Murat Ağırel

Murat Ağırel

Yazar
8.8/10
330 Kişi
·
806
Okunma
·
44
Beğeni
·
1.007
Gösterim
Adı:
Murat Ağırel
Unvan:
Gazeteci
Doğum:
23 Eylül 1980
23 Eylül 1980 Adana Ceyhan’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ceyhan’da tamamladı. Eskişehir Üniversitesi Dış Ticaret Bölümü mezunu. Biri erkek biri kız iki çocuk babası.

2006 yılında “Cumhuriyet Meclisi” adı ile başlayan internet sitesinde tanışan insanların bir araya gelip bir ses olma, mücadele etme girişimleri neticesinde “Bizkaçkişiyiz Platformu” kuruldu. Bu platformun hem kurucusu oldu hem de İstanbul il başkanlığını yaptı.

Binlerce salon toplantısı organizasyonu, beş büyük Türkiye Forumu organizasyonu. Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonu, iki “Hukuka Saygı” Mitingi, “8 Mart Emekçi Dünya Kadınlar Günü” Mitingi, üç “Teröre Lanet Mitingi”, yüzlerce tepkisel yürüyüş düzenledi.

Memleket Sevdalıları Demeği’nin kurucu genel başkanlığını ve dört dönem başkanlığını yaptı, 23 Eylül 2008 tarihinde FETÖ kumpas davası olan Ergenekon Davası’nda gözaltına alındı, on bir yıl yargılandı ve beraat etti.

2017 yılında MedyaSiyaset adlı internet haber sitesinde yazı yazmaya başladı. Ardından yazılarına Odatv’de devam etti. Hâlihazırda yolsuzluk ve usulsüzlük dosyalannı Yeniçağ gazetesinde kamuoyuna duyuruyor.

Öyle ki yazılarıyla ve yaptığı araştırmalarla 2019 yılında Uluslararası Şeffaflık Demeği tarafından “Medya” dalında Şeffaflık Ödülü’ne de layık görüldü.

2019 yılında Şaki (İnkılap Kitabevi) isimli kitabı yayımlandı.

(Bu biyografi yazarın Sarmal adlı kitabından aktarılmıştır)
Ve bizler...
Bu ülkenin iyiden, güzelden ve haklıdan yana olan aydınlık insanları, Ensar'ın ve Ensarcıların, vicdanları kanatan her çalışmasına karşılık bir tepki koyacağız.
Murat Ağırel
Sayfa 249 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 6. Basım 2020
Çağdaşlığın, aydınlanmanın yegane yerleri olan Köy Entitüleri kapanacak, yerine imam hatip okulları açılacak!
Murat Ağırel
Sayfa 136 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 6. Basım 2020
"Özel Harp'te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır."
Murat Ağırel
Sayfa 41 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 6. Basım 2020
Olayların başlaması için Oktay Engin isimli bir ajana, Atatürk'ün Selanik'te doğduğu eve bomba atması emri verildiği ortaya çıkıyor.
Murat Ağırel
Sayfa 41 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 6. Basım 2020
Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın, İstiklal Caddesi'nde oluşan hasarı görünce yanındaki İçişleri Bakanı Namık Gedik'e "Galiba dozu kaçırdık Namık" dediği de bir çok yerde iddia edildi.
Murat Ağırel
Sayfa 40 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 6. Basım 2020
16 Şubat 1969 Pazar günü İstanbul'da ABD'lileri bile şoke eden bir olay yaşandı. Kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu'nun her yanından taşınan dinci-ülkücü komandolar, Dolmabahçe'de demirli 6. Filo'ya ait bir gemiyi "kıble" yapıp namaz kıldılar.
Murat Ağırel
Sayfa 67 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 6. Basım 2020
6. Filo İstanbul'a girmeye hazırlanırken saflar da belirginleşmişti.
Bir tarafta antiemperyalist, bağımsızlıkçı, ABD karşıtı "solcu" gençlik; diğer tarafta ise dinci, ABD yandaşı "sağcı" gençlik...
Murat Ağırel
Sayfa 67 - Kırmızı Kedi Yayınevi - 6. Basım 2020
" Ülkemizde insanlar düzenli bir kitap alıcısı olamıyor, Anadolu'nun eşsiz tarihi güzelliklerini gezecek bütçeyi ayıramıyor, yurtdışına çıkamıyor, çıkmayı hayal bile edemiyor. Sinemaya, müzeye gitmek için dişinden tırnağından artırmak zorunda kalıyor. "
272 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Parsel Parsel, Melih Gökçek ve çevresindekilerin nasıl milletin kanını vampir gibi sömürdüğünün özeti niteliğinde bir kitap. Okurken fark edeceksiniz ki Melih Gökçek dönemindeki ihaleler ve olaylar hep dönüp dolaşıp belli başlı isimler etrafında dönüyor. Olayların birçoğu da hukuka aykırı. Yaptırılan işler 1 ise 10 katı para ödenmiş. Kimlere? Eşe, dosta, cemaate, tarikatlara, hacıya, hocaya. Kitabı bitirdiğinizde kocaman bir yuh çekeceksiniz. Selda Bağcan'ın söylediği "Yuh Yuh" şarkısını da kitap bittiğinde mutlaka dinleyin.
272 syf.
·16 günde·10/10 puan
Melih Gökçek'i tanımayan yoktur herhalde. Eski Ankara Büyükşehir belediye başkanı. 23 sene aralıksız başkanlık yaptı. Daha yeni kurtulduk kendisinden.
Bu kitap da zat-ı muhteremin 23 sene boyunca Ankaralılara hizmet etmesi gerekirken, onun yerine ailesine ve tebaasına nasıl "hizmet" ettiğini anlatıyor.
Yapılanları, hırsızlıkları, bunları görmezden gelen yozlaşmışlıkları okurken bile yoruldum. Ama Melih ve takımı yorulmadan, istikrarlı bir şekilde çalmış da çalmış. Kimse de bir şey dememiş. Savcılığa giden bazı şikayetlerin de üstü bir şekilde örtülmüş.
Rakamlar akıl almaz boyutlarda. Milyarlarca lira. Ama eski parayla değil yeni parayla milyarlarca.

