Mikail Bayram

Mikail Bayram

YazarÇevirmen
8.3/10
18 Kişi
·
40
Okunma
·
15
Beğeni
·
1.016
Gösterim
Adı:
Mikail Bayram
Tam adı:
Prof. Dr. Mikail Bayram
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
Saray, Van, Türkiye, 14 Mart 1940
  Prof. Dr. Mikail Bayram’ın soyu Azeri Türklerine dayanmakta olup ataları daha önce İran’ın Hoy şehrinde yaşamaktaydı. Ailesi 1928 yılında Hoy şehrinden göç edip İran sınırındaki Van’ın Saray ilçesine yerleşmişlerdir. Şu anda İran’da yaşayan akrabaları vardır. Annesi Zübeyde Hanım, babası İsmail Bey, dedesi ise İbrahim Bey’dir. Annesi Zübeyde Hanım ev hanımı olup Mikail Bey 13 yaşında iken 1953 yılında vefat etmiştir. Babasının 4 kardeşi vardır. İsmail Bey kardeşlerinin en küçüğü olup bir ara çiftçilik yaptığı halde sonraları Saray İlçesinde Kaymakamlığın odacısı olmuştur. Daha sonra 1937 yılına kadar belediye çavuşluğu yapmıştır. Bu görevinden sonra 1971 yılında emekli oluncaya kadar maliye tahsildarlığını yapmıştır.

