Giriş Yap

Marcel Mazoyer

Yazar
7.9
44 Kişi
Unvan
Bilimsel tarım uzmanı ve öğretmen
Doğum
1933
Yaşamı
Tarım, Su ve Orman Mühendisi, Fransız Ulusal Tarım Enstitüsü Karşılaştırmalı Tarım ve Tarımsal Gelişim Kürsüsü'nde görevli, Historie des Agricultures du Monde'u (Dünya Tarım Tarihi) yayımladı.

İncelemeler

Tümünü Gör
160 syf.
·
7 günde
~128° | Bitkilerin En Güzel Tarihi
Merhaba. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın En Güzel Tarihi Dizisi adlı dizisinden daha önce
İnsanın En Güzel Tarihi
ve
Yerkürenin En Güzel Tarihi
adlı kitapları okumuştum. Bu sefer
Bitkilerin En Güzel Tarihi
adlı kitabı okudum. Bir önceki kitapta olduğu gibi yine
Jacques Girardon
soruları soruyor ve karşısına aldığı üç bilim insanı da cevapları veriyor. Harika sorular ve doyurucu cevaplar! Önce şöyle bir bitkilerin serüvenine göz atıyorsun. Uzun bir evrim. Günümüzden 430 milyon yıl önce karaya ayak basan ve diğer tüm kara bitkilerinin atası olan yeşil yosunlardan günümüzden 160 milyon yıl önce ortaya çıkan çiçekli bitkilere kadar ve daha öncesi ve sonrası, daha fazlasını burada görüyorsun. Ardından tarıma değiniliyor. Kısa kısa Tarım Devrimi, insanlar tarafından kültüre alınan ilk bitkiler, coğrafi keşiflerin bitki ve çiçeklerin yeryüzündeki dağılımına etkisi ve genetiği değiştirilmiş bitkiler gibi konular ele alınıyor. Son olarak da bitkilerin geleceği üzerine her üç bilim insanının da katıldığı kısa bir sohbete yer veriliyor. Şahsen
Theodore Monod
'nun bu sohbette bu kadar az konuşmasını tuhaf buldum. Çünkü kendisi çöl bitkileri hakkında bilgi sahibi biri. Sonuçta çöller genişliyor. Onun kendi fikirlerine daha çok yer vermesini isterdim. 1. Çekirdek nasıl ortaya çıktı? 2. Cinsellik nasıl ortaya çıktı? 3. Kloroplast nasıl ortaya çıktı? 4. Ozon nasıl oluşur? 5. Gökyüzü neden mavidir? 6. Deniz neden yeşildir ve madem yeşilse o zaman Akdeniz neden mavidir? 7. Tohum nedir? 8. Bitkiler neden hayvanlardan daha uzun yaşar? 9. Ormanlık alanlar neden yağışlıdır? 10. İncir nedir? 11. Etilenin bitkiler için önemi nedir? 12. Tarım Devrimi'nden önce tarım var mıydı? Yukarıda listelediğim gibi daha pek çok soruya bu kitapta cevap veriliyor. Gayet güzel. Anlaşılır ve sade. Hani belki spesifik bir bitki ya da çiçek türünün serüvenini aklında tutamayabilirsin ki buna gerek de yok ama ana hatlarıyla bu konu üzerine bu okumayı yapmak faydalı olabilir. İnsanın En Güzel Tarihi ve Yerkürenin En Güzel Tarihi adlı kitaplara yazdığım incelemeleri de okuyabilirsin. İnsanın En Güzel Tarihi: #105651297 Yerkürenin En Güzel Tarihi: #109196346 Keyifli okumalar!
Reklam
158 syf.
