, toplumsal hak ve sorumluluklarını bilmeli. Bu açıdan bakıldığında, sorumluluk ve ödevlerimizi ve bizi bekleyen sonuçlarını tamamen hukukçulara havale ve ciro etme kolaycılığına kaçmamamız gerekiyor.
Ortalama toplumsal hukuk bilinç seviyemiz yükseldiğinde, hukukçular da (yargıç, savcı, avukat, noter, müfettiş, akademisyen) mesleklerini daha verimli, istekli ve düzenli icra edeceklerdir.
Bu anlamda fen bilimleri, sosyal bilimler ve teknoloji alanlarında farklı ve yoğun okumalar yaptıktan sonra, son iki yıldır hukuk alanında kitaplar okumaktayım.
Bilimsel makale, Y. lisans bitirme tezleri, kanun, mevzuat bilgilerinin yanında en çok ilgimi, hukuk felsefesi ve sosyolojisi, metodolojisi, insan hakları hukuku, anayasa hukuku ve ceza hukuku çekti.
Sıra bekleyen ve önerilen kitaplara baktığımda uzun bir süre daha hukuk limanına demir atacağız gibi görünüyor.
Bu kitap bir mesleki günlük, fikir müzakeresi, özgeçmiş bilgisinden öte bir içerikle çıkıyor karşımıza. Daha iyisini yapmanın, sunmanın, önermenin, beklemenin bir aşkı, coşkusu, azmi, ıstırabı karşılıyor sizi satır aralarında. Adalet ruhunun ne olduğunu idrak etmişseniz, şu yerküre atmosferinde yapayalnız olmadığınızın sevinci, umudu kaplıyor içinizi. Kolay değil, zamanınızdan, özel yaşamınızdan, sağlığınızdan çalarak 3600 sayfa düşünce eseri ortaya koyabilmek.
Sayın Hilmi Şeker, hukuk öncelikli bir düşünür, aynı zamanda aktif görevde olan bir yargıç.
Bana göre o, bir hukuk felsefecisi, hukuk kuramcısı.
Ve bu alanda yeni eserler yazacağına, eserlerinin farklı dillere çevrileceğine inanıyorum.
Önce sorularla başlayalım: “Gerekçesizliğin bir gereği var mı?” Nedir gerekçe?
Gerekçe; mantıktır, dürüstlüktür, ahlaktır, haktır, güvencedir ve hakkaniyeti temsil eder. Mihenk taşıdır. Öyleyse “gerekçe” sadece hukuki uygulamaları ilgilendirmiyor. Bireysel, toplumsal ve evrensel ölçekte attığımız her adımda, kabul edilebilir gerekçe(leri)miz olmalı değil mi?
Adalet; yaşamın, yönetimin, devletin, yasaların, tüm sosyal ilişkilerin temeli kabul edildiğine göre, gerekçeyi en çok da hukuk alanında ölçü ve ilke olarak görmek isteyeceğiz demektir.
Gerekçe, hukukta sadece hüküm kuran makamı ilgilendirmiyor. Maddi gerçeklik, pozitif hukuk ve adalet arayışı, iddia makamını da öncelikle bağlıyor.
İşte süreç adaleti burada devreye giriyor. Yargılama evresi öncesindeki şartlar da hukukta gerekçe faktörünü olumlu veya olumsuz besleyebiliyor.
Savunma makamını da hukukta gerekçe atmosferinin dışında düşünemeyiz.
Hukukun evrensel ilkeleri, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, silahların eşitliği ve benzeri ilkeler toplumda ve adalet mekanizmasında hak ettiği yeri bulamamışsa,
“hukukta gerekçe” arayışı, anlayışı, öğretisi ve öngörüsü afiş gibi duvarda asılı kalıyor.
Hukukta gerekçe, etik ve estetik ilkelerle ortaya konan bir düşünce ürünü, adalet arayışında mantık temelli ifade sanatıdır. Arka planında Hukuk, dil ve bilgi felsefesi, sosyoloji, klasik mantık donanımı olanlar, hukukta gerekçeyi daha hissedilebilir şekilde uygulayacaklardır.
Kabul edilebilir bir gerekçesi olmayan her karar, eylem, öneri, öngörü, öğreti, kanun, proje; öznesini adaletten, etikten, estetikten, bilimden, mantıktan uzaklaştırır.
Dil Felsefesi araştırmacısı Sayın Prof. Dr. Zeki Özcan Bey’in bu alanda yazdığı eserler, okuruna yeni ufuklar açacaktır. Klasik Mantıkçı Sayın Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu Bey’in eserlerinin de dikkatli okunmasını öneririm.
Zeki Özcan Hocamızın tabiri ile; “tam izolasyon, full konsantrasyon” tercihi, bir hukuk insanını bilim dışı faktörlerden izole ederek, tam gerçekliğe odaklanmasını kolaylaştıracaktır.
Gerekçe, kararın meşruiyetini ortaya koyan bir denge/özdenetim aynası gibidir. O bir bahane, formalite, göstermelik bir dayanak statüsüne indirgenemez.
Gerekçe, kararın yerindeliğini, meşruiyetini, yasallığını, isabetliliğini, adilliğini, evrenselliğini, kabul edilebilirliğini pekiştirir ve sergiler.
Tüm mahkeme kararlarının gerekçeli yazılması, anayasamızın 141. Maddesinde teminat altına alınsa da bana göre bu teminata “karardan sonra gerekçesi beş iş günü içinde yazılır” hükmü
