Kısacık ama pek fazla meseleyi, sıradışı ve etkileyici bir anlatım ve elinizden bırakamadan okuyacağınız kadar sürükleyici bir kurguyla ele alan, çok ama çok beğendiğim bir kitap oldu Viviane Elisabeth Fauville. Yeni anne olmuş, eşinden ayrılma sürecindeki bir kadının, taşınması ve hemen ardından psikiyatristini öldürmesiyle başlıyor kitap ve bu kadının birkaç gününü anlatıyor. En başından beri olayı da katili de bilmenize rağmen, kurgunun temposu hiç düşmüyor, ilk sayfadan son sayfaya kadar nerdeyse nefes bile almadan okuyorsunuz. Yazarın anlatımı ayrıca büyüleyici. Bazen 1.tekil şahıs, bazen 3.tekil şahıs, kimi yerde de 1. çoğul şahısla aktarıyor olayları ve bunu ilk romanı olmasına rağmen o kadar ustalıkla yapıyor ki, karakteri kâh uzaktan izliyorsunuz kâh ansızın kendinizi karakterin bizzat kendisi olarak Paris sokaklarında buluveriyor, ‘ne yapacağım şimdi acaba’ diyorsunuz. Bu sürükleyici kurgu ve etkileyici anlatımla yazar, kadına toplum tarafından biçilen roller ve modern dünya düzeninde bu rollerin çatışmasını irdeliyor; moda, güzellik algısı, tüketim çılgınlığı gibi birçok meseleye değiniyor. Okuru adeta elinden tutup, Paris’i sokak sokak gezdirirken, farklı sosyoekonomik sınıfları barındıran muhitleri gösteriyor, bunlarla suç arasındaki bağlantıyı ve göçmenleri de unutmuyor. Yazarın anlatımına, okurun gözüne sokmadan kısacık metinde bu kadar meseleyi ele almasına ve kurguya bayıldım. Ters köşe sonuyla da beni oldukça etkileyen kitabı çok ama çok sevdim. Farklı metinlerden hoşlananlar mutlaka bir baksın bence.