Larry Collins

Larry Collins

Yazar
8.7/10
65 Kişi
·
154
Okunma
·
4
Beğeni
·
942
Gösterim
Adı:
Larry Collins
Tam adı:
L. Collins
Unvan:
Yazar
Doğum:
Hartford, Connecticut, ABD, 14 Eylül 1929
Ölüm:
Fréjus, Fransa, 20 Haziran 2005
Larry Collins, 1929 yılında Amerika Birleşik Devletleri, West Hartford, Connecticut’da doğdu ve Yale Üniversitesi’nden mezun oldu. Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’da on yıldan fazla bir süre, önce UPI daha sonra da Paris büro şefi olduğu Newsweek için muhabirlik yaptı. Collins, 2005 yılında vefat etti.
Kudüs, yeryüzünde hiçbir başka şehrin yaşamadığı gibi, dökülen kanın laneti içinde yaşamıştı. Oysa, Yeruşalayim, eski ibranice'de " barış şehri " anlamına gelir...
İki yanında yolun yığılıyor ölülerimiz,
Dostum kadar sessiz madeni iskelet,
Bab El Vad!
Her zaman hatırla adlarımızı,
Bab el Vad, şehre giden yol üzerinde.
İbranice'de Sion " seçilmiş " anlamına geliyor, yirmi beş yüzyıldan beri de Kudüs'ü, İsrail halkının umudunu belirtiyordu...
Cami mihraplarının Mekke'ye dönük oluşu gibi, yeryüzündeki bütün sinegogların cephesi hep Kudüs yönüne bakardı...
Kurulacak Yahudi devletinin topraklarının çoğunluğu ve neredeyse nufusunun yarısı Arap olduğu halde, Filistin'in yüzde elli yedisi Yahudilere bırakılıyordu...
Her uyuyuşumuzda, bir daha bir daha uyanıp uyanmayacağımızı bilemeyiz. Korktuğumuz şey kurşun değildir pek, uykumuzda herşeyi havaya uçurmalarıdır daha çok.
Bu nefret ve kin kaosundan kurtulmuş gibi görünen bir tek yer vardı: Kudüs yakınlarında, Araplarla Yahudilerin barış ve kardeşlik içiinde yaşadıkları küçük bir bina. Kudüs Akıl Hastanesi...
"Yoksullar içinde yaşayıp yoksulluk gördüm,
Hiç ağlamadım ....
Para benim neyime. .
Yalnızım. ...
Kalbim kan ağlıyor. ...
Larry Collins
Sayfa 31 - Payel yayın..
364 syf.
·16 günde·Beğendi·9/10
| Merhaba,

Yasımı tutacaksın,yıllar önce bir blogda yorumunu okuduktan sonra adının naifliği için bile ben de okuma isteği uyandıran kitaptı.
Birçoğumuzun matadorların yaptığı işle ilgilendiği pek söylenemez. Hatta barbarca geldiğinden eminim. Bu kitabın gerçek bir hikayeyi anlattığını,iki yıl süren titiz bir incelemenin ve
yüzlerce mülakatın ürünü olduğunu öğrendiğimde içimden şunları söylemiştim:Ya görünenin ardında daha fazlası varsa...Ya barbar bulduğumuz durum, bir başkalarının hayatta kalma umuduysa?
İspanya iç savaşının hareketlilik kazandığı,"gücün hangi ideolojinin elinde olursa olsun karşısındakini acımasızca ezdiği yıllar" bir ulusun sefaletten kırıldığı, kanın içinde yaşamını sürdürmeye çalıştığı ve acımasızca oradan oraya savrulduğu yıllar...
Tüm bunların dalga dalga yayıldığı zaman diliminde,insanların kuru ekmek, bir patates için insafsızca çalıştırıldığı zor yıllarda, ablasının deyimiyle fazladan bir doyması gereken bir boğaz,
uyumak için fazladan bir yatak bulmak zorunda kaldıkları -daha sonraları İspanyollar'ın efsanevi matadorlar diye andıkları matodorlardan biri olan Manuel Benitez- dünyaya gelmiştir.
Manuel Benitez,savaşın ve sonrasında getirdiği ekonomik buhranla büyüyüp,ailesinin parçalanaşına şahit olup, ablasının emekleriyle büyüyen bir çocuktur. Hayatını değiştirecek tutkuyu
büyülendiği sinemada hissetmiştir. İzlediği bir film sonrası,ailesini hatta çevresini,köy halkını sefaletten kurtarmanın tek yolu matador olmaktan geçtiği inancı kalbine doğar.
Kalbine dolan bu inancın sesini her kovulup hor görüldüğü kapı, reddetmekle kalmayıp tehditte bulunan insanlar,zorluklarla süren hayatına çomak sokan her ne olursa olsun,susturamayacaktır.
Manuel, bu inancı öyle derinden hissetmektedir ki ablasına şu sözleriyle anlatmıştır: "Ağlama Angelita;bu akşam ya sana bir ev alacağım,ya da yasımı tutacaksın."
Hayatını bu uğurda feda etmeye hazır olan Manuel'in,küllerinden yeniden doğmak uğruna yıllarını harcayacağı matador olma yoluna "sabır" zırhıyla çıkıp kendisine gelen tüm okları göğüslediği,
biyografik ve savaşın toplumlar üzerinde bıraktığı hasarı anlatan güzide bir kitap. Olaya şahit olanlar tarafından bölüm bölüm hikâye gibi anlatılması sizi daha çok içine çekiyor.
Her bölüm,film karesi gibi canlanıyor gözünüzde. Bir boğayla göz göze geldiğinizi hissettiğiniz anlarda kalbiniz deli gibi çarparken,inşaatlarda uyuyan Manuel'in matador olma rüyalarına eşlik ediyorsunuz,barbarca görmeye devam ettiğiniz her şey tarihin o an ki akışında ve size empati yaptırıyor.
Bir gün bu kitabı okuyan biriyle sohbetim olursa, bir isyanımı paylaşmayı da umuyorum elbette...


