Kaya Ersoy

Kaya Ersoy

Çevirmen
8.9/10
89 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
67
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
424 syf.
·Beğendi
Kitabın konusu hakkında bilgi içerir. #

Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir.
Nietzsche

Sokaklarda büyümüş, daha çocuk yaşında çalışmaya başlamış ortaokul mezunu bile olmayan Martin Eden'ın da yaşamak için bir sebebi vardı, Ruth'a olan aşkı. Her ne kadar aralarındaki sosyal statü ve eğitim farkı aşılamazmış gibi görünsede Martin'in öğrenmeye olan tutkusu ve kendine olan güveni her türlü zorluğa göğüs gerecek kadar kuvvetliydi.

Daha kendi ana dilini bile doğru düzgün konuşamayan bir adamın okuldan alamayacağı eğitimi kendi çabasıyla, gününün 19 saatini sadece sistemli okuyup öğrenmeye adayarak nasıl başarabildiğini yazarımız bize Martin Eden karakteri ile göstermiştir.

Kitap her ne kadar bir aşk hikâyesi gibi görünsede aslında diplerden zirveye çıkan bir insanın hayattan umduğunu bulamaması ile yaşadığı hayal kırıklığı ve psikolojik çöküntüyü anlatır.

Jack London, Martin Eden karakteriyle bize toplumsal çarpıklıkları göstermek için bir ayna tutar. Kendini geliştirirken siz de onunla gelişmek, daha çok konuda fikir sahibi olmak istersiniz. Her ne kadar Martin geliştikçe daha mutsuz olduysa da, bunun nedeni hayata tutunma sebebini bir amaca değil, bir insana bağlamış olmasındandı.

Bazen saatlerce konuşsa dinleyebileceğiniz, bilgisine zekasına hayran kaldığınız insanlar vardır ya, Jack London'un Martin Eden karakteri de benim için aynen öyle oldu diyebilirim. Özellikle onu en iyi anlayan arkadaşı Brissenden ile yaptığı sohbetler kitabı okurken en zevk aldığım kısımlardı. Kitabı bitirdikten sonra Brissenden'in Martin'e verdiği öğüt kulaklarımda çınladı.

Denizine gemilerine dön Martin Eden, insanlarla dolu bu hastalıklı, kokuşmuş şehirlerde ne işin var?

Keyifli okumalar.
424 syf.
·Beğendi·9/10
klasik aşk filmi diyebileceğimiz bir konusu var.zengin kız fakir oğlan ve şapka çıkarılacak bir hayat hikayesi.Martin Eden işçi sınıfından genç delikanlı bir kardeşimiz,aşık olduğu kızda zengin burjuva bir ailenin tahsil görmüş kızı..velhasıl bizim fakir oğlan kızın standardına ulaşabilmek için imkansızı başarıyor ama sonunda saçmalayıp her şeyi mahvediyor.