Oyuncaklara milyarlar harcanır mı ya?
Çocukluğunu mu düzgün yaşayamadı acaba?
Büyüyünce belediye başkanı olup her yeri dinozorlarla donatacağım mı diyordu acaba?
Hadi diyelim çocukluğunu iyi yaşayamadı, bir sıkıntı yaşadı. Bir insanın travmasının bedelini bütün Türkiye, bütün Ankara mı ödemeli?

Bu kitabı okurken aynı zamanda Son Cüret kitabını da okuyordum. Kurtuluş Savaşı'na katılan, savaşan, gazi olan çoğu kahramanımıza devlet maaş bağlamış. O kahramanların çoğu maaşı ya kabul etmemiş, ya da o maaşı hayır kurumlarına bağışlamıştır.
Bir tarafta canını dişine takıp vatanı için savaşanların devletin parasını kabul etmeyişi, diğer tarafta canını dişine takıp çalışan, evine ekmek götürmeye çalışan halkın parasını çalan hırsız siyasetçi.

Özellikle Ankaralılar lütfen okuyun, okutun
272 syf.
·6 günde
"Adama, kişiye, kişilere gruplara, cemaatlere, vakıflara, derneklere hizmet işi bitti.” Ben bu sözü çok seviyorum çok da benimsiyorum. İstanbul’daki düzenin yansıması olan bu sözleri İmamoğlu’nun sesinden duymuştuk. İşte bu kitap yine aynı sözlere bir açıklama niteliğinde.

Bu kitap Gökçek belediyeciliğinindeki israfın gözler önüne serilen tablosu. Milyonlarca liralık kamu kaynaklarının vakıflara, derneklere, cemaatlere ve kişilere parsel parsel nasıl dağıtıldığını, bu halkın parasının iktidar sahiplerinin “kendi adamları”nın cebine nasıl akıtıldığı, belgelerle konuşuyor kitapta.
Bu kitabı okuyun. Binlerce perde binlerce oyun, işte size Gökçek belediyeciliği, yolsuzluklara uydurulan kılıflar.

