Nalan Yüce

Nalan Yüce

Çevirmen
8.2/10
320 Kişi
·
750
Okunma
·
0
Beğeni
·
245
Gösterim
Adı:
Nalan Yüce
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
376 syf.
·6/10 puan
Bu sıralar gerçekten bomboş olmamın kanıtı olarak her güne bir bazen iki kitap bitiriyorum. Cesur Gardiyan onlardan biri oldu. Yazarın bu serisini takip ediyordum o yüzden Phoebe’nin hikayesini de merak ediyorum. Açıkçası tahmin ettiğimden güzeldi. Ama normal olarak baktığımızda çok ortalamaydı. Ben Phoebe’nin hikayesinin böyle tutkulu olacağını tahmin etmezdim. O açıdan bekleneni karşılıyor ama beklenenden fazlasına ulaşamıyordu kitap. Öyle aman aman kitaplığınıza mutlaka ekleyin dediğim bir kitap asla olamaz ama seriyi zaten aldıysanız ve devam ediyorsanız şans verebilirsiniz.
384 syf.
·8/10 puan
Lord Caire, St. Giles'ta dolaşan katili yakalamak için abisiyle birlikte kimsesizler yurdu işleten Temperance'dan yardım ister. Çünkü Lord Caire, St. Giles'a yabancıdır ve bölgeyi bilen Temperance ona pek çok kapıyı açabilecektir.

Hikâyenin içine aşkın yanında biraz da gizem katıldığı için beğenerek okudum. Baş karakterlerin yanında yan karakterleri de oldukça sevdim. Hatta sırf yan karakterleri görebilmek için seriye devam etmeye karar verdim.

Elizabeth Hoyt'dan okuduğum ilk roman bu kitap oldu. Yazarı daha önceden okumadığım için biraz pişman oldum. Yazım dilini sevdim, olaylar arasında diğer karakterlerden de bahsediyor olmasına bile takılmadım. Diğer kitaplarda rahatsız olur muyum bilmiyorum ama burada yan karakterlerin hayatlarına değinmesi benim gözümde esas kurgunun parçalanmasına sebep olmadı.

Ayrıca her bölüm başında kısa kısa yazdığı ve son bölümde tamamladığı hikaye de harikaydı. Hatta bazen sırf o hikâyede ne olduğunu öğrenebilmek için sayfaları hızla okuduğumu bile fark ettim.

Hikayede bazı bölümlerindeki olayların hızlı geçtiğini düşünüyorum ama onun dışında keyif alarak okuduğum için puanı yüksek tutacağım. Betimlemeleri çok güzeldi, akıcıydı, merak uyandırmayı başardı, dönemi iyi anlattı. Historical okumayı seviyorsanız bence bu kitaba bir şans verebilirsiniz. Bu arada hikaye seri ama ben yine her historicalda olduğu gibi spoiler yemekten nefret etmiyorsanız karışık okuyabileceğinizi düşünüyorum. Ben galiba ilk kez bu türdeki bir serinin birinci kitabından başladım. Benim için de şaşırtıcı oldu evet. Neyse yani benim için sorun değil ama yine de siz diğer karakterler hakkında spoiler edinmek istemiyorsanız bu seriye mutlaka Şeytani Arzular ile başlayın.