Bir yerlerde karşınıza çıkarsa okumaktan caymayın,sayfalarına kendinizi teslim edin dediğim kitaplardan.
364 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
#spoiler#
"Kordobalı her kadının "aşk "ı "
Manuel Benitez EL CORDOBEZ

"Kovalanan ...açlık ve soğuktan titreyen bir yoksul Endülüs 'lü..düşlerini gerçeğe çevirir , ....bizi de alır götürür "impulsivo"nun karşısına elimizde aile yatağından alınmış , kırmızıya boyanmış çarsaftan bozma bez parçasıyla diker ..

Manuel 1931/1936 ıspanya iç savaşı sırasında doğar ..general Franco kabus gibi halkın üzerine çökmüştür. .insanlar evlerinden ayrılır ,kacar ..kilometrelerce uzayan bu kaçış yürüyüşünde Manuel ve ailesi de vardır .."savaşın ilk haftasında Endülüs 'ün verdiği kayıp yani on bin kişide üçyüz elli erkek evlat ,bütün ispanya daki ölüm oranına uygundur. .savaş bittiğinde 350000 ölü ve sayısız kayıp ilanı duvarlarda ,kurşun izleriyle birlikte yerini almıştır ..
1940/1941 yılları ıspanya yı "kıtlık"ile sınar
"Aç kalmadınızsa...açlık nedir bilemezsiniz o günler aklıma geldikçe hâlâ ağlarım ..o zaman lar elimizden gelen tek sey ağlamaktı, gece yatarken ağlardık ,çünkü yiyecek bir şey yoktu ..sabah ağlardık ,çünkü gene yiyecek bir şey yoktu "
......Angelita Benitez :o savasta ölen babasının ve açlık da (hastalığının ne oldugu bilinmeden ) ölen annesinin yerine Manuel'e kol kanat gerecektir ..

Manuel'in her zaferinden sonra ablasina dönüşleri, portakal çaldığı için tutuklanıp yediği dayaklar,hiç vazgeçmeden her gece buzlu sulardan geçip toprak agasının boğalarına ulaşma çabası (antreman için )...köyden sürülmeler, arenaların ortasına atlayıp jandarmalarca götürülmeler.. (kitapta fotoğrafı da var ) ..yaralanmalar ,ameliyatlar ,doktor ayaya kalkamazsın dediğinde hastahaneden kaçıp sabah 2 boğa kulağı ile geri dönmeler. ...arena hileleri ,paranın satın aldığı gazeteciler ,kanla kaplı ikinci el matador giysileri ..detaylar ,detaylar. .

Manuel Benitez"EL cordobez" bir -vazgeçmeme - hikayesidir ...istediği şeyi elde etmenin her yolunu , canı yana yana ,dövüle ,sövüle elde etme hikayesidir ..bir kendine inanma hikayesidir ..

