Muttalip Özcan

Muttalip Özcan

YazarÇevirmen
8.6/10
18 Kişi
·
79
Okunma
·
5
Beğeni
·
762
Gösterim
Adı:
Muttalip Özcan
Tam adı:
Doç. Dr. Muttalip Özcan
Unvan:
Öğretim Görevlisi, Felsefeci, Yazar
Doğum:
1962
Ne istekler bilge bir insanı isteklerinin kölesi yapabilir, ne de akıl, köle ruhlu birisini isteklerinin efendisi yapabilir.
Muttalip Özcan
Sayfa 85 - 1.baskı, 2016
Ne var ki, eğitim, "bilgiden yoksun bir ruha bilgi koymak", görmeyen gözlere görme gücü vermek gibi bir şey değildir; "her ruhta, bir öğrenme gücü ve bu işe yarayan bir örgen vardır". Eğitimciye düşen, bu örgenin bütün ruhla birlikte "geçici şeylere sırtını dönüp varlığa bakabilmesini, varlığın en ışıklı yönüne, 'iyi' dediğimiz yönüne" çevrilmesini sağlamaktır.
Muttalip Özcan
Sayfa 76 - 1.baskı, 2016
Platon ve Aristoteles'in ruh ve akıl temelli insan görüşlerini daha yakından incelersek hareket noktalarının aslında iki tip insan olduğunu görürüz: Sıradan insan ve üstün/tanrısal/bilge kişi anlamında insan. Sıradan insan, ya da benim "birey" olarak adlandırdığım insan, her iki filozof tarafından da, yaşamlarını haz ve acının ya da kendi deyişleriyle "iştah ve arzunun" yönlendirdiği, asıl anlamda "insansal" olanı henüz gerçekleştirememiş insan tipi olarak kabul edilir. Asıl anlamda insanlığı temsil eden bilge/tanrısal kişi ise, etik akla sahip olan ve yapıp etmelerinde bunu açığa vuran kişidir
Muttalip Özcan
Sayfa 16 - 1. baskı, 2016
Ruhun edindiği ve ruhun kısımlarıyla ilgilerinde övünen huylardır etik erdemler. Doğuştan sahip olunan şeyler değildir, eğitimle ya da eyleye eyleye edinilen huylardır. Bu açıdan bakıldığında erdemler, "ne doğal ne de doğaya aykırı olarak edinilir". Sadece şu söylenebilir: onları edinebilecek doğal bir yapımız vardır; yani insan için bir olanaktır, erdemleri edinmek.
Muttalip Özcan
Sayfa 107 - 1.baskı, 2016
Trajik insan, sağlam insandır, sürekli kendi kendisini yenileyen, taze tutan insandır; kendi kendisi olan insandır; kendi zevkleri, kendi eserleri, kendi değerlendirmeleri olan, sürüden ayrılmış olan insandır; olduğu gibi olan, tabii olan insandır, "onun yaptiği her şey ve eseri onun varlık yapısıyla, onun bütünlüğüyle ilgilidir"; soylu insandır, soyluluğu nereden geldiğinde değil nereye gittiğinde yatan, insanları eşit görmeyen, onlar arasında sıra ve derece ayrılığı gören insandır; bu yanıyla "insanın sürekli kendini arkada bırakması" gerektiğine işaret eden insandır(kişidir); o, merdivenin en üst basamağında duran ve buradan "değerleri belirleyen ve yüzyılların istemesine yön veren, bununla da en üstün yapılı insanlara yön veren kişidir; başkalarının göremediği en uzağı gören, yapıp etmelerini buna göre düzenleyen ve en büyük ödevleri ve sorumlulukları yüklenebilen insandır; insan olmakla gurur duyan insandır, ama aynı zamanda "büyük insan" olarak "en yalnız kalabilen insan, en saklanmış, en ayrılan insan, iyi ve kötünün ötesinde olan insan, kendi erdemlerinin ve istemesinin bolluğunun efendisi olan