Genel Bakış
Tür: Tarihi Romantik
Seri/Tek: Seri. Birinci kitap
Aşk üçgeni: Yok.
Cinsellik: Var.
Favori karakterim: Lord Caire
Bu yazarın diğer kitaplarını okuyacak mıyım? Okuyacağım.
Bu kitabı/seriyi gelecekte tekrar okuyacak mıyım? Sanırım evet.
Bu kitabı/seriyi öneriyor muyum? Evet.
384 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Elizabeth Hoyt ne yazarsa okuduğum dediğim yazarlardan. Ayrıca Historical yazarken de çok yetenekli ve benzerlerinden ayrıldığı bir yönü var. Hala ne olduğundan emin değilim ama okurken asla of bu ne klişe şeyler diyerek okumadım. Gereksiz uzatmalar yoktu kitapta. Her şey çok güzel bir şekilde gelişti ve sonuçlandı. Ama bu dediğim size sakin bir kitap izlenimi vermesin. Gayet heyecanlı bir kitaptı. İşin içinde St. Glies hayaleti varken sakin olması biraz zor olurdu tabi. Okumayı çok beklediğim bir kitaptı. Çünkü serinin önceki kitaplarında ufak da olsa Artemis ve Maximus'a değinilmişti. Yazarda da sevdiğim şey de bu işte. Seri dünyasını geliştirmeye devam ediyor. Sadece baş karakterlere bağlı kalmıyor. Daha önce okuduğumuz karakterleri sonraki kitaplarda da görebiliyoruz. Hayatlarına göz atma şansımız oluyor ve bu da daha gerçek kılıyor seri dünyasını. Yine güzel bir kitaptı ve bir solukta okuyup bitirdim. Zaten yazarın yazım tarzı sizi asla sıkmıyor. Su gibi akıp giden bir kitap. İçime işleyen yerler oldu ve sevdim kitabı. Artemis ve Apollo arasındaki kardeş iletişimini ayrı bir sevdim ve Apollo'nun hikayesi nasıl olacak diye de merak ettim. Yazar yine bir sonraki kitaba zemin hazırlamış. Zaten de Kaçak Aşık kitabın da Apollo'nun hikayesini okuyacağız. Baş karakterleri sevdin mi derseniz çok bayıldığım karakterler olmadı açıkçası. Ne Maximus ne de Artemis. Ama Artemis'i bi tık daha sevdiğimi söylemeliyim. Maximus'un kendisine gereksiz engeller yaratmasına ve Artemis'i o duruma düşürmesine çok kızdım. Tutturmuş bi Penelope ile evleneceğim diye. Bu kısmı gereksiz buldum. Elle tutulur bir yanı yoktu. Ama sanırım bu daha çok Maximus'un karakterini yansıtmak için yapılmış bir şeydi.
Çok güzel bir kitaptı. Ama Maximus da intikamını aldığına göre St. Glies hayaletine ne olacak? Bu efsane sona mı erecek? diye de ayrı bir merak içerisindeyim.
Hem karakterlerden dolayı hem de işlenen konudan dolayı serinin önceki kitaplarına nazaran bir tık altta kaldı benim için. Halbuki çok farklı bir beklentiyle başlamıştım kitaba.
Diğer bir konuysa yazarın her kitabın da iki farklı hikayeye yer vermesi. Bu efsane bir şey. Kitabı okurken diğer hikayede de ne olacağını merak ediyorsunuz ve bölüm girişlerinde yazılmasıyla o bölümde okuyacağımız konuda da ufakta olsa bir fikir ediniyorsunuz.
Evet bu kitabı okumamla da birlikte favori kitaplarım hala değişmedi bir yandanda Saklı Şehvet ve İntikam Maskesi favorilerim. Hala arada bir re-read yaparım. Bu kitabı ne kadar sevsem de bence onlar kadar iyi değildi.
352 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Yaaaa, sen ne güzel bir kitaptın öyle!

Serimizin 7. kitabında Artemis'in kardeşi Apollo'nun başından geçenleri okuyup bitirdim. Ve bir kez daha Hoyt bana bir erkek karakterden beklediğimin fazlasını vermiş bulundu.

Bu kitap bana yazarın önceki serisi olan Legend of the Four Soldiers'taki kitapları anımsattı. Bu kitap, şimdiki serisinin diğer kitaplarına göre daha hafif şekilde yazılmıştı. Ama diğerlerinden aldığım mutluluğu bu da başarılı bir şekilde verdi.