·
3 günde
·
Puan vermedi
Merhaba; Bu seri zaten başlı başına çok güzel. Hem akıcı hem de bilgi bakımından doyurucu nitelikte eserler var. Bitkilerin En Güzel Tarihi de alnında uzman kişilerin verdiği cevaplarla ilerliyor. Bitkiler ile ilgili sasircaginiz bilgiler var içerisinde. Hangi bitkinin özellikleri nelerdir, ilk nerede yetişmiş nasıl yayılmış ve daha fazlası. Özellikle bu konu ile ilgiliyseniz çok keyif alacağınız bir kitap olacaktır. Herkese Keyifli okumalar dilerim. YouTube kanalım için; youtube.com/c/EL%C4%B0FBEGENM%C...
158 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
DOĞA BİZİM İÇİMİZDE
"Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz." demiş Hubert Reeves. Bu sözün değeri o kadar net ve o denli büyüktür ki, üzerine koca koca ciltli kitaplar yazılabilir. Gazeteci yazar Jacques Girardon da bu temelde, alanında uzman üç bilim insanı ile, bitkilerin evrimi ve yeryüzündeki yolculuğu hakkında ropörtaj niteliğinde bir eser meydana çıkarmıştır. Kitap boyunca bitki biyoloğu ve farmakognozi profesörü Jean-Marie Pelt, ziraat, su ve orman mühendisi Marcel Mayozer ve çöl bitkileri uzmanı Théodore Monod ile keyifli bir okuma yolculuğu yapıyoruz. Bilim okumalarına hakim olmayanlar için başlangıç kitapları arasında yer alabilir zira teknik detaylara girmeden konular gayet açık ve anlaşılır bir dille verilmiştir. İlk olarak yeryüzünde canlılık faaliyetlerinin birincil aşamaları aktarılmıştır. Yerkürenin ilk 1 milyar yılı tektonik hareketler, volkanik patlamalar, yoğun gaz ve toz akımları ile tam bir cehennem tasviri örneğiydi. Zamanla sera gazı etkisinin azalması ile yeryüzündeki sıcaklıklar normal seviyeye inmiş ve yağmurlar ile okyanuslar dolmuştur. Böylece de ortam yaşamın uç vermesine olanak sağlayacak hale gelmiştir. Her şey mavi yosunların, diğer adı ile mavi bakterilerin ışığı emen klorofillere sahip olması ile başladı. Yaklaşık 1.5 milyar yıl önce ortaya çıkan çekirdekli bir hücrenin mavi yosunu içine alıp kendi bünyesinde özümsemesi ve kloroplast haline getirmesi ise bizim en önemli yaşam kaynaklarımızdan biri olan oksijenin üretiminin yolunu açmıştır. Kloroplastlar bitkilerde fotosentezi gerçekleştiren ve oksijen açığa çıkaran bir organeldir. Yani bize nefes olan yegane minik yapıdır. Zamanla üretilen bol miktardaki oksijen güneş ışımaları etkisiyle ozonu oluşturmuş ve böylece canlıları mor ötesi ışınlardan koruyacak olan ozon tabakası meydana gelmiştir. İlk canlılar bilindiği gibi, suda hayat bulmuştur. Bitkilerin karaya çıkışı ise 430 milyon yıl önce sığ kıyı şeritlerinde ve gel gitlerin etkisiyle gerçekleşmiştir. Yeşil yosunlar fotosentez yetenekleri sayesinde kara yaşamında hayatta kalmayı başarmışlardır. Sonrasında ise lagünlerde ve bataklık bölgelerde damarlı bitkiler ayağa kalkarak bir dönüm noktasına ulaşmışlardır. Damarlar yoluyla suyu emmeyi keşfeden bitkiler su emdikçe güçlenmiş, güçlendikçe daha fazla ışık almak için yükselmiş ve topraktan da o oranda faydalanarak büyümüşlerdir. Bu keşif sonrası bitkilerin evrimi de hız kazanmıştır. İlk ağaçlar ise 380 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Böyle bakınca yaşamın oluşumu