insandır; yeni başarılar, yeni değerler ortaya koyan insandır; yaptığı değerlendirmelerle ölçü veren, yasalar koyan, buyuran insandır; kendisine ve insana (insanlığa) koyduğu hedefte yılmadan ilerleyen ve üstlendiği ödevi başarmak için her şeyi ve herkesi araç olarak kullanan, ancak kendisi gibi yaratıcılar, yıkıcılar arayan, sadece kendi yolunda yürüyen insandır; önünde engel olarak duranı yikip geçen insandır, dünyanın alınyazısı olan insandir.
"Ben'im bu düzen içindeki yerim ve rolüm nedir? Altımda uzanan toprak mı, yukarıda yükselen gök mü? Yönetmek mi, sürekli yönetilmek mi?".
Muttalip Özcan
Sayfa 37 - 1.baskı, 2016
(...) Aristoteles'te, ruhun kendisinin akıl sahibi olmayan yanının, yani hayvanlarla ortak sahip olduğumuz yanın özellikleri bireyin, sıradan insanın veya sürünün özellikleri olarak alınabilir. Kendisi akıl sahibi değildir; ama zaman zaman akıldan pay alır, babanın sözünü dinler; ona içgüdü hakimdir, özerk/özgür değildir; doğa yasalarının etkisi altındadır; yapıp etmelerini haz ve acı belirler; biyolojik açıdan hayvandan sadece bir derece farkıyla ayrılır: "ne dünü bilir ne bugünü, bir o yana sıçrar bir bu yana, yer, uyur, geviş getirir, yeniden sıçrar, sabahtan akşama, bugünden öbür güne, kısacık yaşamının haz ve acılarıyla bağımlı, an'ın tepeciklerinde yaşar durur, bu yüzden de ne bir üzüntü, ne de bir bıkkınlık duyar (Nietzsche)".
Muttalip Özcan
Sayfa 28 - 1.baskı, 2016
Aklı, günlük işleri kotarma becerisi; özgürlüğü, istediğini düşünme ya da yapma yetisi; ahlaklılığı belirli bir toplumun veya dinin "iyileri ve kötüleri"ni ezbere dillendirme yetisi; irade sahibi olmayı da örneğin yalnızca bir süreliğine yiyip içmeme (oruç tutma) iradesi olarak kabul etmezsek, "akla ve erdeme uygun eyleyen", özgür olan, istemesini herkes için geçerli olabilecek akılsal ilkelere dayandırabilen, etik değere sahip eylemi hayata geçirebilen insan tekinin sayıca çok az olduğunu hem tarih, hem yaşadığımız hayat söylemektedir -etrafımıza şöyle bir bakmamız yeterlidir.
Muttalip Özcan
Sayfa 14 - 1. baskı, 2016
Mutluluk, kendine yeter olandır, yani "tek başına alındığında yaşamı tercih edilir kılan ve hiçbir eksiği bulunmayan şey"dir (...)
Muttalip Özcan
Sayfa 104 - 1.baskı, 2016
İnsan realitesini doğru değerlendirebilmek için, birey anlamında insan, yaratıcı kişi anlamında insan ve tür olarak insanın, bu üç insanın nasıl olup da tek bir bütün oluşturduğunu ortaya koyabilmek gerekir. Bunun yolu da bu üç insanın, özellikle de birey ve kişinin, onları hayvandan ayıran yapısal özelliklerini belirlemeye çalışmaktan öte, hayatta ortaya koyduklarını incelemekten, etkinlik halindeki sürüye, sürünün her bir üyesinin yapıp etmelerine ve yaratıcı kişinin etkinlik halindeki yaşamına, bunlar arasındaki ilişkiye ve bu karmaşık ilişkiler sonucunda ortaya çıkan başarılara bakmaktan geçer.
Muttalip Özcan
Sayfa 20 - 1. baskı, 2016
308 syf.
·Puan vermedi
‘İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir’/Cemil Meriç

