Melih Yürüşen

Melih Yürüşen

YazarÇevirmen
8.4/10
11 Kişi
·
37
Okunma
·
0
Beğeni
·
281
Gösterim
Adı:
Melih Yürüşen
Unvan:
Türk Yazar ve Danışman
Doğum:
İzmir, Türkiye, 20 Eylül 1960
20 Eylül 1960 tarihinde İzmir’de doğdu. 1984-1990 yılları arasında Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi Yayın Kurulu’nda yer aldı. Bu dönem içinde, Yeni Gündem dergisinde Türkiye’yi 12 Eylül’e gö­türen ideolojik kamplaşmanın ideo-politik düzlemdeki taraflarının eleştirel bir yorumuyla ve ona, Hürriyet-Gösteri dergisinin açtığı üniversiteler arası deneme yarışmasında birincilik ödülünü kazan­dıran bir yazıyla başladığı yazma etkinliğini sürdürdü.
Larousse’taki görevini tâkiben tamamladığı lisansüstü çalışmasıyla birlikte liberal düşünce geleneği ve bu geleneğin temel kavramları ve problematikleri üzerinde odaklandı. On iki yılı aşkın bir süredir editörlük, metin, yayın ve siyaset danışmanlığı işlerini yürütürken, liberal teorinin başta çeşitlilik, çoğulluk, hoşgörü ve tarafsız dev­let olmak üzere ilgilendiği temel kavramlarını ve problematiklerini siyaset pratiğiyle ilişkilendiren çok sayıda makale ve dergi-gazete yorumu kaleme aldı. Kitap çalışmaları ve çeviriler yaptı.
Melih Yürüşen’in belli başlı kitap ve tercüme çalışmaları arasın­da Liberal Bir Değer Olarak Ahlâkî ve Siyasî Hoşgörü (YKY-Cogito, 1996); Hoşgörü Üstüne Bir Mektup, John Locke (çeviri, 4. Baskı 2004 Liberte Yayınları); Hasret ve Miras: Mektuplarla Prangasız bir Türkiye Mücadelesi (editör LDT yayınları, 1997), Bu Ümit Hayâl Değil: Suha Mermerci ile Zor Sorunların Kolay Çözümleri Üstüne (LDT Yayınları, 1998); Çeşitlilikten Özgürlüğe: Çokkültürlülük ve Liberalizm (LDT Yayınları, 1998); 7 Adımda Sigarasız Hayat (çeviri, Phoenix Yayınevi, 2001) bulunmaktadır. Ayrıca Atilla Yayla ile bir­likte yaptıkları Refah Partisi Üzerine Bir Araştırma başlıklı çalışma ilgili kurum, Konrad Adenauer Vakfı tarafından Die Türkische Woh­lfahrtspartei (1997) adıyla Almancaya tercüme ettirilmiştir. Son olarak Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce’nin Liberalizm başlıklı 7. cildine Mehmet Mermerci üstüne yazdığı bir yazıyla (İletişim Ya­yınları, 2005) katkıda bulunmuştur.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Günümüz insanı geçmişe göre daha bilinçli, daha eğitimli, daha donanımlı, daha teknolojik, daha modern, daha sosyal, daha, daha, daha… (listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) Evet günümüzde insanlık ve özellikle toplumumuzun elde ettiği bu tür avantajların yanında hızla kaybettiği bir terim daha var. “HOŞGÖRÜ”

Toplumumuzda Müslümanların-Ateistlere veya diğer dinlere mensup insanlara, Ateist veya diğer dinlere mensup kişilerin-Müslümanlara, Kemalistlerin Anti-Kemalistlere, Anti-Kemalistlerin Kemalistlere, Alevilerin-Sunnilere, Sunnilerin-Alevilere, Türklerin-Kürtlere, Kürtlerin-Türklere, bilmem nelerin bilmem nelere, bilmem nelerin bilmem nelere, vesaire (Bu listeyi de istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) hoşgörülü diğer bir deyişle toleranslı olmadıklarına defalarca şahit olmuşsunuzdur.

İzninizle bu sayılan gruplardan bazılarına bazı sorular yöneltmek istiyorum.
Siz ey saygıdeğer Müslüman kardeşler,
-Diğer insanları eleştirirken kendi dininize ait kutsal değerlere ne ölçüde sahip çıktınız?
-Allah’ın emirlerini ne derece yerine getirdiniz?
-Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı kaç kere okuyup anladınız?
-Her gün okuduğunuz sure veya dualarda Allah’a ne söylediğinizi biliyor musunuz?
-Allah’ın emrettiği İslam dininde hoşgörünün varlığından ne derece haberdarsınız?

