İlyas Aslan

İlyas Aslan

Çevirmen
8.4/10
146 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
20
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
128 syf.
·Puan vermedi
Halil Cibran’dan okuduğum ilk eseri;öncelikle Eserin orijinal adı “Prophet” Nebi,peygamber anlamına gelir,Türkçeye çevirdiğimizde “Ermiş”oluyor.
Kitabin ilk 50 sayfası Halil Cibranın hayatını özetler nitelikte olmuş,kısa kısa önemli hatlarına değinilmiş,okurken ansiklopedi niteliğinde ama sıkılmadan okuyorsunuz,bu yönü çok hoşuma gitti.
Hayatını okurken o dönemi yaşıyor gibi oluyorsunuz,betimlemeler olsun,dilin sadeliği olsun sizi sizden alıyor diyebilirim.Giriş yaptığıma göre kitabın içine doğru bir yolculuk yapalım o zaman.

Daha sonra kitapta Sevgi,evlilik,çocuk,vermek,yemek ve içmek,çalışmak,sevinç ve keder,evler,giyim,alım-satım,suç ve ceza,kanun,özgürlük,düşünce ve hırs,acı,kendini bilmek vs.konularına kısa kısa değinilmiş,tabi bu konularda Soru cevap şeklinde bir anlatım oluyor,Orfales halkının sözü geçen büyükleri tarafından soruluyor,”El Mustafa’ya”.
El Mustafa, on iki sene boyunca onu dünyaya geldiği adaya geri götürecek gemiyi bekleyen gezgin biridir ve sonunda gemi gelir, Orfales halkından ayrılmak zorunda kalır.


Bazı konular içerisinde o ana kadar henüz düşünmediğim şeyler olduğunu gördüm ve düşünmeye sevk etti beni. Beni çok etkileyen ve düşündüren bu bölümlerin bazılarına burda yer vermek istiyorum.
“Acı” başlığı altında geçen bir alıntı yazmak istiyorum.
“Istırabınızın çoğu kendi tercihinizdir.”bu cümle üzerinde biraz düşünmek lazım,hayatta çoğumuz acıdan yakınırız,ama dönüşte arkamızdan bakmayız,neden böyle oldu,ne yaptım da üzülüyorum vs.düşünceler dolar kafamıza.

Kitabı okurken,cümleler o kadar kısa ki,nasıl bu kadar anlam yükleyebilmiş diyorsunuz,her cümlesi anlam yüklü.Bir defada bitirilecek bir kitap değil bence,sindire sindire okumamızı öneririm,sürekli açıp okuyabileceğiniz bir eser,başucu kitaplarınızın arasında olmalı mutlaka.

İncelerken okuduğum her sayfa gözümün önüne geliyor,bu ayrı bir tat verdi bana.

Okuyun,okutun mutlaka...
Kitabı okumadan yapılmış başka bir inceleme (Muhtemelen bir gün içinde yok olacak)