      İsmail Bey ilk eşinin vefatı üzerine Bahriye Hanım ile ikinci evliliğini yapmıştır. Mikail Bey, babasının ilk hanımından doğan 5 çocuğun en büyüğü olup 8 tane de üvey kardeşi ile birlikte toplam 13 kardeşlerin en büyüğüdür.
Mevlana Şems-i Tebrizi'nin tekrar Konya'ya gelişinden dolayı duyduğu sevincini ifade eden "Amed" (Geldi) redifli birkaç tane şiir yazmıştır. Bu şiirlerden birisinin birkaç beytinin tercümesi şöyledir: "Ayım, güneşim geldi. Gözüm kulağım geldi. O saf gümüşüm geldi. Altın yatağım geldi. Beni sarhoş edenim geldi. Gözümün nuru geldi. Başka neler istersem. O başka şeyim geldi. Ölümden niye korkayım ki, hayat-suyu kaynağım geldi. Kınayıcılardan korkmam artık. Çünkü siperim geldi."
Eflaki anlatıyor: Bir defasında Mevlana -eğitim ve öğretimi için- oğlu Sultan Veled'i Şems'in hizmetine teslim ederken Şems'e: "Sultan Veled çok temizdir. Bugüne kadar hiç kimse ona livata fi'ilinde (oğlancılık-gulamparelik) bulunmadı." demiştir. Livata fiilini işlemesi ile tanınan Şam'daki Şeyh Ali Hariri'nin de Mevlevi çevrelerde ulu bir kişi olarak vasfedilmesi bu ahlaki çöküntünün bu çevrelerde kabul gördüğünü göstermektedir.
Mevlana kendisini Nuh Peygambere benzetmekte ve "Nuh dokuz yüz yıl hakka davet etti fakat gene kavmi inkara devam etti. Ay, nur saçtı, köpekler ise, yaradılışları icabı havlayıp durdu. Ama köpeklerin havlaması kervanı yolundan alıkoyamaz" diyerek kendisinin ay olduğunu, nur saçmaya devam ettiğini söylemektedir.
Mevlana kendisine muhalif olan bu yılancıyı yermekte ve onun sanatıyla alay etmekte ve çevresindekileri yani Ahileri cahillikle ve aldanmışlıkla itham etmektedir.
Mevlana'ya muhalif olanlar arasında biri vardır ki, Mevlana onu kendisinin baş düşmanı olarak görmektedir. Bu baş düşmanını "Mesnevi"de hiç adıyla anmamıştır. Onu Dabbağ (Derici), Margir (Yılancı), Hace (Hoca), Danişmend (Bilge kişi), Lala, Nasuh (Nasihatçı), Ahi (Feta) gibi meslek bildiren sözlerle ve daha çok da Cuha (Hocacık), İblis, Muhannes (Eş cinsel), Pelid (Çirkef), Mar ve Ejder (yılan), Kundeh (Pespaye), Bedhuy (Kötü huylu), Köse ve Hadım gibi aşağılayıcı, tahkir ve tezyif edici sözlerle anmıştır.
Mevlana, Hace Nasirüddin'e "Cuha" diyerek onunla mücadele ederken Cuha'nın karısını da sık sık söz konusu etmekte ve onu da alaya almakta, aleyhinde bulunmaktadır. Cuha'nın karısı ise yukarıda ifade edildiği üzere Ahi Evren Hace Nasirüddin'in eşi Fatma Bacı olup aynı zamanda Anadolu Bacıları Teşkilatı'nın lideridir. Mevlana'nın bu Fatma Hatun'a muhalefeti sadece Ahi Evren'in karısı olmasından kaynaklanmamaktadır. Onun Türkmen şeyh Evhadüddin Kirmani'nin kızı olmasının da bunda rolü bulunmaktadır. Çünkü Mevlana'nın en şiddetli muhalif olduğu kişilerden biri de Kirmani'dir. Hacı Bektaş'a "Bacısı Kahpe" derken bu Fatma Bacı'yı kastetmektedir. Çünkü Ahi Evren'in ölümünden sonra kimsesiz kalan Fatma Hatun, Hacı Bektaş'a sığınmış, Hacı Bektaş da onu kendine bacı edinerek himayesine almıştır.
Eflaki şu bilgiyi de vermektedir: Bir gece Eflaki'nin tabiriyle yedi hayırsız kişi aralarında Alaüddin Çelebi olduğu halde Mevlana ile Şems'in birlikte oldukları ve sohbet ettikleri bir sırada medresenin dış kapısına gelirler. Bunlardan biri içeriye girip Şems'e dışarda kendisini bekleyenlerin bulunduğunu bildirir. Bu içeriye giren muhtemelen Alaüddin Çelebi'dir. Çünkü o, zaman zaman babasının yanına uğramaktadır. Bunun üzerine Şems-i Tebrizi dışarı çıkar. Tam dış kapının eşiğine gelince suikastçılar (sultanın adamları) Şems'i hançerleyerek öldürmüşler, cesedini de Ahi Bedrüddin Gühertaş'ın bahçesindeki kuyuya atmışlardır.
Köl-Tigin
Köl-Tigin Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
319 syf.
Mikail Bayram, bu eserinde bizlere, bir tarafta Anadolu'daki fikir hareketlerinden birisinin öncülerinden ve tasavvufi düşünceleri ile bir döneme damga vurmuş Mevlana ile bir tarafta tarihimizde Ahi Teşkilatı'nın kurucusu olarak yer etmiş Ahi Evren arasındaki siyasi, dini, sosyal mücadeleyi ele alıyor. Tabularınızın yıkılmasına hazır olun!

Mevlana sevdalıları kitaba ve yazara saldırmadan önce yazarı size biraz tanıtayım: Mikail Bayram, 1966 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyet Fakültesi'ni bitirdi. Mezuniyet tezi olarak "Zerdüşt ve Avestası" üzerinde çalıştı. İki yıl orta öğretimde Din Kültürü öğretmenliği yaptı. 1968'de Konya Yüksek İslam Enstitüsü'ne (Bugünkü İlahiyat Fakültesi) Fars Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyeliğine tayin edildi. Muhtelif İlahiyat Fakültelerinde Fars Dili ve Edebiyatı, Osmanlı Paleografyası ve İslam Tarihi dersleri okuttu. Bu dönemde bir yıl süre ile Bağdat Edebiyat Fakültesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı üzerinde ihtisas yaptı. Yüksek Lisans ve Doktora çalışmaları süresince Türkiye kütüphanelerinde bulunan el yazması eserler üzerinde araştırma ve incelemelerde bulundu. Özellikle İran Edebiyatı'nın Anadolu'daki uzantısı üzerinde ihtisaslaştı. Bu vesile ile Türkiye Selçukları döneminde Anadolu'daki dini-tasavvufi ve fikri hareketleri takip etme imkanı buldu. Bu kadar tanıtma yeterli olacaktır. Bu yazılanlar da sizi tatmin etmediyse eğer bundan sonraki yazacaklarımı hiç okumayın! Cahilsavarımı kullandığıma göre kitabı anlatmaya geçebilirim.

