Mahmut Devletabadi

Mahmut Devletabadi

Yazar
6.5/10
24 Kişi
·
43
Okunma
·
6
Beğeni
·
659
Gösterim
Adı:
Mahmut Devletabadi
Unvan:
İranlı Yazar ve Oyuncu
Doğum:
Dowlatabad, Sabzevar, İran, 1 Ağustos 1940
İranlı yazar ve oyuncu. Mahmud Devletabadi, çağdaş İran edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olarak görülmektedir.

Doğduğu yerde ilkokulu bitirdi. Gençliğinde ayakkabı yapımında babasına yardım etti.13 yaşında Tahran'ın doğusundaki Eyvan-e key'e geldi. Burada basımevinde çalıştı, berberlik yaptı. Maschhad'da akşam lisesine devam etti, fakat okulu bitiremedi. Daha sonra geri döndüğü Tahran'da bir sinemada biletçilik yaptı, tiyatroda suflör olarak çalıştı. Yirmili yaşlarda bir tiyatro okulunun sınavlarına katıldı ve eğitimi eksik olmasına rağmen sınavı kazandı. Daha sonra 14 yıl bir tiyatroda çalıştı. 1975'te bir Gorki oyunu sırasında sahneden alınarak tutuklandı ve sonraki iki yılını hapiste geçirdi.

60'lı yıllarda yazmaya başlayan Mahmud Devletabadi, romanlar ve tiyatro oyunları kaleme aldı. Kalidar adlı romanının İran kültüründe önemli bir yeri vardır.
“Etrafımızda olup biten her şey, atalarımızın bize aktardığı değerlerin artık geçerli olmadığına işaret ediyor. Bunun yerine, güvensizlik, şüphe ve teslimiyet tohumları ekmişiz ki bunlar serpilip bir nihilizm ve kinizm ormanına dönüşecek; iyiliğin, doğruluğun ve artık inanılmaz bir hızla meyve veren ortak insanlığın bahsini bile geçirme cesaretini bulamayacağınız bir ormana...”
“Koskoca bir ulusun yıkımını izleyen ve bir şey yapmayan bir dünyayı ancak sessizliğin beyaz bıçağıyla arındırabilirim!”
“Gerçek şuydu ki, günümüz gençliği kana ve şiddete ne kadar alışmış olursa olsun, gerçek bir ceset yıkayıcısının sahip olduğu gamsızlığa ulaşmadan önce daha gidecek uzun bir yolları var.”
'Bilmiyorum... belki de başka bir hayat bilmiyorum. Belki tüm hayatımı buna harcadım; inandığım şey bu. Belki sadece kendimi kurtarıyorum.'
“Kendi hazırladığım ve cevabı sadece ölümmüş gibi görünen bir bulmacanın cevabı benim. Bırak ülkemde nereye ait olduğumu, kendi insanlığımla ilgili bile kuşkularım var. Kimim ben, neyim, nereye aidim?”
“Albay, birisi umutsuzluğun derin batağına düştü mü, çıkmasının neredeyse imkansız olduğunun farkındaydı. İstediğin kadar dönüp durabilirsin ama sonunda tüm bunların baş döndürücü karışıklığına yenik düşersin ve havlu atarsın.”
"Baba, trajedi budur! Allah sevdiği kulları öldürür derler. Ve görüyorum ki ülkemiz de onu en çok sevenleri öldürüyor. Bu ülke intihar mı ediyor? Kanına girerler, onların adına konuşman için seni kullanırlar ve sonra, senin adına seni öldürürler. "Selamet ve refah" diye bağırarak seni yıkıma sürüklerler. Önce gözleriyle seni kınarlar, sonra dilleriyle kimliğini çarpıtırlar ve son olarak dişleriyle seni parçalarlar."
* İran Devrim’in Öncesi/Sonrası Bir İz Düşüm: Albay
* “Bu ülke için fazla iyiydin.

Bu taşlı toprak için fazla soylu bir çiçektin.”

Albay’a ithaf olunur.

İranlı yazar Mahmut Devlet Abadi, İran’ın İlk Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen bir isimdir. 2014 yılında Fransa’nın “Chevalier de I’OrdredesArts et desLettres” sanat ve edebiyat şövalyelik nişanı alan Mahmut Devlet Abadi, 1 Ağustos 1940 yılında Sebzevar şehrinde doğdu.

