İbrahim Üstündağ

İbrahim Üstündağ

Yazar
9.0/10
1 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
472
Gösterim
İdeolojilere kendisini fazlasıyla kaptıran insanların ortak özelliği; kendilerini aydınlanmış, kendi fikirleri dışında kalan tüm insanların uykuda ve cahil olduklarını düşünmeleridir. Bu yaptıklarının ismi dogmatiklik, kendilerinin bulunduğu konum da zihhinsel kölelik değil de nedir?
Tiksindi! İnsanların iktidar için yapıp durdukları savaşları düşündü, tiksindi! Bu iktidarlara boyun eğip hiçbir şey yapmayan kitleleri düşündü, tiksindi!
Kitleler böyledir. Birinin ayağı kayıp düştü mü, bundan gizli bir haz duyarlar. Onların vicdanını ilgilendiren tek şey, bu düşenin kendileri olmamasıdır. Düşen kendileri değilse, canı cehennemedir! Kendilerinden birisi olması hiçbir şeyi değiştirmez. İktidarların böyle insanları cezalandırması ise kitlelere haz verir. Tarih bu tür katliamlarla doludur. Eğer bir insan kitleler gibi giyinmiyor, onların inandıklarına inanmıyor, onların düşündüğü gibi düşünmüyor, onlar gibi korkmuyor, onlar gibi yaşamıyorsa canı cehennemedir o kişinin! Ortaçağ Avrupa'sında idam edilecek kişi kitleler önünde işkence edilerek öldürülürdü. Bu işkenceler o kadar ileriye varırdı ki kurbanın etleri kerpetenle çekilerek kopartılır, kopan parçaların içerisine erimiş reçine dökülür, bazı uzuvları kopartılıp, kollarından ve ayaklarından atlara bağlanarak, vücudu sündürülüp acı çektirilirdi. Kitleler daha fazla acı çektirmesi için suçlunun celladına tezahüratlar yaparak celladı şevke getirirlerdi. Kitle için önemli olan kendilerinin o sehpada olmayışıdır. İçlerinde vicdani bir ses duymaya görsünler hemen: "Bize niye bir şey olmuyor? O da rahat dursaydı!" diyerek vicdanlarından gelen sesleri bastırır, sustururlar. Kitleler güce tapınırlar. Sebebi kendilerinin güçsüz, aciz oluşudur. Kitlelere göre güç ve iktidar kimdeyse haklı olan odur.
Türkiye'deki sosyalist hareketler içinde bulunan insanlara bir bakın. Mutlak doğrunun kendi doğruları olduğunu savunan bu insanlar sizi örgütlemek için ellerinden geleni yapacaklardır. Fakat asıl arzu ettikleri şey, alanlarda bir kişi daha fazla olmaktan ileri gitmez. Eğer sizinle teorik olarak bir tartışma içine girerlerse, şayet teoride yetkinseniz sizinle tartışmak yerine elinize birkaç kendi yayınlarından kitap-dergi tutuşturarak tartışmayı terk ederler. Çünkü tek tek bireylerle uğraşacak vakitleri yoktur. Onlar dünyayı kurtarmak gibi düşünceleri olan, aydın ve meşgul insanlardır. Onların asıl hedefi kitlelerdir. Tek tek bireylerin sorunları ve soruları onları ilgilendirmez. Eğer teoride yetkin değilseniz, klişe birkaç sloganvari sohbet ile olayı geçiştirecek, bütün suçu sistemin üzerine yıkarak, tek kurtuluş yolunun sosyalizm olduğunu söyleyerek sohbeti bağlayıp bütün sorunlarınızın sosyalizm geldiğinde çözüleceğine sizi inandırarak sohbeti noktalayacaklardır. Cenneti bekleyerek dünya nimetlerine sırtını çeviren bir sofi nasılsa, onlara göre örgütlerin içerisindeki bir birey de öyle olmalıdır. Eğer teoriye kafa yormuyor, okumuyorsanız, iman etmeniz yeterlidir. Çünkü Karl Marx tanrıdır, işçi diktatörlüğü onun oğlu İsa Mesih, sosyalizm cennet ve sizler de seçilmiş tanrı kuzuları!
Neden insanların algısı bu kadar zayıf? Neden bu kadar önyargılılar? Temiz yüzlüymüşüm, ulan temiz yüzlüyüm de belki iç alemim pisliklerle dolu. Nereden biliyorsunuz? Üstelik temiz yüzlü olmayan, çirkin olan bir insana tam aksi davranacaklar. Ne lanet bir önyargı! Ne lanet bir algı! İnsanlar doğuştan bile bir statüye sahip oluyorlar. Temiz yüzlü, çirkin yüzlü diye ayrılıyorlar. Lanet olsun insanlardaki bu algıyı oluşturan sisteme.