Bir de tabiii;
Ta 1990'ların başından bu yana yaptığı açıklamalar ve hareketlerle hep gündemdeydi.
Hâlâ da öyle..
Ama hiç belediyecilik alanında başarılarıyla ortaya çıkmadı. Belediyenin borcunu kapatmadı, yoksulları, açıkta kalanlanı koruyan politikalar üretmedi.
Bir televizyon programında açıklamalarıyla gündeme oturdu. Kürtajın cinayet olduğunu belirterek "Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor. Anası kendisini öldürsün" bile diyebildi!
İşte Gökçek, işte karşımızdaki tablo budur. Bizi yönetenler bu insanlar mı? bunlar mı? yıllarca muhatap olduğumuz karşı karşıya kaldığımız durumdaki insanlar bunlar mı? bu seviyede miyiz? diye bir düşünüyor insan. Hak hukuk tanımadığı gibi usulsüzlüklerin kitabını yazan bu insanların tabiki de herhangi bir insana saygısı olmaz.


Dinozorları çok seven Melih;
“Melih Gökçek yönetimi, ANKAPARK adında bir lunapark inşa ederek bunca emekle kurulan araziyi kullanılamaz hale getirdi.
Melih Gökçek isminin karikatürize olmasına başlayan süreç de bu dönemde başladı.
Atatürk'ün büyük bir ciddiyetle yarattığı ve yaşattığı çiftlik projesine artık dinozor oyuncakları konulmaya başlanmıştı. Çoğu insan o fotoğrafı bilir, Melih Gökçek'in eli dinozorun
ağzında. İşte o fotoğraftaki dinozorların da dahil olduğu heykellere belediye bütçesinden 342 milyon lira para verildi...
Bakın dinozorları anlatan dünyaca ünlü Hollywood yapımı Jurassic Park filminin bütçesinin bile 63 milyon dolar olması, işin içerisinde nasıl bir çarpıklık olduğunu anlatmaya yetiyor. Filmin tüm serilerinin toplam bütçesi bile Gökçek'in mil yonlarca dolarlık projesinin maliyetine ulaşamıyor.”

Uzun görev süresince kaç yıllarca tahribata uğrattığı Başkent’te, anlayamadığımız bir şekilde alakasız dinozorlarla anılan, yandaşları tarafından karikatürize edilerek sevimli gösterilmeye çalışılan Gökçek ailesi özelinde bu halkın milyarlarca lirası har vurup harman savruldu, birilerinin cebine girdi, rant elde edilebileceği her şeyden yarar sağlamak uğruna zarara uğratıldı. Siyasal islamcılığın gölgesindeki Gökçek belediyeciliği sayesinde bir aile belediyesi havası gördüğümüz, her taşın altından bir cemaatin çıktığı bir başkent’ti Ankara... Fahiş fiyatlarla parsel parsel satıldı güzel Ankaramız...


Gökçek’in istifasının ardından Başkent’te bıraktığı enkaz halen toparlanabilmiş değil...
“Anadolu'nun aynası, Anadolu'nun aydınlanma kenti Ankara, tarihi boyunca böylesi bir tahribata uğramadı. ... Neoliberalizimle siyasal İslamın politikaları arasındamış, tahrip edilmiş bir Başkent.” Kitap yazarın bu sözleriyle bitiyor... durum içler acısı, inanın acıyorum, okuduklarıma şaşırmıyorum bile, üzülüyorum sadece şu halimize. Dini ile istismar edilen, ayakta uyutulan bir halk ve perde arkasında dönen pek çok usulsuzluk, yolsuzluk...

Böyle bir kitabı bizlerle buluşturduğu için yazara ne kadar teşekkür etsek az. Eline, yüreğine, kalemine, sağlık Murat Ağırel. Yapılan yayınlarda kırk takla atan, gazeteciyim diyenlere muhteşem bir örnek, cesur ve korkusuz bir gazeteci.
352 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı 'yeni çıkanlar' rafında görünce almıştım. Sıcağı sıcağına okudum ve beğendim. Hem güzel bir kapağa hem de kısa ve öz arka kapak yazısına sahip. Bu kitabı okuduğum günlerde yazar Murat Ağırel maalesef Silivri zindanındaydı. Hem geçmiş olsun hem de tez zamanda çıkmasını temenni ederim. Daha önce yazar hakkında bir bilgim yoktu ve bu kitap ile tanıdım.