Bu kitapta ilk kez gördüğüm bir karakter vardı: Lily Stump. Kendisi mizah yönünden oldukça başarılı bir tiyatro sanatçısıdır. Tabi bu güzel hanımefendinin kendince birtakım sırları mevcut fakat bu sırların oldukça hafif olduklarını söyleyebilirim. Onun harici Hoyt'un bize her zaman gösterdiği güçlü kadın karakterlerinden biriydi. Tek sorun kendisini bir kez daha 9. kitapta gördükten sonra hiç göremeyecek olmak.

Apollo'yu gördüğüm ilk andan beri çok sevmiştim, sonra bayıldım, bu kitapta da hayran kaldım. Seride Winter'dan sonraki favori erkek karakterim Apollo'dur. Lily'e ve oğluna karşı korumacılığı çok şekerdi. Onun dışında sevdiklerine fazlaca değer veren, soylu diye iş yapmaktan kaçınmayan, bahçe düzenlemede oldukça başarılı, oldukça iri yapılı bir arkadaş olur kendisi.

Buraya ayrı parantez açmak isterim. Kendisinin 2 yönüne bayıldım. Biri, Lily'e duyduğu aşkı hiç eveleyip gevelemeden açık açık söylemesi ve bu söylemlerine devam etmesi gözlerimden kalpler çıkardı. Diğeri de ayı Maximus'a benden daha iyi bir lakap bulmuş olması. Pegasus ne diye çevirdi bilmiyorum ama kitaptaki lakabı oldukça eğlenceli: "His Grace the Ass". Kitap boyunca bu lakapla Max'in kulağını baya çınlattı. Oldukça güldürmesine rağmen yüzüne karşı söylemediği sürece güldürü olarak kalacaktı. O sahnede içimin yağları baya erimişti.

“Good Lord, His Grace the Ass hiding in the bushes,” Apollo muttered. “Whatever are you doing here?”

“Ah, Kilbourne, you’ve regained your voice,” Wakefield drawled. “Pity, but I presume my wife is thrilled. And you are?” He looked pointedly at Montgomery.”

Alıntıda adı geçen Montgomery' e gelince. Önceki kitapta gizemli adam olarak tanımladığım arkadaşımız bu olur, diğer adıyla Valentine Napier. Kendisi aynı zamanda düktür ve toplumda kötü şöhretiyle bilinir. Gerçi ne yaptığı hakkında kitapta bir ipucu yok. Şu an için diyebileceğim tek şey Valentine'yi, Apollo'nun bir nevi işvereni olarak tanıdım.

Bir de Makepeace kardeşlerin kara koyunu olarak bilinen Asa var. Asa'nın ilk kitaptan beri merak edilen sırrı burada açığa çıkıyor (ailesinin öğrenmesi için daha 2 kitap var). Ayrıca Apollo'nun kankisi olmaktadır. Kitapta en eğlendiğim kısımlar Asa ve Valentine arasındaki laf dalaşmalarından oluşuyor, her ne kadar bu laflar tek yönlü olsa da.

SONUNA DOĞRU UFAK SPOILER İÇERİR!!!

James, yatacak yerin yok senin! Allah'tan belanı bulmuşsun, hala kendince bir entrikalar çevirme peşindesin. Gidip korumalığını yaptığın hanıma göz kulak olsana sen! Ayrıca Apollo bebeğimin başına gelenlerden sen sorumluymuşsun ya, iyice düşman belledim seni. Allah'tan geç de olsa yaptığı eşekliği anladı da sonrasında bizimkilere bir nevi yardımcı oldu. Bakalım sonraki kitapta kendini nasıl kurtaracaksın?