Siz ey saygıdeğer Ateist kardeşler,
-İnançsızlığınız nedeniyle Müslüman kardeşlerin kutsallarına hangi hakla hakaret ediyorsunuz?
-Özgürlüğün olduğu bu dünyada kılık kıyafetinden, düşüncelerine kadar insanları aşağılamak, hor görmek, yobaz ilan etmek kimi alçaltıyor?
-Ayetlerle dalga geçmek, Peygamber (a.s.) hakkında hakaretvari cümleler sarfetmek ne derece ahlak sınırlarına uyar?
-İslam eğer Müslümanların gelişmesine engel ise siz neden uzaya çıkamadınız? Neden gelişemediniz?

Siz ey Kemalist kardeşler,
-Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için ne yaptınız?
-Eğer Atatürk bugün yaşamış olsaydı bunun hesabını en başta size sormaz mıydı?

Siz ey Kemalizm düşmanı kardeşler,
-Ölmüş bir insanın ardından ve ideolojisine sahip çıkan kişilere yapılan hakaretler, kötü sözler ve saldırılar sizlere ne kazandırıyor?
-Kemalist insanları kafir ilan etmek sizlere günahtan başka ne kazandırıyor?
(Bu soruları da istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.)

Şimdi herkese ortak bir soru soralım.
-Hepimizin en az bir tane de olsa ortak yönü yok mu? En azından, ülkemiz bir, bayrağımız bir, dinimiz bir değil mi? (Bunları da istediğiniz kadar uzatın.)

Sonuç itibariyle, ülkemizde ve özellikle bu sitede amaç dışı didişmeleri, hakaret içeren sözcükleri kullanan kişileri ve onlara destek olan güruhu terbiyeye ve sağ duyulu davranmaya davet ediyorum ve herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Yazar Hristiyan olduğu için Hristiyanlara yönelik bir eser meydana getirmiş. Müslümanlar, ateistler veya başka dine mensup kişiler buna takılmayıp işin özünü kapmaya çalışsınlar. Ve umarım başta kendim olmak üzere hepimizin kardeş olduğu unutulmasın ve birbirimize karşı saygı ve hoşgörüyü elden bırakmayalım.

Not: Amacım bu incelemede polemik yaratmak değildir. Tabi ki her gruptan istisna kişiler mevcuttur. Lütfen bu soruları gözümüzü kapatıp bir kendimize soralım. Çünkü bu ülke, bu topraklar hepimizin ve Allah muhafaza bu ülkeye bir zeval gelirse gidecek bir yerimiz yok.

