Nesrin Kasap

Nesrin Kasap

Çevirmen
8.3/10
1.442 Kişi
·
5.083
Okunma
·
2
Beğeni
·
479
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
282 syf.
Hayatım boyunca her zaman şizofren hastalarına karşı bir ilgim, merakım olmuştur. Bu yüzden çok fazla şizofreni üzerine yazılmış kitaplar okudum. Ama hiçbiri beni bu kadar içine çekmedi. Çünkü hepsinde aşırı derecede abartma ve ajitasyon yapılmıştı, bu da hikayeyi samimiyetsiz kılıyor bana göre. Ama bu kitap çok gerçekçi yazılmış. Çünkü yarı kurgu olan bu hikayeyi, yazar kendi hayatından, hastalığından ve yaşadıklarından esinlenerek yazmış. Hatta Joanne Greenberg, bu durumu kendi çocuklarından saklamak için kitabı Hannah Green takma adı ile yazmış.

Kitabın kahramanı 16 yaşındaki genç kızımız, şizofreni hastası Deborah. Küçük yaşından itibaren farklı olması, üstün zekası ve yeteneği hastalığının habercisi olmuş aslında. Ancak bunun bilincine varamamış ailesi ve bu konuda ebeveynleri eleştiriyor yazar. Yaşıtlarına göre fazlasıyla gelişmiş zekası ve kafasında dönen sorular yüzünden içine kapanan Deborah, zamanla bu dünyaya ait olmama duygusuna yenik düşmüş. Bu duygusu ağır basan kahramanımız, aradığı aitliği bu dünyada bulamayınca adını Yr koyduğu zaman ve mekan kavramı, içinde yaşayan varlıklar ve hatta diline kadar gerçek dünyadan çok farklı olan kendi ütopik dünyasını kurmuş. Ama zamanla kafasında kurduğu dünya ile gerçek dünyanın çatışmalarına daha fazla dayanamayan, farklı iki dünya arasında gidip gelen Deborah, diğer dünyasında oluşturduğu dil, bu dünyada onu anlamayan onlarca insan arasında iyice bocalamış ve ilk intihar girişimini gerçekleştirmiş. Ailesi bu intihar denemesiyle kızlarının farklı değil, anormal olduğunu kabul edip hastaneye yatırmış. Hastanedeki seanslar ve yaşadıkları gerçekten fazlasıyla etkiliyor okuyucu. Bu kadar etkileyici ve gerçekçi olmasının sebebi de yazarın kendi hastalığından yola çıkarak yazması kesinlikle. Kitap edebi bakımdan çok iyi diyemem ama kurgu ve hikaye gerçekten çok başarılı. Şizofren hastalarına ve bu hastalığa ilgisi olan arkadaşlara öneririm.
282 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Şizofren bir iç dünyası daha nasıl anlatılır bilemiyorum. Kitapta yazar bunu mükemmel bir şekilde başarmış. Bu insanların neler hissettiklerini ve neler hissedemediklerini çok ayrıntılı olarak bizlere anlatmış.

Kitapta, 16 yaşındaki bir genç kızın akıl hastalığı dolayısıyla tedavi gördüğü akıl hastahanesindeki yaşadıkları ve hastalıktan kurtulmak için verdiği müthiş mücadele anlatılmaktadır. Bu mücadelenin yanında hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan ve geçmişte yaşanan olaylar da bizlere aktarılmaktadır. Bu arada bir akıl hastahanesindeki yaşam şekli, hastaların birbirleriyle ve personelle olan ilişkileri de her türlü yönüyle yansıtılmaktadır.

Kitaptaki başka bir özellik ise bu durumdaki hastalara karşı gerek hastalık öncesinde ve gerekse hastalık sırasında ailenin ve çevredeki diğer insanların tutumunun nasıl olması gerektiği konusunda eğitici bilgiler vermesidir. Sebepler, belirtiler, davranışlar, roman içerisinde kurgulanmış şekilde ve okuyucuyu sıkmadan hafızalara yerleştirilmektedir.

