Melike Sayıl

Melike Sayıl

YazarDerleyenÇevirmen
9.2/10
6 Kişi
·
16
Okunma
·
0
Beğeni
·
27
Gösterim
Adı:
Melike Sayıl
Tam adı:
Prof. Dr. Melike Sayıl
Unvan:
Türk Psikolog, Akademisyen, Yazar, Çevirmen
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümünden 1982 yılında mezun olmuş ve aynı üniversiteden 1990 yılında Gelişim Psikolojisi alanında doktora derecesini almıştır. H.Ü Psikoloji Bölümü’nün akademik kadrosuna 1984 yılında araştırma görevlisi olarak katılan Melike Sayıl, 1991 yılında yardımcı doçent, 1997’de doçent ve 2007’de profesör unvanlarını almıştır. Duke Üniversitesi Psikoloji Bölümünde 2000 yılı güz döneminde ziyaretçi profesör olarak çalışmalarda bulunmuştur.

Tez çalışmaları ve ilk araştırmaları çocuk çizimlerinde bilişsel süreçlerin rolü üzerinedir. H.Ü Psikoloji Bölümünde Gelişim Psikolojisi Araştırma laboratuvarını kurmuş ve bu laboratuvarda çalışan kadınlarda anneliğe geçiş, ergen gelişimi, ana babalık davranışlarının çocuk ve ergenlerin gelişimlerine olan etkileri konularında kapsamlı araştırma projeleri yürütmüştür. Son zamanlardaki araştırmaları ana babalık davranışlarının sosyal alan kuramı bağlamında ve çok yönlü olarak anlaşılması, ebeveyn kontrolünün ergen gelişimiyle ilişkileri ve bu ilişkileri açıklayıcı süreçler üzerine odaklanmaktadır.

Türk Psikologlar Derneği (TPD) çatısı altında mesleki ve akademik çalışmalara da katkı sağlamış; başkan yardımcılığı ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Farklı yıllarda ve farklı sürelerle Türk Psikoloji Dergisi ve Türk Psikoloji Yazıları gibi Derneğin uluslararası süreli yayınlarında Yayın Kurulu Üyeliği, Yayın Yönetmeni yardımcılığı ve Yayın Yönetmenliği yapmıştır. İki yıl süreyle “EuroPsy” Avrupa Psikoloji Sertifikası Ulusal Ödüllendirme Komitesi başkanlığı görevini yürütmüştür. 2013 - 2015 yılları arasında TPD Akreditasyon Üst Kurulu başkanlığı görevini yerine getirmiştir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun “Çocukların ve Gençlerin Televizyondaki Zararlı İçeriklerden Korunmasına Yönelik Koruyucu Simge Sistemi” geliştirme projesinde akademik danışman olarak çalışmış ve yayın kuruluşlarına “Akıllı İşaretler Sınıflandırma Sistemi” eğitimleri vermiştir.

Bölüm yazarı (çevirmeni) ve editörü olduğu telif ve çeviri ders kitapları da bulunan Melike Sayıl, yaşam boyu gelişim, gelişim psikolojisi araştırmalarında yöntem, bilişsel gelişim, ana babalık ve ergen gelişimi konularında lisans ve lisansüstü düzeylerde dersler vermektedir.
Nihayet ana baba-çocuk etkileşiminde çocuğun da etkin olduğu artık genel kabul gören bir husustur. Bu ilişki, gerçekten de tek yönlü değil, "karşılıklı” bir etkileşimdir. Çocuk, salt başkalarınca şekillendirilen bir hammadde değil, ana baba-çocuk dinamiğini bir dereceye kadar oluşturandır. Özellikle yaşın
ilerlemesiyle, çocuğun bu dinamiği etkileyici rolünün de güçlendiği açıktır.
