Maurice Cornforth

Maurice Cornforth

Yazar
8.0/10
1 Kişi
·
14
Okunma
·
0
Beğeni
·
51
Gösterim
Adı:
Maurice Cornforth
Unvan:
Düşünür
Doğum:
Londra, İngiltere, 28 Ekim 1909
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 31 Aralık 1980
Londra’da doğdu. 16 yaşında Londra Üniversitesi’ne girdi ve felsefe bölümünü bitirdi. Daha sonra mantık okuduğu Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Trinity College’da hocası Ludwig Wittgenstein’in etkisinde kaldı. Bu dönemde Pavlov, Marx ve Denin’in yapıtlarını inceleyen Cornforth, 1931’de İngiliz Komünist Partisi’ne girdi. 1945’de Londra’ya dönerek yaşamını yayımcılıkla sürdürdü.

Cornforth, Theory of Knowledge (Bilgi Teorisi) adlı yapıtında, insan bilincinin doğuşunu ve gelişimini inceledi. Pavlov’un “koşullu tepke” kuramını benimseyerek, beyni dış evrenle olan en karmaşık ilişkilerin organı diye gördü.Ona göre, zihinle gövde birbirinden ayrılamaz. Düşünme, isteme gibi zihinsel etkinlikler, koşullu tepkelerin oluşumu temelinde, canlıları dış evrene uydurur. Dış evrenle karmaşık ve değişken ilişkilerin kurulması bilinci doğurur; bu nedenle özdeksel dünyanın yansımasından başka hiçbir şey bilinçte bulunamaz. İnsanın doğayla girdiği, değiştirme dönüştürme ilişkisi, nesnelerin içbağıntılarını ve ussallıklarını irdelemesine yol açar. Cornforth’a göre, insanların nesneler ve birbirleriyle girdikleri ilişkiden kaynaklanan, ancak hiçbir algılanan nesnenin karşılığı olmayan görüşler “soyut düşünce”yi doğurur.
Bu yüzden şeyleri soyut bir halde, kendi koşullarından, başka şeylerle ilişki ve etki ılişkisi içine girişinden ve çıkışından ayrı olarak ele aldığımızda bu yanlış düşünüş tarzına çok düşeriz. Yine de şeyleri soyut olarak varoluşlarını ve yokloluşlarını, başka şeylerle ilişki ve karşılıklı etkileri içinde değil de, koşullarından ayrı olarak ele alıp, çoğu zaman yanlış düşünürüz. Bu metafizik düşünme yoludur.
Buna karşıt olarak diyalektiğin anlamı, her zaman için şeyleri meydana getiren süreçleri ve bu süreçlerin yer aldıkları koşullar ortamını hesaba katmaktır.
İnsanlar, elleri ve beyinleri gelişmiş olduğu için gereksinimlerini elde ederken ve çevrelerini, kendilerinin muhtaç oldukları şeyleri verecek biçimde değiştirirken, faydalanacakları aletleri yapmayı öğrenmiş bulunan hayvanlardır. İnsanlar beraber çalıştılar ve bunu yaparak toplumsal kuruluşlara girdiler ve toplumsal bağ kurmak için birbirleriyle konuşmayı geliştirdiler. İnsan toplumlarının meydana gelmesiyle, yeni toplumsal çelişkiler ortaya çıktı: Üretim sürecinin ayırdedici nitelikleri ve bu sürecin içinde yer aldığı toplumsal ilişkiler arasındaki çelişkiler, değişik toplumsal grup ve sınıfların arasındaki çelişkiler, bir toplum ile onunla beraber mevcut olan diğer toplumlar arasındaki çelişkiler, çeşitli insan grupları tarafından benimsenen düşünceler ve amaçlar arasındaki çelişkiler doğdu. Toplumların tarihi, bu gibi çelişkilerin gelişmesi ve çözülmesinin tarihidir.
Şeyler süreçlerden oluştuğu için değişmez, yok edilmez ya da tamamen ebedi hiçbir şey yoktur. Her şey varolur, değişir ve başka yere gider. Ebedilik bir görecelik sorunudur. Örneğin, mum alevi gibi, maddi şeylerin aynı seviye de tutulmasını olanaksız kılacak kadar geçici, maddi olmayan bir şeyi ele alalım. Titrer, kolayca söndürülebilir ve diğer şeyler kolayca içinden geçebilirler. Diğer tarafta, bir masa, bir sandalye ya da insan vücudu çok daha ebedî ve maddidir. Buna rağmen, şairler yaşamı bir mum alevine benzetmişlerdir ve bu sadece şairane bir benzetme değil, aynı zamanda doğru bir felsefi varsayımdır. Alev maddiliği olmakla beraber yine de süreçlerden oluşmuştur. Bu gerçek, felsefe tarihinin çok erken bir devresinde farkedilebilmiş ve Yunanlı filozof Herakliteos tarafından çok canlı bir dille "Dünya bir ölçüde yanan ve bir ölçüde sönen, her zaman yanmış olan, her zaman yanmakta olan ve her zaman yanacak olan bir ateştir" denilerek dile getirmiştir.
