Nuri Plümer

Nuri Plümer

Çevirmen
8.9/10
9 Kişi
·
43
Okunma
·
0
Beğeni
·
64
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
330 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Şeytan yani kötülüğün cismanileşmesi kitabın konusu kötülüğün tarihi. O konulara değinmeden önce yazarın önsözünün ilk paragrafını ekleyim o kitap hakkında ön bilgi edebileceğiniz bir sözle başlıyor:
"Bu kitap bir teoloji çalışması değil, bir tarih çalışmasıdır. Metafi­zik bir konu üzerine bir yapıt değil, insan zihninde var olan bir kav­ramın gelişimi üzerine bir incelemedir. Tarih bilimi, Şeytan'ın var olup olmadığını nesnel olarak belirleyemez. Bununla birlikte tarihçi, insanların Şeytan gerçekten varmış gibi davrandığını öne sürebilir. Kötülük-yani, hissedebilir varlıklara acı vermek-insanoğlunun en süreğen ve en ciddi sorunlarından biridir. Sık sık ve çoğu kültürde kötülüğe kişilik özellikleri atfedilmiştir. Bu kitap, benim konuya bir açıklık kazandırmak için "Şeytan" adını verdiğim, kötülüğe atfedilen kişilik özelliklerinin bir tarihçesini sunmaktadır."
Yazarın dediği gibi bir tarih eseri. Kitaba gecmeden önce şeytan, tanrı algıları insanlar da zamanla değişmiştir. Bunu en güzel Eski Ahit ve Kur'an'ı kerimi karşılaştırdığımızda görürüz. Zaten tanrının hitabı indiği toplumların anlayacağı şekilde inmiştir. Yani somut anlayışın hakim olduğu dönemde somut buna (Tevrattaki Adem ilgili anlatı çok guzel bir ornektir. Kuranda bu anlati daha soyuttur.) Seytan algısı da farklıdır bu sekilde. Kitaba gelecek olursak kötülük için.

