Müşerref Yardım

Doğu Batı ve Ötekilik yazarı
Yazar
Editör
7.5/10
0 Kişi
4
Okunma
2
Beğeni
556
Görüntülenme

Müşerref Yardım Sözleri ve Alıntıları

Müşerref Yardım sözleri ve alıntılarını, kitap alıntılarını, en etkileyici cümleleri ve paragrafları 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
Oryantalizm ve sömürgeciliğin aracı haline gelen Batı’nın bilgi ve kültür aracılığı ile Doğu’nun üzerinde oluşturduğu tehakkümü açıklamak için Gramsci ve Bourdieu farklı ama tamamlayıcı metot kullanmışlardır. Yönetilenler kendilerine empoze edilen tehakküm kriterlerini kabullenerek tehakkümü hegemonyaya dönüştürmüşlerdir. Yönetenler, yönetilenleri kendi kendilerinden nefret ettirme ve kendi hegemonik yöntemlerine hayran duymaya'yöneltmişlerdir. Yönetilenler kültür, eğitim, sosyal ve ”sanatsal üretimlerinin yönetenlerinkinden daha kalitesiz olduğuna inandırıldıkları gibi yönetenlerinkini yüceltmeye özendirilmişlerdir. Gramsci hegemonya, Bourdieu ise sembolik şiddet üzerinden konuyu ele almışlardır. Gramsci hegemonyayı ”kabul edilen tehakküm" olarak tanımlamaktadır. Gramsci'ye göre egemen sınıf hakimiyetini koruma ve meşrutiyetini sağlama konusunda yönetilenlerden tam destek almayı başamuştır. Böylelikle yönetilenlerin yaşadıklarını tehakküm olarak değil de ”kendi iyilikleri için” veya ”başka türlü olamayacağı için” rıza gösterdikleri öne sürülmektedir. Bourdieu de benzer görüşleri sembolik şiddet yolu ile açıklamaktadır (Blanchet, 2018). İster hegemonya olsun isterse de sembolik şiddet olsun, her iki kurama göre yöneten-yönetilen ilişkisinde toplumsal düzenin devamı kültürel tehakküm sayesinde olmuştur (Burawoy, 2012).
Sayfa 50·Kitabı okudu
Kendi kültürü, kendi kurumları ve kendi dünya görüşünün diğerlerinkinden daha üstün olduğunu düşünen Batı Doğu’nun da bu tecrübelerden faydalanması gerektiği fikrini savunmaktadır. Bu doğrultuda sömürgeci Batı sömürge altına aldığı toplumlara kendi dilini, kendi dinini ve kendi yaşam tarzını empoze ettiği görülmektedir. Batı emperyalizmi Öteki’ne ait toprakları kendi çıkarlarına göre yönetme, hükmetme ve işletme tasarrufunda bulunmuş ve bunu da ”uygarlaştırma” olarak nitelemiştir. Medeniyet kavramının kullanımının sadece Batı için geçerli olduğunu savunan Charles qurrier’e göre medeniyet ”Avrupa uluslarının mevcut olduğu belirli toplumsal yaşam dönemine” uygulandığını düşünmektedir (Schnerb, 1961: 99). Batı medeniyeti ”zirve” olarak görülmektedir. Hristiyanlık ve akılcıhğa kapılmış Avrupa kültürleri, medeniyetin mutlaklığını, insanın evriminin en üst' seviyesini temsil ettiği fikri ortaya atılmıştır (Girardet, 1972: 139)
Sayfa 49·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kalın’a (2009) göre oryantalist erkek seyyah yazarlar Doğulu kadınlar ve hiç görmedikleri harem hakkında müstehcen metinler kaleme almışlardır. Erotizm noktasında yapılan Sünular her zaman rağbet gördüğünden en çok pazarlanan değerler arasında erotizm olgusu yer almaktadır (Kabbani, 1998: 16). Sunumun nesnesinin dişil unsurlara dayandırılması her alanda olduğu gibi Doğulu kadınları bu eylemin metası haline getirmiştir (Çaycı 2015: 188). Harem ve hamamla özdeşleştirilen Doğulu kadın oryantalist edebiyatının başlıca temasını oluşturmaktadır. Hayatlarında bir kez dahi olsun harem ve hamama ayak bas(a) mamış olan Batılı erkekler kendi hayalleri doğrultusunda harem ve hamam kurgulamışlardır. Haremi, ”cinsel arzuların ve hazların gerçekleştirildiği” yer olarak aktaran veya resmeden Batılı erkek seyyah ve ressamların hayatlarında haremin içine girmemişler, gerçek haremin neye benzediğini bilmediği konusunu Lady Montagu aktarmıştır: ”İhtimal ki siz şimdi o bilmedikleri şeylerden bahsetmek için kendilerini bir türlü zabt edemeyen adi seyyahların hatıralarındakinden büsbütün başka bir şey gördüğünüze hayret edersiniz. Hâlbuki bir