Dünya tam da bıraktığım gibi ve bunda insanı ferahlatan bir yan var sanırım, öyle değil mi? Ne kadar uzağa giderseniz gidin, geri dönebileceğiniz bu yerin, bu dayanak noktasının hep var olması gibi.
Ev. Ya da ona benzer bir şey. Bilmiyorum.
Geçmişteki ben, şimdiki benin dönüştüğü kişiyi görse hüsrana uğrardı, şimdiki bense o noktaya varınca beklediği kadar hüsrana uğramadığına şaşırırdı hep.
Ya "iyileşmekten" anladığımız şey kökten yanlışsa ve sinyali büsbütün kesmek yerine yalnızca kanalı değiştirmekten öteye gidememişsek?
Yoksa her birimiz kendi anlatımıza hapsolmuşuz da, diğer herkesin yaşadıklarına kör müyüz?
İyileşmiş olmanın en nefret ettiğim tarafı ne, biliyor musun? Herkesin... herkesin öyle burnu havada ki amına koyayım, öyle yani. Tesisin kapısından girer girmez duyduğum ilk şey şuydu: Her şey yolunda! Dünyanın sonu falan gelmiyor! Her şey uydurmaca, sana gelince... Eh, sen de buna inandın çünkü... zayıfsın, aptalsın veya öfkelisin. Etkilenmeye açık birisin, işte o kadar.
İşin aslı şu ki, burada karabasan herkese musallat olur. Awad inkâr etse de tedavinin parçası bu, yeminle. İyileşme sürecinin parçası. Her gece mışıl mışıl uyuyan varsa el kaldırsın. Gördünüz mü? Ben de uyuyamıyorum. Şaşılacak bir şey de yok. Gece demek karanlık demek, karanlık demek iç hesaplaşmanın zihni basması demektir; iç hesaplaşma da envaiçeşit canavarı ininden çıkarır ve Tanrım, şafak sökene kadar namussuzlar bizi rahat bırakmaz.
Rüyadaki yaşamı çat diye bitiverdi. Bunun iyi bir şey, olabilecek en hayırlı sonuç olduğunu göstermeliyiz ona. Ne yaşanmış olursa olsun, buranın yaşamaya değer bir dünya olduğunu anlatmalıyız. Sırtında nasıl bir yük taşırsa taşısın.