Bir gün dersteyken hocamıza ‘hocam bence fazla siyasi bakıyorsunuz’ demiştim. O da ben hayata ‘ideolojik’ bakan bir insanım demişti. Orada siyasi ve ideolojik ayrımını esasen çok net bir şekilde kavrayamamıştım. Şimdi anlıyorum ki o ince ayrım bir uçurum kadar derin, bir o kadar da keskin ve ürkütücü. İdeoloji sözlük anlamıyla fikirleri inceleyen bilim demek.Sonunda ‘loji’ var neticede. Fakat bizde her nasıl olmuşsa zaman içinde aşınarak politika ya da siyaset anlamında kullanılmış.Biz birine ideolojik bakıyorsun dersen kendi siyasi görüşünle bakıyorsun demişiz hep. Peki gerçekten böyle midir? İdeolojik olan aynı zamanda politik midir?

İdeoloji kapsam itibariyle geniş, anlamın imleyeni olarak dar bir gösterendir. Sağlıklı olmak hakkında olmazsa olmaz yargılarla bakmak ideolojiktir. Buna bir nevi sağlık fetişizmi diyelim. Fetişizm adından analşılacağı gibi bir yüceltme,abartmadır. Her hakikat abartılıdır. Hakikat ise bir ideolojik söylemdir, Foucault buna itinayla eğilir. Hakikat söylemi bir toplum inşa etme sürecidir. Medya bu süreçteki en büyük kuvvedir.

Konumuza dönersek Eagleton’un da bahsettiği gibi ideoloji her yere sirayet etmiştir.Öyle ki günlük kullandığımız dil bile ideolojiktir.Çoğu feministin gündelik dilin dışına çıkma isteği buradan kaynaklanır. Mevcut iktidar dili ile konuşmak aslında mevcut ideolojiyi kabullenmektir de bir bakıma. Deleuze bu yüzden minör edebiyatı ortaya koyar. Minör edebiyat bir azınlığın mevcut dili bir nevi yarmasıdır bir bakıma.Dilin kendi içinden politik bir kale inşa etmektir.Bu sayede eleştiri eleştirenin hem kimliğini kurar hem merkezini değiştirir hem de iktidara hücum ederek onun tahtını sallandırır.

Kitabı incelemek zor bir durum. Bir roman değil neticede. Duygusal yaklaşmak da mümkün değil. Bu yüzden ideolojinin hangi alanlara sirayet ettiğini görme açısından örneklemelerle hermenetik bir yaklaşım geliştirsek güzel olur ve daha açıklayıcı olur.

Ülkemizde virüs salgını baş gösterdiğinden beri gerek medya gerek iktidar kanalları virüsü sürekli ‘düşman’ kelimesi ile niteliyor.Bize ilk bakışta kulak tırmalayıcı gelmese de burada virüs adeta insanlaştırılıyor ve ona bir kimlik veriliyor.Neticede düşmanlık söylemi bir güç işidir. Tabi bunu daha detaylı anlamak için Eagleton’un taktik ve strateji kelimelerinin güç ilişkileri açısından ele alışına bakabilirsiniz. Onun dışında sağlık çalışanlarının ‘Sağlık Ordusu’ gibi sıfatlarla nitelendirilmesi de iktidarın sağlık çalışanlarını bir çeşit asker, virüsü savaşılması gereken canlı bir düşman olarak gördüğünü ve taktiksel değil stratejik olarak pandemiye eğildiklerini gösterir. Tüm iktidarlar da düşman yaratmadan ve bir kenetlenme oluşturmadan, günah keçisi ve ordu kurmadan ayakta kalamaz. Bir sağlık çalışanı olarak her ne kadar gururlansam da politik bir zemine oturmak bir ideoloji nosyonu haline gelmek ve kendi öznelliğimin en çok kaybolduğu bu günlerde bir kimlikle(ideoloji gömleği giydirilmiş) nitelenmek pek de hoşuma gitmedi.