Kırmızı Kedi yayınları da son yıllarda gündeme dair güzel kitaplar çıkartıyor ve bu kitapta onlardan biri, onları da bu kitabı yayımladıkları için tebrik ederim.

Peki bu kitap neyi, kimleri anlatıyor? O zaman önce kitabın içindekilerine bakalım: Milli Türk Talebe Birliği, Komünizmle Mücadele Derneği, İlim Yayma Cemiyeti, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, Türgev, Seta, Ensar, Okçular Vakfı, Tügva ve Pelikan başlıklarına sahip. Yani hem geçmişi hem de günümüzü anlatıyor.

Bu cemiyet, vakıf ve derneklerin kurulma sebepleri, faaliyetleri, birbirleriyle organik ilişkileri ve topluma seslenişleri de ele alınıyor. Bu yapıların hepsi de legal ve şu an iktidarda bulunan kadroların da geçmişini ve fikir dünyalarını anlatması bakımından da önemli.

Kitap, Türkiye'nin yakın tarihine odaklanıp bu yapıların siyasete ve devlete çekidüzen vermesi haricinde, bunları kuran veya bu yapılanma içinde olan kişilerin de zaman içinde nerelerden nerelere geldiğini göstermesi bakımından da önemli. Bunu da açık kaynaklardan elde ettiği bilgiler sayesinde yazıyor. Bir çeşit yapboz gibi parçaları birleştiriyor.

Peki, bu kitabın amacı ne olabilir, bizlere ne demek istiyor? Bu kitapta benzer kitaplar gibi 'uyarıcı'dır. Bu yapı içinde olmayan ve/veya bunlar gibi düşünmeyen insanları uyarıyor.

Yazar, kitabın giriş kısmında Uğur Mumcu'nun ortaya çıkardığı 'Rabıta' teşkilatının, bugün artık 'doğrudan iktidarın kendisi olduğunu (s.7)' da ifade ediyor. Bu yapıların artık dev bir organizasyon olduğu da gözüküyor. Sanayi, ticaret, sağlık, eğitim, medya, üretim yani kısaca çok geniş alana yayılmış bir organizasyon.

Kitap içinde, zamanla bazı tarikat, vakıf, dernek ve cemaatlerin, devlet imkanlarını daha rahat kullanmaları haricinde kadrolaştıklarından da bahsediliyor. Devletin tüm katmanlarına yerleşen bu yapıların, Fetö'nün yapılanmasından farkları nedir acaba? Bu da soru işareti olarak ortada dursun?

Örneğin devletin bazı imkanları bu yapılara verilmeseydi yine de bu şekilde semizlenebilirleymiydi? Önce özel sektör içinde desteklenen ve büyütülen bu yapılar, kendilerine yakın buldukları iktidarlarla daha içli dışlı olmuş ve daha rahat bir şekilde büyümüş ve kadrolaşmışlar. Fetö olayı bunun bir örneği sayılabilir?

Bu yapılar içinden çıkan ve bir yerlere gelen kişilerin, geriye dönük bağlantıları hakkında da bilgi veriliyor. Tabi burada öncelik, bir yapı ve sistemin anlatılması yoksa tek tek kişilerden ayrıntılı bir şekilde bahsedilmiyor. Eğer bazı yerler daha da ayrıntılansa o zaman da kitap çok daha fazla sayfa sayısına ulaşır ki, bu da okuyucu açısından çok da hoş karşılanan bir durum da olmuyor. Kitapta adı geçen kişilerin bu yapılar içindeki durumları anlatılması yanında, buradan hareketle artık ikinci, üçüncü neslin iş başına geçmesiyle bu sürecin yine aynı şekilde gen aktarımı gibi ileriye doğru taşındığı da görülmektedir.