Saygılarımla…
Locke'un yaşadığı dönem, 17.yy dönemleri.. Avrupa'da kanlı mezhep savaşları. Özellikle Katolik ve Protestanlar acımazsızca birbirini doğramakta ve köklerini kurutmak istemekte. Locke ise, bu tür farklılıkların doğal olduğunu, bu sebeplerden ötürü savaşılmasını şiddetle eleştirmekte. Eserde yazar; Ateistlerin hor görülmemesini, din ve devlet işlerinin ayrı ellerden yürütülmesi gerektiğinin altını sıklıkla çizer. Bir çok kez dini otorite-siyasi otorite ayrımı üzerinde durur. Şayet ona göre dini otorite, siyasi alana müdahil olur ve bu alanda tahakküm kurarsa, örneğin diyelim ki katoliklerin dini ve ruhani lideri, siyasi anlamda da söz sahibi olursa, diğer dine mensup kimseler için ızdırap dolu bir yaşam gerçekleşecektir. Siyasi otoritenin alanı devlet işleri, bürokratik yapı, yasama ve yürütme faaliyetleri iken, dini otoritenin alanı bundan çok başka olup dünyevi olmayan hususları içerir. Toplumsal hoşgörünün bir kültür olarak yerleşmesini talep eden Locke'un bu eseri şiddetle okunmalı. İyi okumalar.
Ünlü İngiliz filozof John Locke hakkında insan zihninin boş bir levhaya benzediğini ve onun doğuştan gelen hiçbir düşünce ve sezgiye sahip olmadığını, insanın deneyimleri ile bu levhayı doldurduğunu savunan "tabula rasa" önermesinin sahibi olduğundan başka hiçbir şey bilmedigimi itiraf etmeliyim. John Locke'un bu eseri ile karşılaştığımda düşünür hakkında artık bir şeyler öğrenmenin zamanı geldiğini düşünerek kitabı tereddütsüz aldım ve bu eserin yazarın ilk basılı eseri olduğunu öğrendigimde tesadüfen de olsa başlangıç için en uygun kitabı seçtigim kanaatine vardım. Bu eser aslında düşünürün Hollanda'da sürgündeyken teolog Philip van Limboorch'a dinsel hoşgörü hakkındaki fikirlerini acıklamak için yazdığı bir mektup. Locke bu mektupta daha sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 9. maddede de ifade edilecek olan düşünce, din ve vicdan özgürlügü ile ilgili görüşlere yakın görüşler ileri sürerek bir anlamda bu maddenin fikri öncülüğünü yapıyor. Düşünür özellikle dini hoşgörü üzerinde durarak özetle kendi dönemindeki İngiltere'deki tutumun aksine farklı Hristiyan mezheplerine ya da inanc ekollerine mensup insanların inancları dolayısıyla kovusturmaya uğramaması, onların can ve mal güvenliklerinin sağlanması ve onlara hoşgörülü davranılması gerektigini savunuyor. Çağına göre oldukca ilerici düşünceler ortaya koyan yazar malesef sahip oldugu bir takım önyargılar ve yanlış kabüller dolayısıyla günümüzde bu konuda geçerli olan standartlara ulaşamıyor ve bu yüzden yer yer hayalkırıklığı yaratıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Melih Yürüşen
Unvan:
Türk Yazar ve Danışman
Doğum:
İzmir, Türkiye, 20 Eylül 1960
20 Eylül 1960 tarihinde İzmir’de doğdu. 1984-1990 yılları arasında Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi Yayın Kurulu’nda yer aldı. Bu dönem içinde, Yeni Gündem dergisinde Türkiye’yi 12 Eylül’e gö­türen ideolojik kamplaşmanın ideo-politik düzlemdeki taraflarının eleştirel bir yorumuyla ve ona, Hürriyet-Gösteri dergisinin açtığı üniversiteler arası deneme yarışmasında birincilik ödülünü kazan­dıran bir yazıyla başladığı yazma etkinliğini sürdürdü.
Larousse’taki görevini tâkiben tamamladığı lisansüstü çalışmasıyla birlikte liberal düşünce geleneği ve bu geleneğin temel kavramları ve problematikleri üzerinde odaklandı. On iki yılı aşkın bir süredir editörlük, metin, yayın ve siyaset danışmanlığı işlerini yürütürken, liberal teorinin başta çeşitlilik, çoğulluk, hoşgörü ve tarafsız dev­let olmak üzere ilgilendiği temel kavramlarını ve problematiklerini siyaset pratiğiyle ilişkilendiren çok sayıda makale ve dergi-gazete yorumu kaleme aldı. Kitap çalışmaları ve çeviriler yaptı.
Melih Yürüşen’in belli başlı kitap ve tercüme çalışmaları arasın­da Liberal Bir Değer Olarak Ahlâkî ve Siyasî Hoşgörü (YKY-Cogito, 1996); Hoşgörü Üstüne Bir Mektup, John Locke (çeviri, 4. Baskı 2004 Liberte Yayınları); Hasret ve Miras: Mektuplarla Prangasız bir Türkiye Mücadelesi (editör LDT yayınları, 1997), Bu Ümit Hayâl Değil: Suha Mermerci ile Zor Sorunların Kolay Çözümleri Üstüne (LDT Yayınları, 1998); Çeşitlilikten Özgürlüğe: Çokkültürlülük ve Liberalizm (LDT Yayınları, 1998); 7 Adımda Sigarasız Hayat (çeviri, Phoenix Yayınevi, 2001) bulunmaktadır. Ayrıca Atilla Yayla ile bir­likte yaptıkları Refah Partisi Üzerine Bir Araştırma başlıklı çalışma ilgili kurum, Konrad Adenauer Vakfı tarafından Die Türkische Woh­lfahrtspartei (1997) adıyla Almancaya tercüme ettirilmiştir. Son olarak Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce’nin Liberalizm başlıklı 7. cildine Mehmet Mermerci üstüne yazdığı bir yazıyla (İletişim Ya­yınları, 2005) katkıda bulunmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 37 okur okudu.
  • 37 okur okuyacak.