Jean Bricmont

Jean Bricmont

Yazar
9.0/10
1 Kişi
·
8
Okunma
·
0
Beğeni
·
8
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
416 syf.
Son Moda Saçmalar, akademik tarihe ''The Sokal Hoax-Sokal Vakası'' olarak geçen sansasyonel olayın Fizikçi Alan Sokal tarafından detaylarıyla anlatıldığı kitap. Olay, Alan Sokal'ın Social Text isimli postmodern akademik dergiye gönderdiği tamamen parodi bir makale olan '' Transgressing The Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity- el-meal; Sınırların Aşımı: Kuantum Yercekiminin Dönüşümsel Bir Betimlemesine Doğru '' yayınlanmasıyla patlak veriyor.(bahse konu makale; https://physics.nyu.edu/...s_v2_singlefile.html ) Makale matematik ve doğa bilimlerinden apartılmış kavramlardan yola çıkarak bol bol toplumsal ve felsefi çıkarımlar yapan büyük Fransız ve Amerikan aydınlarının sözlerinin ve teorilerinin bir toplamı esasen. Sokal, sade suyup trip tadındaki bir takım sözleri kendi ''mantıksal'' yaklaşımı içerisinde arka arkaya dizip, bir şeyler söyler gibi görünüp esasen hiçbir şey söylemeden postmodern aydın yüceltmesi yapıyor. Makalede atıf yapılan aydınlar günümüz düşünce dünyasında her biri birer ilah gibi kabul gören isimler; Gilles Deleuze , Jacques Derrida , Luce Irigaray , Jacques Lacan , Jean François Lyotard ve daha birçok isim var. İşin komik yanı, Sokal'ın postmodern yaklaşımı tiye almak için yazdığı bu makalenin, derginin postmodern karşıtı hareketleri ve bu hareketlere cevapları konu edindiği 1996 bahar sayısında yayınlamış olması. Sokal makale yayınlandıktan sonra başka bir dergiye verdiği röportajda makalenin tamamen zırvalıklardan oluştuğunu ve postmodern aydınların bilimsel terimleri bağlamından kopararak yerli yersiz kullanmalarını eleştirmek için böyle bir girişimde bulunduğunu ilan edince büyük bir tartışmanın da fitilini ateşlemiş olur.


Postmodern yaklaşımın eleştirisi hali hazırda birçok düşünür tarafından yapılıyor. Fakat Sokal bu kitapta postmodern yaklaşıma genel bir eleştiriden ziyade postmodern aydınların matematik ve fizik terimlerini kötüye kullanmasına odaklanmış. New age tarikatların da kullanmaya bayıldığı '' Gödel eksiklik teoremi, Heisenberg belirsizlik ilkesi, genel-özel görelelik, kuantum teorisi, '' gibi terim ve kuramlarla bol bol marine edilmiş metinlerden alıntılarla bu konudaki istismarı afişe ediyor. Bilimsel kuramları aslında ne anlama geldiğinden bağımsız olarak çok sığ ve belirsiz düşünceleri desteklemek amacıyla kullanmak yeni nesil entelektüelin kanseri adeta. Bu kötüye kullanımın arkasında yatan birçok sebep var. Teknik terimleri tamamen ilgisiz konularda metne fütursuzca serpiştirmenin en temel sebeplerinden biri sanıyorum camiaya bilgiçlik taslamak. Bizdeki mistisizm ve tasavvuf pazarlayan yazarımsı ve entelektüel madrabazlara bakıldığında bile bu amaç çok rahat bir şekilde görülür. Bir kase alfabe çorbasından daha fazla anlam ifade etmeyen yazılarını ve iddialarını pazarlamak için ilgili olsun veya olmasın kuantumlar, belirsizlikler, topolojiler, olasılıklar, gödeller gırla gider metinlerin içinde. Kalem ishali olmuş gibi yazarın idrakinden dökülen bu tarz lakırdıların okuyana bir yararı olmadığı gibi laf ve kavram zehirlenmesi gibi toksik etkileri olur okuyanın üstünde. Kötüye kullanımın bir diğer sebebi de kuvvetle muhtemel daha kolay kabul almak adına
doğa bilimlerin saygınlığından yararlanmaya çalışma kurnazlığı. Amaç okuyana yeni bir bakış açısı vermekten ziyade hayranlık uyandırmak olunca her yol mübah oluyor haliyle...