Akıl hastahanelerini ve hastalarını konu alan kitapların aksine bu kitapta müthiş bir akıcılık ve sürükleyicilik hakim.

Kitabın bu derece gerçekçi bir şekilde yazılmasının sebebini ise yazarın da gençliğinde bir süre akıl hastahanesinde tedavi görmesine bağlayabiliriz.

Büyük beğeniyle okuduğum bu dramatik kitabın okunmasını konuya ilgi duyanlar başta olmak üzere herkese tavsiye ederim.
282 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Merhabalar ilk çıktığında herkesin okuduğunu gördüm ancak komitelerden dolayı okuyamadım bir eser olan Sana Gül Bahçesi Vadetmedim psikolojik roman türünde yazılmıştır.Konu olarak başkahramanımız Deborah doğduğundan beri yaşıtlarından farklı büyümüştür.Ailesi kızlarının şizofren olduğunu öğrenmesiyle ruh sağlığı hastanesine yatırırlar.Deborahın hastanede yaşadıkları dile getirilmektedir.Kitapta küçücük yüreğiyle inişli çıkışlı tedavi süreci,anne ve babasının karaları,hastanedeki hastalarla olan iletişimi ve Deborahın dünyasıyla tanışıyoruz.Deborah ile üzülüp,sevinip ve seanslara sanki birlikte giriyormuş gibi oluyorsunuz.Kitabın en beğendiğim yönü hastalığa neden olan faktörlere değinmesi ve sorgulatan durumların bulunmadıydı.Yazarın dili de son derece akıcıydı.Son olarak bunu da değinmek isterim hastanenin tüm kliniklerinde nerdeyse staj yaptım yazarım psikiyatri kliniği için yazdıkları çok gerçekçi ve doğruydu.
Keyifli Okumalar Dilerim
282 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Şizofreninin konu edildiği filmlerde/kitaplarda başrol genelde izleyicilerin/okuyucuların sempati duyacağı bir karakter olarak yaratılır. Haliyle bu hastalık filmlerde/kitaplarda genelde iyimser bir şekilde tasvir edilir. Hastalığı gerçekçi biçimde ele alan fazla kitap/film yok. Bu kitabı araştırdığımda yazarın kendi hayatından esinlenerek yazdığını öğrendim. Yani her ne kadar kurgu olarak verilse de gerçekliği yüksek bir roman diyebiliriz.

Bu tür konulara olan ilgimden dolayı kitaba başlamama gerek olmadan, daha arka kapağı okur okumaz konunun içine girdim. Deborah adlı genç kız dünya ile yaşadığı sorunlar üzerine kendi düşsel dünyasına sığınmış, yeni bir dünya yaratmıştır kendisine. Yarattığı ve YR adını verdiği bu düşsel dünya gerçek dünya ile birçok iletişimsizliğe neden olmuş ve sonunda bu iki dünya çatışmaya başlamıştır. Yaşananlar üzerine ise ailesi onu bir akıl hastanesine götürmeye karar vermiştir. İşte kitap burada, arabayla hastaneye giderken başlıyor.

Kitapta Deborah’ın inişli çıkışlı tedavi süreci, hastane yaşamı, diğer hastalarla kurduğu ilişkiler, Deborah’ı sağlığına kavuşması için hastaneye götüren anne ve babanın verdikleri bu karar yüzünden yaşadığı karışık duygular, Deborah’ın kız kardeşi Suzy’nin bu olaylardan nasıl etkileneceği gibi merak edilen konular okuyucuya aktarılıyor.