Melike Sayıl
Sayfa 67 - Koç Üniversitesi Yayınları
Ainsworth ve Bowlby (Ainsworth ve Bowlby, 1991; Bowlby, 1969) tarafından geliştirilen Bağlanma Kuramı, bebek ve bakım veren kişi arasında kurulan
duygusal bağın yaşam boyu gelişim üzerindeki etkilerine odaklanan, oldukça kapsamlı bir yaklaşımdır. Bowlby, Freud'un sezgisel olarak işaret ettiği erken dönem ilişkilerinin kişilik gelişimi üzerindeki etkilerini görgül bir zemin üzerinde tekrar
ele almış ve özellikle gelişimsel psikopatoloji yaklaşımı için güçlü bir kuramsal ard alan oluşturmuştur. Bowlby'nin yaklaşımının getirdiği en önemli yenilik, gelişimin özünü oluşturan temel motivasyonun işleyişine ilişkin dinamikleri iç
dünya odaklı “Dürtü/Kontrol Modeli” aracılığıyla değil, kişiler arası alana odaklanan “Davranış Kontrol Sistemleri” aracılığıyla açıklamayı hedeflemesidir. Kişi
içinden (intrapsişik) kişiler arasına (intrapersonel) olan bu odak değişikliğinin, gelişimsel psikopatoloji açısından fantaziden gerçeğe doğru köklü bir değişim
olduğunu iddia etmek pek de hatalı bir saptama değildir. Bowlby’e (1979) göre, bu duygusal bağın kurulumu, sürekliliği, bozulması ve yeniden kurulumu her türlü duygunun anlamlandırılması, düzenlenmesi ve ifadesi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu nedenle, bağlanma, normal gelişim kadar patolojik olan konusunda da oldukça önemli bir çerçeve sunmaktadır (Holmes, 1993),
Melike Sayıl
Sayfa 191 - Koç Üniversitesi Yayınları
Son zamanlarda ebeveyn-çocuk etkileşimlerinde çocukların pasif katılımcılar olmadığı ve etkileşime çocuğun getirdiği , özellikle mizaç özelliklerinin hem ana babalarını hem de onlarla etkileşimlerini etkileyebileceği konusu daha fazla kabul görmektedir.
Melike Sayıl
Sayfa 227 - Koç Üniversitesi Yayınları
Belki asıl neden Osmanlı-Türk toplumunun Batı'ya oranla entelektüel zayıflığıdır. Batı'da çocukluğun modernleşmesi 16. yüzyılda başlarken Osmanlı'da
ancak 19. yüzyılda başlayabilmiştir. Bu gecikmenin önemli nedenlerinden biride çocuk üzerinde düşünen, felsefe geliştiren, eğitim sistemi oluşturan düşünürler
Osmanlı toplumunda olmamasıdır. Oysa Montaigne'in (2006) Denemeler'de çocuktan söz etmesi, çocukların yetiştirilmesi ve eğitilmesi üzerine deneme yazması, Batı'nın daha 16. yüzyılda çocuk üzerinde düşündüğünü gösterir. Montaigne'in 1580'de yazdığı şu görüşlerin bugün de geçerli olduğu söylenebilir:
“İnsan bilgisi içinde bilinen en büyük ve en önemli güçlük, bir çocuğun nasıl yetiştirilmesinde ve nasıl eğitilmesinde yatıyor. Çocuğun gidişine inmek ve ona
kılavuzluk yapmak, yüksek ve güçlü bir ruhun işidir” (s. 214). Montaigne kendi çağının eğitim anlayışını eleştirirken bugüne de ışık tutmaktadır: “Öğretmenler,bir huniden bilgi akıtırcasına, durmadan kulaklarımıza bağırıyorlar; ve bizim görevimiz, bize söylenenleri yinelemekten ibaret” (s. 216). Montaigne'in eğitimciye önerdiği ilkelerin günümüzün eğitim felsefesinde de yürürlükte olduğu söylenebilir: “Daha ilk baştan, elinde olan ruhun erimine göre davransın ve onu kendi yolunun üzerine bıraksın, çocuk kendi ruhuyla şeyleri tatsın, seçsin ve
ayırt etsin: Kimi kez yolu ona açsın, kimi kez de ona bıraksın. Konuları yalnızca eğitici seçmesin, hep kendisi konuşmasın, sırası geldiğinde öğrencisini dinlesin"(s. 216). Bugün bu görüşleri Elkind'in (1981) çocuğun "acele ettirilmesine karşıçıkan ve gelişim evrelerine dikkat etmeyi savunan eserlerinde de bulabiliriz.