Devlet Abadi, on ciltlik “Kelidar” romanı İran Edebiyatının son otuz yılın en çok okunan ve en çok basılan kitabıdır. “Seluç’un Boşluğu” ve “Soluk (köy)” yazarın diğer önemli eserleridir. “Albay” adlı eseri ise, Buket Coşkuner’in çevirmenliği ile Haziran 2015’de Kafka yayınevi tarafından Türk okuyucularına sunulmuştur.

“Önce sigaramı söndürsem iyi olur.”Bu cümle ile Mahmut Devlet Abadi, yazdığı “Albay” adlı romanına girizgâhta bulunur. Bir akşamüzeri sonu gelmeyen, durmadan içilen sigaraların “Allah kahretsin! Sigara içe içe nefes alamıyorum, tat alma duyumu hissetmiyorum.” Diye kendine kızan yaşlı bir Albay’ın öksürüklerini duyarız. Etraf sessizdir ve Devlet Abadi, her şeyin sessizlikle başladığını iletir okuyucusuna. Evet, sessizlik; bir sese gebedir, doğanın kanunu bu olmuştur. Albay davetsiz misafirlerin kapının her çalınışı yağmurun ruh okşayan sessizliğini bozuyordu. Ve sessizlik bir mısra gibi silinip yok oldu.

Günbatımı Yahut Bir Ömrün Son Saltanatı

Albay, yalnız kaldığı küçük kulübesinde, günün sona doğru vakitlerinde, günbatımını izler ve gözlerinde bir ömrün nasıl geçtiğinin yansımasını görür. Şakaklarındaki ağırmış saçlarından, tane tane sayarız bir insanın ömür dediği günlerini. Her şeyin bir sona doğru gelişin haberi var. Öte yandan gönüllerde kalan isteklerin arzuları var. Albay için bir günbatımı, bir ağacın yaprağından, bir kuşun sesinden sessizliğine armağan olmuş en güzel hediyeydi.

Ah aynalar, geçmiş bir ömrün ağırmış şakaklardan haber verirsiniz. Ah aynalar, her şeyin bittiği yerde acı gerçeklerin türkülerini; sazla çalarsınız.

İşte şakaklarıma kar yağdı, diyen Cahit Sıtkı Tarancı’nın dost bildiği aynalarla görsel bir söyleyişinin/sorgulayışının sesi:

“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”

Albay, sessizlik mazisinde, günbatımı sonrasında beklemediği iki polis muhafızın sürpriziyle karşılaşır. Çok geçmeden durum anlaşılır. Albay geçmişiyle yüzleşecektir. Her geçmişin bıraktığı izler var. Kimi izler sevinçle yâd edilirken, kimi izler ise acıyla yüzleşmekten korkulurAlbay’ın zihninde eksik olmayan acı dolu gerçekleri vardı. “Hayatımda iki ölümcül günah işledim. Biri karımı öldürmekti, diğeri de Dofar harekâtına katılma emrine karşı çıkmaktı.” (sayfa-28). Karısı Feyruze, Albay’ın ellerinde can vermişti. Askeri hapishanede cezalanıp çıktıktan sonra da karısını öldürme pişmanlığıyla hayatı boyunca hep vicdan azabıyla yaşadı. Albay’ın iki kız, üç erkek çocukları vardı. Lakin Ferzane dışında bütün çocuklarıyla iletişimsiz uzak yaşamıştı.Yağmurlu bir havada, Albay’a gelen iki polis öldürülen kızının haberini verirler ve rüşvet isterlerken gündoğmadan önce kızının cenazesini gömmek için yaşlı Albayla zamanın yarışı başlar. Polislere rüşvet verir. Yağmurlu gecede Tahran’ının çamurlu sokaklarında kürek için kızı Pervane’nin evinde soluğu alır. Pervane’nin kocası Kuli KurbaniHaccac’nın zalimliği ile babasına yardım edememezliğinin acısını yaşayarak, babasının yüzündeki telaşı öğrenmeden sadece küreği vermekle yetinir. Albay, küçük kızını gömerken acısı boğazına düğümlenerek oradan ayrılır.