Halil CİBRAN diye bir adamın yazdığı bir filmi seyrettim. Büyük şeyler söyleyen bir adam. Sevmem ben öyle adamları. Büyük şeyler söyleyen adamlar küçük şeylere söyleyen bizleri fazla dikkate almazlar. Sadece söyledikleri şeylerin büyüklüğü ve mükemmelliği ile ilgilenirler genelde. Gerçi kendisi filmde, çiftçiyle onun arasında bir fark olmadığını iddia ediyordu ama filmi seyretseydi kendisi bile inanmazdı buna eminim. Herkesin sevgilisi filmde kendisiyle özleştirdiği prophet. Ermiş diye çevirmişler peygambere hakaret olmasın diye herhalde ya da benim ingilizce seviyem yetersiz. Fazlasıyla- olabildiğince mütevazi. Eski bir arkadaşım fazla mütevazilik ukalalıktan gelir demişti. Neyse. Lübnanda doğmuş; ABD de ölmüş- Amin Maalouf gibi- o Fransa ama- O da çok satmak için uğraşmış heralde, tüm zamanların en çok satan 3. şairiymiş Shakespeare ve Laoziden sonra- Wikipedianın yalancısıyım. Resim de yapıyormuş söyledi. Az gelişmiş ülke insanı aydını gibi geliyor bana biraz arap ya sonuçta- Orta çağ avrupası gibi ne yapacağını bilememiş, Bacon, Da vinci ya da Locke filan işte her şeye sarmış ve çağına göre de -haliyle- büyük işler başarmış. Ama adam ılımlı din modunda bir şeyler söylüyor yine çağına göre. Gerçi o çağda islam günümüze göre çok daha başarılıydı heralde. Bir çok aforizma var filmde ve tabi ki kitabında batı kültürüne hitap edebilecek, twitter'da paylaşılabilecek. Güzel mi güzel tabi. İnsanı düşünmeye sevk ediyor. Ama bir zamanlar edebiyat olan şeyin sadece güzel şeyler yazma sanatı olduğunu da destekliyor biraz da. - Dostoyevski hariç- O zamanlar çoğunlukla cahil olan insanlara ne kadar yüce cümleler kurarsan o kadar büyük bir yazar olurdun. Fazla ileri gitmemek şartıyla Ömer Hayyam gibi. Neyse günümüzde de fazla bir şey değişmemiş zaten. Peki ben kimim de sorguluyorum "ve siz aşk yolunu yönlendirebileceğinizi zannetmeyim, çünkü aşk sizi buna layık görürse sizin yolunuzu yönlendirir" cümlesini. Bilmiyorum belki ben de bir şeylerin beni yönlendirdiğini biliyorum ve yazıyorum. Belki Halil Cibran gerçekten büyük bir insan. Ama ben inanmıyorum ki kimsenin büyük olabileceğine- filmdeki gibi- herkes insan senin benim gibi- bazıları daha iyi kullanabiliyor aklını sadece.
212 syf.
Nâsihât ehli, cümleleri maksadı gözeten en kısa ve sade olanlarından seçtiğinde, muhatabın ihtiyacatına adeta devakâr bir sağnak isabet ediyor. Öyle bir yağmur ki bu, her damla, özün turabına bereket izhar edip ona bir sığınak olma, ruhun köklerine nüfuz etme keyfiyeti bahşediyor. O an değil belki ama vakti geldiğinde bu farkındalığı zihnimizin satırlarında okuyabilmek lutufların en güzeli...

"De ki, göklerde ve yerde Allah`tan başka kimse gaybı bilmez..." (27/65)

"Gayb Allah`a mahsustur" (10/20)

"Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ondan başkası bilmez" (6/59)

"Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir. Fakat Allah Resüllerinden dilediğini seçer (ve onlara gaybi bildirir)" (3/179)

"Gaybi bilen O`dur. Resullerinden diledigi dışında kimseyi gaybına muttali kılmaz" (72/26)

Kur'an-ı Kerim'de "gayb" kelimesi ellisekiz yerde geçmektedir.

Ve 'gayb' ile ilgili bilgilerimize, şulesini indiren bir Hadis-i Şerif de, Resulullah Efendimiz şöyle buyurur;

"Beş şeyi Allah`tan başka kimse bilmez:
1- Kıyametin zamanı Allah katındadır.
2- Yağmuru indirir.
3- Rahimlerdekini bilir.
4- Hiç bir canlı yarın ne yapacağını bilmez. 5- Kimse nerede öleceğini bilmez ( el-Camius-Sağîr-H. No: 3963 4-Askalanî F`ethul-Karı 1/124 )

'Futuhu'l Gayb' ; Rahmani olana Seyrisüluk... Gizli olana değil, sen de âşikâr olana, özünde yer tutan fazlın ümidiyle yükseliş...

