Kaya Ersoy

Kaya Ersoy

Çevirmen
9.0/10
149 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
199
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
424 syf.
·Beğendi
Kitabın konusu hakkında bilgi içerir. #

Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir.
Nietzsche

Sokaklarda büyümüş, daha çocuk yaşında çalışmaya başlamış ortaokul mezunu bile olmayan Martin Eden'ın da yaşamak için bir sebebi vardı, Ruth'a olan aşkı. Her ne kadar aralarındaki sosyal statü ve eğitim farkı aşılamazmış gibi görünsede Martin'in öğrenmeye olan tutkusu ve kendine olan güveni her türlü zorluğa göğüs gerecek kadar kuvvetliydi.

Daha kendi ana dilini bile doğru düzgün konuşamayan bir adamın okuldan alamayacağı eğitimi kendi çabasıyla, gününün 19 saatini sadece sistemli okuyup öğrenmeye adayarak nasıl başarabildiğini yazarımız bize Martin Eden karakteri ile göstermiştir.

Kitap her ne kadar bir aşk hikâyesi gibi görünsede aslında diplerden zirveye çıkan bir insanın hayattan umduğunu bulamaması ile yaşadığı hayal kırıklığı ve psikolojik çöküntüyü anlatır.

Jack London, Martin Eden karakteriyle bize toplumsal çarpıklıkları göstermek için bir ayna tutar. Kendini geliştirirken siz de onunla gelişmek, daha çok konuda fikir sahibi olmak istersiniz. Her ne kadar Martin geliştikçe daha mutsuz olduysa da, bunun nedeni hayata tutunma sebebini bir amaca değil, bir insana bağlamış olmasındandı.

Bazen saatlerce konuşsa dinleyebileceğiniz, bilgisine zekasına hayran kaldığınız insanlar vardır ya, Jack London'un Martin Eden karakteri de benim için aynen öyle oldu diyebilirim. Özellikle onu en iyi anlayan arkadaşı Brissenden ile yaptığı sohbetler kitabı okurken en zevk aldığım kısımlardı. Kitabı bitirdikten sonra Brissenden'in Martin'e verdiği öğüt kulaklarımda çınladı.

Denizine gemilerine dön Martin Eden, insanlarla dolu bu hastalıklı, kokuşmuş şehirlerde ne işin var?

Keyifli okumalar.
424 syf.
·Puan vermedi
Kendi kendini geliştiren yazarlardan biri olan Jack London'ın yarı otobiyografik kitabı:Martin Eden.
Kitap bir gemi işçisinin yazar olma çabasını anlatmaktadır.Eden;sorgulayıcı,çalışkan,son derece dayanıklı ve karşı çıkan biridir.Bütün hayatı Ruth adında bir kızla tanışmasıyla başlar.İlk başlarda son derece iyi kalpli,içinde Martin'e birşeyler öğretme aşkı olan bu kızın davranışaları sonradan değişmeye başlar.
Beğendiğim ve sevdiğim bir kitap olan Martin Eden;Başlıca olarak aşk,umut,hırs,azim,vefa gibi temaları işlemektedir.Jack London'ın klasikleşmiş kitabı olan Martin Eden kişinin huzursuzluğuna,fazla para ve ünün kişiye ve karakterine zarar veren birşey olduğuna da değinmektedir.
Kalıplaşmış düşüncelerin ezbere söylendiği bu çağda aslında insan beynini ele geçiren o kahrolası düşüncelerin düşünme ve yeni ufuklara yol açmanın önünde bir set oluşturduğunu da anlatmaktadır.Böylece düşünmeyen,sorgulamayan bir neslin varlığından bahsedilmektedir.
424 syf.
·16 günde·8/10 puan
Kitap çok etkileyici ve teşvik ediciydi. Hiçbir şey bilmeyerek yola çıkan Martin bu yolun sonunda bir dahi oluyor. Bütün her şeyi biricik aşkı Ruth’a layık olmak için yapıyor. Sonra kendini yazarken buluyor. Dergilerin hiçbirinde kabul görmeyen yazıları onu daha çok çalışmaya yönlendiriyor. Daha sonra yıldızı parlıyor ancak elinden kayıp giden şeyler onu umutsuzluğa düşürüyor. Birtakım şeyleri sorgularken buluyor kendini.

