Bir kanun,bir memlekette devletin ve halkın hayatını teminat altına aldığı halde,aynı kanun bir diğer memleketi harap edebilir.Çünkü kanun halkın din,yaratılış,mizaç ve ahlâkına uygun olmalıdır.
1955'te Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Basın Kanunu hakkında şiddetli tartışmalar yapılıyordu. Bir yaz günü Ankara'da Prof. Osman Turan ile Özen Kıraathanesinde oturuyorduk. Bir masa ötede Hamdullah Suphi Tanrıöver'in sesini duyan Osman Turan, ona doğru bakınca bizi masasına çağırdı. Gittik. Şuradan buradan konuşulurken söz basın kanunu üzerindeki sert tartışmalara geldi. O sırada mahut gazetelerden birisi, kendi düşüncesine ters düştüğü halde, Sultan Abdulhamit Han lehinde tefrika yayınlıyordu. Söz buraya gelince Hamdullah Subhi Tanrıöver'e,
«Beyefendi! Sultan Abdülhamit birinci Osmanlı Mebusan Meclisini kapamamış olsaydı, şimdiye kadar demokraside bir hayli mesafe almış ve bugünkü sert tartışmalara da yer kalmamış olacaktı», Dedim.
. Hamdullah Subhi Tanmöver büyük bir kızgınlıkla sandalyasından kalkıp oturduktan sonra:
— Sen! Birinci Osmanlı Mebusan Meclisi'ni bilir misin? Dedi.
Yaşımın bunu bilmeme imkân vermediğini söyleyince: -
— Tarih kitaplarında resmini görmedin mi?
— Gördüm.
— Hani (eliyle tarif ederek) lâhana başlı hocalar ve yanlarında dal fesli (sadece fes sarıksız demek) kişilerin resimlerini gördün mü?
— Evet, gördüm.
— İşte o lâhana başlı hocalar bu memleketin gerçek sahibinin temsilcileri idiler, Fakat bunlar gerçek sahibinin temsilcileri idiler. Fakat bunlar medresenin yetiştirdiği, günün gidişinden, politikanın gerçek yüzünden, hırıstiyan mebusların kötü niyetlerinden habersizdiler. Dal fesliler de Rum, Ermeni, Yahudi, Arnavut, Dürzi, Nasturi ve diğer milletlerin temsilcileriydiler. Bunlar Avrupa'da okumuş, politikanın bütün inceliklerini bilen; devleti içinden yıkmak isteyen hâinlerdi. Bu şeytanlar o saf ve temiz hocaları çabucak kandırıp arkalarına taktılar.
Memleket çıkarlarına ters düşen, devleti içinden çökertecek hareketlere