Bundan seneler evvel, uzaklardan gelen bir dostumu, şehrin en yüksek yerlerinden birinde ağırlarken, her nasılsa yol üstünde denk geldiğimiz kermesten birşeyler alıp, uzunca bir sohbete koyulmuştuk. Dostum bu eseri bana hediye etti ve ara ara eserden kısımlar okuyup üzerine uzun uzun konuşmuştuk. Şimdi dahi okudukça, o sohbetten bende kalanlar az fakât oldukça taze...

https://i.hizliresim.com/P1WMP9.jpg

Fütûhu’l-Gayb, Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin oğlu Abdürrezzak’ın 78 adet sohbet, vaaz ve hutbesinden derlemiş olduğu eserdir.Şimdi biraz makalelerin muhteviyatına değinelim inşallah.

"Münkesiret’ül-kulüb " zümresinden söz eder Abdulkadir Geylânî Hazretleri,Kalbi Allah için hüzünlü olanlar... Dünyevi ve uhrevi bütün nimetleri terkeden kulun, yalnız Rabbini dinlemenin, O'nun varlığıyla zenginleşmenin, O'nun izzetini amelen ve kalben övmenin lezzetini herşeyden üstün tuttuğunu ve Rabbin sevgisini kazandığını bildirir.

Allah Sevgililerine açılan iki keşif perdesinden, yani Cemal ve Celal sıfatlarından, Cemâl sıfatının tecellisinden bahsederken Abdulkadir Geylani Hz. şöyle der;

"Cemal sıfatının tecellisine gelince: Bu sıfatın tecellisinde kalb nurla dolar ve
bununla boş olur. Bu halde kalb rahat eder. Lütuflara erer.Güzel konuşmaları
burada duyar. Güzel sözleri bu halde işitir. Bununla beraber, kendisine yüksek
hediye müjdeleri burada verilir. Ve yüksek derecelere çıktığı kendisine burada haber verilir. Bu öyle bir makamdır ki; bundan sonrasında kulun hiçbir dahli olmaz.Her şey ezeli nisbete bağlanır. Kalem kurur. Artık taksim ne ise o gelmeğe başlar.Allah fazlını ve rahmetini istidatlar nisbetinde verir, rahmet ve şevkatini onlara ispatlar. Bu hal ecel gelinceye kadar devam eder. Ki, bu malum olan ölüm zamanıdır. Bundan sonra daha fazla açılır. Perdeler kalkar.
Yükseldikçe yükselir.Bunun dünyada verilmemesinin sebebi, Allah’a karşı olan sevgi ve muhabbetlerinin onları bir tehlikeye götürmemesi içindir. Sonra takâtları kesilir. Helak olurlar, zayıf
düşer, ibadetlerini yapamazlar. Halbuki onlar ölünceye kadar ibadet etmekle
mükelleftirler. Bunlara, bu maddi hayatta tam tecelli etmemesi ve tam tecelliyi
öteki aleme bırakması O’nun merhametinin eseridir. "

Bu paragrafı okuduktan sonra, bizi istikametimizde, yürüdüğümüz, mihmanı olduğumuz yol üzerinde en son noktaya eriştirmeyen Mevlâ 'nın bundan muradının bizim nefsimize ağır gelmesi, belki rehavete ve kibre kapılma ihtimalimize istinaden nasipleri ertelemesi ve bizim bundan duyduğumuz üzüntüler saatlerce düşündürdü beni. Demek ki alim zatların; 'mümin ne verilene sevinen, ne de kaybettiğine üzülendir. ' öğütlerinin işaret ettiği hâkikât burada devreye giriyordu. Aslında Mevlâ kulunu O'nunla kavuşma anını erteleyecek kadar ÇOK seviyordu... Bunu hissetmek dahi, bir sevginin şafağına ilişmek değil midir... Bu hususla ilgili bir akşam sohbetinde babamın anlattığı bir kıssa geliyor hatırıma.

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Hazretleri gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırmış. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslenmiş.
"Ya imam, gemin battı!..."
İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra "Elhamdülillah" demiş.
Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber vermiş.
" Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş. "
İmam-ı Azam Hazretleri, bu havadise de, "Elhamdülillah" diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düşmüş.

"Ya imam, gemin battı diye haber getirdik Elhamdülillah dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine Elhamdülillah dedin. Muradın nedir?

