Geri Bildirim
Nurdan Özkan

Nurdan Özkan

7.6/10
5 Kişi
·
16
Okunma
·
0
Beğeni
·
390
Gösterim
Adı:
Nurdan Özkan
Unvan:
Türk Yazar
Einstein’ın Başarı Formülü
Eğer hayatta A başarıyı gösterirse, formül şu şekildedir:
A = x + y + z
Bu formülde (X) çalışmayı, (Y) de dinlenmeyi gösterir. “ Peki, (Z) neyi gösterir?” diye sorduklarında, büyük fizik bilgini formülü şu şekilde tanımlar: “(Z)’de çenenizi tutmayı…”
Bazı insanlar hayat yolculuğumuzda misafir olurlar bize. Hayatımıza belli dönemlerde girip çıkan bu insanların hepsinin bir görevi vardır: Bize hayatı öğretmek… Her birinden ayrı ayrı tecrübeler ediniriz. Kiminin hayatımızda kalma süresi uzun olur, kiminin ise çok kısa. Sebepsizdir gidişleri. Kimi çıkar uğruna yanaşmıştır, kimi merak. Bazen de en sıkıntılı anlarında tanışırsın birileriyle ve o en bunalımlı zamanını atlatana dek hep yanında olurlar ve sonra da sessizce çıkıp giderler hayatından. İşte ben bu gibi insanların, görevlerini yapıp sonra da yollarına devam ettiklerini düşünürüm hep.
Sen nasıl olur da, davet edilmeden sinsice girersin benim beynime? Derhal dışarı, kovuldun!” diyorum.
Bir Kızılderili reisi, küçük bir çocukla birlikte, önlerinde boğuşan iki köpeği seyrediyordu. Birisi beyazdı köpeklerin, diğeri siyahtı. Durmadan boğuşuyor ve kimin kazanıp kimin kaybettiği belli olmuyordu.
Çocuğun meraklı bakışlarını fark eden reis, “Onlar da içindeki köpekler gibidir evlat” dedi. “İyilik de, kötülük de insanın içindedir. Beyaz köpekle, siyah köpeğin boğuşması gibi, onlar da sürekli olarak birbirleriyle boğuşur dururlar”
“Peki hangi köpek kazanır bu savaşı?” diye sordu çocuk merakla.
“Sen hangisini beslersen, o kazanır evlat!”
Genç adamın biri babasına her gün,
“Benimde dostlarım var sendeki dost gibi” der.
Baba itiraz eder:
“Olmaz öyle çok dost, hakikisi belki bir, belki iki. Fazla bulamazsın gerçek, hakikisi…”
Devam eder durur konuşma,
Aralarında başlar bir tartışma.
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya…
Bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala
Baba der ki oğluna:
Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna.
Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adam, koymuşlar çuvala.
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna,
O dost bakar ki bir çuval, hem de kanlı,
Kapar kapıyı hızla delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşı.
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı sevdiği dostlarını.
Ne çare hepsinde de sonuç aynı.
Evlat geri döner; ama içten yıkılır.
Babasına dönerek, ”Haklıymışsın baba” der.
“Dost yokmuş bu dünyada, ne sana ne de bana”
Baba “Hayır, evlat” der.
“Benim bir dostum var bildiğim.
Hadi çuvalı al da bir kere de git ona.”
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar…
Gider baba dostuna, kabul görür, sevinir.
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler.
“Adam” diye de üzerine serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye de dikerler sarımsak.
Genç adam gelir babasına:
“Baba işte dost buymuş” diye konuşunca
Babası “Daha erken o, belli olmaz şimdiden.
Sen yarın git ona çıkart bir kavga,
At iki tokat hiç çekinmeden
İşte o zaman anlaşılacak dostun hakikisi.
Sonra gel, anlat bana”
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini.
Maksadı anlatmaktır dostun hakikisini.
Babasının dostuna istemeden atar iki tokadı.
Der ki yiyen dost “Git de söyle babana,
Biz satmayız sarımsak tarlasını öyle iki tokada”
Konuşmacı sözlerine, elinde tuttuğu altın lirayı göstererek başladı. Odayı dolduran yüzlerce kişiye şu soruyu sordu:
Bu altını kim ister?
Hemen hemen bütün eller havaya kalktı. Konuşmacı devam etti.
“Bu altını, aranızdan birine vereceğim ama önce bazı şeyler yapmak istiyorum”
Konuşmacı altını yere attı ve ayakkabısıyla üzerinde tepindi. Sonra yerden aldığı, tozlara bulanmış altını salondakilere doğru gösterip yine sordu:
“Bu altını hala isteyen var mı?”
Eller yine havadaydı. Bu defa altını yardımcısının getirdiği çamur dolu bir kavanoza attı. Çıkardığında, üzerindeki çamurdan altın görünmüyordu. Aynı soruyu sordu bir kez daha. Eller yine havadaydı ve herkes altını istiyordu. Konuşmacı gülümseyerek şöyle dedi:
“Arkadaşlar, burada çok önemli bir şey görüyoruz. Ben bu altına ne yaparsam yapayım siz her haliyle onu istiyorsunuz. Çünkü başına gelenler onun değerini düşürmüyor. O hâlâ değerli bir altın. Birçoğumuz bu altının başına gelenleri yaşarız. Yere düşer, hırpalanırız ve canımız yanar. Bazen üzerimize çamur fırlatılır. Bazen de biz çamura düşeriz. Ama hiçbirisi önemli değildir; yeter ki önümüzde duran güzelliği hiç unutmayalım ve mutluluğun bunlara bağlı olmadığını bilelim. Değerimizi, bizi başkalarının nasıl gördüğü veya başımıza gelenler belirlemez. Musibetleri karşılama şeklimiz, gerçek değerimizi belirler”
Her ne koşul altında olursak olalım, umudumuzu asla elden bırakmamalıyız.
En kısa kişisel gelişim kitabı olsa gerek. Yazarımız kitabında ele aldığı konulara göre sıkmadan, hikayelerle betimlemeler yaparak ne yapılması gerektiğini ve ne yapılırsa nelerin olacağını anlatmış.
Hikayelerin olması sebebiyle çok sıkılmadan bir çırpıda okuyabileceğiniz kitaplardan.
Ama diğer kişisel gelişim uzmanlarımızın, yazarlarımızın yeri bende ayrı.
Mutlaka okunması gereken bir kişisel gelişim kitabı olduğunu düşünüyorum. Okurken büyük keyif ve haz aldım, kendime daha çok inanmam gerektiğini düşündürdü bana. Yazarın güçlü dili ve küçük hikayeler kitabı daha da farklı bir boyuta taşımış sanki. Herşeyin başının biz olduğumuzu ancak kendimizi değiştirerek birşeyler basarabilecegimizi anlatıyor ve buna gerçekten inandırıyor. Yaptığı küçük alıntılarla da bu durumu destekliyor. İyiki okumuşum dediğim bir kitap. Kişisel gelişim kitaplarına bakış açımı değiştirdi.
Kendi yolunu arayan insanların içinde onlara ayna tutabilecek noktaları var.Sona doğru güzel hikayeleri derlemiş.Kısa ve öz değerli noktaları var.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nurdan Özkan
Unvan:
Türk Yazar

Yazar istatistikleri

  • 16 okur okudu.
  • 14 okur okuyacak.