Melike Sayıl
Sayfa 28 - Koç Üniversitesi Yayınları
Son çalışmalar, riske yatkınlık gösteren çocuklarda olumlu ebeveynliğin çarpıcı düzeyde yüksek olumlu sonuçlara yol açtığını göstermiştir. Diğer bir deyişle, genetik olarak örselenmeye daha yatkın olan çocuklarda (örn. DRD4 genetik alelleri taşıyan ya da duygusal bakımdan kırılgan mizaca sahip olanlar) olumsuz ana baba davranışlarından çok daha
olumsuz etkilenmektedirler. Ancak, bu tür çocuklar aynı zamanda olumlu, destekleyici ana babalıktan diğer çocuklardan çok daha fazla yararlanmaktadırlar
(bkz. Belsky, Bakermans-Kranenburg ve van IJzendoorn, 2007; Belsky, 201 Belsky ve Pluess, 2009). Örneğin, DRD4 genetik alelleri taşıyan çocuklarda yönelim bozukluğu içeren güvensiz bağlanmaya sahip olma oranının, bu geni
taşımayan çocuklara oranla, daha yüksek olduğu bulunmuştur (Lakatos, Toth.
Nemoda, Sasvari-Szekely ve Gervai, 2000). Bakermans-Kranenburg ve van IT-
zendoorn (2007) yaptıkları tarama çalışmasında DRD4 geni taşıyan çocukların
duyarsız ana babalık koşulunda çok daha fazla olumsuz davranışsal sonuçlar
(örneğin, aşırı saldırganlık) gösterdiklerini, ancak yine aynı özelliğe sahip çocukların duyarlı ana babalıktan çok daha fazla yararlandıklarını göstermişlerdir.
Bu bulgular, son yıllarda genetik bulguların etkisiyle biraz gölgede kalan ana babalığın ve aile ortamının çocuğun gelişimdeki kritik etkisine yeniden önemli
bir vurgu yapmaktadır (bkz. Bakermans-Kranenburg ve van IJzendoorn, 2010).
Melike Sayıl
Sayfa 170 - Koç Üniversitesi Yayınları
Olumlu ana babalık ve duyarlı bakımla büyüyen çocuklar erken yaşlarda kendilerini sevgiye değer, yani değerli olduklarını hissederek büyürler.
Bowlby'nin (1973) olumlu benlik (içsel çalışan) modeli olarak tanımladığı bu zihinsel şema özgüven ve sağlıklı benlik gelişimi için bir özkaynak görevi görür.
Cocuklar ana babaları üzerinden başkalarına karşı güven geliştirmeyi öğrenirler. Dolayısıyla, olumlu ana babalık, aynı zamanda Bowlby'nin olumlu başkaları
modeli olarak isimlendirdiği ikinci temel şemayı da geliştiren önemli bir yapıdır. Bu modeller ya da zihinsel şemalar yaşam boyu yakın ilişkilerde örtük rehberlik görevi üstlenirler ve kişilerin hem kendilerden hem de başkalarından beklentilerini yönlendirirler (Ayrıntılı bilgi için bkz. Bretherton ve Munholland, 2008; Pietromonaco ve Barrett, 2000).
Melike Sayıl
Sayfa 175 - Koç Üniversitesi Yayınları
Çocuklarda güvenli bağlanmanın en önemli davranışsal göstergesi çocuğun istediğinde ve korkusuzca ne oranda ebeveyne yakın olabildiğidir. Ana babaların uyguladığı psikolojik kontrol girişimleri, sürekli eleştiri, müdahale ve davranışı düzeltme talepleri çocuğun davranışını bir “önkoşula" bağlı olarak yönlendirmeyi amaçlar. Bu tür koşullu davranışların yaygın olduğu ailelerde çocuklar ana
babalarıyla gerçek anlamda bir yakınlık kurmakta zorlanır. Bu nedenle, çocuğun ihtiyaç duyduğunda kolayca yakınlık aramasını ve kurmasını teşvik eden, duyarlı ve koşulsuz bakım ve destek, güvenli bağlanmanın olmazsa olmaz şartıdır.