Kısacası soluduğumuz havada dahi ideoloji vardır ve virüs gibi bilmeden bulaşır ve belki de 14 gün geçmeden yeni bir ideolojinin bize bulaştığını ya da bizim başkasına bulaştırdığımızı dahi anlamayız çoğu zaman. O yüzden herkese evde kal diyerek bu yazıyı noktalıyorum
158 syf.
#Erkek Akıl, Lloyd kadınlar ile ilgili farklı görüş ve düşüncelerin eleştirisini birçok düşünürün yürüttüğü fikirler doğrultusunda harmanlayarak "kadın" kavramına "erkek" aklın etkisini ortaya koymaya çalışır. Ve Lloyd çözümün akla kadınsı bir alternatif geliştirmek ya da aklın kadınsılaştırması olmadığını vurgulayarak aklın soğuk ve soyut karakterine karşı duyguların sıcaklığının, evrensellik iddialarına karşı kadınların kişisel ve tikel olana gösterdikleri özenin çıkarılmasının bir işe yaramak şöyle dursun, bizatihi bu baskıcı geleneğin önemli bir bileşenini pekiştireceğini ileri sürmekte.

Platon, Aristoteles, Bacon, Philo, Agustinus, Aquinas l, Descartes, Hume, Rousseau, Kant, Hegel, Sartre, De Beauvoir gibi felsefe düşünürlerin kadınlar hakkındaki düşüncelerini, kadınların var olma sebeplerinin ardındaki "onlara göre" olan sebeplerini ve #Genevieve Lloyd'un eleştirisiyle birlikte o bilindik sıradan düşünce yapısıyla, topluma hakim ve nüfuz etmiş cinsiyetçilikle basite kaçmadan anlamak ve mücadele etmek isteyenler için şahane bir öneri.

Bir inceleme kitabı ve felsefesi terimlerin bolca yer aldığı felsefesinin tarihine de aşina olmanızı isteyen bir yapıt. Bu notaları okurken okumaya karar verirken dikkate almanızı isterim. Yoksa Kant-Bacon kimdi diye onların felsefi düşüncelerini bilmeden başlarsanız çok faydalı olmayacağının uyarısında bulunmakta fayda var. Felsefeye ilgisi olanlar, toplum bilimleri meraklılarına ve kadın ruhunun derinliklerini.merak edenler varsa hemen alıp okumalı.
308 syf.
·Beğendi·10/10
Şunu anladım ; Aslında bir egemen ideolojiyi güçlü hâle getiren ; kendi hükmü altındakilerin bilincine girerek müdahale etme , kendine mâl etme yetisiymiş.
158 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Aklin soguk ve soyut karakterine karsi duygularin sicakliginin, evrensellik iddialarina karsi kadinlarin kisisel ve tikel olana gösterdikleri özenin çikarilmasinin bir ise yaramak söyle dursun, bizatihi bu baskici gelenegin önemli bir bilesenini pekistirecegini ileri sürer.
158 syf.
·10 günde·8/10
Kadının dışlanmışlığını uzmanlığı olduğu alan üzerinden gösteren bir kitap. Felsefe tarihinde kadın varoluşunun Akıl ve Doğa eşleştirmesi ana teması üzerinden bilinçli veya bilinçsiz ikinci plana atılışını gösteriyor.

Ana fikir olarak, bu dışlamanın kadını tanımlayarak onun sonradan basit bir ötekileştirmeye dahil edilmesi değil tam tersine var olan bir dışın kendisi içinden kadının tanımlanması gösterilebilir. Böylece zaman ilerledikçe kadına verilen olumlu güçler de, - özellikle erkeğe göre daha güçlü olarak gösterilenlerin - erkeğin dışarıda bıraktığı bu alandan yani erkeğin orada ki güce zaten ulaşamazlığından kaynaklanmış olur. Kadına sadece erkeğin ulaşma imkanı olmadığı güç bahşedilmiştir ve bu da ilk bakışta eşitlik ideali gibi dursa da temelde ötekileştirmenin asıl zemini olmuştur. Kendi deyimi ile bu güçler dışlanmış olmaktan kaynaklı güçlerdir.