İran, soğuk savaş sonrasında Şah yönetimi ile İran Cumhuriyeti yönetimi Albay ve kendi ailesinin arasında ki bir uçurum gibiydi. Lakin Albay’ın kendi çocukları babalarını hep yabancı görmüşlerdir. Bunun iki ana nedeni vardır. Biri Albay’ın annelerinin öldürmesi, diğeri de Albay’ın İran Devriminden önce yönetim sahibi olan Şah’ın askeri olmasıydı. Devrimden sonra halk Şah’tan nefret ettiği gibi o dönemi hatırlatan, gösteren şeylerden de nefret ediyorlardı. Top yekûn silinen bir toplumun geçmişiydi, İran Devriminden önceki Şah yönetimi. Albay, kendi ailesiyle yaşadığı bu çatışma, aslında İran’ın eski toplum ve yönetimin ile yeni yönetimin çatışmasıdır. “Korkuyorum dostum, korkuyorum. Kimden ya da neyden bilmiyorum ama insanların giydiği kıyafetlerden daha fazla olduklarını hissediyorum.” (Sayfa-11) bir boşluğun içinde belirsizliğin ürpertici yalnızlığından korkuyordu, Albay. Çünkü eski hayatının yanlışlıklarıyla yüzleşiyordu.

Devlet Abadi, Albay karakteri bir nevi İran siyasal rejimlerin son dönemin ayna görünümünde; bir kılavuzdur, bir izdir, bir görünümdür, bir yansımadır...Albay’ın 1979 Devrin ateşli ortamında oğlu Emir hapishaneye girmiş. Şah Döneminde işkenceyle deliliğe sürüklenmiş ve ardında kimseyle konuşmayan yalnız bir diğer oğlu ise; Mesut’tur.1 Nisan 1979’da Şah’a karşı büyük bir halk kitlesi ve Ayetullah Humeyni önderliğinde İran Devrimi gerçekleştirilerek İslam Cumhuriyeti kuruldu. Ve bu İslam Cumhuriyeti günümüze kadar gelmektedir.

Irak, 22 Eylül 1980 yılında İran’ın Huzistan bölgesine askeri hareketle girmesiyle altı yıl sürecek ve her iki tarafında üstünlük sağlayamadığı Irak-İran Savaşı başlattı. Savaş sonucunda binlerce insan ölürken Albay’ın oğlu Muhammed-Taki, Ayetullahlar için şehit düşmüş üçüncü oğludur.
* Mahmut DEVLET ABADİ

ALBAY

Kafka Yayınları

Çevirmen: Buket Coşkuner

Yayın Tarihi: 26-06-2015

Sayfa Sayısı: 233.

NOT: Bu yazı Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:75 Ocak 2016 adlı sayıda yayımlandı.

