tüm sömürgeci ve emperyalist güçler tahakkümlerine aldıkları halkları köksüzleştirmek ve kendi içinde eritmek için onların tarihine, toplumsal değerlerine, kültür miraslarına saldırırlar. Geçmişlerini bütünüyle yabancılaştırarak anlaşılmaz hale getirirler. Devlet politikasına hizmet eden kalemşorler soykırımın başarısı için sayısız kitap ve makale yazmaktan geri durmazlar. Özellikle "Kürt varlığın inkâr eden ideolojik Türkçe yayınlar listelendiğinde ortaya çıkan kalemle bir ulus üzerindeki kansız katliam, çok daha reel görülecektir."
Türkler tarafından kurulan bu engizisyonun görevi Kürt, Kürtçe ve Kürdistan adlarının geçtiği tüm belge, bulgu ve eserleri yargılamak, acımasız bir biçimde infaz etmektir. Tarihe karşı başlatılan bu savaşı, savaşların en çetini olarak gören faşist Türkler, tarihte Kürtler adına ne varsa ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Hile yalan, çarpıtma ve düzenbazlıklarla tarih alt-üst edilir. Aynı konuya dikkat çeken Türk araştırmacı Ali Narçın, "özellikle Anadolu'da yerli araştırmacılar arkeolojik kazılar sırasında Kürtlerle ilgili buldukları belgeleri, üzerinde aylarca düşünüp, doğrulardan saptırarak hiç tanınmamış bir ada entegre etmektedirler." şeklinde ifade etmektedir. Dolayısıyla bölgede bulunan tarihi bulgular yanlış kodlanarak Kürtsüzleştirilmektedir. Bunu başaramadıkların da ise, ortaya çıkan bulgular ya kayıp edilmekte ya da müzelerde çürümeye terk edilmektedir. Neticede günümüze taşınan ve yaşayan kültürel değerler Kürt imzası taşıdığı için bire bir yağmalanarak kırımdan geçiriliyor.
Özellikle barajlar kültürel soykırımın en sonuç alıcı aracı olarak devreye konulur. En son Hasankeyf örneğinde görüldüğü gibi tarihi yerler ve höyükler bir daha dirilmemecesine karanlık sulara gömülmektedir.
Diğer taraftan her şey hakkında ciltler dolusu