Mikail Bayram kitabın önsüzünde, eserin 40 yıllık araştırma ürünü olduğunu, hayatının bir kısmını bu araştırmaya adadığını ve hala devam ettiğini söylüyor. Yeni bulgular ortaya çıktıkça da eseri güncellediğini belirtiyor. Eser tamamen kaynaklar ile bütün anlatılanlar destekleniyor. Gerçekten kaynak çok fazla, kitap hazırlanırken emek verildiği ortada. Dönemin el yazması kaynaklarını yine dönemin yazarları tarafından yazılan eserleri kaynak kullanıyor hatta dönemin levhalarınıda kullanarak Mikail Bayram, o dönemi okurlara objektif ve akademik bir üslup ile anlatıyor. Mikail Bayram, Ahi Evren'in Nasreddin Hoca ile aynı kişi olduğunu şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatladığını belirterek alanında uzman diğer akademik yazarlara bir atıfta bulunuyor. Yazar, kitaba yönelik olumlu ya da olumsuz bir eleştiri dahi gelmediğini ve kendisi tarafından ortaya çıkarılan kaynaklar üzerinden isteyenin araştırması üzerine katabileceğini ayrıca bu konuda akademik yazarlar neden eski kaynaklar üzerinden araştırmaya gittiğini ve kendisinin araştırmasını görmezden gelindiğini kitabın giriş kısmında sitemini sert bir şekilde belirtiyor. Bu bana ülkemizdeki akademik kadroda kimlerin ne amaçla bulunduğunu göstermiş oluyor. Ayrıca size Mikail Bayram'ın bu kitabın konusu olan Ahi Evren-Mevlana mücadalesini ortaya çıkardığı için bir akademisyen tarafından gelen tepkiyi paylaşmak istiyorum: "Vaktiyle bir ağabeyim Türkoloji kongresi esnasında iki arkadaşı ile birlikte yanıma gelerek bana bir öğütte bulundu. Bu muhterem zat şöyle diyordu: 'Ben senin Ahi Evren Nasirüddin ile ilgili yazılarını okudum. Bu günde bir bildirini dinledim. Öyle görüyorum ki, Osmanlı uleması Hz. Mevlana ile Ahi Evren arasındaki muhalefeti biliyorlardı. Fakat bu iki mübarek zat arasında cereyan eden, senin anlattığın o hoş olmayan hadiselerin halktan ve efkar-ı umumiyeden gizli kalmasını ve onlar arasında geçen mücadele ile ilgilenmemeleri için bunu örtmeye çalıştılar. Sen ise bunun aksini yapıyorsun. Üzeri küllenmiş olan hadisenin üstünü açıyorsun. Gönlüm buna razı gelmiyor. Bir vebal altındasın. Bu işin üstüne düşmeni tavsiye etmiyorum' Ben de bu muhterem ağabeyime o zaman şunu söyledim: 'Benim de Ahi Evren, Baba İlyas-i Horasani ve daha başkalarının terk edilmiş, mazlum, ebter, aşağılanmış olarak kalmalarına gönlüm razı olmuyor. Bu kişilerin ilmi ve fikri miraslarından mahrum kalınmasını milletimiz için bir kayıp olarak düşünüyorum. Keşke Ahi Evren ve diğerlerinin eserleri de Mevlana'nın Mesnevi'si kadar okunsaydı. Okunsaydı Anadolu'nun ilmi ve fikri gücü daha yüksek ve daha renkli olurdu. Anadolu'da fikir ve sanat alanındaki gelişmeler daha farklı olacaktı. Şimdi bizler de o devrin tarihine daha objektif bakma ve görme imkanı bulmuş olacaktık." Yorum ve takdiri size bırakıyorum!