Peki 16 yaşındaki bir kız neler yaşamıştı ki böyle bir hastalığa yakalanmıştı? Bunun tek bir nedeni yoktu elbette… Kitap boyunca Deborah’ın yanındaydım. Hastalığının sebebini beraber aradık, Dr. Fried ile olan seanslarına beraber katıldık, kurduğu düşsel dünyayı bize anlattı, fikirler yürütüp çareler aradık.

Yazar yaşamış olduklarından da beslenerek bize akıl hastanesi ortamını, bu hastalığın acı ve gerçek yönlerini anlatmış. Hareketli olmayan ve durağan geçen bir kitap olsa da merak ederek okudum. Zaten okuyacak olanlara ve okumaya yeni karar verenlere iyi okumalar diliyorum.
282 syf.
·12 günde·Beğendi·7/10
Delilik, akıl hastalığı veya şizofreni nedir bunlar?
Bir insan neden kendi canına bile bile zarar verir?

Joanne Greenberg bu soruların cevabını verebilecek belki de en önemli isimlerden. Çünkü kendi yaşantısından yola çıkarak yazmış bu kitabı.

Doğduğu dünyanın kurumlarıyla, insanlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen bir genç kız Deborah. Bu iletişimsizlik onu başka düşsel bir dünyaya itmiş. Yr krallı... Öyle ki bu dünyanin varlığına o kadar inanmış ki gerçek ile düşseli ayırt edememeye başlamış. Asıl sorun da burda başlamış ya. Akıl hastanesine yatırılmış ve Dr. Fried "kurtarma operasyonu" nu başlatmış.

Dr. Fried'in istediği şey ise ona seçim yapma özgürlüğü vermek. Kitapta bunu şöyle açıklamış; Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben... Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim... Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim... Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğü vadedebilirim.

Dünya da bunları vadedecek biri var mı zaten? Önemli olan bunlar uğruna savaşmaktır.

Peki Deborah seçim yapabilme fırsatına kavuşabilecek mi? Kavuşursa hangi dünyayı seçecek? Düşsel olan mı gerçek olan mı?

Onları oldukları gibi kendini de olduğun gibi bırakıp gene de sevebilir misin onları?
282 syf.
·9 günde·5/10
Bak baştan söyleyiverem, sıpoylır mıpoylır verirsem hiç de garışmam bak deyiverem valla.
Sana Gül Bahçesi Vadedivermedim adlı bu kitap, bana kıymetli bir arkadaşımdan hediye olarak geedi ve bi hevesle okumaya başladım. İsmine bakıp ben bunu pembe dizi gibim bir roman sandıydım. Güzel de başladıydı halbuksam. Deborah diye bi hanım gızımız vaa, ben ona kısaca Duygu deyiverem. Bizim Duygu kendi halinde bulüğ çağında bi gızımız. Anasının adı Esther. Tam kötü kadın ismi zati. Anasıylan babası buna deli diyolar özellikle kötü ana Ester, alıyolaa bunu tımarhane tıkıyolaaa. Kızcağızı gencecik yaşta tımarhanede bırakıveriyolar. Üzük üzük üzdülee beni gızan. Ben bu kadaa üzüldüm; e deli hastanesine girince Duygu da epey üzülüyo tabi. Buraya gadar meraklan okuyodum; ama burdan sonra işler sarpa sardı. Zaten kitabı hediye gönderen Sherlock Holmes dediydi çok sıkıcı deye ama inanmadıydım. Aman ya rebbi okurken afakanlar bastı, içim şişti, pestilim çıktı, iki yüz küsür sayfa bitmiyo oku oku oku... Duygu'nun garip duyguları, hayali konuşmaları ve gerçek dışı kişilikleri derken sayfalar ağırlaştıkça ağırlaşıverdi gali. Tabi akıl hastanesinde çok güzel arkadaşları oluyo Duygunun, gerçek hayatından esinlenen yazar, bize kolay göremeyeceğimiz bir yerdeki arkadaşlığı anlatıyor. Aman düşmanımı düşürmesin Allahım oralaraaaa, tık tık tık tahtaya vurdum, dişimi kaktırdım. E ben gene kitabın gerisini anlatmeyem. Sonra spoylır deyip bastırıveriyolaaa şikayeti. Dediğim gibim kitabı hediye eden Sherlock Holmes'un isteği doğrultusunda bu eserin incelemesini iç benliğimde yer alan Egeli arkedeşle yapıverdim.Fazla ısrar gelirse bi dene daha inceleme yaparım belki ama valla olmez. Bu sefer Türkçe katili, kitaplarla dalga geçiyo diye siteden atıverirler yalım. Kusurum olduysa affola, maksat biraz neşelenem. Hadi herkese iyi okumeleee. Aman Allah herkese akıl fikir versin, akıl deryasından bizi çıkerme ya rebbim. Amin.
:)
282 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
#J.Greenberg # kitabi çok beğendim fakat çok yoğun ve depresif sizi her an ruhsal sıkıntınin içine girebilirsiniz ama yinede okuyorum çünkü konusu çok ilgi çekici çok farklı okuyamaya devam ediyorum.
255 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Tesadüfen evde bulduğum ama yıpranmış olduğu için pek içaçıcı durmayan, okumaktan tereddüt ettiğim bir kitaptı. Ama iyi ki de okumuşum diyorum. Bence her öğretmenin ve öğretmen adaylarının da okumasında fayda olacak bir kitap.