Çok keyifle okudum , lütfen elinize geçerse siz de okuyun .
Bu adama saygı için

"Oleeeeeey Oleeeeeey ,Oleeeeey "'


https://youtu.be/sjOAxEZZ2oM



"Kordobanın korkulu sokağından
Ünün yayıldı bütün dünyaya
Madrid boyandı kırmızı kana
Sen sen gelince bu güzel bir ara
Güneş bile senden renk alıyor
Alev alev gök sanki yanıyor
Parlayan canlı gözlerin
Fethetti bütün arenayı
Dövüşün zamanı geldi
Heyecan sardı sahayı
Gölge ve güneş raksediyordu
Ayaklarının altında senin
Fırtına gibi saldırıyordu
Korkusuzdun herkes biliyordu
Herkes onu biliyordu
Ölüm bile senden korkuyordu
Sivri kılıcı ona saplarken
Coşkular her yerinde çınladı oley oley sesleri
Madridde her yer titredi
Sonsuzluk zafer neşesi
Toledo Barselone Sevlle Linares
Kutluyor seni Manuel Benites
Kalplerdesin artık
el Cordobes
El cordobes "
364 syf.
Karlı bir günde, yeni yılın ilk günü hediye edildi bu kitap bana. Kitabın ön sayfasında ise şu not yazılıydı; "mükemmel bir hayat bizi bekliyor".
Notu okuyup teşekkür etmek için kafamı kaldırdığımda mükemmel bir hayat vaadeden adamın elinde bir yüzük vardı ve bana evlenme teklifi ediyordu.

Kitabın hayatıma giriş şekli dolayısıyla bendeki yeri hep ayrı olacaktı kuşkusuz. Okuyunca anladım ki geliş şeklinden bağımsız bendeki yeri zaten ayrı olacak kitaplardan biriymiş.

Uzun zamandan beri okuduğum kitaplara inceleme yazmıyordum. Fakat "Yasımı Tutacaksın"ın sitedeki okunma sayısı beni buna itti diyebilirim. Çünkü, bu kitabın kitaplığınızda olmamasının büyük bir kayıp olacağını düşünüyorum.

Giriş cümlesi şu olan bir kitabı okumadan nasıl durabilirsiniz ki;
"Ağlama Angelita; bu akşam ya sana bir ev alacağım ya da yasımı tutacaksın."

Öncelikle belirtmek istiyorum ki boğa güreşi denildiğinde "bu nasıl bir zalimlik" diye düşünür, çocukken televizyonda rastladığımda sinirlenir kanal değiştirirdim.

Bu kitapta ise Manuel Benitez'in matador olma tutkusunu o kadar içten yaşıyorsunuz ki, boğa güreşi, boğa güreşi olmaktan çıkıyor. Bulunduğu koşullar içinde yaşamayı kabullenmeyip, hayatının kontrolünü o hayatı kaybetme ihtimaline rağmen eline almayı kafaya koymuş, bütün imkansızlıklar ve yoksulluğun içinde bu uğurda inanılmaz mücadeleler vermiş bir adamın bir halk kahramanına dönüşmesine tanık oluyorsunuz. Bu kitapla beraber siz de Manuel Benitez El Cordobes oluyorsunuz.

Kitapta Manuel Benitez'in, El Cordobes olma yolundaki mücadelesine paralel bir ulusun dramı, İspanya iç savaşı da anlatılmaktadır.

Kitaptan birkaç alıntı bırakmak istiyorum tam da buraya;
"Olimpiyatlar eski Yunanistan için neyse, korrida (boğa güreşi) da İspanya için aynı şeydir."
"Ozanın ortaya attığı kan-vahşet-ölüm üçlüsü, tüm İspanya'yı anlatmaz, ama yaşamı, sürekli olarak ölümle karşı karşıya gelmek şeklinde anlayan bir ulusun temel kişiliğini tanımlar"
"Bugün, büyük din adamlarından birini yücelten bu dinsel bayram, yalnızca burada, Avrupa'nın öteki ülkelerine hem çok yakın, hem çok uzak olan bu topraklarda, Arapların, Yahudilerin ve Hristiyanların kan ve teriyle sulanmış olan, onur, cesaret ve ölümün neredeyse bağnaz bir tapınmanın nesnesi olduğu bu İspanya'da doğabilirdi ancak."
"Fiesta Brava'nın anlamını bütün derinliğiyle kavrayabilmek için korridanın (boğa güreşi) bir spor, ya da bir sanat gösterisi, arenanın bir tiyatro sahnesi, boğanın da sahne takımlarından biri olmadığını anlamak gerekir."
"Arena, ateş gibi yanan kumunun hayvan kanını emmeye hazır beklediği bir tapınaktır."