Hristiyan, gayet mümtaz bir mahiyeti haiz veya büsbütün harikulâde bir fırsata malik olmadıkça, Türkiye’de kibar bir adamın evine giremez. Hususiyle harem külliyen yasaktır. Bu sebepten o seyyahlar ancak evlerin ale’l-umum o derece gösterişli olmayan dış taraflarından bahsederler. Haremler ise daima geri de sokaktan görülemez. Görünen kısımları yalnız bahçelerdir (Montagu,1993:65-67)”. Fatima Mernissi (2000) de haremin Batılı erkeklerde hangi anlam taşıdığım ”utanmadan en keyif verici coşkuya kadar ki duyguları içeren cinsel çağrışımlarla dolu bir gülümseme” sözleriyle açıklanuştır.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Batı’nın "Öteki” halkların dillerini öğrenmesi, kültürlerine-geleneklerine-dinlerine ilgi duyması ve hissiyatlarmı anlamaya çalışması insani amaç gibi görünse de gerçekler çok daha farklıdır. Oryantalizm hem teorik hem de pratik bakımdan insani amaçlara hizmet etmekten ziyade, halkların köleleştirilmesine, ülkelerin sömürgeleştirilmesine katkıda bulunmuştur (Mertcan, 2007:12-13). Batı’nın sömürgeyi sömürülenler için bir kurtuluş gibi göstermesi ”uygarlaştırma misyonu" ile bağlantılıdır.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Batı’nın sömürge altına aldığı toplumlarla ilişkiye girme’ yöntemleri bazen zorbalık bazen kapsayıcılık bazen şiddet bazen de sindirme şeklinde ortaya çıkmaktadır (Evren, 2003: 40). Doğu-Batı ikilisinin temelini ”güç" oluşturmaktadır. Oryantalizmin sömürgecilikle olan ilişkisi Foucoult’un vurguladığı bilgi ve güç arasındaki ilişkiyi ortaya kaymaktadır. Buna göre gücün sahibi elinde bulundurduğu toplumsal kontrol mekanizmalarıyla (medya, okul, hapishane, ordu, yargı vd.) bilgiyi üretir ve bu sırada objesine dair algıyı şekillendirir. Bu açıdan Batı, üzerinde sömürgeci tahakküm kurduğu Doğu’ya dair modern yöntemlerle bilgi üretirken, “Doğu” algısına biçim verir. Bunu yaparken aralarındaki güç asimetrisinfrn faydalanarak Doğu'yu Batı'nın anti te olarak tasarlar (Seyis).
Sayfa 48·Kitabı okudu
Etnosentrizm
Doğu’yu Batı'ının her türlü desteği ve yardımına muhtaç gibi yansıtan sömürgeciliği yöntem olarak benimseyen Batı’nın tutumunu etnosentrizm’le açıklamak mümkündür. Etnosentrizm, ayrımcı tutum ve davranışların neredeyse evrensel bir sendromudur (Sumner 1906; LeVine ve Campbell 1972). Etnosentrik tutum kendi grubunu (grup içi) erdemli ve üstün, kendi değerlerini de evrensel olarak görürken dış grubu küçümsemekte ve aşağılamaktadır (Hammond & Axelrod, 2006:1). Etnosentrik süreç iki şekilde ortaya çıkmaktadır: Kişinin kendi etnik veya kültürel grubunun (teoriler, normlar, değerler Vb.) başarılarını olumlu bir şekilde değerlendirilmesi; ve kendi grubunun normları ve kültürel değerlerini diğer gruplara yansıtması (Gurraoui & Troadec, 2000:14). İlk defa William Graham Sumner’in kullandığı etnosentrizm terimi, etnik gruplar arasındaki ilişkilerin araştırılmasında merkezi rol oynamıştır. Ona (1906) göre etnosentrizm, ”kendi grubunun her şeyin merkezinde olduğunu, diğer bütün grupların ise ona göre ölçülüp değerlendirildiği” anlamını taşımaktadır. Her grup kendine ait gururunu besleyebilmek için üstün olma arzusu içinde, kendini yüceltmek ve yabancıları (diğerlerini) küçümseme düşüncesindedir (Aissani, 2003:134). Edward Said’e göre etnosentrizme saplanmış bir Avrupa kültürü ve anlayışından dolayı Batılı düşünce sistemi asla evrensel ve bütünleyici olamayacaktır. Bu söylem, Batılı düşünme biçimlerinin etnosentrik söylemlerinin karşısına, Foucaultcu görüşe bağlı olan, aynı zamanda Derridacı yaklaşımla etnosentrik söylemi yapıbozuma uğratan bir düşünceyi yerleştirir. Çünkü Said’e göre, yaratılmaya çalışılan BatıDoğu karşıtlığında Batı’ya kutsayıcı bir güç bahşeden etnosentrik söylem, öteki olarak tanımladığı Doğuyla kendisini idealleştirir (Sözen, 1999:136). Yani Batılı söylem
Sayfa 47·Kitabı okudu