Gelelim kitabın asıl yazılma sebebi olan Ahi Evren'i tanıtmaya. Ahi Teşkilatı'nın baş mimarı olan debbağların piri, büyük halk filozofu ve fikir adamı Ahi Evren diye bilinen Hace Nasirü'd-din Mahmud, aynı zaman latifeleri ile Türk tasavvuf tarihinde iz bırakmış olan, nüktedan bir karaktere sahip ama gerçek profilinin dışında alaycı, çıkarcı, kurnaz, düzenbaz, ahlaksız gibi lanse edilmiş Nasreddin Hoca'nın ta kendisi! Horasan ve Maveraünnehr'e giderek o yöredeki büyük üstadlardan ders aldığı ve en çok da ünlü Eş'ari kelamcı, Herat Kadısı Fahruddin Razi'den yararlandığını ve özellikle Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh, ve Tasavvuf gibi dini ilimler yanında Felsefe ve Tıb sahasında da sivrilmiş ve bu konularda eserler vermiş olduğunu öğreniyoruz. Evhadüddin Kirmani ile Anadoluya gelerek Kırşehir'de Ahilik teşkilatını kuruyor. Dönemin Selçuklu sultanı, Türkmen dostu ve koruyucusu olan I. Alaaddin Keykubat tarafından himaye altına alınan Ahilik Teşkilatı, bütün Anadolu'ya yayılma fırsatını buluyor. Mikail Bayram, bu güne kadar Ahi Evren üzerinde sürdürülen çalışmalar neticesinde onun 20'ye yakın eserini tesbit etmiş olduğunu belirtiyor. "Ahi Evren'in bu felsefi kişiliğinin sanatkar kişiliği ile birleşmesi Ahi Teşkilatının kurulmasında önemli bir etken olmuş görünüyor. Felsefi anlayışı içinde, toplumların refah seviyesini yükseltmek için sanatı yaygınlaştırmak gerektiğine ve sanatın kutsal bir meslek olduğuna olan inancı Onun sanatkarları organize etmeye ve topluma hizmet sunmaya sevkeden faktörlerden biridir. Ahi Evren'in felsefi düşüncelerinin Anadolu'da devlet tarafından himaye görmesi ise, Ona düşüncelerini uygulama fırsatı vermiştir." (Syf. 228) Yıllarca bizlere yanlış tanıtılan Nasreddin Hoca yani Ahi Evren işte böyle biri.

Ahi Evren, Selçuklular zamanında Anadolu'da Moğollara ve Moğol yanlısı iktidarlara karşı sürdürülen isyanlarda önder isim olduğu için bu iktidarlar onun adını unutturmak ve izini silmek için özel bir gayret göstermişlerdir. Böylesine unutulmaya mahkum edilmesinin bir önemli sebebi de Moğol ve Moğol yanlısı iktidarın himaye ve desteğinde Anadolu'da fikri üstünlük kuran Mevlana Celaleddin ve Mevlevilerin onun aleyhinde sürdürdükleri olumsuz propagandalardır. Mevlana'nın baş düşmanı olan Ahi Evren, onu Mesnevi'sinde hiç adıyla anılmamış daha çok Cuha (Hocacık), İblis, Muhannes (Eş cinsel), Pelid (Çirkef), Mar ve Ejder (yılan), Kundeh (Pespaye), Bedhuy (Kötü huylu), Köse ve Hadım gibi aşağılayıcı, tahkir ve tezyif edici sözlerle anmıştır. Aralarındaki düşmanlığın bir kaç madde de ele almak lazım, 1. Etmen her ikisininde farklı dini düşünce tarzını benimsemeleri. Ahi Evren, gerçek bilgiyi elde etmek için aklın ve mantığın ölçü olduğunu savunan hatta aklı, imana varmanın ve Allah'ı bulmanın vasıtası olarak gören akliyeciler (Rasyonalist) düşünce tarzını; Mevlana ise, gerçek bilginin içe doğuş ile elde edilebileceğini, imana varmak, Allah'ın bilmekte aklın hiç bir fonksiyonu olamayacağını, içe doğuş ile hidayeti ilahi ile Allah'a varılabileceği, iman edilebileceği tezini savunan, sezgiciler (içe doğuşçu) düşünce tarzını benimsemiştir. 2. Etmen Şems-i Tebrizi'nin Ahi Evren tarafından (Şems öldürüldüğü zaman Ahi Evren, dönemin veziri olduğu için onun bu işte parmağı olduğu düşünülüyor) öldürülmesi. 3. Etmen Mevlana ve çevresinin Moğolları ve Moğol yanlısı iktidarı destekleyip, Moğolları Anadolu'ya çağırmasına karşı çıkan Ahi Evren ve Ahiler'in Moğol emperyalizmine karşı mücadele içinde bulunması. 4. Etmen Şems-i Tebrizi'nin Konya'da livata (oğlancılık) fiilini yaymak istemesine Ahilerin karşı gelmesi şeklinde aralarındaki muhalif durum açıklanabilir.