Sonuç olarak James dışında oldukça keyif aldığım bir kitap oldu. Sırada bu çırpıcı arkadaşın kitabı var. James'in kitabını 2 sene kadar okumuştum, bu yüzden kitap hakkında bilgi vermek istemiyorum. Ama isteyenler için Goodreads'ta yaptığım yorum mevcut, oraya bakabilirsiniz.
384 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10 puan
Yemin ederim vakit bulup yorum yazamıyorum.
Gerçi içimden yazmakta gelmiyor ya neyse...
Hoyt kalemini genel olarak ben seviyorum aslında. Fakat bu serisi gözümde nedense ne uzuyor ne kısalıyor. Ortalamanın altına da düşmüyor üzerine de çıkamıyor.
Karakterlerden yana sıkıntı yok fakat kurgu beni yoruyor. Esneme isteği yaratıyor nedense üzerimde.
Güzel başlıyor, ortaya bir gizem bırakıyor yazar devam ettirsene onu işte diye bağırmak istiyorum. 3.sayfayada heyecanlandırıp 4.sayfada bize her şeyi söylemesinin sebebi ne olabilir bilemiyorum.
Bir de tarihi aşk romanlarında, hiç biriyle birlikte olmamış kadın karakter çok okudum da erkeğine ilk defa rastladım valla. Erkek karakterimiz Winter kendini güzel bir amaca adamış falan ama yirmilerinin sonralarına gelmiş bir adam olarak bir tarihi aşk romanında böyle de kalamazsın be adam.
Leydi Isabel’in kendi ayakları üzerinde durmasını sevdim ama Winter için baştan çıkarma sanatını öğreten bir kadın konumunda olmasından hoşlanmadım.
Erkek ve kadın karakter yer değişmiş gibiydi. Kitabın sonuda beni hiç tatmin etmedi. Havada kalmış gibiydi.
Keyif almadım diyemem ama üzerime ağırlık çöktürdüğünü söylemeden de geçemem.
Bu yüzden ortalama bir kitap olarak kaldı benim için.
352 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitap biraz durgun başladı ve sanırım 140 sayfaya kadar da öyle devam etti. Ama ondan sonra aksiyon işin içine girmeye başladı. Böyle olunca sıkılacağım diye korktum ama tabiii ki yazar Elizabeth Hoyt olunca asla sıkılmıyorsunuz, sizi bir yerden yakalamayı başarıyor. Kitabı sevdim en önemlisi baş karakterleri sevdim amaaaaa Montgomery Dükü favorim. Kesinlikle favorim. İlk okuduğumda gıcık olmuştum ama o tavrıyla sizde bir aşk/nefret hissi uyandırıyor. Onun hikayesini okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Böyle bir adamı nasıl bir kadın dize getirecek okumayı merakla bekliyorum.
Baş karakterlere tekrar dönersek Apollo'yu seveceğimi zaten önceki kitap olan Karanlıklar dükünde okuduğumda biliyordum. Bu kitapta da beni yanıltmadı. Lily'ye de bayıldım. Karakterler sevince kurgu da güzel olunca hemen bitirdim. Kitapta hiç gereksiz uzatılan kısım yoktu. Hatta yer yer beni şaşırtmayı da başardı. Tahmin etmediğim şeyleri bir anda ortaya serdi. Katilin aslında kim olduğu kısım değil yalnız, onu tahmin etmiştim. Bu kitapta Artemis'i fazla görmedik ama keşke görseydik. Apollo ve Artemis'in arasındaki ilişkiyi önceki kitapta bolca okuduğumuz için sevmiştim. Bu bakımdan üzüldüm.
Bir sonraki kitapta Leydi Phoebe ve James Trevillion'un hikayesi anlatılacağı için yazar onları kurguya güzel bir şekilde yerleştirmiş bunu sevdim. Hem de böylece aralarındaki ilişkiye de bi bakış atmış olduk. Beni pek meraklandırmadı ama Elizabeth Hoyt'un ne yapacağı belli olmaz. Her kitabı gibi bundan sonraki kitabı da heyecanla bekliyorum.
384 syf.
·4 günde·3/10 puan
Klişenin bir tık ötesinde bir tarihi aşk romanı. Romandaki karakterlerin 'muhteşem' 'harika' gibi sıfatlarla ciddi bir sorunu olduğunu düşünüyorum. Okura hiçbir muhteşemlik işlemiyorken, bu muhteşemlik hiçbir yerde anlatılmamışken, karakterlerin 'O muhteşem bir Dük,' gibi cümleler kurması hiç olmamış! Çok fazla gereksiz bölüm de vardı bana göre. Mesela şu hayalet hikayesi. Neyse canınız tarihi aşk romanı çekerse çok mecbur kalmadıkça bu kitaba yaklaşmayın derim ben.
384 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Karanlıklar Dükü
Elizabeth Hoyt,
Uzun bir aradan sonra yeni bir kitap bitirme şerefine eriştim. Tabi buda en sevdiğim yazarlardan biri oldu. Kitabını görür görmez okumak istediğim nadide yazarlardan
Şimdi kitaba gelirsek nedense ilk yüz sayfa zorla okudum resmen Penelope karekterine gıcık olarak. Ve Artemis
Bilemiyorum kızı da sevmedim karekter olarak bana hiç biri gerçekçi gelmedi duyguyu hissetmedim . His bulamadım güzeldi ama benim beklentim daha yüksekti kitapta en sevdiğim karekter Apollo oldu sanırım/kızın kardeşi bu arada/ ne alaka bilmiyorum ama inanin öyle
Yani kısaca benlik değildi kitap
384 syf.
·1 günde·6/10 puan
Pegasus çok şükür Hoyt'u hatırladı. Yayın evinden hamle gelmeyince geçen şubat ayından beri seriyi okumaya devam ediyorum. 4 kitap sonra da (2 ana + 2 yan kitap) bitirmiş olacağım. Seriyi sevenler yayın evinin keyfini beklemektense İngilizce'sini okuyup bitirsinler. Malum, bu kitap 22 ay sonra çıktı, sonraki kitabı ağırlık verdikleri psikolojik/gerilim ve kişisel gelişim kitaplarından ötürü garanti 3 sene sonra çıkarırlar.