Dominique Lapierre ile Larry Collins'in birlikte yazdığı ikinci kitap olan "Yasımı Tutacaksın", iki yıl süren titiz bir araştırmanın ve yüzlerce insanla yapılan konuşmanın ürünüdür. 30'dan fazla dile çevrilmiş ve bütün dünyada şatış rekorları kırmış.

(Kitabin kapağında Francisco Goya'nın en önemli yapıtlarından biri olan "İsyancıların Ölümü" isimli tuvalinin resmi vardır. Bu resimi Goya, Fransızlar'ın 1808'de Madrid'i işgali sırasında, Napolyon'un ordularına direnen İspanyolların anısına çizmiş.)

En şiddetinden tavsiye ediyorum, kesinlikle okuyunuz.
364 syf.
·95 günde·Beğendi·10/10
Boğa güreşi benim için vahşi bir olaydı bu nedenle hiç ilgimi çekmezdi; bir arkadaşımın tavsiyesi ile kitabı okuyana kadar. ( Gerçi fikrim yine değişmedi).
Bu kitap bir matadorun yaşadıklarından ziyade matador olmak için verdiği mücadeleyi anlatmış. Kitap beni derinden etkiledi. Ayrıca İspanya iç savaşının da anlatıldığı bir kitap.
Kitapla keşke gençken tanışsaymışım diye düşündüm.
Bu kitabı okuyanların sayısının artmasını umut ediyorum ve diliyorum.
640 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kudüs ey Kudüs…

Okurken satırlarında kaybolduğum muhteşem yapıt.

Kudüs ey Kudüs’ten ilk olarak Gazeteci – Yazar Taha Kılınç’ın sayesinde haberdar oldum. Tavsiyesinden hemen sonra almak için harekete geçtim fakat ulaşmak o kadar kolay olmadı.

Kitabın uzun zamandır yeni baskısı yok. Olan baskıları da tükenmiş durumda. Edinebilmek için bir çok sahaf gezdim. Tam umudumu yitirmişken, nadirkitap.com’da temiz bir tane ikinci elini buldum.

Kitabın yazarları Dominique Lapierre ve Larry Colins çok titiz bir araştırmayla ve objektif ve insani bir bakış açısıyla, Kudüs’ün Birleşmiş Milletler’in Filistin Paylaşım Planı’ndan sonra yaşadığı trajedi dolu süreci belgesel tadında anlatmışlar.

Tüm dinlerin merkezi olarak görülen ve uğrunda tarih boyunca kanlar akıtılan şehir Kudüs’ün hikayesini Kudüs Ey Kudüs’ün satırlarında okumanızı isterim.

Kudüs Ey Kudüs’ü okurken sadece bir şehrin hikayesini okumayacaksınız. Aynı zamanda Müslümanların bunca zaman neden Kudüs için sadece ağladıklarına da mantıklı cevaplar bulabileceksiniz.

1947’de Filistin Paylaşım Planı’nın Birleşmiş Milletler’de kabul edilmesinden, 1948 İsrail’in kuruluşuna kadar geçen sürede yaşananları anlatan Kudüs Ey Kudüs, uğrunda sürekli savaşılan bu kenti tanımaya başlamak için sadece bir adım…