Mikail Bayram, Mevlana'nın Şems-i Tebrizi yolu ile Moğollarla tanıştığını söylüyor ve kendisinin savunduğu teoriye göre Şems'in bölgeye Moğollar tarafından bilinçli olarak gönderildiğini ve bir Moğol ajanı olabileceğini belirtiyor. Bana mantıklı geldi. Çok garibsenecek bir teori değil, kitabı okuduğunuz zaman size de mantıklı gelecektir. Gerek Mevlana'nın gerek Şems-i Tebrizi'nin sohbet meclislerinde Moğolların zulmünü ortaya atanlara, her defasında Moğol aleytarlığı yapanlara öfkelenmeleri, Moğol zulmünü haklı göstermeye çalışmalarını okudukça Türk düşmanlığı yaptıkları açıkça görülüyor. İnanmayanlar için: "Hulagu Han tarafından Anadolu'ya vezir olarak tayin edilen Tacudin Mutez, Moğollara ait vergileri toplamakla görevliydi. Mevlana'ya yazdığı bir mektupta: "Moğolların işlerinin çokluğundan ve onlara hizmet etmekten vakit bulup ziyaretinize gelemiyorum" demektedir. Mevlana da ona Moğollara hizmet etmesinin hakça bir iş olduğunu, Moğollar'ın, müslümanlara emniyet ve güven sağladıklarını bildirmektedir ve "Sen Moğolları'ın gönlünü rahatlatarak müslümanların huzur içinde kulluk etmelerini sağlıyorsun" demektedir. İşte Mevlana ve çevresindekiler böyle bir siyasi anlayış içinde olmuşlardır." (Syf. 237) Dahası var Hulagu Han tarafından bizzat Mevlana'ya "Şeyhir Rum" unvanı veriliyor. Mevlana'ya unvanda yetmemiş olacak ki Ahi Evren'in Moğol asıllı Mevlevi Nureddin Caca tarafından katledilmesinin ardından Anadoludaki bütün tekke ve zaviyeler Mevlevilere bağlanıyor, özellikle Ahilerin malları müsadere ediliyor. Bu müsadere edilen malların parası Mevlanaya gönderilerek yandaşlarına dağıtılıyor. Daha bitmedi dahası var Mevlana'nın moğol seviciliğinin nimetlerini yemeye devam ediyor. Mevlana, Moğollar arasında o kadar güçlü ki iktidara istediğini atayabilecek konuma geliyor. Hepimizin bildiği dönemin önde gelen devlet adamları Pervane Süleyman, Tacüddin Muted, Nureddin Caca, Atabeg Mecdüddin, Fahrüddin Ali gibi devlet adamları onun girişimleri sonuçları görev başına geliyor. Bu yüzden o dönemde Anadolu'nun yönetiminde söz sahibi olan bu siyasiler, Moğol iktidarı yanlısı kişiler olarak bilinirler. Mevlana'nın bu kişilere yazdığı çok sayıda mektuplar bulunmaktadır. Bu mektuplar incelendiği zaman onun bu Moğol yanlısı siyasilerle ortak bir siyasi anlayış ve tutum içinde bulunduğu, onların da Mevlana'yı saydığı, değer verdiği açık olarak fark edilmektedir. Bu durum bana FETÖ'yü anımsattı. Benzer şeyleri onlarda yapıyordu.