Melike Sayıl
Sayfa 179 - Koç Üniversitesi Yayınları
Evrimsel kökenleri göz önünde bulundurulduğunda, Bağlanma Davranış Sistemi hayatta kalmaya yönelik bir mekanizmadır. Herhangi bir yavrunun annenin
koruyuculuğu olmadan vahşi doğada kısa bir süreliğine bile var kalabilmesi oldukça güçtür. Bağlanma Davranış Sisteminin tamamlayıcısı olan
bakım verme davranış sistemi annenin algısını ve ilgisini yavrunun duygusal ipuçlarına karşı doğal olarak duyarlı hale getirmektedir. Ancak, bağlanma gibi yavru tarafından düzenlenen bir mekanizma olmadığı sürece, bakım verme eğilimi yeterince koruyucu bir işleve sahip değildir. Bu yönüyle anne ile yavruyu birbirine bağlayan gizli güç açlık dürtüsünün çok ötesinde, ilişkiselliğin ve güvenin tekrar sağlanmasına yönelik daha kapsamlı bir dürtüdür (Bowlby,1958). Freud, yeni doğanı, açlık dürtüsü başta olmakla birlikte organizasyondan yoksun bir dürtüler yığını olarak tanımlamaktadır. Anneyi ise her bir parçası farklı dürtülere boşalım sağlayan, bütünlükten yoksun bir parça nesneler yığını olarak görmektedir. Freud'a göre, anne ile bebek arasındaki ilk bağ, bir parça dürtü olan açlıkla bir parça nesne olan meme arasında kurulan ve emme refleksi tarafından yapılandırılan ilişkidir. Bowlby ise yeni doğanın en temel dürtüsünün bağlanma davranış sistemi aracılığıyla kendini ifade eden ve güven duygusunun
yeniden oluşturulmasına olanak sağlayan temas, yani ilişkisellik arayışı olduğunu savunmaktadır (Bowlby, 1958). Diğer dürtülerin tamamı bu temas arzusu etra-
finda organize olmaktadır. Yeni doğanın tüm refleksleri (emme, kavrama gibi) teması sağlayacak ve sürdürecek biçimde bütünlük içinde ve organize olmuş durumdadır. Anne ise, bir bütün olarak, temas dürtüsünün gerçek ve bağımsız nesnesidir. Klasik analitik yaklaşımla karşılaştırıldığında, Davranış Sistemleri modeli bebeği edilgen bir konumdan etkin bir konuma getirmekte, anneyi dürtülerin doyum kaynağı olmaktan güvenlik ve duygulanımın gerçek kaynağı durumuna taşımakta ve anne-bebek arasındaki gerçek ilişkinin etkileşimsel boyutuna işaret etmektedir.
Melike Sayıl
Sayfa 193 - Koç Üniversitesi Yayınları
Kökleri uzak geçmişe giden bu tutumun daha sonra eleştirildiği de görülmektedir. Örneğin, Atatürk'ün çocuk yetiştirme ve çocukla ilişkiler konusunda
gözlemleri ve görüşleri olduğunu saptamak ilginçtir. Atatürk'ten anılar derleyen Soyakın (2006) aktardığına göre, Atatürk "çocuk terbiyesi hakkında konustukları bir gün şunları söylemiştir: “Çoğu ailelerin öteden beri çok kötü bir alışkanlıkları var; çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. Zavallılar lafa karışınca,sen büyüklerin konuşmasına karışma' der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket. Hâlbuki tam tersine çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidirler; böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve riyakâr
olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız” (s. 65).
Melike Sayıl
Sayfa 38 - Koç Üniversitesi Yayınları
Bowlby (1969), davranış sistemlerini, evrensel olmakla birlikte türe özgü örüntüleri de barındıran, temel işlevi organizmanın davranışlarını hayatta kalma olasılığını arttıracak biçimde düzenlemek olan, biyolojik olarak evrimleşmiş nörolojik paket programlar olarak tanımlamaktadır. Etolojik kökenli bir kavram olan davranış sistemleri, (1) Sistemi hemen her zaman harekete zorlayan bir tetikleyici; (2) Sistem faaliyetlerinin sonucu olarak ulaşılacak açık bir hedef ve (3) Organizmayı hedefe götüren ve belli bir sıra düzenine sahip davranışlar olmak üzere üç temel bileşenden oluşmaktadır. Hayvanlarda gözlenen göç, üreme ya da bakım verme gibi öğrenilmemiş davranışlar, davranış sistemleri
için iyi birer örnek oluşturmaktadır. Örneğin, kuşların göç davranışları, güneşin dünyaya olan eğimi gibi mevsimsel döngüler tarafından tetiklenmekte, göçe
hazırlık davranışları ve göç boyunca önceden belirlenmiş bir rotanın katı bir biçimde takip edilmesiyle sürmekte ve hedef göç bölgesine ulaşılana dek devam etmektedir. Bu davranışların tetikleyicilerinin, sıra düzeninin ve hedeflerinin
değiştirilmesi mümkün değildir. Farklı bir ifadeyle, davranış sistemleri öğrenme içermeyen, çeşitlilikten yoksun ve katı organizasyonlardır.