de eklenmelidir. Bu hükmü, devamlı konjonkturel olarak değiştirilebilen kanunlara havale etmek uygun bir tercih olmasa gerek.
Hukukta gerekçe ve deliller; meşru, kanuni, mantıki, bilimsel, gözlemlenebilir, ölçülebilir, tartılabilir olmalıdır. Hayali, farazi, tahmini delil ve bulgular, gerekçeye dayanak olamaz.
Sayın yazarın, güncel tanım ve tabir ile bagajında adalet eksenli, barış/özgürlük özlemli, etik hassasiyeti olan düşünce, yargı ve yorum harmanı var.
Daha ana eserlerini okumadan, röportajın da coşkulu ortamından etkilenerek, önceki birikimlerimle konuya katkım olması için bu açıklamaları yazmaya ihtiyaç hissettim.
Şu da bir gerçek ki, hukuki deliller, belgeler, tanık ifadeleri, açık duruşma ortamında, taraflarca, zaman sınırı olmadan, serbestçe, özgürce tartışılmadan, sadece evrakları boğuşturarak maddi gerçekliğe, isabetli bir karara ve gerekçe yazımına zemin hazırlamak mümkün görülmüyor.
Gerekçe; meşru, makul, mantıklı, isabetli, inandırıcı, diyalektik, retorik, argümantasyon verileri/motifleri içermeli.
Sanık veya davacı, özgüvenle sınırsızca, edebi, medeni ve semantik ahenk içerisinde, gümbür gümbür savunmasını yapabilmeli. Adalet dağıtılan bir saraya, her yurttaş, millet bahçesine gidercesine gururla, güvenle, coşku ve milli bir umutla, beklentiyle gidebilmeli.
Herhangi bir gerekçe yazısının zaten usul, metodoloji ve yasaya uygun olması gerektiğini belirtmeye de gerek yoktur.
Fakat bir gerekçe, karar, savunma ve iddianame; politik, ideolojik, mitolojik, konjonktürel, varsayımsal, subliminal, metafizik, irrasyonel, sürrealist, spiritüel, paralojist, şovenist, fanatik, teolojik, otoriter, efsanevi, kuşkucu, izafi, farazi, öge/obje/özne/süje ve kriter barındıramaz.
İşte pozitif ve evrensel hukuk böyle bir bilimdir.
Karar yazılırken aslında gerekçe de zihin arka planında oluşmaya başlar. Bir endüstriyel yapı inşa edilmeden önce ÇED raporu, zemin etüdü, proje onayı, mimari proje, uygulama projesi ve imalat denetimi ve benzeri bir süreçten geçer. Hukuki gerekçe de kararın meşru temellendirme projesidir.
Wittgenstein, “kuşku, sadece haklı gerekçeler var ise meşrudur” der.
Bu felsefi bakış açısı, adalet ölçümüzün, hukuk bilincimizin kırılma noktasını işaret etmektedir.
İddia veya hüküm kürsüsü adına yazılan gerekçelerde bu sözün geçerliliği/haklılığı ne kadar gözlemlenebilir?
Hukukun üstünlüğü ikliminde, süreç adaleti sürgün verememişse, hukukta gerekçe kavramının altı tam doldurulamayacaktır. Yani bu yaşamsal ağacın meyvelerinin hormonlu olmasına gönlümüz razı olmaz. Adalet arayışı sürgün gitmemeli, sürgün vermeli, yeşermeli.
Son olarak kitap okurlarına, ilgililere, hukuku meslek olarak icra edenlere, hukuka aşk derecesinde
İlgi duyanlara ya da bu alanlara aday olanlara şunu ileterek sözümü tamamlamak isterim:
Adalet ve hukuk bilinci, sırtımızdan atacağımız bir yük değildir, filan kişi icra ediyor, diğeri bolca okuyup yazıyor, diyerek havale edebileceğimiz bir iş de değildir. Hukuk; sadece çek, senet, icra, iflas, boşanma ve hakaret davalarının konusu da değildir.
Robenson Crusoe gibi bir adada tek başımıza yaşamıyorsak eğer, adalet, eşitlik, özgürlük, paylaşım, temsil, dayanışma ve sosyal yaşam hepimizi çok yakından ilgilendiriyor.
Bu bilinç yüksek ise, yaşamımızın tüm zaman, zemin ve evrelerine olumlu katkı sağlayacaktır.
Yazarlar; yaşamından, zevklerinden, maddi imkanlarından fedakârlık yaparak, kitap yoluyla
bizlere bilgi, deneyim ve mutluluk kaynağı sunarlar.
İnce/kalın, büyük/küçük, ucuz/pahalı diye ayrıma tabi tutmadan, en çok ilgimizi çeken eserlerden
okumaya başlayalım. Bu inanılmaz verimli, coşkulu, neşeli ve huzurlu dünyaya sizlerin de adımınızı atmanızı öneririm. Zaten bolca okuyorsanız sorun yok, sizlerle kitap ortak paydasında zaten buluşuyoruz demektir.
Yaşadığımız evren, aldığımız ışık, hissettiğimiz, hissettirdiğimiz duygular, adalet mayasıyla yoğrulduğunda, kabul edilebilir / devredilebilir bir miras niteliğine bürünecektir.
İyi okumalar.
04.08.2019
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis

Yazımın yayınlandığı web adresi:
http://www.edebiyatevi.com/...aleti-roportaji.html

Yazarın biyografisi

Adı:
İbrahim Aycan
Unvan:
Yazar, Akademisyen

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.