•Kitap çok güzel ancak çeviride bazı yanlışlıklar var ve çokça yazım hataları ile karşılaştım. Bu denli güzel eserler hazırlanırken hataya yer verilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
424 syf.
·Beğendi·9/10 puan
klasik aşk filmi diyebileceğimiz bir konusu var.zengin kız fakir oğlan ve şapka çıkarılacak bir hayat hikayesi.Martin Eden işçi sınıfından genç delikanlı bir kardeşimiz,aşık olduğu kızda zengin burjuva bir ailenin tahsil görmüş kızı..velhasıl bizim fakir oğlan kızın standardına ulaşabilmek için imkansızı başarıyor ama sonunda saçmalayıp her şeyi mahvediyor.

genel olarak konusu ve üslubu iyi diyebilirim ama yazarın
fazlasıyla tekrara düşüp okuyucuyu sıktığı anlara da şahit oldum.kitabın finali içinde yazara tepkim var; onca çekilmiş acıya sıkıntıya değecek bir sonu hak ediyordu Martin Eden. bunu yazarın hanesine eksi not olarak düşüyorum.eğer hayattaysa umarım beni dikkate alır.herkese keyifli okumalar dilerim
544 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Doğdu, çalıştı, sevdi, hayal etti, sevdi, hayallerine ulaştı, bir daha sevemedi kimseyi.
Martin eden bir zirvedir.
Yaratılmış bir insanın yüceliği var bu kitapda.
Klasik bir romantizmin üzerinde bir yaşam sancısı.
424 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Martin Eden Jack London'un okuduğum güzel kitaplarından biri daha... Kahramanımız hiç yokun yanı başıyken güçlü bir vara dönüştürüyor kendini. Soylu bir kız için yapıyor bunu. Sonra mı ne oluyor? O kızı yakından tanıyor. O zaman neler mi oluyor. Yok, anlatırsan heyecanı kalmaz. Ancak şunu söyleyebilirim.
Toplu taşıtlarda kitap okurum hep. Bu gün de kitabın bitmesine 8-10 sayfa kalmıştı ve ben otobüsteydim. Sonunu çok merak ediyordum. Eve gittiğimde hemen mutfağa gireceğimden içimden 'Allahım şu trafik sıkışsa da ben kitabın sonunu öğrenebilsem'diye geçirdim... Öyle de oldu. İstanbul'un her zaman şikayetçi olduğumuz trafiği bana bonusunu verdi... Öylece kitabımı bitirmenin huzuruyla eve vardım...
Hala tesirindeyim...
424 syf.
·33 günde·Beğendi·10/10 puan
biter bitmez katılmak istedim sana, öldürmek istedim kendimi. bir denizin kenarında olsam, sen gibi bırakırdım bedenimi, sonra da yaşama içgüdüsüyle alay eder, derine iterdim ellerimi. utandım yaşam dediğim kisveden, utandım göğsümü şişirip indiren bu görünmez bu renksiz, tatsız, bu kokusuz, bu kahpelerin ve oyuncuların soluduğu ve belki onlardan birinin daha önce ciğerlerinde gezinmiş olan havayı içimde dolaştırmaktan. kötülükten başka ne yaptık? hayatta yılmadan verdikleri tek mücadele, renkleri soldurmak -en parlakları bile- birini gri yapana kadar sömürmek olan insanlar, başka ne yaptılar? bir hiçken bir tam yaptıktan sonra kendini, kişinin tamlığını, yalnızca aptal unvanlar ve toplumca kabul ile ölçen, hiçbirinin gerçek değeri ne anlayıp ne özümsediği, birinden bakıp diğerine kopya ettiği, aristokrat havasında görünüp içi bomboş bir tınısızlık dolu o aptal sosyete, o aptal kalabalık, o aptal övgüler, o aptal yergiler, yerin dibine batsın. oysa martin, tüm o alkışladığınız eserleri, bir saman alevi gibi parlayan ilginiz yücelmeden önce de yazmıştı, onları size tek tek okumuştu. açlıktan ölürken yazmıştı, açlıktan ölürken günlerce yemek yemeyip, rehin verdiği tek takım elbisesinin parasıyla pullar alıp size yollamıştı. siz onlarca kere reddetmiştiniz. kabulünüz, neden ne yazılanlar, ne martin, ne olanlar değiştiği halde -tek değişen bir parlama- çok sonradan geldi? neden o açken, sadece açlığını izleyip, açlığı "boş" işlerle uğraşma şamarı olarak atfedip, reva gördünüz, bir öğün dahi paylaşmadınız da, artık buna ihtiyacı kalmadığında her sofrada arandı martin? oysa insanların ona bu gösterdiği ilginin sebebi olan her şeyi, o açlıkta yazmıştı. tüm görünüşte büyük, akılca lümpen bedenler; bir komedyada, duyduklarını tekrar eden papağanlarsınız, sizinle paylaşmaya değer değil içten gelen tek bir kelime bile. yavan bir sarılık ve ahestelikte midem bulanıyor. "siz o zaman yazılmış eserlerim yüzünden karnımı şimdi doyuruyorsunuz. çünkü karnımı doyurmak bir şeref payesi haline gelmiş. karnımı şimdi doyuruyorsunuz, çünkü siz sürü hayvanısınız; çünkü güruha siz de dahilsiniz ve çünkü şu anda güruh zihniyetinin kör ve otomatik düşüncesi, benim karnımı doyurmak."
424 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
“Çok geç,”dedi Martin.Lizzie’nin sözleri aklına gelmişti.”Ben hasta bir adamım-yok,bedenim değil.Ruhum,beynim hasta.Tüm değerlerimi yitirdim.Hiçbir şey umurumda değil.Eğer bunları birkaç ay önce gelip söyleseydin farkı olurdu.Artık çok geç.”
....
Bir Amerikan Rüyasının bireycilikle kaskatı kesilmiş bir şekilde vücut bulmuş hali olan Martin Eden,yaşamın biricik gizini bulmaya çalıştığı bilgi deryasının derinliklerine inip orada en derinde kendini ölümün nihai huzuruna bırakmaktan başka hiçbi şeyden umudu kalmayan,kendini aradığı yolculukta en başa dönen ama döndüğü noktada dahi durma hevesi olmayan başkahramanıdır,bu künstlerromanın.Ve bu sözler en dibe vuran ve “sonra artık eskisi gibi asla olmayan “ insana özgü dışavurumudur onun.
Martin Eden aslında Nietzsche’nin temelleri üzerine kurulu bireyciliğe bir yergisidir Jack London’ın.Öyle ki Martin Eden’ın kendisini bulmasına yardımcı olan ve onu tanıdıktan sonra her şeye yeni bir gözlükle baktığı Brissenden’ın buluşturduğu proleterya grubunda yaptığı konuşma onun Bireyciliğin zıttı olan Sosyalizmin içerisinde bulunduğu çıkmaz sokağı ;