Tabii kitapta geçen örnekler bizdeki kadar basit olmadığından öyle içeriğinin anlamsızlığı hemen anlaşılacak örnekler değil onu baştan belirteyim. Bununla beraber verilen örnekler umumi fikir hayatımızda neredeyse tartışılmaz, eleştirilemez isimler olduğundan fular kültümüzü kırıp yaptıkları dejenerasyonu görmek biraz daha zor. Çünkü malum olduğu üzere ülkemizde bir şeyi kavramak ile ilgili ciddi sorunlarımız var. Bir şeyin hakikatine varmaktan ziyade taraftar olmayı, hayran olmayı çok daha fazla istiyoruz. O şeyin ne olduğu ne anlattığından ziyade kimin tezgahından çıktığı önemli. Haliyle Alan Sokal ve Jean Bricmont kitapta, uydurma makalesinde alıntıladığı Lacan, Kristeva, Irigaray, Latour, Baudrillard, Virilio ve Deleuze ile Guattari gibi kuramcıların matematik ve fiziğin kavramlarını nasıl kötüye kullandıklarını gösterince başta bir kavramakta zorlanıyor insan, Allah'tan iyi bir anlatıcı da bu sayede anlamak daha kolay oluyor :) Sokal sözkonusu postmodern kuramcıların teorilerinin anlaşılmazlığının nedeninin, anlattıkları içeriğin derinliğinden değil gerçekten anlaşılmaz olmalarından kaynaklandığını güzel örneklemiş velhasıl.


Sokal kitapta son yıllarda artan postmodernizm desteğinin sebeplerini de analiz ediyor. İlgili yanlış yaklaşımların izlerini Thomas S. Kuhn ve Paul Feyerabend ’in eserlerine kadar sürdürüyor. Burada şunu da belirtmek lazım daha önce geçen yazarlar dahil Feyerabend ya da Kuhn'un bütün felsefesine yönelik eleştiriler değil bunlar. Yanlış kullanılan terimlere ve bilimin akılcı yaklaşımına yönelik getirilen eleştiriler inceleniyor. Konuya dönecek olursak bilimi yeni paradigmaların önünde engel gören, batının sömürge aracı olarak tanımlayan, hatta biraz daha aşırı yorumlarda evrim gibi teorileri faşizmi temellendirmekle itham eden yaklaşımların dünyada neden bu kadar çok karşılık bulduğu elbette üzerinde titizlikle durulması gereken bir mesele.


Sokal postmodernizmi, “Aydınlanmanın rasyonel geleneğinin reddi; deneysel testlerle hiçbir bağlantısı olmayan teorik söylemler ve bilimi bir “anlatı”, “mit” ya da toplumsal inşadan (ve başka şeylerden) ibaret gören bir bilişsel ya da kültürel görecilikle tanımlanan entelektüel bir akım” olarak tanımlıyor. Sokal'a göre bu akımın bu kadar çok alıcısı olmasının nedenlerinden ilki; ”tembellik” Yeri göğü Niçe alıntıları ile dolduran( bakınız perspektivizm), radikal söylemlerini mantıksal bir temellendirmeye ihtiyaç duymadan dünyaya kabul ettirmeye çalışan, '' ne söylesen '' gider tarzı yeni nesil söylemleri mal bulmuş mağribi gibi sahiplenen tembel ''aydınlarımızı'' düşününce çok da haksız bulmadım Sokal beyefendiyi. Kim uğraşacak bir teoriyi araştırmak için bazıları onlarca yıl süren deneyleri yapma ile değil mi? Nasıl olsa postmodernizmin postunda her düşünceye yer var. Gerçeğin, hakikatin ne önemi var. Her şey gerçek! Yeter ki söylemlerinizi akademik dünyanın kodamanlarından bol bol alıntılarla ve kuantumlar, gödeller, olasıklıklarla süsleyin. Ussal yaklaşımı aşağılamanın, metadolojiyi üvey evlat ilan etmenin, bilim kendi paradigmasını yıkıp tekrar inşaa etmekten korkmazken bilimsel yaklaşıma ufak tefek hatalı yaklaşımlar üzerinden 'vurun kahpeye' muamelesi yapmanın dayanılmaz hafifliği varken neden kendimizi bir şeylere adayıp yoralım. Senin de paradigman olsun, benim de paradigmam olsun, hepimiz paşayız zaten Lütfücüm! Bu pazarda herkese yer var. Öyle mi? Bence öyle. Doğa bilimleri ve inkar edilmez yasaları dahil her şey kanaat ve yaklaşım meselesiyse değerli zamanımızı neden derin biyoloji, matematik, fizik, kimya, istatistik öğrenmeye harcayalım ki?