genel olarak konusu ve üslubu iyi diyebilirim ama yazarın
fazlasıyla tekrara düşüp okuyucuyu sıktığı anlara da şahit oldum.kitabın finali içinde yazara tepkim var; onca çekilmiş acıya sıkıntıya değecek bir sonu hak ediyordu Martin Eden. bunu yazarın hanesine eksi not olarak düşüyorum.eğer hayattaysa umarım beni dikkate alır.herkese keyifli okumalar dilerim
424 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Martin Eden Jack London'un okuduğum güzel kitaplarından biri daha... Kahramanımız hiç yokun yanı başıyken güçlü bir vara dönüştürüyor kendini. Soylu bir kız için yapıyor bunu. Sonra mı ne oluyor? O kızı yakından tanıyor. O zaman neler mi oluyor. Yok, anlatırsan heyecanı kalmaz. Ancak şunu söyleyebilirim.
Toplu taşıtlarda kitap okurum hep. Bu gün de kitabın bitmesine 8-10 sayfa kalmıştı ve ben otobüsteydim. Sonunu çok merak ediyordum. Eve gittiğimde hemen mutfağa gireceğimden içimden 'Allahım şu trafik sıkışsa da ben kitabın sonunu öğrenebilsem'diye geçirdim... Öyle de oldu. İstanbul'un her zaman şikayetçi olduğumuz trafiği bana bonusunu verdi... Öylece kitabımı bitirmenin huzuruyla eve vardım...
Hala tesirindeyim...
424 syf.
·33 günde·Beğendi·10/10
biter bitmez katılmak istedim sana, öldürmek istedim kendimi. bir denizin kenarında olsam, sen gibi bırakırdım bedenimi, sonra da yaşama içgüdüsüyle alay eder, derine iterdim ellerimi. utandım yaşam dediğim kisveden, utandım göğsümü şişirip indiren bu görünmez bu renksiz, tatsız, bu kokusuz, bu kahpelerin ve oyuncuların soluduğu ve belki onlardan birinin daha önce ciğerlerinde gezinmiş olan havayı içimde dolaştırmaktan. kötülükten başka ne yaptık? hayatta yılmadan verdikleri tek mücadele, renkleri soldurmak -en parlakları bile- birini gri yapana kadar sömürmek olan insanlar, başka ne yaptılar? bir hiçken bir tam yaptıktan sonra kendini, kişinin tamlığını, yalnızca aptal unvanlar ve toplumca kabul ile ölçen, hiçbirinin gerçek değeri ne anlayıp ne özümsediği, birinden bakıp diğerine kopya ettiği, aristokrat havasında görünüp içi bomboş bir tınısızlık dolu o aptal sosyete, o aptal kalabalık, o aptal övgüler, o aptal yergiler, yerin dibine batsın. oysa martin, tüm o alkışladığınız eserleri, bir saman alevi gibi parlayan ilginiz yücelmeden önce de yazmıştı, onları size tek tek okumuştu. açlıktan ölürken yazmıştı, açlıktan ölürken günlerce yemek yemeyip, rehin verdiği tek takım elbisesinin parasıyla pullar alıp size yollamıştı. siz onlarca kere reddetmiştiniz. kabulünüz, neden ne yazılanlar, ne martin, ne olanlar değiştiği halde -tek değişen bir parlama- çok sonradan geldi? neden o açken, sadece açlığını izleyip, açlığı "boş" işlerle uğraşma şamarı olarak atfedip, reva gördünüz, bir öğün dahi paylaşmadınız da, artık buna ihtiyacı kalmadığında her sofrada arandı martin? oysa insanların ona bu gösterdiği ilginin sebebi olan her şeyi, o açlıkta yazmıştı. tüm görünüşte büyük, akılca lümpen bedenler; bir komedyada, duyduklarını tekrar eden papağanlarsınız, sizinle paylaşmaya değer değil içten gelen tek bir kelime bile. yavan bir sarılık ve ahestelikte midem bulanıyor. "siz o zaman yazılmış eserlerim yüzünden karnımı şimdi doyuruyorsunuz. çünkü karnımı doyurmak bir şeref payesi haline gelmiş. karnımı şimdi doyuruyorsunuz, çünkü siz sürü hayvanısınız; çünkü güruha siz de dahilsiniz ve çünkü şu anda güruh zihniyetinin kör ve otomatik düşüncesi, benim karnımı doyurmak."