AKP iktidarıyla iyice serpilen bu yapılar artık daha geniş bir alana yayılmış vaziyetteler. Daha önce lokal bir durumdayken şimdi özellikle eğitim alanında ABD'de bile yurt binası yapacak kadar devasa boyuttalar. Hayır severlerin yardımları iyi yerlere kullanıldığında bir sıkıntı olmaz. Tabi ki kanunlar karşısında legal bir yapı ve faaliyetlerine kimse bir şey de diyemez. Bizim de dediğimiz yok. Ama örneğin, yoksul ve muhtaç durumda olan öğrencilerin tamamına ücretsiz imkanlar sağlanıyor mu? Ayrıca devletin yapması gereken işleri niye bu tür yapılar yapıyor? Ya da dış mihraklarla bağlantıları var mı varsa bunun sebebi nedir? Kitabı okuduğumuzda bu sorular haricinde onlarca başka sorular da ortaya çıkabiliyor.

Yazar gazeteci olduğu için, kitapta da kolay ve anlaşılabilir dil kullanmış. Bazı yerlerin resimlerle desteklenmesi de ayrıca güzel olmuş. Murat Ağırel, kitabın 'giriş' kısmında kitabın oluşum süreci hakkında bilgi verirken, 'onlarca kitap okuduğunu', 'kitaplar topladığını', 'görüşmeler yaptığını', 'onlarca belge, köşe yazısı, fotoğraf ' (s.8) taraması yaptığını da belirtiyor, yani emek harcanmış bir çalışma.

Not: Kitabın 2 yerinde anlamadığım cümle var (burada uzun uzun yazmıyorum). Bence dün/bugün tarih karışımı gibi bir cümle yapısı var.
++ 106. sayfada sehven TKDM yazılmış doğrusu TKMD olacak (gözden kaçmış).
++ 331. sayfada sehven istafa yazılmış doğrusu istifa olacak (gözden kaçmış).
++ 206.sayfada sehven (Fahr,ettin) var, o da gözden kaçmış. Diğer baskılarda düzeltilebilir.
++ (Aşağıdaki ek kitaptan bağımsız bana ait ve sadece olabilir miydi anlamında yazıyorum) MTTB ve Birlik vakfı (şu an Birlik Vakfı binası olan yer) olan yerin önünde (orayı bilenler biliyor, cepheden baktığımızda hemen sağ kenarda) zamanında Turan Emeksiz büstü vardı. Bu iktidar zamanında (zaten deforme olmuştu) kaldırıldı, ona da konu içinde değinilebilirdi.
++ Kitabın arka kısmında kaynakçalar toplu bir şekilde verilebilirdi. Dizin kısmının olması iyi olmuş.

Bu kitabı 11 - 12 Mart 2020 tarihleri arasında okuyup inceleme yazısı ise 13 Mart 2020 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir. Kitabı tavsiye ederim. Günümüzde bile isimlerini hala duyduğumuz kişilerin geçmişleri hakkında da bilgi veriyor.
352 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Murat Ağırel'i içeri attıran kitap. Içeriği zaten herkesin bildiği şeyler. Mücahit olmak için yola çıkanların müteahhitliğe dönüşüp vakıflar aracılığıyla devlet malını söğüşleyenleri bir bir anlatıyor. Devletin tüm kurumları ve hükümet belediyeleri bu vakıflara oluk oluk para akıtıp her türlü kolaylığı sağlamış. Tabi bu kitabın karşılığı olarak yazarı hemen zindana tıkamışlar!
Kitabın içeriği akıcı ama isimlerle çok boğuyor okuyucuyu. Üslup olarak da yazar dine karşı biriymiş gibi izlenim veriyor. Bir iki yerde böyle bir amacının olmadığını yazmış ama pek inandırıcı olmamış.
Uzun zamandır beklediğim bir kitaptı. Yakın tarihimiz açısından önemli detaylar olabilir düşüncesindeyim. Hemen bugün okumaya başlıyorum. Fikirlerimi paylaşacağım.
272 syf.
·Puan vermedi
Hukukun olduğu bir ülkede Melih Gökçek'in hapishanede çoktan mahkum olması gerekirdi. Bu kadar yolsuzluk, bu kadar kamu zararı nasıl görmezden geliniyor, anlamak zor.
272 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın konusu Melih Gökçek'in Ankara belediye başkanlığı döneminde yakın, arkadaş ve dost çevresini nasıl ve hangi yöntemlerle ihya ettiğini; adrese teslim ihale yöntemleri ile çevresindekilere nasıl rant sağladığını konu edinmekte. Okuduklarımı hazmetmem oldukça zor oldu. Zira bu halkın paralarının bu vasıfsız ve art niyetli kişilerin elinde nasıl heba olduğunu okumak insanın içini yaktığı gibi, umutsuzluk ve üzüntüye sevkediyor. Ancak bilgilenmek gerektiğini de düşünüyorum ve böyle kitapların okunup ihanet, israf ve yolsuzlukların farkında olmamız gerektiği kanısında olduğum için üzüleceğimi bile bile bu tarz kitaplar okumaya yönleniyorum. Kitapta Melih Gökçek'in siyasi hayatının başlangıcından itibaren belediye başkanlığı dönemindeki olaylar ele alınmakta. Ankapark fiyaskosu da anlatılmakta. Şunu da belirtmek istiyorum. Yazar kitabında yer verdiği iddia, bilgi ve söylemleri için Melih Gökçek'e de sorular sormak ve cevaplarını almak istediğini belirtirken, kendisine karşı taraftan olumlu veya olumsuz hiçbir cevap verilmediğine de kitabında yer vermiş. Çok fazla uzatmadan bu konularda da fikir edinmek isterseniz bu kitabı okumanızı tavsiye ederim, çok şaşıracağınız ve bu da olur mu diyeceğiniz bilgilerin ve iddiaların bulunduğunu bilmenizi isterim.