Bu tarz söylemlerin özellikle ülkemizde bu kadar çok alıcı bulmasının bir diğer nedeni de metafizik, mistisizm akıl dışılığa duyulan ilgi sanırım. Sokal bunun daha çok üçüncü dünya ülkelerine has bir sahiplenme olduğunu Hindistan üzerinden örnekliyor ama ülkemiz de bu konuda hayli zengin bir kaynak. Yayınevlerinin bu yazarların kitaplarını ne kadar sık ve çok miktarda bastığını göz önüne alırsanız bu dediği daha iyi anlaşılır. Dini kitap basanından solcusuna, liberalinden anarşistine yayınevlerinin postmodern yazarları Türkçeye kazandırma konusunda ilginç bir ittifakı var. Keramet aramaya endeksli kültürel bakış açımız için aklı öteleyen ve söylemlerimizi, inanışlarımızı onaylayan akımlar daima daha makbuldür hem de mahalle fark etmeksizin.


Noam Chomsky; “Modern bilimler, insanlığın başarısının ve kültürel birikiminin en dikkat çekici örneklerinden biri. İnsanlığın sahip olduğu tüm hazineler gibi o da saygılı ve titiz bir uğraşı hak ediyor.” der. Şahsen ben de bu görüşteyim. İşimize geleni, işimize geldiği şekliyle kabul etme isteğimiz yüzünden bilim gibi multidisipliner bir yaklaşımı hem de onun bulduğu kavramlar üzerinden yanlışlayıp, olduğu gibi reddetmek akıl karı olmadığı gibi insanlığın yararına da değil. Hele ki bizimki gibi modernizme tam anlamıyla ulaşamamış bir ülkenin modernizm eleştirilerine, bilim üretmeden, yapılan insan kaynaklı hatalar üzerinden bilimi ötekileştiren, reddeden akımlara dört elle sarılmasına asla anlam veremiyorum. Bilim felsefesi gibi bilimsel yaklaşımdaki hataları ortaya çıkarmaya ve bilimi ilerletmeye yönelik bir disiplin varken, bilimin sosyal bilimler tarafından eleştirildiği ve çok da büyük katkıları olmayan bu tarz yaklaşımları biran önce terk etmemiz gerekir.


Son olarak belirtmem gereken bir nokta daha var. Alan Sokal, çoğu teorik fizikçinin aksine politik yaklaşımı daha ön planda olan birisi. Sokal'ın kendi alanı dışındaki bu konularda yazma nedeni bilim düşmanlığı ve bilimsel jargonun postmodern yazarlar tarafından kötüye kullanımının akademik bir meseleden ziyade politik sonuçları olan ciddi bir toplumsal olgu olarak görmesi. Son Moda Saçmalar Postmodern Aydınların Bilimi İstismar Etmesi ve daha sonra yazmış olduğu Şakanın Ardından kitaplarında deyim yerindeyse '' Kral Çıplak '' diye bağırıp, bilim istismarına dönen bu manipülasyonlarla mücadele ediyor. Henüz okumaya başladığım Şakanın Ardından kitabında eleştirisini daha da geniş ölçekte yapıyor, bitirmek kısmet olursa ona da ayrıca bir inceleme yazmayı düşünüyorum. Kitabı da sadece bu alanda okuma yapanlara öneririm. İçerik ve konu olarak baya spesifik konulardan bahsettiği için her okura hitap edeceğini düşünmüyorum. Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean Bricmont
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 8 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 13 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.