Feminist kuramın köşe taşı kitaplarından birisi ancak öncelikli olarak bir felsefe kitabı, yani felsefe tarihi bilgisi olması çok önemli. Yukarıdaki ana fikri sırası ile aşağıdaki düşünürler ve onların kendi metinleri üzerinden savunuyor.

Platon - Aristoteles - Bacon - Philo - Agustinus - Aquinas - Descartes - Hume - Rousseau - Kant - Hegel - Sartre - De Beauvoir.

.
158 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap aklın erkekselliği ve kadınsallığın erkekler üzerindeki etkisinin Batı felsefesinde birçok ünlü felsefeci tarafından ele alınması üzerinedir.

Eski Yunan'da akıl, rasyonel bilgi üzerinde durulmakla başlanan erkek akıl düşünceleri rasyonel bilginin elde ediliş sürecine bağlı olarak İÖ geçerli olan ve üzerinde durulan Tekvin ( Yaratılış= Tevrat'ın birinci bölümü) hikayelerinden yorum kazanarak kadınsallık ve erkekliği tanımlamakla gelişir. Buna göre temek ve kaba bir girişle kadın erkeğin Düşüş'üne neden olandır.

İÖ kadın konusu, Tekvin'i Yunan felsefe kavramlarıyla sentezleyip açıklayan düşünür Philo'dan (Philo Platon'u örnek alır) İS 4.yy Augustinus'ta yeni bir alegorik yorum kazanır. Augustinus önceki yorumlamaları şiddetle reddedip kadın özvarlığındaki Düşüş'ü savunmanın Tanrının amacından sapma olarak açıklar. ( Augustus da Platon'u örnek alır)

Augustus kendşnden önceki düşünürlerden ayrılsa da Tekvin'e göre düşündüğünde kadını erkekten alçaltan kimi özellikleri kabul etmek zorunda kalır.

13.yy a gelindiğinde ise Aquinas Aristoteles' e başvurarak kadına erkeğin yardımcısı gözüyle bakar. Erkek kadının başlangıcı ve sonudur.

17. ve 18. yyda Descartes, Rousseau, Hegel ve de Beauvoir ile şekillenir erkek akıl. Descartes ruhun parçalanamayacağını böylece de erkek ve kadının aynı olduğunu savunur. Kadına yasaklanan eğitime bakarak dahi eserlerinşn kadınlarca da anlaşılacapını savunur.

Rousseau, kadınları doğaya benzetir ve ehlileştirmek için de erkeğe muhtaç olarak görür. Erkek akıldır, kadın doğa.
Hegel' e geldiğimizde ise Hegel kadınları evlerinde kalmalı, öznel duygulara sahip olmayan, aile kavramına ve çocuklara bakmakla yükümlü kılarken erkeği öznel duygularında serbest kılar.

De Beauvoir ise feminist özelliklerle kadınlara hak tanınmaları üzerinde çalışır.

Bu kitap kadınlara tarihsel açıdan felsefik olarak nasıl bakıldığını inceleyen etkili ve derin bir kitaptır.
424 syf.
·Beğendi·8/10
Erdem’i veya erdemsizleri sosyolojik ve felsefi açıdan eleştiren veya bu değerleri kaybeden toplumları anlatmış . Okunmadı ve ahlaki toplumun oluşturulmasının zamanı geldi .

Yazarın biyografisi

Adı:
Muttalip Özcan
Tam adı:
Doç. Dr. Muttalip Özcan
Unvan:
Öğretim Görevlisi, Felsefeci, Yazar
Doğum:
1962

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 79 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 125 okur okuyacak.