Mahmut Yesari

Mahmut Yesari

Yazar
8.1/10
33 Kişi
·
98
Okunma
·
5
Beğeni
·
1030
Gösterim
Adı:
Mahmut Yesari
Unvan:
Türk Roman ve Oyun Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 5 Mayıs 1895
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 16 Ağustos 1945
1895 yılında İstanbul’da doğdu. Soyadı, büyük dedelerinden gelmektedir. 18. yüzyılın son yarısında şöhret bulmuş hattat Mehmet Esat Efendi, sol eliyle yazdığından dolayı 'Yesari' lakabıyla anılırdı. Ailesi de bu adı muhafaza etti. Talik yazıda üstat olup, şiirleri de vardı. Osmanlı Sultanı Üçüncü Mustafa Han, bu zatı sarayına almıştı.

İstanbul Lisesi'ni bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı çıktı. Bunun üzerine askere alındı.

Dönüşünde Diken dergisinde karikatürist olarak gazeteciliğe başladı. Sonra Kelebek adlı edebiyat ve mizah dergisini çıkardı.

Piyesler yazmaya başladı. Daha sonra roman ve hikayeler yazdı. Bunlarda hayattan alınmış sahneler çoktur. Romanları daha romantiktir. Tiyatro sahasına trajedi yazmakla girdi, sonra komediye yöneldi. İlk romanının adı Namus’tur. Piyeslerinden çoğu Darülbedayi tarafından temsil edildi.

Anlaşılan bir dili ve usta bir anlatımı vardır. Hayatının sonuna kadar çeşitli dergi ve gazetelerde yazı hayatını sürdürdü. 1945 yılında tedavi gördüğü Yakacık Sanatoryumu’nda öldü.



ESERLERİ:
Çoban Yıldızı (roman, 1925)
Çulluk (roman, 1927)
Pervin Abla (roman, 1927)
Kırlangıçlar (roman, 1930)
Su Sinekleri (roman, 1932)
Bahçemde Bir Gül Açtı (roman, 1932)
Tipi Dindi (roman, 1933)
Yakut Yüzük (roman, 1937)
Yakacık Mektupları (hikayeler, 1938)
Bağrı Yanık Ömer
Geceleyin Sokaklar



PİYESLERİ:
Tablo
Asri Hülyalar
Bekir’in Rüyası
Ayrı Oda
Çürük Merdiven
Sancağın Şerefi
Sürtük
Telli Turna
Hanife Hanım Hizmetçi Arıyor
Serseri
-Bilmezsin yüreğimi... Gün oluyor, onu, ölecek gibi seviyorum : gün oluyor, bucak bucak kaçıyorum... Tutulmak kolay ama vazgeçmek biraz güçce... Alışmak mı nedir ?
Doğduğum günden beri değilse de, küçük yaştan beri alışmaya başladım ve gözlerimi açar açmaz kulaklarımda çınlayan işbaşı düdüğü, hala paydos çalmadı.
120 syf.
·Beğendi·8/10
Pür neşe, zevk ile değil, düşlere hüznü bulayarak okudum; On iki hikayenin oluşturduğu bu kitabı. Hoş, Mahmut Yesari den okuduğum ilk kitap aslında. Son iki hikayenin kurgu olduğunu, diğerlerinin yazarın sanatoryum da tedavi sırasındaki gözlemlerine dayandığını belirtiyor tanıtımında. Ayrıca da öğrendim ki devrinin en iyi yazarları arasına koymuş yapıtları ve okurları onu. Romancı Cahit Uçuk un da eşi olduğunu da öğrenmiş oldum. Hastalığı ayrılıklarına sebep olmasa da, hastalığına karşı vurdum duymazlığı eşleri ayırmış birbirlerinden.
Hikayeler gerçekten güzel ve hissiyat dolu. Hasta bir insanın kaleminde hissiyat dahada bir sivriliyor. Adamın kalbine kalbine batıyor her söz, her ifade....
Ben, diğer romanlarını da okumayı planladım. Umarım vaktim buna yeter...
Okumanızı tavsiye ederim...
336 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kitabın konusuna değinmeden geçeceğim. Okurken çok net olarak farkettiğim yitirilen değerlerimizdi. Kadın-erkek ilişkilerindeki naifliği, diyaloglardaki karşılıklı saygıyı,uslûbu, kadınların toplum içindeki yerini, serbestliğini gördükçe nerelerden nereye geldiğimizi, toplumun kimi bireylerinin nasıl yozlaştığını, o günlere olan özlemin boşuna olmadığını bir kere daha görmüs, anlamış oluyorsunuz.
Türk filmi tadında bir şeyler okumak isterseniz kitapta da bunu bulabilirsiniz.
176 syf.
·Puan vermedi
Benim çocukluğumun , hatta ilk okuduğum romanlardan diye bilirim. O zamanlardan altını çizerek okuduğum vee kitabın sonunda ağladığımı hatırlıyorum. Ömer annesi ve babası ayrı olan bir çocuktur. Vee küçük yaşta bir cok şeyin farkında olgun bir çocuk olarak büyür . Okuduğunuzda etkileneceginiz bir kitap bence
148 syf.
·1 günde·10/10
Ah Ömer'im!..