Kitap, Güney Kaliforniya Üniversitesi Profesörü Leo Buscaglia' nın bir konferanstaki konuşmalarını içeriyor. Öğrencisinin intihar etmesi sonucu kendi sevgi eğitimine adayan Buscaglia sevgi üzerine eğitimler vermiştir. Eğitimde sevginin önemini, öğretmenlere düşen görevleri çok güzel anlatmış.


Ben severek okudum umarım siz de seversiniz. Keyifli okumalar...
180 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
BİLİMKURGU EDEBİYATTIR
İyi bilimkurgu iyi edebiyattır.
13-18 yaş grubunun haftasonu eğlencesi değildir.
Tıpkı edebiyat gibi onun da iyisi ve kötüsü, banali ve felsefi olanı, insanı düşünmeye ya da uyumaya sevk edeni vardır. Karamsar ya da iyimser olabilir.
1984'ü ve H.G.Wells'in mükemmel ütopyalarını düşünün insan varlığı, insanın evrendeki yeri üzerine, neyin insan olduğu üzerine düşünebilir. Lem'in Solaris'i gibi, ya da Lucas'ın Yıldız Savaşları gibi sizi dev bir peri masalına, atların uzay gemisi, kılıçların ve tabancaların lazer silahı olduğu bir kovboy öyküsüne götürebilir. Modernist bir Bildungsroman gibi bir bireyin, dünyasının içinde ve ona karşı oluşumunu izleyebilir. Le Guin'in Mülksüzler'i ya da Samuel Delany'nin postmodem heterotopya'sı Triton gibi değerlerin yok olduğu bireyin parçalandığı bir evren çizebilir. Bilimkurgu edebiyattır. İyi bilimkurgu iyi edebiyattır.Tabiatıyla kötü bilimkurgu da kötü edebiyattır.
Bilimkurgu, "polisiye" edebiyatın bir alt dalı değildir. Bunun en iyi kanıtı bilimkurgu polisiyelerin varlığı. Isaac Asimov'un Çelik Mağaralar ya da Çıplak Güneş romanları gibi Edebiyatın at oynattığı bütün alanlarda bilimkurgu da atını sürer. Edebiyatın baktığı her şeye yadırgatarak olası bir başka dünyanın aynasından bakar. Bilimkurgu tanımı gereği ilerici, gerici, devrimci, muhafazakar, feminist, erkek şovenisti, hayalci, gerçekçi değildir. Edebiyatta olduğu gibi bilimkurguda da ilerici ya da gerici yazarlar, feministler ya da erkek şovenistler, militaristler ya da pasifistler vardır.
Asker Kaçağı; militarizme karşı, savaşa, otoriteye ve asker kafasını karşı yazılmış kısa öykülerden oluşuyor. Kuşkusuz bilimkurgunun savaşa ve militarizme karşı bütün tavrını temsil etmek gibi bir amaç koymuyor kendine. Edebiyatta bilimkurgu dışında da antimilitarist olunabilir kuşkusuz. Ancak bilimkurgunun büyük bir avantajı var. Gündelik yaşamımıza sorgulanmaz bir biçimde yerleşmiş olan savaşperverliği, militarizmi, üniforma, emir kumanda ve dayak biçiminde