BÜYÜK ORANDA SPOILER İÇERİR!!!

Kitap hem beklediğimi verdi hem de vermedi. Açıkçası biraz daha sırlarla dolu ve macera dolu bir kitap bekliyordum. Sonuçta Artemis şu kitaba kadar tam bir sır kutusuydu. Kendisinden daha karanlık şeyler beklerdim. Meğerse kardeşiyle birlikte kader kurbanı olmuşlar.

Ayrıca St. Giles Hayaleti diğer 2 kitaptakine göre daha az yer kaplıyordu. Bu özelliği beğenmedim demek isterdim fakat karaktere fazla gıcık olduğum için boş veriyorum.

Kitap Artemis'in geçmişi ve bu dük bozuntusunun ailesinin katilini araması diye 2'ye ayrılıyor. İyi ki yazar Artemis'e daha sık yer vermiş. Adam kitabın son çeyreğine kadar boş boş dolandı durdu.

Kitapta ufak da olsa Asa'yı gördüm. Olaylarla alakası olmamasına rağmen kendisi en büyük zarara uğradı. Ve ilerleyen kitaplarda büyük rol oynayacak yeni bir karakter geliyor. Nasıl bir karakter henüz fikrim yok.

Kitabı resmen Artemis sırtlamış. Allah'ım sen ne güzel bir kadınsın öyle! Zaten serinin 3. kitabından beri gözüm tutmuştu hatunu. Büyük oranda kendisinden beklediğim hareketleri gerçekleştirdi. Hayatım boyunca okuduğum ruhen en olgun kadın karakter kendisi oldu.

Yalnız bu kadar alçak gönüllü olduğunu ben de tahmin etmiyordum. Kadın bildiğiniz bunun kitabını yazmış. Maximus ile ilişkisindeki riskleri ve zorlukları biliyordu ve bunları olduğu gibi kabullenmesini sevdim. Tabi bu uysal göründüğü anlamına gelmiyor. Kitap ilerledikçe haklı sebepler ortaya koyarak niçin ilişkiyi sürdüremeyeceğini de güzel bir biçimde anlatıyor.