İmam-ı Azam Hazretleri izah etmiş.

"Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah'a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah'a şükrettim."

Allah dostlarının Zühdünü niyaz ediyoruz Rabbirahimimizden.

Rabbin'le öyle dost ol ki diyor Abdulkadir Geylânî Hazretleri, diğer bütün dostlukları ve yakınlıkları yalnız aslolan kurbiyyete rehgüzar eyle. Hayrına şükreyle,sıkıntısına sabreyle, dostluğun gereği budur.

Yunus Suresi,107. Ayeti Kerime'sini, 'Hakkı Şikâyet Etmemek' isimli makalesinde şöyle tefsir ediyor;

“Allah (CC) sana bir zarar verecekse alacak yine O’dur (CC). Şayet sana bir hayır murat edecekse, o hayrı senden çevirecek yoktur.”

"İhsanını istediği kullara verir. O (CC) hem Rahîm (CC), hem de Gafûr’dur (CC)…
Afiyette bulunduğun halde Hakk’ı (CC) şikayete kalkışma. Yanında Allah’ın (CC) bol nimeti olduğu halde fazlasını isteme. Sana verdiği nimeti görmez olup inkar yoluna sapma. Bu halin bir nevi istihza olur. Sonra, Allah-ü Teala (CC) seni inceden inceye hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.Sonra, seni manevi halden soyar, rahmet nazarını senden çeker."

Kâlbi, Allah'ın ihsanıyla terbiye etmek... Önüne serilen dünyevi zenginliği umursamayıp, uhrevi ziynetler peşinde ömrünü infak etmek...

Mus’ab bin Ümeyr'i (r.a) bilir misiniz? Hem anneden,hem de babadan zengin,soylu bir ailenin oğluydu. Ailesi putperestti ve Islamiyetle şereflendiğinde ,bütün varlığını infak icin yola cıkmıştı... Evveli hayatından bir leyli,fecrin eşiğine silkeler gibi,gecip gitmişti... Resulullah’ın da izniyle Habesistan’a hicret etti ’Selvi Cihan’ ve bir süre sonra yeniden Mekke’ye Peygamber Efendimizin yanına döndü.

Bu anı, Hz.Ali (r.a) şöyle naklediyor:
"Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:

- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu."

O’na verilen pürüssüz beyan gücünü, gölgelerle hemhal olmuş yüreklere Sırat-i Mustakim’in emin kapılarını, kadirşinas bir asaletle ardına kadar müşehhes kılarak hamdini ölümsüzleştiriyordu.Uhud harbinde şehit düştü ve defin sırası gelince, Mekke’nin en zengini olan Mus’ab bin Umeyr için kefen bulunamıyordu.

Ashab-ı Kiram'dan Habbab (r.a) o ana dair şunları anlatıyor:

Mus’ab bin Umeyr Uhud günü şehid olmuştu da, kendisini saracak bir kefen dahi bulamamıştık. Yalnız şehidin bir kaftanını bulmus ve bu aziz şehidi ona sarmaya çalışmıştık. Ancak başını örterken ayakları açılıyor, ayaklarını kapatırken de başı açığa çıkıyordu. Bu yoksulluk karşısında Hz. Peygamber bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de izhir denilen kokulu ottan koymamızı emretti" (Buhari, Cenaiz 27; Ibn Sa'd, a.g.e., III, 121).

Evet onlar Ensâr-ı Kirâm’dı ve “Seni kendi nefsimizden üstün tutacağız!”
diyerek infak etmişlerdi ruhlarını…

Bir müminin imtihanı, onu gafletten alıkoyar ve en çetini Peygamberlere, sonra ulemalara, sonra velilere, sonra da mertebe sırasıyla diğer kullara verilmiştir. Derdini seven, ilahi dermanı bulmuştur vesselâm.