Mikail Bayram, önemli kaynak olarak kullandığı Mesnevi'yi de anlatıyor. Döneminde Mevlana'nın bir magazin kitabı olarak kullandığını, düşmanlarını tahkir etmek için yazdığını, kadın düşmanlığı yaptığını ve bence en tuhaf olan kısmı Mevlana'nın kendisini peygamber ilan ettiğini ve yazdığı Mesnevi'nin vahy ile Allah tarafından gönderildiğini öğreniyoruz.

Ahi Evren ile Mevlana arasındaki çekişme aslında iki insan arasında basit bir güç savaşı gibi görünse de, Mevlana'nın TÜRKMEN DÜŞMANLIĞININ vücut bulmuş halidir. Kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Kitabın tek eksi yanı çok fazla kendisini tekrar etmesi. Belki en az 100 sayfa tekrar çıkar ama bu sizi yanıltmasın kitapta gerçekten özgün bilgiler var, okunmaya değer. Yıllarca bize Ahlak abidesi olarak tanıtılan Mevlana'nın gerçek yüzünü görmek isterseniz ve Ahi Evren nam-ı diğer Nasreddin Hoca'yı yakından tanımak isterseniz bu kitabı mutlaka okuyun.
Seyid Ahmet GÜLTEKİN
Seyid Ahmet GÜLTEKİN Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
320 syf.
·5 günde
Prof. Dr. Mikail Bayram Kitabında Ahi Evren Hace Nas!rü'd-din Mahmud (Nasrettin Hoca) nın sadece nüktedan olmadığı, Anadolu Selçukluları devrinin, büyük bir ilim ve fikir adamı olduğunu belgeleri ile ortaya koymaktadır. Kendisine ait takribi 25 civarında eserinin bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca Ahi Evren ile Mevlana arasındaki sürtüşmenin hangi safhalara vardığını hayretler içerisinde okuyorsunuz. Moğol saldırılarına karşı Âhi ve Türkmenleri örgütleyerek direnen Ahi Evren bu yönü ile de iyi bir lider olduğunu ortaya koymuştur. Bu mücadelede eşi Fatma Bacı Dünyanın ilk kadın sivil toplum örgütü Bacıyan-ı Rum’ u kurmuştur. Yani Rum Bacıları örgütüdür. O tarihlerde Anadolu, İslam dünyasında Rum diyarı olarak adlandırılmaktaydı. Fatma Bacı eşinden esinlenerek kadınların da ekonomik, kültürel ve askeri olarak toplum hayatında aktif rol üstlenmelerini sağlamaya çalışmıştı. Ama ne yazıktır ki bu gayretleri ve mücadeleleri onlara hep acı ve keder olarak geri dönmüştür. Hatta Mevlana hem Ahi Evren’ e hem de eşine hicivli şiirleri ile acımasızca eleştirmiştir. Hoşgörünün simgesi olan Mevlana’ nın hicivli şiirleri ni anlamakta kendimce sıkıntı çektim. Bu güne kadar Ahi Evren Hace Nas!rü'd-din Mahmud’ u bize hep göle maya çalan insan olarak lanse etmeleri acaba Moğollar dan kalma geleneğin devamı olsa gerektir diye düşünüyorum. Bu konuda niye araştırmalar yapılmamıştır? Niye eserler yazılmamıştır? Anlamak zor. Mevlana bizim se eğer, Ahi Evren Hace Nas!rü'd-din Mahmud, Hacı, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Taptuk Emre ve daha adlarını yazamadığım tüm Gönül Erleri de bizimdir. Tarih okumayı seven okurlar için ezber bozan bir kitap. Okur iken bir yandan başka eserlere de bakmanıza vesile oluyor, bu nedenle okumalarını tavsiye ederim.
Hüsamettin Çalışkan
Hüsamettin Çalışkan Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
319 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bütün bildiklerim alt üst oldu. Şaşkın durumdayım. Belgeleri de var ve mantıklı deliller öne sürülmüş. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Çünkü çok önemli bilgiler var...
Ünal Özüm
Ünal Özüm Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren - Mevlana Mücadelesi'ni inceledi.
320 syf.
·33 günde·3/10
Ahi Evren Hace Nasiru'd-din Mahmut (Nasrettin Hoca) ile Mevlana Celalü'd-din-i Rumi çekişmesini kaynaklarla gün yüzüne çıkaran bir bir kitap.

