Büyük düşünürler hep insanlar için neyin iyi olduğunu kendilerinin bildiğini iddia ederlerken, bir tek liberal ekolden olanlar, bu iddiayı taşımıyorlar, herkesin kendisi için en doğruyu kendisinin bulacağını söylüyorlardı. Onlarda insana büyük bir inanç vardı. Onlar bireyi akıllıca bulunacak hiçbir "rasyonel"e dayanmadan, olduğu gibi görmeye çalışıyorlardı. Liberallerin tek sıkıntısı bireye engel olunması idi. Bu engel de devlet aygıtı idi. Daha doğrusu bu aygıtın üstüne vazife olmayan alanlara müdahalesi idi.
Marksizm devleti kökünden yok etmeyi amaçlarken, bizim solcular kemalist devletin hayali ile yanıp tutuşuyorlar. Solcuların tek derdi devleti sağcıların elinden kurtarmak. Onlara göre solcular daha namuslu (!) oldukları için solun elindeki devleti de otomatikman namuslu bürokratlar, müfettişler ve askerler yönetecek! Böylece namusu, namussuz sağcılar tarafından buzulan devlet namuslu olunca, asli görevi olan vatandaşını mutlu ve memnun etmeye yönelecek.
Cumhuriyet, Osmanlı’dan aldığı Devlet-i Alî geleneğini tepe tepe kullanıyor. Osmanlı’yı yıkan Atatürk kadroları ne ilginçtir ki dönüp Osmanlı’nın devlet anlayışını benimsiyor ve kapitalizme giden yolda örgütlenme modeli olarak kendisine komünist kuzey komşumuzu seçiyor.