Kitabın ikinci elini bulmak için biraz zorlanabilirsiniz. Vazgeçmeyin. Aramaya ve okumaya değer…
364 syf.
·Puan vermedi
“Boğa güreşçisi olmak için önce, boğa olmak gereklidir.”
Tüm bu arka planda bir boğa güreşçisinin gerçek ve sarsıcı öyküsünü okuyorsunuz kitapta. Hırsları, tutkuları ile birlikte çocuk yanını ve en çok eksik yanını. Zenginliğini “salam” varlığına bağlamış bir örselenmiş çocuk. 
“Aç kalmadınızsa, açlık nedir, bilemezsiniz. O günler aklıma geldikçe hala ağlarım. O zamanlar elimizden gelen tek şey ağlamaktı. Gece yatarken ağlardık, çünkü yiyecek bir şey yoktu. Sabah ağlardık, çünkü gene yiyecek bir şey yoktu. Miğdelerimiz sancıdığı için ağlardık, çünkü elimizden bir şey gelmezdi. O yıllarda hepimiz durmadan ağlardık, yapabileceğimiz tek şey buydu çünkü. Yiyecek hiç bir şey yoktu. Tek lokma bulamazdık.”
İspanya anlatılıyor romanda. O dönem ve tüm acımasız gerçekler. Yazım dili sade anlaşılır. Hayalleri peşinde koşan bir tutkulu insan profilinin tüm ayrıntılarını ortaya koymuş yazar. 
“Ün çok tatlı bir şeydir, ama meyvelerini koparan, sonuçlarına katlanmak zorundadır.”
Bedeller pek çok şekilde ödeniyor ve ne yazık ki popüler olmak bir sürü bedel istiyor. Ve bir anda her şey değişiyor. Boğanın kazanmasını isteyen bir seyirci buluyorsun karşında. O an insan olmanın hiç önemi olmuyor. Oradaki imajsın yaşayan bir varlık değil. Çağımızın sorunu değil aslında bu genel insanlık sorunu. İnsan tüketiyor öyle veya böyle; bu yüzyılın sorunu ise çabuk tüketmek. Tükenmemek umut ettiğimiz. 
“Heyhat! Mutluluklar, mevsimler gibi geçicidir.”
608 syf.
·29 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle belirtmeliyim ki kitap klasik bir tarih kitabından farklı ve olayları Yahudi ve Arap cephelerinden kesitler sunarak bir roman gibi anlatıyor. Tek eleştireceğim nokta kitapta çok fazla coğrafi yapı ve konum adının geçiyor olmasına rağmen kitaba konan birkaç haritanın bunları anlamaya yetecek düzeyde olmaması. Bu yüzden bazı bölümlerde olaya tam olarak hakim olamaya biliyorsunuz. Genelde bu tarz ideolojik konuların geçtiği kitaplarda hep bir tarafın bakış açısından olaylar anlatılır ama bu eserde ben böyle bir tutum sezmedim. Yazarlar konuyu olabildiğince tarafsız ele almışlar ve bu bence en önemli nokta. Ayrıca kitabın konusuna gelirsek; kitap Kudüs'teki Yahudi-Arap çatışmasını ve İsrail'in kuruluşunu anlatıyor. Kitabı okurken Araplar'ın aslında savaşı kazanmaya ne kadar yaklaştıklarını öğrenmek çok şaşırtıcı ve bir bakıma üzücü.
Sonuç olarak ben kitabı beğendim ve özellikle tarih meraklılarının kesinlikle okumasını tavsiye ediyorum.
364 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Ünlü İspanyol matador Manuel Benítez Pérez namı diğer El Cordobés’in mücadele ile dolu hayatını ele alan harika bir biyografi kitabı Yasımı Tutacaksın.Esnek hareketleriyle adeta boğalarla dans eden ve arenadaki kalabalığı sürekli ‘ole’ sesleri eşliğinde diri tutan korkusuz bir efsanedir El Cordobés.

Kitap hem İspanyol iç savaşı yıllarını ve general Franco diktatörlüğü altındaki İspanya’yı hem de El Cordobés’in hayatını içi içe ve paralel bir biçimde anlatıyor. İspanyadaki o karanlık dönemi,insanların çektiği açlık ve yoksulluğu ve yapılan toplu katliamları okurken yüreğiniz burkuluyor ve tüm bunlar keşke kurgu olsaydı diyorsunuz ama değil maalesef gerçek olaylar.

Öte yandan ise , bir insanın şartlar ne olursa olsun eğer bir şeyi tutkuyla sever ve isterse onu mutlaka başaracağını zevkle okuyorsunuz.Bir adamın , bu kadar olumsuzluğa ,fakirliğe ve çaresizliğe rağmen cesareti ve inancıyla neler yapabildiğine şahit olmak inanılmaz bir his.Hiç bir ünlü matadorun yolundan gitmeyip kendi çizgisini ortaya koyan gerçek bir marka olan El Cordobés’in hayatını mutlaka okuyun derim.

Son olarak kitabı mükemmel bulmama rağmen bir puan kırdım çünkü boğa güreşleri bence yasaklanması ve yok edilmesi gereken bir ritüel. Spor olarak asla kabul etmiyorum.Bir canlıya işkence etmek spor olamaz.