ilham verici duruyor. Üstelik bunlar çeşitlenmenin daha ilk adımları. Bebeğin emekleme döneminden çıkışı bir nevi. Tüm bunları bilmeden hayattan geçip gidiyoruz, her şey bize bu kompleks, bu gelişmiş halindeyken bile kıymetsiz ve basit geliyor. Oysa ki bilinmezlikler, içinde hayat sevgisini, sevgiden daha da önemlisi yaşama saygıyı barındırıyor. Bilmek sevginin ve saygının yapı taşıdır, bunu fark etmek gerekir diyerek devam edelim. Ortaya çıkan yaşamlar soylarının devamlılığını sağlamak zorundadır. Hayvanlar aleminde döllenme halen daha sıvı ortamlara bağlı iken bitkiler bu sorunu erkek üreme hücrelerini rüzgarlar ve böcekler ile taşıyarak tozlaşma yöntemi ile çözmüşlerdir. Böylece kuru ortamda da eril ve dişil üreme hücrelerini bir araya getirmeyi başarmışlardır. Bu şekilde bakınca çoğalma konusunda hayvanlardan çok daha "akıllı" ve başarılı olduklarını görmek gerekiyor. Döllenme konusunda bir diğer ilgi çekici başarı da tohumun, içerisinde döllenen embriyoyu, kendi içindeki su oranını azaltarak kuru ortamda uzun süre saklayabilme yeteneğidir. Uygun ortam şartları oluşunca ya da mevsimi geldiğinde bu embriyo filizlenerek hayata karışabiliyor. Öyle ki bilim insanları bu şekilde 10 bin yıl öncesinden kalma bir embriyoyu filizlendirmeyi başarmışlardır. Doğanın mucizesi denilen şey metafizik mucizelerden çok daha hayran olunasıdır bana göre. Yine çok ilginç bir konu olan yaşam sürelerine bakalım. Bitkilerde hücreler ve organizmalar arası iş bölümü çok güçlü olmadığı için bir kısımları ölürken diğer kısımları canlı kalabiliyor. Bu sayede de yüzlerce yıl hayatta kalabiliyorlar. Üzerinde dolaşırken çıtır çıtır ses çıkaran ve benim aşık olduğum kurumuş sonbahar yaprakları bunun güzel bir örneğidir. O hâlde, hayvanlara ve insanlara nazaran bu az gelişmişlik, yaşam süresi ile ters orantılı, yani daha avantajlı diyebiliriz. Şimdi sıra daha geç dönem canlıları olan çiçekli bitkilere geldi. Ormanlar yeryüzünde bunca genişlemişken çiçekli bitkiler ilk olarak 100 milyon yıl önce ortaya çıkmış fakat yayılımları çok hızlı gerçekleşmiştir. Bu canlılar üremede çok büyük bir yenilik yaratmışlardır. Yumurta hücresi yumurtalıklar içinde döllendikten sonra tohuma, tohumlar da meyveye dönüşmektedir. Yani dişi üreme hücreleri birkaç adet koruyucu katmanla sarıp sarmalanmışlardır. Tıpkı hayvanlar ve insanlarda olduğu gibi. Doğaya bakarsak o kadar çok ortak yönümüz var ki. Sadece bakmayı ve görmeyi bilmiyoruz. Her canlı türü birbirine benzer süreçlerden geçerek evrilmiştir. Çünkü hepimizin genlerinde kodlu olan ortak bir amaç vardır. Türün devamlılığını sağlamak. Sürünün devamlılığı için kendini tehlikeye kurban veren hayvanlar, çocuğunun yaşaması için kendini feda eden anne ve babalar belki de bu davranışları sadece bu amaç için, içgüdüsel olarak yapıyorlardır. Her ne kadar birincil amacımız bireysel yaşamımızı devam ettirmek gibi görünse de bu tarz örneklerin çokluğu da dikkate değer diye düşünüyorum. Önceki dönem düşünürleri bizim şu anki sahip olduğumuz bilgilerden habersizdi fakat onlar da benzeşim metodu ile önce doğayı anlayıp sonra insanı anlamaya çalışmışlardır. Ve ortaya da çok gerçekçi