Kocatepe’deki 1000 araçlık otopark işini o zamanın parasıyla 10 trilyon’a yapıldı.Dünyada o kadar paraya yapılantek otopark olmuştur.

2017 yılında Sarkık Himalaya Sedirinin tanesi için 26bin 154tl ödendi.

Hiçbir işe yaramayan Ankapark için Melih Gökçek yönetimi 719 milyon 315 bin 256dolar harcamış.

Kömür ihaleleri, ön ödemek doğalgaz sayaçları, içme suyu ihaleleri , helikopter kiralama ihalesi, hafriyat sahalarının işletilmesi işini Osmanlıspor’a verdi,Ankara’daki bir çok otopark işletmesini Keçiörengücüspor ve Osmanlıspor’a verdi,Ankaragücü’nün başına oğlunu geçirdi,Gökkuşağı reenkarnasyon alanı ihalesi, park ve bahçe bakımı ihaleleri, ağaç alım ihaleleri,Demir kafes ihalesi ,Ankapark......
352 syf.
·7 günde·10/10 puan
Nasıl bir Türkiye var size anlatayım...
İçerisinde iktidarın da olduğu siyasal İslamcı bir grup zengin, sistemi istediği gibi kontrol ediyor. Bunu vakıflar aracılığıyla yaparken, çocuklarını da bu sistemi devam ettirmeleri için yetiştiriyor.
Yüzde 1 bunlardan oluşurken yüzde 99 asgari ücrete gelecek zammı umutla bekliyor.
Halbuki siyasal İslam, sermayenin kendi çıkarları adına kullandığı İslam'dan başka bir şey değildir.
Maalesef insanlar dinin siyaset ve ticarette kullanılmasının acı sonuçlarını görmedikçe, samimi Müslümanlar bu din tacirlerine alet oldukça, onlar tarafından kandırıldıkça bu düzen sürecek. FETÖ gitti; METÖ, ÇETÖ velhasıl nice güç, iktidar ve para için insanları kullanan bir başkası gelecek.
Düşünen ve duyarlı, vicdanlı insanlara düşen görev; Bu yapıların ne istediğini, hangi amaçla hareket ettiğini anlamak ve gereken tepkiyi göstermek. Dinin ve kutsalların siyaset ve ticaret için kullanılmasına itiraz etmektir.
Tüm amacım bu örgütlenmenin Türkiye'deki bağlantılarını tarihsel süreç içerisinde isim isim, olay olay anlatmaktı.
Bu nedenle Şeyh Bedrettin'in şu sözleriyle noktalayalım:
'Birtakım insanlar, birtakım insanlara taparlar, kimi altın ve gümüş paralara, kimi yenilecek, içilecek nesnelere tapar da Tanrı'ya taptığını sanır.'