Dua'nın aile kurmakta ki önemine, "Allah'ın Rahmet Kapısına Teşvik' makalesinde etraflıca değiniyor Abdulkadir Geylânî Hazretleri . Dua, mukadder olanın halâsiyetidir. Kalbe indiği vakit, nasipler yola çıkmıştır. Evladın da, eşin de taktir edilen bir zamanı vardır. Talip olurken dahi ölçülü olun diyor, isterken aşırıya kaçmayın.O'ndan O'nu isteyin. Ne dünya nimetini, ne de Ahiret lezzetini...

Futuh'ul Gayb'ı elinize aldığınızda, belki de sizin dahi üzerinde durmadığınız size dair çok şey söylediğini göreceksiniz. Muhtelif konularla ilgili en insani noktalara, açık seçik bir izah bulacak, cevaplardan sizde ki soruların keşfine varacaksınız.

Hayır ve şerri aynı kökten gelen iki ayrı dala ve meyvelerini de şifaya ve zehre benzetiyor. Hangisini seçerse o istikamette yürüyen kulun, Allah'ın yardımından asla ümidini kesmemesi gerektiğini öğütlüyor ve sözlerini şu Hadis-i Şerif'le perçimliyor;
“Hiç kimse ameli ile cenneti kazanamaz.”

İhlaslı kulların Allah (c.c) tarafından korunduğunu pek çok makalesinde vurgulayan Abdulkadir Geylani Hazretleri, gayretin ve samimiyetle yönelmenin ne denli büyük bir Rahmeti celbettiğini Kur'anın nuruyla beyan ediyor.

Eserin sonunda ki münâcaat şöyle;

"Allah (CC) cümlemizi bu iyi işleri yapmaya muvaffak buyursun. Allah (CC)
cümlemizi sözü özü bir olanlardan eylesin. Ömrümüzün son deminde imanla
götürecek her türlü yararlı işi yapmamız için bize yardımcı olsun. Nefsimizin ve
şeytanın şerrinden hepimizi korusun.
AMİN…"

“Böylece ondan kötülükleri geri çevirdik; çünkü o, bizim ihlas sahibi
kullarımızdandı.” ilahi müjdesine mazhar olabilmek duası ile...

Feyizli okumalar...
128 syf.
·Beğendi
"Yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir."
Ermiş'i okurken herkes kendisinden bir şeyler bulacaktır elbette. Bu cümle de Ermiş'ten bana kalan olsun.Ermiş, bir kılavuz benim gözümde. Hayata bakış açınızı değiştirecek, içinizi huzurla doldurup sizi şefkatle sevecek bir kitap.. Sadece bir kitap değil aslında, gerçek bir dost Ermiş… Benim de kitaplığımda gururla ve mutlulukla muhafaza edip, muhabbetle okuyacağım bir kitap olarak sürdürecek varlığını… iyi okumalar dilerim:)
128 syf.
·9 günde·8/10
Ahlak felfesesi hakkında birkaç bisey bilenler daha kolay anlayacaklardır.
Her sayfasında, hakkında uzun uzun düşünmeye sebebiyet veren cümleler yer alıyor.
Her insanin hayatında bir defa da olsa okuması gereken bir kitap...
128 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Ermiş öğüt niteliğinde her yaşta kişinin ahlak ölçütlerini öğrenmesi için okuması gereken bir kitap.( tabi yaşa ya da anlamaya göre kitaptan çıkarılan sonuçlar değişir.) Yüreği okşayan ve insana anlamlar yükleyen Ermiş kitabı kısa ama etkileyici, derin cümleler içeriyor.
OKUMALISINIZ :’)
128 syf.
·8/10
Çok güzel öğretileri olan, size çok fazla şey katabilecek bir kitap. Kitap akıcı olmadığı için okumakta zorluk çekebilirsiniz ama okumanızı tavsiye ederim.
128 syf.
·10/10
Cibran, denildiği zaman kurallı bir düzene iştirak eden bir toplum canlanıyor gözümün önünde..

Bu kitap günümüzde ilkokul masalarındaki öğrencilerin bile elinde mutlaka olması gereken bir eser hatta ahlak terimleri dahilinde insanlara sunulmalı.
İnsana gerçekten bir şeyler katacağını düşündüğüm sayılı eserlerden.