fikirler atmışlardır. Yani kısacası doğa bizim her zerremizde mevcut. Tekrar çiçekli bitkilerden devam edelim. Bu bitkiler tozlaşma ile döllenmede türlü cazibe kurnazlıkları geliştirmişlerdir. Polenlerindeki koku ve görüntülerindeki güzellikler tamamen kendi çıkarlarına yöneliktir. Fakat bazen bu durumu böcekler kendi lehine kullanabiliyorlar. Polenlere kendini bulayan erkek böcek bu güzel koku sayesinde dişisini kolayca cezbedebiliyor. Örneğin mentollü bir kokuya sahip Catasetum Orkidesi tam bir cazibe kaynağıdır. hizliresim.com/CZVQD7 Fakat bunların yanında yalancı çiçekler de vardır. Böceklerin görüntülerini taklit eden dişi organlı, yahut böcekleri çeken çürümüş et gibi kötü kokulara sahip düzenbaz çiçekler böceklere en ufak fayda sağlamazlar. Daha da ilginci bir de zalim çiçekler vardır. Bunlar cazibeleri ile böcekleri döllenme odacıklarına hapsedip döllenmeyi sağlar, fakat dışarı çıkamayan böceğin de ölümüne sebep olurlar. Bazı durumlarda böcekler dışarı çıkmayı başarsa da aynı şeyi tekrar ederek bu sersemlemiş bedenleri ile ikinci çiçeğin içinde yine havasızlıktan ölürler. Jean-Marie Pelt'in de dediği gibi "aynı hatayı iki kez üst üste yapmak böcekler ve insanlara özgüdür". Bu tür çiçeklere de Helicodiceros örnek verilebilir. hizliresim.com/d8RERw Üreme mücadelesi hakkında yeterince konuştuktan sonra biraz da hayatta kalma taktiklerine bakalım. Ağaçlar ve pek çok küçük bitki tehlikeyle karşılaştıkları anda "tanen" denilen bir asit salgılar ve kendilerini kurtarmaya çalışırlar. Ayrıca etilen gazı salarak da diğer bitkileri tehdide karşı uyarırlar. Yani bitkilerin de bir dili vardır. Tanen asidi bitkileri daha çok böcek saldırılarından koruyor olsa da bazı böcekler bu aside maruz kalmadan karınlarını doyuracak türlü kurnazlıklar geliştirmeyi başarmışlardır. Uzaktan bakınca bize çok sakin, renkli, uyum içinde ve sevimli gelen bu dünyada vahşi bir yaşam mücadelesi sürmektedir. Bir taraf karnını doyurarak canlılığını sürdürmeye çalışırken diğer taraf kendini koruyup yem olmaktan ve de ölümden korumaya çalışıyor. Terazinin dengesi bir sağ kefeye kayarken bir sol kefeye kayıyor. Bazı bireyler başarılı olurken karşıt bireyler başarısız olarak yok oluyor. Ve bizler dışardan bakınca sadece dengeli resmi görüyoruz, acı dolu savaşları değil. Bu resme bakarken şanslı olduğumuzu düşünüyoruz, nitekim şanslıyız da lakin bizler de çok ağır mücadeleler veriyoruz yüzbinlerce yıldır. Sadece güzelliklere odaklanacak bakış açılarına sahip olabilsek belki farklı olabilirdi bazı şeyler ama sonuç olarak bu da bizim gerçeğimiz. Evet, gelelim insan faktörüne. İnsanoğlu 500 bin yıl önce ateşi bulmuş ve bu buluş ile aslında küçük çaplı tarıma da başlamıştır. Zararlı sürgünleri yakıp toprağı işlenebilir hale getirerek yabani tohumlar yetiştirmişlerdir. Bunlar avcı toplayıcı dönemlere tekabül eden tarım öncesi dönemdi. Ne zaman ki ellerinde ürünleri bollaştı, işte o vakit göçebe yaşamı da bıraktı insan. Yerleşik düzenler mülkiyet anlayışını doğurdu, bu anlayış da geniş çaplı mücadeleleri ve savaşları beraberinde getirdi. Kültüre alınan tarım ürünlerine ait en net kalıntılar olan yabani