Detaylı yorum için: http://gamzeninkitapdunyasi.blogspot.com/...um-alntlar.html#more
352 syf.
·3 günde
Yukardakileri az çok tanıyoruz, bir şeylerin fark edilme, halkı ipinden tutup istediği yöne çekememe korkusu sebebiyle ağzını açanı tıkar bir yerlere.
“Sarmal” da bir yerlere tıkılmak için oldukça geçerli bir sebep.
Kitapta yer alan tüm dernek ve vakıflardan bahsetmemiz birbirleriyle iç içe olmaları dolayısıyla pek mümkün görünmüyor.
Fakat dikkatinizi çekebilmek adına birkaçından bahsetmek istiyorum ;

Örneğin köy enstitülerinin kaldırılması ; o dönemdeki toprak ağası ve milletvekili Kimyas Kartal tarafından “... Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. Bu nedenle kapattık.” Olarak açıklanıyor.(135)

Aydınlık gazetesinde yer almış olan “CIA belgelerinde İlim Yayma Cemiyeti” başlıklı bir habere bakalım; “ İlim Yayma Cemiyeti, Arap gizli servisinin gizli adı olup, amacı, Arapça konuşulması ve yazılmasının yasak olduğu tüm ülkelerde, imamları ve vaizleri eğitmek için gizli okullar kurarak bu okulları fonlamaktır.” (153)
Aynı kuruluşu finanse eden isimler arasında Suudi Arabistan Kralı Melik Faysal’ın da bulunduğunu eklemek isterim. :)


Peki Komünizmle Mücadele Derneği’nin kurucuları arasında Fetullah Gülen’in de bulunduğunu, Abdullah Öcalanın ise sık sık ziyaret ettiğini söylediğini biliyor muydunuz?
(115)

İlim Yayma Cemiyeti’nin geçmişinin ise Komünizmle Mücadele Derneği’nden geldiğini ve Erdoğanın, İlim Yayma Cemiyetinden
“ Türkiye’nin hafızasıdır. Bu çatının altında yetişmiş hiçbir genç vatanına, milletine kurşun sıkmadı” olarak bahsettiğini de belirtmek isterim.
Kimlerin kimlerle beraber yanyana gezdiğini öğrenmek adına kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum.

İyi okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Ağırel
Unvan:
Gazeteci
Doğum:
23 Eylül 1980
23 Eylül 1980 Adana Ceyhan’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ceyhan’da tamamladı. Eskişehir Üniversitesi Dış Ticaret Bölümü mezunu. Biri erkek biri kız iki çocuk babası.

2006 yılında “Cumhuriyet Meclisi” adı ile başlayan internet sitesinde tanışan insanların bir araya gelip bir ses olma, mücadele etme girişimleri neticesinde “Bizkaçkişiyiz Platformu” kuruldu. Bu platformun hem kurucusu oldu hem de İstanbul il başkanlığını yaptı.

Binlerce salon toplantısı organizasyonu, beş büyük Türkiye Forumu organizasyonu. Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonu, iki “Hukuka Saygı” Mitingi, “8 Mart Emekçi Dünya Kadınlar Günü” Mitingi, üç “Teröre Lanet Mitingi”, yüzlerce tepkisel yürüyüş düzenledi.

Memleket Sevdalıları Demeği’nin kurucu genel başkanlığını ve dört dönem başkanlığını yaptı, 23 Eylül 2008 tarihinde FETÖ kumpas davası olan Ergenekon Davası’nda gözaltına alındı, on bir yıl yargılandı ve beraat etti.

2017 yılında MedyaSiyaset adlı internet haber sitesinde yazı yazmaya başladı. Ardından yazılarına Odatv’de devam etti. Hâlihazırda yolsuzluk ve usulsüzlük dosyalannı Yeniçağ gazetesinde kamuoyuna duyuruyor.

Öyle ki yazılarıyla ve yaptığı araştırmalarla 2019 yılında Uluslararası Şeffaflık Demeği tarafından “Medya” dalında Şeffaflık Ödülü’ne de layık görüldü.

2019 yılında Şaki (İnkılap Kitabevi) isimli kitabı yayımlandı.

(Bu biyografi yazarın Sarmal adlı kitabından aktarılmıştır)

Yazar istatistikleri

  • 44 okur beğendi.
  • 806 okur okudu.
  • 62 okur okuyor.
  • 368 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.