Melike Sayıl
Sayfa 192 - Koç Üniversitesi Yayınları
835 syf.
·6 günde
Bir defa bile olsa, kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları da anlayacaktır. Onun için ilk önce hayatta insan ilk önce kendini anlamalıdır ki, karşısındakı insanlarla empati kurmayı başarsın. Psikolojiyi anlamak insanın kendisini idrak edib, anlaması demekdir ve hayatta ne istediyini, hayattan ne istediyini anlamış olacaktır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Melike Sayıl
Tam adı:
Prof. Dr. Melike Sayıl
Unvan:
Türk Psikolog, Akademisyen, Yazar, Çevirmen
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümünden 1982 yılında mezun olmuş ve aynı üniversiteden 1990 yılında Gelişim Psikolojisi alanında doktora derecesini almıştır. H.Ü Psikoloji Bölümü’nün akademik kadrosuna 1984 yılında araştırma görevlisi olarak katılan Melike Sayıl, 1991 yılında yardımcı doçent, 1997’de doçent ve 2007’de profesör unvanlarını almıştır. Duke Üniversitesi Psikoloji Bölümünde 2000 yılı güz döneminde ziyaretçi profesör olarak çalışmalarda bulunmuştur.

Tez çalışmaları ve ilk araştırmaları çocuk çizimlerinde bilişsel süreçlerin rolü üzerinedir. H.Ü Psikoloji Bölümünde Gelişim Psikolojisi Araştırma laboratuvarını kurmuş ve bu laboratuvarda çalışan kadınlarda anneliğe geçiş, ergen gelişimi, ana babalık davranışlarının çocuk ve ergenlerin gelişimlerine olan etkileri konularında kapsamlı araştırma projeleri yürütmüştür. Son zamanlardaki araştırmaları ana babalık davranışlarının sosyal alan kuramı bağlamında ve çok yönlü olarak anlaşılması, ebeveyn kontrolünün ergen gelişimiyle ilişkileri ve bu ilişkileri açıklayıcı süreçler üzerine odaklanmaktadır.

Türk Psikologlar Derneği (TPD) çatısı altında mesleki ve akademik çalışmalara da katkı sağlamış; başkan yardımcılığı ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Farklı yıllarda ve farklı sürelerle Türk Psikoloji Dergisi ve Türk Psikoloji Yazıları gibi Derneğin uluslararası süreli yayınlarında Yayın Kurulu Üyeliği, Yayın Yönetmeni yardımcılığı ve Yayın Yönetmenliği yapmıştır. İki yıl süreyle “EuroPsy” Avrupa Psikoloji Sertifikası Ulusal Ödüllendirme Komitesi başkanlığı görevini yürütmüştür. 2013 - 2015 yılları arasında TPD Akreditasyon Üst Kurulu başkanlığı görevini yerine getirmiştir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun “Çocukların ve Gençlerin Televizyondaki Zararlı İçeriklerden Korunmasına Yönelik Koruyucu Simge Sistemi” geliştirme projesinde akademik danışman olarak çalışmış ve yayın kuruluşlarına “Akıllı İşaretler Sınıflandırma Sistemi” eğitimleri vermiştir.

Bölüm yazarı (çevirmeni) ve editörü olduğu telif ve çeviri ders kitapları da bulunan Melike Sayıl, yaşam boyu gelişim, gelişim psikolojisi araştırmalarında yöntem, bilişsel gelişim, ana babalık ve ergen gelişimi konularında lisans ve lisansüstü düzeylerde dersler vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 45 okur okuyacak.