bir parçamız olan askerliği doğası gereği çok daha rahat bir biçimde yadırgatabilir bilimkurgu. Bunu bir robot masalı içinde Lem yapabilir asker kafasıyla açık açık dalga geçebilir. MacLean ve Condit ya da beraberce kendi gezegenlerine ihanet ederek ölümü seçen bir Arzlı'yla tonlarca ağırlıkta bize şekilsiz gözüken bir Jüpiterli'nin acıklı öyküsünü anlatabilir Tenn. Militarizmin insani değerlere yaptığı tahribatı bütün şairlerin yok olduğu bir dünyadan daha iyi ne anlatabilir? Bugün farkına bile varmadan kabulendiğimiz birçok politik kararın yarın yol açacağı sonuçları geleceğe gidip yerinde ve zamanında görmekten daha iyi ne sokabilir kafamıza? Bilimkurgu bizi keyfimizce, bir geleceğe, bir Jüpitere, bir yıldızlar arası uzaya, bir masalsı robotlar dünyasına göndererek, ama birdenbire ayağımızın altındaki hayal halısını çekip küt diye bu dünyaya ve bu zamana düşmemizi sağlayarak, militarizmi, savaşı, askerliği daha net görmemizi sağlar. Militarizmi bizden uzak durduğu için görmüyor değilizdir, tam tersine çok yakında, burnumuzun ucunda durduğu için gözlerimiz bir türlü netleyememektedir. Bilimkurgu görmemiz gerekeni burnumuzun ucundan alıp uzağa götürür, bize gösterir ve sonra da "Şimdi ne yapacaksan yap" diye yeniden kafamıza atar. Yadırgatır. Gerici bilimkurgu bile istemeden bunu yapar çoğu kez. Robert Heinlein'ın muhafazakar, militarist, erkek şovenisti öyküleri bile, istemeden yadırgatma sonucuna ulaşır. Yazarın seçtiği tür ve yazarlığı politik niyetlerinin ve ön yargılarının önüne geçer.
İyi bilimkurgu iyi edebiyattır. Bilimkurgunun hayatımızı cehenneme çeviren militarizme karşı söyleyeceği bir söz olduğu zaman bunu da iyi edebiyatın söylemesi gerektiği gibi, güldürerek, üzerek, düşündürerek ama öykünün bittiği noktada, bizi başladığımız ana göre biraz olsun değiştirerek yapar. Russell'ın ve MacLean Condit'in otorite, egemenlik meraklısı yaratıkları, Tenn'in ve Bester'ın Arzlı askerlerinden daha yabancı değillerdir bize. Hepsini tanırız. Öte yandan Tenn'in kendi gezegenine ihanet eden Jüpiterli yaratığı bütün bu yukardakilerden daha yakındır bize. Onu tanısaydık sevinirdik mutlaka.
Bilimkurgu kitaplarına başlamayı düşünen okurlar için iyi bir başlangıç kitabı olabilir, sekiz öyküden oluşan bu kitap.
Keyifli okumalar...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 5.083 okur okudu.
  • 279 okur okuyor.
  • 3.891 okur okuyacak.
  • 233 okur yarım bıraktı.