Ama Artemis'in içinde özgür bir ruh da mevcut. Her ne kadar kuzeninin Maximus'a ilgisi olduğunu bilse de onunla ilişki yaşamaktan çekinmedi. Sonradan kuzenine yaptığı şey için üzüldü ama pişman olduğunu sanmıyorum. Bu durumlarda kadın karakterler fazlasıyla drama bağlıyorlar. Artemis, tersini gördüğüm ilk kişi oldu. Yalnız sapıklıkta Winter'ı aratmamasına oldukça güldüm. Kendini dükün kişisel hizmetkarına gösterecek kadar vurdumduymaz olması oldukça eğlenceliydi.

Artemis'in biricik kardeşi Apollo da ayrı şahane! İntikam Maskesi'nde 3 sayfa görünmesine rağmen ona ve kardeşine duyduğu sevgiye bayılmıştım. Şimdi ise bu durum katlanarak arttı. Kardeşler arası bağın hala sıkı olmasını sevdim. Meğerse bombalar Apollo'da saklıymış. Ama burada kendi gözlemim kadar Artemis'e de canı gönülden inanıyorum. İki kardeşin bu durma düşmesinin sebebi kesinlikle Apollo'nun suçu değil. Kimin olduğunu sonraki kitapta öğreneceğim. Şimdiden o kişi için hoş olmayan düşüncelerimi hazırladım. Ayrıca bu kitapta Apollo'ya zarar veren karaktersizin de Allah belasını versin diyorum.

Şimdiiii, gelelim Maximus ayısına! Yazarın bu serisindeki diğer karakterlere nazaran kendisi için fazla bir hazırlık yapmadığını gördüm. Bildiğimiz klasik historical düküydü. Normalde kendisini es geçerdim fakat karşısında Artemis isimli bir tanrıça olunca iş değişiyor. Zamanında Maximus, Artemis'e ağır gelir demişim. Düzeltiyorum: Maximus, Artemis'i hiç mi hiç hak etmiyordu.

Oğlum, seni de kara listeme aldım! Neymiş "Ben bir düküm, Artemis'i bırakmam ama o sadece metresim olmalı. Ben onun soylu kuzeniyle evleneceğim." Terbiyesize bak ya! Unvan olarak yüksek olabilirsin ama adam olmadığın kitap boyunca o kadar belli ki. Oldukça melek gibi bir babası olmasına rağmen ona piç diyen birinden ne beklenir ki zaten! Yerin dibine gir inşallah!

Seride Maximus ayısından sonra bir de James denen bir arkadaş mevcut. Her zamanki gibi hayalet arayacağım niyetine yine mikser görevini üstlenmiş durumda ama bu sefer mikserliği ona pahalıya patladı. Kitabı gelecekte okuyacak olanları bilemem ama başına geleni okuyunca bir "Ohhhh" çekmiş olabilirim. Gönül isterdi şu karakterden sonsuza kadar kurtulayım, maalesef 8. kitabın baş kahramanı kendisi.

Kitapta Artemis ve Apollo'dan sonra beklediğim kişi tabi ki biriciğim Winter'dı. Tabi gelir gelmez yine Winter'lığını yaptı. Artemis'in başına gelenden sonra kendisini ölü kabul etmesi kopardı beni. Herhalde aynı şey eşinin başına gelse "Eşim nasıl olsa öldü." diyerek ortamdan çekip gidecek. Godric ile de iyice kanka moduna girmişler. Ama bu ikiliyi anca 2 sayfa okumak üzdü. Ben biraz daha kitaba dahil olmalarını isterdim. Ah eşek Maximus ah! Derdini bu kankitolara anlatsan ne sen uzun seneler katil arardın ne bu ikiliyi az okurduk.

Ya, ben şimdi Winter bebeğimle 9. kitaba kadar ayrı mı kalacağım? İzninizle ağlama köşeme çekiliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nalan Yüce
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 750 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 305 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.