Türkiye'nin yaşayabilmesi için Türk'ün hakimiyeti lazımdır. Zira bir hükümet, bir millettir. Biz Türkiye'yi seyrederken, Türk milletini görmeliyiz. Halbuki Türkiye'de bir hükümet yoktur. Çünkü suni hükümet olmaz, böyle bir hükümet yokluğa mahkumdur.
Akdeniz kısmı ki, Bursa ve Aydın vilayetleriyle ayrılır. Burası Anadolu'nun en münbit, en zengin kısmıdır. Burada, Türk yalnız değildir. Türk, kimliğine ne kadar alakadar görünüyorsa, Rum da aynı nisbette bulunuyor. Büyük şehirlerin, kasabaların ticaretinin önemli bir kısmı Rumlarda, Ermeniler'dedir. Bilhassa Rumlar, siyasi teşkilatlarıyla bir "Rum muhiti" meydana getirmişler. Türkler içinde bir Avrupa kolonisi gibidirler. Mesela sahil, tamamiyle Yunanlıların elindedir. Bütün deniz sahili, adaların birer karakol nöbetçisidirler.
İzmir'den Sivas'a kadar silsile ile uzanan bu teşkilatla alâka dar bir Rum bana dedi ki: "Bu vilayetlerdeki Türkler gittikçe azalmaya başlıyorlar. Bunların evlerini, arazilerini satın almak, cemiyetimizin en esaslı bir işidir. Her ne olursa olsun, bu vilayetin arazisini Rumlara intikal ettirebilmelidir ki, Makedonya'nın çete çarpışmaları başlasın! Dünyanın en cesur ve en metin milliyetçisi köylülerdir."
Fakat bu Rum milliyetçisinin de itiraf ettiği gibi, henüz arazinin mühim bir kısmı Türkler'dedir. Çünkü Türk köylüdür. Bu arazi elinden alınabilecek mi? Ne yazık ki, istimlak meselesi şiddetle devam ediyor.
Anadolu'nun bugünü ve geleceği yalnız ''Anadolu Türk'ünün'' değildir. Bu kıta için emek, akıl, para, gemi, asker feda eden ve birçok siyasi buhranlar geçiren İngiltere'nin de bir hissesi vardır.
Selçukiler devrinde henüz faal olan Türk dehası, Osmanlı devrinin başlangıcında atıllaşmaya başlıyordu. Evvela yorgun idi, Selçukiler zamanındaki manasızlaşan tahsil ile hiçbir şey öğrenmemişti. Bir âlim, kendi zekasından önce evvelki müçtehidlerin yorumlarını izlemek zorundaydı ve bu baskı da bizzat kendiliğinden kaynaklanıyordu. O, anlamayarak, bilemeyerek Arap dehasının mantıklarına ram olurken, herkesin böyle olmasını arzu ediyor ve olmayanlar tekfir ediliyordu. Pek tabii, bu Arap müctehidleri hükümran iken, Arap lisani, Arap terbiyesi, Arap idaresi, nihayet Arap hayatı sosyal hayatı da hükümran olmaya başlıyor. Türkçe okuyabilmek için evvela Arapça'dan başlanıyordu. Dine hiç kimse taarruz edemez, din mukaddestir. Yalnız niçin bir çocuk anlamadığı bir usul ile tahsile başlasın?..
Sabık bir devlet başkanının dediği gibi: “Türkiye o kadar kıymetli bir elmastır ki ona sahip olacak bir zengin yoktur. o herkesin, her Zenginin önünde tekerlenir gider ve daima öyle yuvarlanacaktır.”
"...Bir manevi istiladan başka birşey olmayan din, milletin karakteriyle üst üste gelip çakışarak bir seçilme/ayıklanma devri geçirmiş ise, o hükümetin bir millet hükümeti olduğundan şüphe edilemez..."