Yunus Özdemir - 18.05.2016

* http://www.kitaphaber.com.tr/...sum-albay-k2370.html
233 syf.
Kitapta bahsedilen iki albay var. Biri "Albay" diğeri ise "albay" diye tanımlanmış. Çok ustaca yazılmış, devrim sonrası ailesi dağılmış bir albayın şu an (tek bir gecede geçen) ve geçmişle olan diyaloğunu kafa karıştırmadan bizlere sunmuş yazarımız. Ve bir o kadar da dramatik,bazı yerlerde durup kederleniyor insan. Okuduğum en harikulade kitaplardan biri oldu. Ayrıca çoğu sayfada dipnot olarak düşürülmüş bilgiler de gerçekten çok açıklayıcı,okurken bu ne diye düşünmüyorsunuz. 11/10
233 syf.
Kitabın duygu yoğunluğu içerisinde adeta kendimi boğuluyormuş gibi hissettim diyebilirim. Bunu bir tek sebebe bağlamam pek doğru olmaz galiba. Öncelikle bu kategoride okuduğum ilk kitap olması, İran’ın yakın dönem siyasi tarihiyle ve coğrafi konumu itibariyle bize bu denli yakın olmasına karşın, komşumuzun kültürel yapısı hakkında çok az fikir sahibi olmam, kitapla olan ilişkime maalesef gölge düşürdü. Dolayısıyla olaylar arasında bağlantı kurmakta güçlük çektim. Nitekim bu da kitabın akıcılığı konusunda kafamda olumsuz bir intiba bıraktı.
Karakterlerdeki ruh halini detaylı bir biçimde betimleyerek okuyucuya aktarması yönünden, yazar gayet başarılı, ayrıca yazarın kalem oynatışındaki maharetleri bununla da sınırlı değil; Eğer karakterlerden biri, rutubetli ve buz gibi bir odada sorguya ve işkenceye maruz kalıyorsa sizde karakterle birlikte havayı içinize teneffüs edip o buhrana ortak oluyorsunuz. Nitekim bu hissiyat içerisinde kitabı yarım bırakıp bırakmamakta tereddütte kaldım. Kitabı düşük bir oranla puanlandırmamın temelinde de bu sebep yatıyor. Düşüncelerimi çelişkili ve ters orantılı olarak nitelendirebilir veya kısmen de olsa bana katılabilirsiniz.
*Dipnotların da gayet doyurucu olduğunu belirtmek isterim, ayrıca kapak tasarımı da fena sayılmaz.
233 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Kitabı hiç bir bilgim olmadan kafka yayınlarına güvenip bkm kitap indiriminden 3 liraya almıştım.Hala var almak isterseniz.Şimdi gelelim yorumuma .Albay, sonbaharda İngiltere'de yayınlandığında, Independent gazetesinde çıkan eleştiride, "Çarpık gerçeklikle mahvolmuş bir toplumun güçlü bir portresi" diye nitelendi. Gazete, "İran ile çok uzaktan ilgili olsalar bile herkesin bu romanı okuma vakti gelmiştir" tavsiyesinde bulundu.
Kitabı okuyunca kalbiniz delicesine bir umutsuzluğa kapılmasa da İran'ın içinde bulunduğu çıkmaza düşüyorsunuz.kitabta iki Albay var.Birisi kahramanımız pörsümüş bir et yığını ve boğucu düşüncelerle dolu albay, diğeri ise üst benliğini temsil eden saygı duyduğu Iran’in halk kahramanı Albay Muhammed Taki.
5 çocuk ve her birerleri ayrı bir siyasi görüşün pençesinde can çekişiyor.Kimisi toprağın bir çoğu ise kanın,işkencenin zulümün tadına bakıyor.Tüm bu süreçte albayın dalgalanmalarında bizde boğuluyoruz.okumanızı tavsiye ederim.Komşumuz olan bu ülkenin iç durumunu ,neler yaşadıklarını bilmek eminim ki bize pek faydalı olacaktır.
Dipnot:çevirmen çok güzel notlar koymuş.Oldukca bilgilendirici.
Baskıcı rejimlerin yönetimi altında yaşamak zorunda bırakılmış bir halkın hikayesi anlatılmaktadır. Bu site zarfı boyunca yapılan işkenceler nedeniyle yarım bıraktım okurken gözümde canlandırdığım için devam edemedim.
233 syf.
·Beğendi·7/10
İran'da 1979 yılındaki rejim değişikliğine sebep olan devrimi farklı yönleriyle ele alan bir roman. Hikayede iki albayın adı geçiyor. Birisi daha önceki isyanlardan birinde katledilen kahraman bir albay diğeri ise hikayenin etrafında döndüğü bunalım içinde olan bir albay. Dip notlarla geçmiş İran tarihindeki olayları da dile getirmesi; romanı karışıklıkla beslenen bir duygu yoğunluğu içerisinde yaşamanızı sağlıyor. Fazla akıcı olmasa da konusu ve hikayenin farklı anlatımı okurken güzel bir haz veriyor. Tavsiye ederim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Mahmut Devletabadi
Unvan:
İranlı Yazar ve Oyuncu
Doğum:
Dowlatabad, Sabzevar, İran, 1 Ağustos 1940
İranlı yazar ve oyuncu. Mahmud Devletabadi, çağdaş İran edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olarak görülmektedir.

Doğduğu yerde ilkokulu bitirdi. Gençliğinde ayakkabı yapımında babasına yardım etti.13 yaşında Tahran'ın doğusundaki Eyvan-e key'e geldi. Burada basımevinde çalıştı, berberlik yaptı. Maschhad'da akşam lisesine devam etti, fakat okulu bitiremedi. Daha sonra geri döndüğü Tahran'da bir sinemada biletçilik yaptı, tiyatroda suflör olarak çalıştı. Yirmili yaşlarda bir tiyatro okulunun sınavlarına katıldı ve eğitimi eksik olmasına rağmen sınavı kazandı. Daha sonra 14 yıl bir tiyatroda çalıştı. 1975'te bir Gorki oyunu sırasında sahneden alınarak tutuklandı ve sonraki iki yılını hapiste geçirdi.

60'lı yıllarda yazmaya başlayan Mahmud Devletabadi, romanlar ve tiyatro oyunları kaleme aldı. Kalidar adlı romanının İran kültüründe önemli bir yeri vardır.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 43 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 27 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.