Asla pes etmemeniz ve tutkularınızı kovalamanız dileğiyle…………
640 syf.
·11 günde·Puan vermedi
İncelemenin tamamı blog sayfamda: https://allahagrisi.blogspot.com/...arsnz-suara-113.html

Tarihi, ansiklopedilerin kronoloji sayfalarındaki başlıklara ve izahatlere bakarak öğrenmek mümkündür. Daha somut verilere dayandığı için, gerçekliğine dair sorgulama yapmaya da daha az ihtiyaç duyulur. Ancak bir trajediyi anlamak için, muhakkak edebiyata ihtiyaç vardır. Çünkü korkunun, açıkça beyan edilmesiyle satır aralarında hissedilmesi arasındaki anlam çok büyüktür. Anlamak çözmeye yetmez; ancak insan bir kez hissettiğini ömrünce unutmaz. Bu yüzden, Kudüs üzerine yazılmış kronolojik verilerden ya da makalelerden ziyade, edebi bir anlatıma ihtiyacım olduğunu düşündüm.



Kudüs hakkında yazılan kitapları araştırdığımda, maalesef eli yüzü düzgün bir Türkçe kaynağa rastlayamadım. Aslında bu yalnızca Kudüs’e özgü bir durum değil. Müslümanlık tarihine dair bir film sorgulaması yapılacak olsa, Çağrı filminden başka elle tutulur bir film akla gelmiyor. Kudüs özelinde bakıldığında ise, Türkçe başvuru kaynakları çok az. Aslında, konuya dair şuurun neden genişlemediğinin bir sebebi olarak da bu gösterilebilir. Yapılan çalışmaların pek çoğu başka dillerde. Kudüs… Ey Kudüs romanı özelinde konuşacak olursam; Amerikalı Larry Collins ve Fransız arkadaşı Dominique Lapiere’in, yaklaşık beş yıl süren araştırmaları ve 250’den fazla referans kaynağıyla derlenen “O Jerusalem” kitabı, Türkçeye 1973 yılında Aydın Emeç tarafından kazandırılmış. 4 bölümden oluşan kitap, esas itibariyle 29 Kasım 1947 yılında BM Genel Kurulu’nda oy birliğine varılan Kutsal Toprakların Paylaştırılması kararından, 17 Temmuz 1948’de anlaşılan ateşkese kadar süren iç savaşı ele alıyor. Bu süreç içerisinde meydana gelen olayların sebeplerine de, tarihsel süreçteki önemlerine atıf yapılarak vurgu yapılıyor.



Bugüne dek pek çok dile çevrilmiş olan kitabın akıcı bir anlatıma sahip olması, okuyucuyu sürükleyen en önemli etken. Yaşananlara bu kadar parlak bir projeksiyon tutabilmesini sağlayan en önemli unsur ise, 1948 yılında savaşı bizzat yaşayanlarla yapılan mülakatlarla beslenmesi, yer yer onların ağzından çıkan sözlerle desteklenmesi ve dönemin sosyal hayatını an be an yansıtarak okuyucuya ulaştırabilmesi. Bir yanda askerî savaşlar sürerken, diğer yanda uzun zamandır Kudüs’te birlikte yaşayan Arap ve Yahudi halklarının yaşamlarına etki eden tesirleri, korkuları, yıkıntıları çok açık şekilde okuyucuya sunuyor.
640 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Kitapta ortaya karışık bir bilgi söz konusu . Aynı zamanda Kudüs ile ilgili okuyabileceğiniz en iyi doyurucu kitaplardan bir tanesidir. Biraz tarih,biraz coğrafya, biraz keder hüzün

Yazarın biyografisi

Adı:
Larry Collins
Tam adı:
L. Collins
Unvan:
Yazar
Doğum:
Hartford, Connecticut, ABD, 14 Eylül 1929
Ölüm:
Fréjus, Fransa, 20 Haziran 2005
Larry Collins, 1929 yılında Amerika Birleşik Devletleri, West Hartford, Connecticut’da doğdu ve Yale Üniversitesi’nden mezun oldu. Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’da on yıldan fazla bir süre, önce UPI daha sonra da Paris büro şefi olduğu Newsweek için muhabirlik yaptı. Collins, 2005 yılında vefat etti.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 154 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 222 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.