Tüm Ömer'lerin kaderi bir midir bilmem ;
Ana ve babanın inatları arasında kalmış 5 yaşındaki bir yavrucağın hazin öyküsüdür bu .. Sırf ana baba inatlaşması yüzünden 2 yıl hem anasız hem babasız kaldıktan sonra güya evlatlarını seven ve "Ömer olmazsa yaşayamam" "Ömeri o adama/o kadına asla bırakmam." diyen ana babbanın o iki yıl sonunda birinin başka kadınla evlenip analık getirmesi ve birinin de başka adamla evlenip babalık getirmesiyle daha da ortada kalan yapayalnız bir çocuk ve minik ruhu düşünülmeden yapılan büyük hatalar ve (ana babanın) bencilligi zevke düşkünlüğü sonucu o minicik cocugun ne anasının ne babasının bagindan ne de cevre yerlerden bir tas su bulamadigi icin (daha 7 yaşındaydı) kendini elinde bir sazlıkla boşluğa bırakmasıyla sonlanan hazin bir öykü ...

Okuyacak olanların yanlarında özellikle de 138.sayfadan itibaren peçete bulundurması gerekli...
“en taze rakıların
en ıssız kuytularından
sırılsıklam tefrikalar çıkaran
mahmud yesârî bey’i
kim arar, kim sorar”

(Attilâ İlhan’ın “Kim Arar, Kim Sorar” şiirinden)

Bu yazımda, 16 Ağurtos 1945’te kaybettiğimiz yazarımız Mahmut Yesârî’den ve onun “Yakacık Mektupları” adlı eserinden bahsetmeye çalışacağım. Bu vesileyle, vefatının yetmiş dördüncü yıldönümünü olan içinde bulunduğumuz  2019’nin Ağustos ayında, bu yazarımızı anmış ve belki de hatırlatmış olacağım…

Üstad Behçet Necatigil’in sıkça başvurduğum kitapları, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” ve “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü”dür. Zikrettiğim kaynaklardan ilkine, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü”ne,  “Merhum Necatigil, Mahmut Yesârî için ne yazmış?” diye baktığımda, şunu gördüm: “İstanbul Lisesi’nde okurken, resme olan yeteneği dolayısıyla devlet hesabına Avrupa’ya gidiyordu ki, Birinci Dünya Savaşı çıktı. Mahmut Yesârî, Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi; sonra da Avrupa’ya değil,  yedek subay olarak Çanakkale’ye gitti. Savaş bitince İstanbul’a döndü, basın hayatına atıldı. Geçimini kalemiyle sağladı. Otuz yılı aşkın sürekli çalışması sonunda, Yakacık Sanatoryumu’nda veremden öldü. Çamlıca’da, Çakaldağı[ndaki] âile mezarlığına gömülü.” (Varlık Yayınları, 1985)

