‘İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir’/Cemil Meriç
Bir gün dersteyken hocamıza ‘hocam bence fazla siyasi bakıyorsunuz’ demiştim. O da ben hayata ‘ideolojik’ bakan bir insanım demişti. Orada siyasi ve ideolojik ayrımını esasen çok net bir şekilde kavrayamamıştım. Şimdi anlıyorum ki o ince ayrım bir uçurum kadar derin, bir o kadar da keskin ve ürkütücü. İdeoloji sözlük anlamıyla fikirleri inceleyen bilim demek.Sonunda ‘loji’ var neticede. Fakat bizde her nasıl olmuşsa zaman içinde aşınarak politika ya da siyaset anlamında kullanılmış.Biz birine ideolojik bakıyorsun dersen kendi siyasi görüşünle bakıyorsun demişiz hep. Peki gerçekten böyle midir? İdeolojik olan aynı zamanda politik midir?
İdeoloji kapsam itibariyle geniş, anlamın imleyeni olarak dar bir gösterendir. Sağlıklı olmak hakkında olmazsa olmaz yargılarla bakmak ideolojiktir. Buna bir nevi sağlık fetişizmi diyelim. Fetişizm adından analşılacağı gibi bir yüceltme,abartmadır. Her hakikat abartılıdır. Hakikat ise bir ideolojik söylemdir, Foucault buna itinayla eğilir. Hakikat söylemi bir toplum inşa etme sürecidir. Medya bu süreçteki en büyük kuvvedir.
Konumuza dönersek Eagleton’un da bahsettiği gibi ideoloji her yere sirayet etmiştir.Öyle ki günlük kullandığımız dil bile ideolojiktir.Çoğu feministin gündelik dilin dışına çıkma isteği buradan kaynaklanır. Mevcut iktidar dili ile konuşmak aslında mevcut ideolojiyi kabullenmektir de bir bakıma. Deleuze bu yüzden minör edebiyatı ortaya koyar. Minör edebiyat bir azınlığın mevcut dili bir nevi yarmasıdır bir bakıma.Dilin kendi içinden politik bir kale inşa etmektir.Bu sayede eleştiri eleştirenin hem kimliğini kurar hem merkezini değiştirir hem de iktidara hücum ederek onun tahtını sallandırır.
Kitabı incelemek zor bir durum. Bir roman değil neticede.
Şunu anladım ; Aslında bir egemen ideolojiyi güçlü hâle getiren ; kendi hükmü altındakilerin bilincine girerek müdahale etme , kendine mâl etme yetisiymiş.
Şunu anladım ; Aslında bir egemen ideolojiyi güçlü hâle getiren ; kendi hükmü altındakilerin bilincine girerek müdahale etme , kendine mâl etme yetisiymiş.
Eagleton, ideolojilerin ifade ettikleri çoğu şeyin doğru olduğunu, aksi halde siyasal ve toplumsal alana tesir edememiş olmaları gerektiğini vurgulayarak; ideolojilerin aynı zamanda yanlışlığı bariz olan önermeleri de kapsayabileceğini fakat bunun nedeninin ideolojinin mistik veya gizemli bir doğaya sahip olmasından değil, siyasal sistemlerin adaletsiz işleyişlerinden ve erk sahiplerinin kendileri için haksız meşruiyet kazanma girişimlerinden kaynaklandığını belirtir. Yine Eageton'a göre, ideolojinin egemen sınıfın aygıtı olmasının yanı sıra bir diğer yönü de ezilen sınıfların diyalektik bir bilince ulaşmalarına yardımcı olan bilimsel bilgiyi temsil ederek, sınıf mücadelesinde devrimci saflarda yer alanların politik olarak doğru bilince erişmelerine imkan tanıyan kavramsal potansiyele sahip olmasıdır
İDEOLOJİ
İdeoloji üzerine bir yazı kaleme almak oldukça riskli bir girişim. Konuya ilişkin çok fazla kaynak olmakla birlikte, hepsine ulaşıp okumakta zaman alabilir. Ben kendi adıma önemli sayılabilicek kaynaklardan yeterli bilgiyi edindiğimi düşündüğüm için bu işe girişimiş bulunuyorum. Fakat bahsettiğim gibi bu alan derya deniz. Ve benim bu alanda okumalarım, bu okuduklarımla sınırlanancak anlamına gelmiyor. Yazının mütevazı amacı konuya dair bir sorunsalı ortaya koymaktan ibaret olacak. Yazıya ilişkin kimi eksikliklerin giderilmesi için yapıcı katkılara ihtiyaç olduğunun bilincinde olarak bu tür katkılara açık olduğumu şimdiden belirtmiş olayım. Öyleyse bir özet niteliğindeki yazımıza geçelim.
Marks için ideoloji bugünkü kullanıldığı anlamda bir dünya görüşü olmayıp, bir yanlış bilinci temsil etmetedir. Marksizme göre insanın düşünceleri onun maddi yaşamını değil, maddi yaşam onun düşüncelerini belirler. Yani kişilerin neler düşünüp nelere inandığı toplumsal ve ekonomik konumuyla doğrudan ilintilidir. Sarayda farklı kulübe de insanlar farklı düşünür. Soğuktan donmakta olan birisi için kar; beyaz ölüm anlamına gelirken, 5 yıldızlı kraliyet dairesinde viskisini yudumlayan için aynı kar romantik bir görünüm anlamı gelebilir. Tüm bunlara karşın bir işçinin bir burjuva yada bir burjuvanın işçi gibi düşünmesi mümkündür. Örneğin bir işçi, sınıfsal çıkarının aksine kraldan daha fazla kralcı kesilip grev kırıcı olabilirken bir burjuva aydını olan Engels'te olduğu gibi sınıf intiharı gerçekleştirerek işçilerin safında yer alabilir. Marks ve Engels konuya ilişkin Alman İdeolojisinde şöyle der: “ Egemen çağın düşünceleri her çağda egemen düşüncelerdir.” Hal böyle olunca bir işçi bir patron gibi düşünmesi oldukça olasıdır. İşte tam da burada Marks bunun yanlış bilinç
21.asırda ideolojiyi salt veya sentez şeklinde aidiyet hissetmek zihinsel açlığın dogmasıdır.
İdeoloji merkez ister gel gör ki merkez kavramı ortadan kalmıştır.
Bu nedenledir ki moderneleşememiş toplumlarda(bknz. biz) bu sancıları yaşıyor ve medya ideologlarından iğreniyoruz.
Terence Francis Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.
Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.
Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.
Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.
Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.