Engels'in dediği gibi "Dünya, tamamlanıp bitmiş şeylerin bir bileşimi olarak değil, içinde görünüşte ebedi şeylerin kesintisiz varoluş ve göçüp gidiş değişmesinden geçtikleri bir süreçler bileşimi olarak anlaşılmalıdır."
Niceliksel değişimler, niteliksel değişımler meydana getiriler.
Bu nedenle bir şeyin içinde olan ve onu etkileyen niceliksel değişimler, belli bir noktadan öteye devam edince o şeyin niteliğinde de değişiklikler meydana getirirler. Niceliksel değişiklik, eski niteliğin dayandığı niceliksel dengenin değiştiği noktaya vardığı zaman, yeni bir nitelik ortaya çıkar.
Felsefede gerçek bir yozlaşma süreci yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Felsefe alabildiğine uzmanlık gerektiren, halktan kopuk, soyut ve kısır, bilginin ilerlemesi değil sınırlılığı üzerine kurulu bir öğreti hâline gelmiş; insanlığın kurtuluşunu amaçlayan değil, varolan toplumsal düzeni savunan bir güç olmuştur.
Kapitalist toplumu sosyalist topluma, ancak, bir sınıfın yönetiminin yerini diğer bir sınıfın yönetiminin almasıyla dönüştürebiliriz ve bu köklü bir dönüşüm, yeni bir toplum aşamasına sıçrama, yani bir devrimdir.
Evrenin amacından bahsetmemeli ve amaçlarımızı, ilâhi ya da evrensel amaç olduğunu varsaydığımız şeye uydurmaya çalışmamalıyız. Çünkü "evrenin amacı " sözü, sadece boş bir sözdür. Biz kendi amacımızdan söz etmeliyiz çünkü önemli olan budur. Bu amacımızı, idealist hayaller temeli üzerinde değil, kendi gerçek yaşam koşullarımız hakkında bulabildiğimiz şeyler temeli üzerinde kurmalı ve çerçevelemeliyiz. Maddi varlıkların mekanik nitelikleri hakkında bilimsel sonuçlar, bize makineleri planlamak ve yapmak gücünü veriyor. İnsan topluluğunun süreçleri hakkındaki bilimsel sonuçlar da, toplumsal sorunların yönetiminde ve toplumsal sorunların çözümünde bize rehberlik etmek için uygulanabilirler. Öyleyse kendimiz için koyduğumuz amaçlar toplum yaşamının gelişmesinin gerçek gereksinimlerinden çıkarılırlar.
Eğer insanlar yalnızca koşulların bir ürünüyse, o halde koşulların insafına kalmışlar demektir. Ama tam aksine, insanlar kendi koşullarını kendileri değiştirebilirler. Ve insanların kendileri de, değişmiş koşulların mekanik bir sonucu olarak değil, koşullarını değiştirirken gösterdikleri kendi etkinlikleri sırasında ve bunun sonucu olarak değişirler.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Maurice Cornforth
Unvan:
Düşünür
Doğum:
Londra, İngiltere, 28 Ekim 1909
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 31 Aralık 1980
Londra’da doğdu. 16 yaşında Londra Üniversitesi’ne girdi ve felsefe bölümünü bitirdi. Daha sonra mantık okuduğu Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Trinity College’da hocası Ludwig Wittgenstein’in etkisinde kaldı. Bu dönemde Pavlov, Marx ve Denin’in yapıtlarını inceleyen Cornforth, 1931’de İngiliz Komünist Partisi’ne girdi. 1945’de Londra’ya dönerek yaşamını yayımcılıkla sürdürdü.

Cornforth, Theory of Knowledge (Bilgi Teorisi) adlı yapıtında, insan bilincinin doğuşunu ve gelişimini inceledi. Pavlov’un “koşullu tepke” kuramını benimseyerek, beyni dış evrenle olan en karmaşık ilişkilerin organı diye gördü.Ona göre, zihinle gövde birbirinden ayrılamaz. Düşünme, isteme gibi zihinsel etkinlikler, koşullu tepkelerin oluşumu temelinde, canlıları dış evrene uydurur. Dış evrenle karmaşık ve değişken ilişkilerin kurulması bilinci doğurur; bu nedenle özdeksel dünyanın yansımasından başka hiçbir şey bilinçte bulunamaz. İnsanın doğayla girdiği, değiştirme dönüştürme ilişkisi, nesnelerin içbağıntılarını ve ussallıklarını irdelemesine yol açar. Cornforth’a göre, insanların nesneler ve birbirleriyle girdikleri ilişkiden kaynaklanan, ancak hiçbir algılanan nesnenin karşılığı olmayan görüşler “soyut düşünce”yi doğurur.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur okudu.
  • 12 okur okuyacak.