İnsan başarıya koşullanmıştı. Dışarıda yaşadığı bozuk kapitalist sistem tarafından koşullanan insan, hayatın bittiği bu betonlar arasında bile, başarı mücadelesine devam ediyordu. Başarmak! Üste çıkmak! Ki ezilmemek için! İnsan koşullanmıştı ve kaçınılmaz olan savaşını veriyordu: baş olmak savaşı. Baş olmazsa bir altı olmak. O da olmazsa bir altı. Çünkü buna koşullanmıştı. İnsanı buna koşullandıran iğrenç sistemdi.
İnsanlar neden ölmüş birilerinin sözlerine inanıp etkilenir de yaşayan insanlardan, onların konuşmalarından etkilenmez, hatta hiçe sayar? Pavlov'un koşullanma teorisini alın, Stirner'in bilinçli egoizmi ile harmanlayın, Kropotkin'in sosyalizmine uyarlayın. Alın size yeni bir dünya hayali. Yeni bir ideoloji.
Devrimci mücadelenin inançlılarının, özgürlüğü arzularken gözden kaçırdığı bir şey yok mu sizce? İdeolojilerin her biri bir zindandır. Her ideoloji kendi kölelerini yaratır. Bunların birçoğunun özgürlüğü arzuladığı ne büyük bir paradokstur.
Kendisini devrimci diye ilan eden herkesten nasıl da tiksiniyorum.Paranız olduğu, haliniz vaktiniz yerinde olduğu sürece kapitalizm gibisi var mıdır? Ne zaman ki kafası çalışan bir insan parasız kalırsa kapitalizmden nefret etmeye, onu sorgulamaya başlar. Sonra hayaller kurmaya yönelir. Sonra sarhoşçasına kollarını bir ideolojinin kollarına bırakır. Bunun ismi bazen sosyalizm olur, bazen de anarşizm. Madem konumuz devrimci hareket, önce Karl Marx'tan başlayalım. Bildiğim kadarıyla Karl Marx dünya üzerinde bu konuda kafa patlatmış bir adamdır. Fakat bana kalırsa düşünceyi sona kadar düşünüp kendini tamamlayamamış bir insan. Eğer saksıyı yeterince sallamış olsaydı, insan ruhunun derinliklerine inebilir, insanın ne denli karanlık yönleri olduğunu keşfederek komünal bir rüyadan ve işçi diktatöryası gibi bir kabustan çabucak uyanabilirdi. Bir taraftan dinlerin diplerini dinamitlerken, diğer tarafta gözden kaçırdığı şey, tıpkı İsa gibi, kendisinin de inançları olmasıydı. İsa'dan farkı şuydu; İsa yaymaya çalıştığı fikirlere kendisi de inanıyordu.Kendisini vaaz ettiği fikirlere koşullandırarak inandırmıştı. Egonun zaaflarından, İsa'da zerre kadar eser yoktu. Fakat Karl Marx olaya ampirik yaklaşıyor, ortaya attığı fikirlerin geçerliliğini sınamak istiyordu. Kendini fikirlerine o derece kaptırmıştı ki kendi egosunun kölesi olmuştu. Diğer taraftan sözüm ona özgürlüğü savunuyordu. Kendisinin dahi inanmadığı deneyleyerek görmek istediği tezini, insanları inandırarak ispat etmeye çalışıyordu. Devrim mücadelesinin hem pratikte hem teoride en azimlilerinden olan, özgürlüğün sağlam rahiplerinden Bakunin'i enternasyonelden ihraç ettirmesi, Karl Marx'ın egosunun ne denli yükseldiğinin en bariz ispatlarındandır. Arzuladığı dünya hayaline hem teorik söylemleri hem pratik katkılarıyla en büyük desteği veren bir insana dahi bu kadar tahammülsüz davranışı kanıtların en geçerlisi olsa gerek. Hoş Karl Marx'ın hırsları vardı da, Bakunin'in yok muydu?....
180 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Önyargıdan hiç hoşlanmadığım gibi, istemsizce duyulan önyargıların kırılmasından da bi o kadar hoşlanırım. "Kendiliğinden" de önyargıya kurban giden bir kitap olarak yaklaşık bir yıl okunmayı bekledi kitaplığımda. Ama bana kalırsa bazı kitapların bir okuma zamanı vardır ve vakti geldiğinde isteseniz de istemeseniz de siz kitaba gitmezsiniz kitap size gelir ve şöyle der; "artık okunma vaktim geldi dostum!" :)

Sözün özü, çok güzel bir kitaptı. Çoğunlukla tek karakterin etrefında dönen ve tek mekanda geçen bir kitaptı. Bu tarz kitapları, okuyucuyu sıkmadan kurgulamak zordur ancak çok çok başarılıydı. Düşünce yönünden zengin ve derin bir kitaptı. Kapitalizm, komünizm, anarşizm gibi sistemler dört duvar arasında mücadele veren bir mahkum üzerinden anlatılmış ve eğer ki ideoloji zincirlerini kıymetli birer kolye gibi boynunda taşımaktan memnuniyet duyan bir insan değilseniz o mahkumu çok seveceksiniz demektir.

Yazarın biyografisi

Adı:
İbrahim Üstündağ
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.
  • 3 okur okuyacak.