Hattat Yesârî Mehmed Esad’ın torunu, hattat Yesârîzâde Mustafa İzzet’in oğlu olan Mahmut Yesârî, soyadını , sol eliyle yazdığı için Yesâri lâkabı ile anılan hattat dedesinden alır. [Arapça bir kelime olan “Yesar”, “sol taraf”, “sol” anlamlarına gelmektedir.  (Bkz: İlhan Ayverdi, “Kubbealtı Lûgatı/Misalli Büyük Türkçe Sözlük”, cilt 3, sayfa 3459) Ziyaret etmek isteyenler olur diye şu notu da düşeyim: Murat Belge’nin “İstanbul Gezi Rehberi” kitabının 202. Sayfasında (İletişim Yayınları, 2008) yazdığına göre, hattat Yesârîzâdeler, Fatih Câmiî haziresinde medfundurlar.]

Yakacık Mektupları adlı eser; Çoban Yıldızı, Çulluk, Pervin Abla, Ak Saçlı Genç Kız, Geceleyin Sokaklar, Bağrıyanık Ömer, Kırlangıçlar, Su Sinekleri, Bahçemde Bir Gül Açtı, Kalbimin Suçu, Ölünün Gözleri, Tipi Dindi, Sevda İhtikârı, Aşk Yarışı, Bir Kadın Geçti, Kanlı Sır, Yakut Yüzük, Dağ Rüzgârları vb gibi, onlarca kitap yazmış olan Mahmut Yesârî’nin, “anı-hikâye” diyebileceğim, temiz ve selis bir Türkçeyle yazılmış bir kitabı: Yakacık Mektupları, Çaprazın Romanı, Bir Keçiye Bir Adam, Kahvecinin Derdi, Kür Saatleri, Düğünsüz Köy, Ziyaret Günleri, Akşam Garipliği (“Sabahları iyi, hem çok iyi!... Ama bu saatler yok mu? Bu saatler çok fena!” Bu hikâyeye yürek dayanmaz!), Hasta Arkadaşım, Beklenen Dostlar, Bir Kahkahanın Suçu, Yaşamak Kaygısı isimli on iki kısa hikâyeden; daha doğrusu, “anı-hikâyeden” oluşuyor: Hayatını, yakalandığı verem hastalığı nedeniyle Yakacık Sanatoryumu’nda yitiren Mahmut Yesârî’nin; çoğunlukla acı, azıcık neşeli, bazen de tarji-komik “anı-hikâyeler”i. Tıpkı hayat gibi…

Selim İleri, Yesârî’nin yazı sanatını “Mahmut Yesârî'nin romancılık anlayışı Hüseyin Rahmi'den uzak izdüşümlerle, Reşat Nuri yatkınlığı ve Aka Gündüz kardeşliğiyle, okura roman sanatını âdeta bir an önce sevdirmek arzusunda odaklandırılabilir.” diyerek tanımlar. Ardından da ekler:  “O yıllarda böylesi romancılara 'halk romancısı' denmiş. Romanın, roman okumanın toplum hayatına, ferdin hayatına anlam katacağına gerçekten güvenilmiş.” (Selim İleri, “Unuttuğumuz Mahmut Yesârî, 11 Nisan 2009, Zaman) İleri, aynı yazısında, Yesârî’nin eserleri arasında en sevdiğinin, Yakacık Mektupları olduğunu söyler: “En sevdiğim Mahmut Yesârî kitabı ise Yakacık Mektupları'dır. 1938'de ilk basımı yapılan, öyküler, gözlemler, izlenimler derlemesi, adından da anlaşılabileceği gibi, o zamanki sayfiye yöresi Yakacık'ın, bu arada Yakacık Sanatoryumu'nun topografyasını çıkarır. Yakacık, dingin, pastoral bir görünümle anılmıştır. Yakacık Mektupları'nda, vereme yakalanmış küçük bir çocuğun bekleyişini, yalnızlık acısını dile getiren ‘Akşam Garipliği’ öyküsü, bence, edebiyatımızın en yalın, en dokunaklı öykülerinden biridir. Sadece ‘Akşam Garipliği’ Mahmut Yesarî'yi yarın da okunur kılacak.”

