Doğu’yu Batı'ının her türlü desteği ve yardımına muhtaç gibi yansıtan sömürgeciliği yöntem olarak benimseyen Batı’nın tutumunu etnosentrizm’le açıklamak mümkündür. Etnosentrizm, ayrımcı tutum ve davranışların neredeyse evrensel bir sendromudur (Sumner 1906; LeVine ve Campbell 1972).
Etnosentrik tutum kendi grubunu (grup içi) erdemli ve üstün, kendi değerlerini de evrensel olarak görürken dış grubu küçümsemekte ve aşağılamaktadır (Hammond & Axelrod, 2006:1). Etnosentrik süreç iki şekilde ortaya çıkmaktadır: Kişinin kendi etnik veya kültürel grubunun (teoriler, normlar, değerler Vb.) başarılarını olumlu bir şekilde değerlendirilmesi; ve kendi grubunun normları ve kültürel değerlerini diğer gruplara yansıtması (Gurraoui & Troadec, 2000:14).
İlk defa William Graham Sumner’in kullandığı etnosentrizm terimi, etnik gruplar arasındaki ilişkilerin araştırılmasında merkezi rol oynamıştır. Ona (1906) göre etnosentrizm, ”kendi grubunun her şeyin merkezinde olduğunu, diğer bütün grupların ise ona göre ölçülüp değerlendirildiği” anlamını taşımaktadır. Her grup kendine ait gururunu besleyebilmek için üstün olma arzusu içinde, kendini yüceltmek ve yabancıları (diğerlerini) küçümseme düşüncesindedir (Aissani, 2003:134).
Edward Said’e göre etnosentrizme saplanmış bir Avrupa kültürü ve anlayışından dolayı Batılı düşünce sistemi asla evrensel ve bütünleyici olamayacaktır. Bu söylem, Batılı düşünme biçimlerinin etnosentrik söylemlerinin karşısına, Foucaultcu görüşe bağlı olan, aynı zamanda Derridacı yaklaşımla etnosentrik söylemi yapıbozuma uğratan bir düşünceyi yerleştirir. Çünkü Said’e göre, yaratılmaya çalışılan BatıDoğu karşıtlığında Batı’ya kutsayıcı bir güç bahşeden etnosentrik söylem, öteki olarak tanımladığı Doğuyla kendisini idealleştirir (Sözen, 1999:136).
Yani Batılı söylem