tahıl ve pamuk tohumları Suriye-Filistin bölgesine aittir. Yani uygar düzenin ilk keşif alanları. Dikkat edilirse uygarlığa ait yaşam biçimleri, kültürel öğeler, inanışlar, ritüeller, ekonomik faaliyetler ve pek çok olgunun yine bu bölgede ortaya çıktığı şu an itibariyle bilinmektedir. Yani anlaşılıyor ki bitkiler bir nevi uygarlığın da tohumlarını atmışlardır. O zamandan bu zamana bitkiler insan eliyle tüm dünyadaki yolculuklarını devam ettirmektedir. Günümüze yaklaştıkça tabi ki tarımın evrimi de hız kazanmıştır. Hatta öyle ki bazı özel tarım ürünleri ülkeler arasında siyasi krizlerde tehdit unsuru olarak kullanılmıştır. Örneğin, Amerika'nın soyayı kendi ülkesinde tekelleştirmesi yağ krizine yol açmış ve bu sayede Sovyetler ayçiçeğinin verimini daha kaliteli melezler ile artırarak yeni bir yağ sanayi geliştirmiştir. Şimdi ise ayçiçek yağı en çok kullanılan yağlardan biridir. Aynı şekilde Avrupa ülkeleri de ayçiçeği ve zeytin ekimine ağırlık vererek tarımın yönünü değiştirmişlerdir. Sanılanın aksine bitkiler kendi hallerinde bizi doyurmakla kalmıyor aynı zamanda siyasi stratejilerde de rol oynuyorlardı. Bir de her şeyden habersiz, sadece türünü devam ettirme gayesinde olan mücadeleci ve çilekeş bitkiler vardır. Sahra Çölü'nde zorlu yaşam mücadelesinin kahramanları olan bitkiler. Bu bölge yok denecek kadar az yağış almasına rağmen tam 800 çeşit bitkiye yuva olmuş durumdadır. Bu bitkilerin yaşam savaşı gerçekten model alınası türdendir. Örneğin Boerhavia Repens türü çiçekler suyu görür görmez "8 günde" filizlenip, büyüyüp, çiçek açıp, tohum veriyor ve ölüyorlar. Bir sonraki yıla kadar bu tohum zamanının gelmesini sabırla bekliyor. İşte bu gerçekten beni kendine hayran bırakan bir bitki oldu. hizliresim.com/m4FiI1 Artık son olarak annemle rutinimiz hâline gelen bir durumu anlatarak incelemeyi bitirmek istiyorum. Benim annem ölmüş çiçeği bile canlandırıp açtırabilen mucizevi bir kadındır. Aksi gibi önceleri ben de çiçek bakımını hiç sevmez ve annemin yaptığını gereksiz bulurdum. Annem çiçekleriyle konuşur, onları nazlatır, en önemlisi de kızlarım diye sever. Ben de onlara "siz yürüyemiyorsunuz bakın ben koşup zıplayabiliyorum bile" diye odanın ortasında vals yapıp annemi kızdırırken o çok panik olur "sus cadı psikolojilerini bozacaksın git şurdan" diye beni azarlar. Ve annem bunu çok ama çok inanarak söyler. Sonraları fark ettim ki annem yine ve yeniden haklıymış. Aslında tüm canlılar aynı dili konuşmasak da birbirimizi anlıyoruz. Ses tonumuzla, cümlelerimizle, hareketlerimizle ve en önemlisi gülümsememizle. Bizler birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Artık benim de bir kızım var. Her ne kadar ananesi ve dedesi baksa da o benim kızım. Benim Euphorbia Milii cinsi "Arsız" evladım dört mevsim çiçek açabilecek kadar yetenekli üstelik. hizliresim.com/J64FK2 Tüm bunların sonucunda şunu inanarak söyleyebilirim ki... Doğa bizim içimizde... Sadece gözlerimizi kapatıp gülümsemek yeterli... Çünkü bunu her yaptığımızda içimizde milyonlarca yıldır yeşeren o güçlü ve yılmaz evrim mücadelesini hissedebiliriz...
·
7 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42