Birinin dokunuşuyla, oynumda bir çırpınmayla, göğsüme bir sürtünmeyle, kasıklarımda muzip ?ir hareketle uyanıyorum. Oturuyorum, etrafımdaki karanlığa bakıyorum, kişiye, yere, zamana odaklanmaya çalışıyorum. Tütsü ve ?almumu kokusu alıyorum. Önümdeki kadın geri çekiliyor, gülümsüyor, çiçek gibii kıvrılmış dudaklarından kahkahalar yükseliyor. Yatağın ucuna tünemiş. İnce
çarşafların altında saman kokusu hissederek kıpırdanıyorum.
Tanıma duygusu yavaş yavaş geliyor.
"Onu rüyanda mı görüyordun?" diye sordu sis, ayak ?aşparmağımı dürterek. "Gerçekten de... tahrik olmuş gitisin." Tekrar gülüyor, tiz, kamış benzeri bir sesle.
"Saat kaç?"
Omuzlarını silkiyor, vücudunu ustaca hareket ettiriyor. "Günaydın."
Duvarlardaki çatlaklardan ve arkadaki pencereden güneş ışınları içeri sızıyor. "Uyuyamadım."
Dizlerimi göğsüme çekip ellerimle yüzümü siliyorum. "Demek beni rahatsız etmeye geldin."
Kararmış alt dişlerini göstererek gülümsüyor. "Evet."
"Söyle bana," diyorum, sesim keskinleşerek, hatırlayarak. "Buraya nasıl geldin?"
Saksağan gülüşüyle gülüyor. "Ah, ne yolculuktu. Mısır'da doğdum, ?u yüzden adım." Tekrar gülümsüyor ve küçük ?bir reverans yapıyor. “Babam ordudaydı. Sekiz yaşındayken İskenderiye'de bir kafede çıkan kavgada öldürüldü. Annem iş bulmak zorunda kaldı ama hiç bir becerisi yoktu.
Zavallı kadın elinden gelen her şeyi yaptı; insanların evlerini temizliyor, yakacak odun satıyor, hatta kendi se?zelerini yetiştiriyordu. Bir süre sonra evimize gelen birkaç adam ettim. Ne istediklerini, neden annemle arka odaya kay?olduklarını, neden inlemelerin, küfürlerin ve hareketlerin olduğunu anlamadım. Ama kısa sürede öğrendim.