Kaynaklara dayanılması açısından değerli bir kaynak, ancak belirtmek isterim ki; kelimesi kelimesine bir çok tekrarın varlığı ve Türkçe yazılmasına özen gösterilmemesi nedeni ile benim açımdan oldukça olumsuz etki yarattı. Tekrarları çıkarsak her halde 320 sayfalık kitap 200 sayfaya düşer.

Ayrıca yazarın kendini fazlaca övmesi ayrı bir eleştiri konusu. Bırakın okur sizi övsün.

Bir başka eleştiri konusu ise başka yazarlarla sürtüşmelerini kitaba alıntılaması. Bir tarihi değerlendirme kitabı yazıyorsunuz, gündelik yazar sürtüşmelerini buraya taşıyorsunuz. Olmamış.

Eleştiriye rağmen gerçeklerin bilinmesi açısından okunabilir..
BÜNYAMİN YILDIZ
BÜNYAMİN YILDIZ Şeyh Evhadü'd - Din Hamid El-Kirmani ve Menakıb-Namesi'ni inceledi.
Anadolu selçukluları döneminde bağımsız tarikat kuran, şeyh evhadüd'din Hamit El Kirmanin anlatıldığı bir kitap, kitabın ilk 100 sayfasında şeyhle alakalı detaylı bilgi verilirken ikinci kısımda Menakıb'a geçiliyor. Ahiliğin kurucusu Ahi Evranın kayınpederidir.
A. Kadir Yener
A. Kadir Yener Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum Anadolu Bacılar Teşkilatı'ı inceledi.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Osmanlı Öncesi Anadoluda Mogol yanlıları ve Türkmenlerin Mucadelesinde önemli bir karakter olan Fatma Bacım Sultanın hayatını anlatan eser Tarih meraklılarına tavsiye edilir

Yazarın biyografisi

Adı:
Mikail Bayram
Tam adı:
Prof. Dr. Mikail Bayram
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
Saray, Van, Türkiye, 14 Mart 1940
  Prof. Dr. Mikail Bayram’ın soyu Azeri Türklerine dayanmakta olup ataları daha önce İran’ın Hoy şehrinde yaşamaktaydı. Ailesi 1928 yılında Hoy şehrinden göç edip İran sınırındaki Van’ın Saray ilçesine yerleşmişlerdir. Şu anda İran’da yaşayan akrabaları vardır. Annesi Zübeyde Hanım, babası İsmail Bey, dedesi ise İbrahim Bey’dir. Annesi Zübeyde Hanım ev hanımı olup Mikail Bey 13 yaşında iken 1953 yılında vefat etmiştir. Babasının 4 kardeşi vardır. İsmail Bey kardeşlerinin en küçüğü olup bir ara çiftçilik yaptığı halde sonraları Saray İlçesinde Kaymakamlığın odacısı olmuştur. Daha sonra 1937 yılına kadar belediye çavuşluğu yapmıştır. Bu görevinden sonra 1971 yılında emekli oluncaya kadar maliye tahsildarlığını yapmıştır.

      İsmail Bey ilk eşinin vefatı üzerine Bahriye Hanım ile ikinci evliliğini yapmıştır. Mikail Bey, babasının ilk hanımından doğan 5 çocuğun en büyüğü olup 8 tane de üvey kardeşi ile birlikte toplam 13 kardeşlerin en büyüğüdür.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 40 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 84 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.