“...fakat siz köleler-kabul ediyorum ki köle olmak çok kötü bir şeydir-gelişim yasasının hükümsüz kılınacağı,hiçbir zayıfın ve yetersiz ,verimsiz insanın yok olmayacağı,her yetersiz insanın,istediği zaman,istediği kadar çok yiyebileceği ve herkesin,güçlülerin yanısıra zayıfların da evlenip soyunu sürdürebileceği bir toplumun hayalini kuruyorsunuz.Netice ne olacak?Yeni gelen her neslin gücü ve yaşam kalitesi artık artmayacak.Bilakis azalacak.İşte sizin köle felsefenizin can düşmanı.Kölelerden oluşan,kölelerce ve köleler için yönetilen toplumunuz onu oluşturan yaşam zayıflayıp parçalanırken kaçınılmaz olarak zayıflayıp parçalanacak.”
sözleriyle dile getirmiştir.Ve bu yüzden,şu sözleri etmiştir yazar;
“Martin Eden için neden biraz üzülmeyeyim? Martin Eden bendim. Martin Eden bir bireyci idi, bense bir Sosyalist. İşte bu nedenden ben yaşamaya devam ediyorum ve işte bu nedenden Martin Eden öldü. ... Bu kitap bireyciliğe bir saldırıdır. Martin Eden, başkalarının ihtiyaçlarının farkına varmayan aşırı bir bireycidir. Hayalleri kaybolduğunda, uğrunda yaşayacağı hiçbir şey kalmaz. “

Martin Eden yazar olma yolculuğundaki arayışında anlamıştır ki zamanında gıpta ederek baktığı burjuva popülerizmle şekillenen içi boş bi parlak balondu.Ne kendini geldiği,ait olduğu yerde bulabilmişti tekrar,ne de aralarında olmayı bilgiye,sanata aç ruhunu doyuracak sandığı burjuva arasında.Aşkı dahi bu bilgiye susuzluğunu,açlığını giderecek sandığı burjuvaya ait Ruth la bütünleştirmişti;oysa yüreğini bunca yaşam hevesiyle dolduran aşk onu yanıltmıştı çünkü;bireycilikle temellenen insan katiyen her şeyin bilgisine sahip olamayacaktı,anlam arayışı kalbini yaşam hevesiyle doldurmadığında,insanın geriye cevabını bulacağı soruyu sorma hevesi kalmadığında artık çok geç olmuştu ve Martin Eden ,asla vazgeçmeyecekti gerçek düşüncelerini,çoğula bağlı olmaktan bağımsız söylemekten,hiçbi yere ait değildi o artık sadece kendine aitti,şte bu yüzden yaşamdan vazgeçmişti ve “asla kaybolmam “ diyen başkahraman kaybolmuştu.
424 syf.
·32 günde·Beğendi·10/10 puan
çok güzel bir kitap. işçi sınıfından, kaba saba, cahil ancak, inanılmaz güçlü, azimli martin in okuyarak, insanüstü gayret göstererek, yavaş yavaş evrilmesi, bir zamanlar gözünde aşırı yücelttiği burjuva sınıfını bir süre sonra beğenmeyecek kadar kendini geliştirmesiyle başlayan süreç ve toplumsal baskıların insanı sakat bir zihniyetle yönlendirmesi sonucu sevdikleri tarafından hayal kırıklığına uğratılması ile kaybedilen bir yaşam sevinci. martinin yaptığı işe olan olağanüstü inancına hayran kalmıştım. jack london nakış gibi ilmek ilmek dokumuş karakter dönüşümünü... kitabı okurken nedense "bu kitabın adı DÖNÜŞÜM olmalıydı" diye sıkça düşündüm nedense... Kafka, kusuruma bakma...