424 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap insanı sürükleyen bir dalga gibidir. Pusulasını kaybeden kimse bir an önce limana ulaşamaz. Otokritik bir eser. Eden ve Ruth aşkı, umudun ve imkansızlığın bir karmaşası. Aslında Martin kitap okuduğunuz sürece size eşlik ediyor. Onunla gülüp, onunla beraber üzülüyorsunuz.
424 syf.
·32 günde·Beğendi·10/10
çok güzel bir kitap. işçi sınıfından, kaba saba, cahil ancak, inanılmaz güçlü, azimli martin in okuyarak, insanüstü gayret göstererek, yavaş yavaş evrilmesi, bir zamanlar gözünde aşırı yücelttiği burjuva sınıfını bir süre sonra beğenmeyecek kadar kendini geliştirmesiyle başlayan süreç ve toplumsal baskıların insanı sakat bir zihniyetle yönlendirmesi sonucu sevdikleri tarafından hayal kırıklığına uğratılması ile kaybedilen bir yaşam sevinci. martinin yaptığı işe olan olağanüstü inancına hayran kalmıştım. jack london nakış gibi ilmek ilmek dokumuş karakter dönüşümünü... kitabı okurken nedense "bu kitabın adı DÖNÜŞÜM olmalıydı" diye sıkça düşündüm nedense... Kafka, kusuruma bakma...
424 syf.
·Puan vermedi
ABD’de, 1800’lü yılların ikinci yarısında başlar. Kapitalizmin en çıplak ve vahşi sömürüsünün yoksul kitleleri ezip geçtiği bu yıllarda, genç bir adam zengin bir kızla karşılaşır. İlk görüşte aşk diyelim isterseniz buna; ama hislerden ziyade hırslara dayalı bir aşk… Genç adam, yani Martin Eden, eğitimsiz yoksul bir denizcidir. Ruth’sa zengin bir ailenin üniversite öğrencisi narin kızı. Ruth’un yaşadığı ev, dış görünüşü, bilgisi ve kültürü Martin’in dünyasının öylesine dışında ve öylesine parıltılıdır ki, Martin imgeleminde melekler katına çıkaracaktır Ruth’u. Belki de kızın maddi gücüne erişmesinin ilk elde imkânsızlığından, onun bilgi ve kültürüne sahip olmayı hedefler kahramanımız. Günlerini halk kütüphanesinde geçirmeye başlayan Martin, kitapların dünyasına açılır. Başlangıçta bir şey anlamasa bile, bıkmadan usanmadan okur; Marx okur, Nietzsche okur, en çok da edebiyat metinlerini okur. Kafasına yazar olmayı koymuştur artık. Sadece edebiyat aşkından değil, yazarak zengin olabileceğine de inanmaktadır....
424 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Martin eden'ın aşık olmasıyla kendi yeteneklerini keşfetmeye başlaması ve tüm çabaları sonunda olayların ve olguların değerini kaybetmesini okuyoruz. Okunmalı.^^
424 syf.
·9/10
Daha önce Doğu Yakası, Demir Ökçe, Beyaz Diş gibi özgün eserleri okurken Martin Eden’in farklı, özgün ve başyapıt olduğunu tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Eser başta sade bir aşk romanı olarak gözükse de sayfalar ilerlerken sınıf farklılaşmasını, bireyciliği, yalnızlığı, varoş ve burjuva hayatı üzerine keskin analizleri ve yerinde doğruları görmemizi sağlıyor. Çıkarcılığın, bencilliğin kişilik analizini yapan Eden; bunu sürekli kendisine soru olarak sorması sürüden kopmasına ve Nietzche nin deyişiyle decante(çöküş-kopuş) olayı gerçekleşiyor. Bütün bu sınıf, aşk, bireysel çıkarcılık, toplumsal empozeliğe karşı azmi emeği mücadeleyi mükemmel tasvir etmiş. Yeri geldiğinde edebiyatın yozlaşmasını getto daki varoşların ağzından ve İzm ler üzerine kıyaslama ayrı bir güzellik katmış. Yani analiz yapa yapa bitiremeyiz.
Tek eleştirdiğim nokta Demir Ökçe de olan karşıt düşünceleri bu eserde olmaması idi. İzm ler üzerine tartışmalar eksik kalmış ya da Eden düşüncelerini söylerken karşıtların söylememesi küçük bir soru işareti aklımda kaldı.
Ama eser edebiyat dünyasının şaheserleri arasında yerini hakkıyla koruyor.