Edebiyatımızın kilometre taşlarını bilen ve her fırsatta anan bir yazar olan Selim İleri’nin, 23 Mart 2012 tarihli “Yitik Yesârî” (Radikal Kitap) yazısının sonundaki tesbit ve uyarı ile bitiriyorum yazımı: “ ‘Yakacık Mektupları’ küçük bir başyapıttır. Her türlü abartıdan uzak, içe işleyici, ‘hasta insan’ın ruh dünyasını yansıtmak açısından ‘Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ kadar derin... İşte sönüp gitmiş ‘Yakacık Mektupları’. Mahmut Yesârî’nin dergilerde, gazetelerde kalmış sayısız güzel yazısı var. Kim okuyacak, kim okur kaygısıyla günümüz yayıncılarının hiç yüz vermeyeceği yazılar. Fakat yazık ediliyor. Benden söylemesi, yitik Mahmut Yesârî bir definedir.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Mahmut Yesari
Unvan:
Türk Roman ve Oyun Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 5 Mayıs 1895
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 16 Ağustos 1945
1895 yılında İstanbul’da doğdu. Soyadı, büyük dedelerinden gelmektedir. 18. yüzyılın son yarısında şöhret bulmuş hattat Mehmet Esat Efendi, sol eliyle yazdığından dolayı 'Yesari' lakabıyla anılırdı. Ailesi de bu adı muhafaza etti. Talik yazıda üstat olup, şiirleri de vardı. Osmanlı Sultanı Üçüncü Mustafa Han, bu zatı sarayına almıştı.

İstanbul Lisesi'ni bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı çıktı. Bunun üzerine askere alındı.

Dönüşünde Diken dergisinde karikatürist olarak gazeteciliğe başladı. Sonra Kelebek adlı edebiyat ve mizah dergisini çıkardı.

Piyesler yazmaya başladı. Daha sonra roman ve hikayeler yazdı. Bunlarda hayattan alınmış sahneler çoktur. Romanları daha romantiktir. Tiyatro sahasına trajedi yazmakla girdi, sonra komediye yöneldi. İlk romanının adı Namus’tur. Piyeslerinden çoğu Darülbedayi tarafından temsil edildi.

Anlaşılan bir dili ve usta bir anlatımı vardır. Hayatının sonuna kadar çeşitli dergi ve gazetelerde yazı hayatını sürdürdü. 1945 yılında tedavi gördüğü Yakacık Sanatoryumu’nda öldü.



ESERLERİ:
Çoban Yıldızı (roman, 1925)
Çulluk (roman, 1927)
Pervin Abla (roman, 1927)
Kırlangıçlar (roman, 1930)
Su Sinekleri (roman, 1932)
Bahçemde Bir Gül Açtı (roman, 1932)
Tipi Dindi (roman, 1933)
Yakut Yüzük (roman, 1937)
Yakacık Mektupları (hikayeler, 1938)
Bağrı Yanık Ömer
Geceleyin Sokaklar



PİYESLERİ:
Tablo
Asri Hülyalar
Bekir’in Rüyası
Ayrı Oda
Çürük Merdiven
Sancağın Şerefi
Sürtük
Telli Turna
Hanife Hanım Hizmetçi Arıyor
Serseri

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 98 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 64 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.