Fakat yazar kötülüğü kisilestirilmesi yani seytan uzerinde duruyor. Kötülük nedir ve nasıl ortaya çıkmıştır? Bunlar insana özgü soru­ ların en eskileri ve en karışıkları arasında yer almaktadır. Kötülük sorununun varlığı zamanla azalmamıştır da: Yirminci yüzyılda bu so­run her zamankinden fazla kendini hissettirmektedir. Kötülük nedir? Kötülük, insanlar onu nasıl algılıyorsa öyledir. Ancak kötülüğün algılanışları birbirinden öylesine farklıdır ki,kav­ram tatmin edici bir şekilde tanımlanamamaktadır. Sınırlı bir ileti­şim amacıyla sözcüğe keyfi birtakım tanımlar getirilebilir. Ancak kö­tülük yalnızca sınırları belirsiz bir kavram değildir; içsel yönden de herhangi bir tutarlılıktan yoksundur. Sonuç olarak, kötülüğe katego­rik bir tanım getirmek yerine, doğrudan ve var olduğu haliyle algı­landığını kabul etmemiz gerekecektir. Kötülüğün algılanışı bir insana yapılan bir edimin doğrudan, do­laysız bir deneyimidir. Size yapılan kötülüğü hemen yaşantılarsınız; bir başkasının duygularını anlayabilme yoluyla sevdiklerinize, dostla­rınıza, komşularınıza, hatta şahsen tanımadığınız insanlara yapılan vs gibi kötülüğü dolaysız bir biçimde yaşantılayabilirsiniz. Kötülük bir so­yutlama değildir. Benzeşim yoluyla kendi acılarınızdan, toplama kam­ pındaki Anne Frank'ın, Vietnam'da atom bombasına maruz kalan çocuğun, sıcağın altında can çekişen Asurlu askerin acılarını anlayabi­ lirsiniz. Bu acı 10.000 mil ya da 5.000 yıl ötede de olsa, uzaklığı önemli değildir. Ses çığlık atar ve duyulur. Gaz odasındaki Yahudi; kazığa bağlanıp yakılan sapkın; sokak ortasında soyulan yaşlı, yalnız adam; tecavüz edilen kadın; bunlardan birinin, sadece birinin bile acı çekmek zorunda kalması hoş görülemez. Birinin acı çekmek zorunda olması, insana, kötülük sorununu anlamaya ve böylece onunla müca­ dele etmeye çalışmaya ilişkin mutlak yükümlülüğü getirir.
Şeytan, bilincimizin dışında algılanan düşman bir gücün ya da guçlerin temeli, tanrılaştırılması, nesnelleştirilmesidir. Üzerinde bi­linçli herhangi bir denetim oluşturamadığımız bu güçler dinsel kö­ kenli korku, yılgı, endişe ve dehşet duygularını uyandırırlar. Şeytan de tanrılarla aynı ölçüde dinsel duyumun bir tezahürüdür.
Şeytan kötülüğün kişileştirilmesidir. Ancak bu ne anlama geliyor? Nedir ya da kimdir Şeytan gerçekte? Tarafsız bir ya­nıt, gerek amaç gerekse metodoloji yönünden bir açıklığı gerektir­mektedir. Konunun önemi göz önünde bulundurulduğunda, Şeytan üzerine yapılan ciddi tarihsel çalışmalar oldukça az sayıdadır. Gustav Roskoffun çalışması iyi bir çalışmadır, ancak yüzyılı aşkın bir süre önce kaleme alınmıştır; son yıllarda bu konuda yazılan değerli çalış­ malar arasında, Henry Angsar Kelly'nin The Devil, Demonology, and Witchcraft'ı, Richard Woods'un The Devil'i ve Herbert Haag'ın Teufelsglaube'si sayılabilir. Benim Şeytan ile ilgili yorumum ise bir psikoloji, antropoloji ya da teoloji çalışması değil, bir tarih çalışmasıdır.
Baglı olmayan kültürlerde kötülüğün kişileştirilmesi, Batılı kav­ramlar üzerinde zorunlu bir bakış açısı oluşturur. Farklı ve büyük öl­çüde ayrışmış kültürlerin kötülüğe ilişkin koşut formülasyonları, ev­rensel düşünce yapılarından kaynaklandığı gibi kültürel yayımının henüz bilinmeyen süreçlerinin ürünü de olabilirler. Her durumda, oldukça çarpıcıdırlar. Kozmos insanlığa zaman zaman sevecen, zaman zaman da düşmanca davrandığından ve insan doğası da kendine karşı bölündüğünden dolayı, bir ilahi ilke düşüncesini kabul eden toplum­lar, benimsedikleri bu ilkenin ikircikli olduğunu kabul ederler. Tan­rı'nın iki yüzü vardır; zıtlıkları içinde barındırır. Tanrı'nın ikili do­ ğası, teolojik yönden ussal terimlerle ya da mitolojik yönden öyküler yoluyla ifade edilebilir. Tektanrıcılıkta Tanrı, iki zıt eğilimin aynı ki­ şide vücut bulması şeklinde düşünülebilir. Tanrı'nın doğasının birçok tanrıyla ifade edildiği çoktanrıcılıkta, tek tek tanrılar da aynı şekilde "kendi sinelerinde iki ruh" taşıyabilirler (Goethe: "Zwei Seelen woh­ nen - ach - in meiner Brust"). Ya da tanrıların bir bölümü iyi, diğer­ leri ise kötü olarak düşünülebilirler. Tanrı'nın muğlaklığı Hindu­ izmde açıkça bellidir. Brahma'dan, "tüm insanların yaradılışı ve yok­ edilişi" olarak söz edilir....

Iyi okumalar
330 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Tanrı daha ne kadar seyirci kalmaya devam edecek?
Aslında zihinlerimizi kurcalayan, nedenini ve sonucunu görmek istediğimiz bir soru bu. Ve sanki bu soruyu sorunca cehennemlik olmuşuz gibi bir algı vardır toplumda. Özellikle muhafazakarlıkla yobazlığın birbirine karıştığı, kutsallığın dua etmekde değil de Arapçada olduğunu zanneden kafa yapısına sahip insanlarla bir arada yaşadığınız ortamlarda, bunu daha çok hissedersiniz. Önce bu soruyu ve bu soruları sormalıyız ki Allah’ın bizden istediklerini daha iyi anlayabilelim, uygulamaya geçirebilelim. Allah zaten kendisi demiyor mu “oku” diye. Allah’ın herhangi bir çekincesi mi var da sorgulamayı, araştırmayı yasak etmiş. Çekincesi olan bu tip insanlar. Çünkü biz okuyup, öğrendikçe onların, safderun insanlardan kazandıklarını ellerinden alacağız. Peki ama bu insanlar neden böyle davranıyorlar? Ne çıkarları var da kötülüğün yolundan gidiyorlar? Tam da bu düşünceler içerisindeyken J.B.Russell’ın Şeytan adlı yapıtına başlıyorum… Öğrendiklerimi kendi yorumlarımla beraber sizlerle de paylaşmak istiyorum. Hadi başlayalım…
Kötülük algısı özellikle muhafazakar toplumlarda genellikle Şeytana atfedilir. Affedersiniz o meşhur hikayeyi yinelemek istiyorum; “Şeytan da bir gün çıkıp demiş ya meşum kimseye, yapıp yapıp da ne üstüme atıyorsun” diye, işte o misal. Dünyada yapılan kötülüklerin sebebi Şeytan mı yoksa biz miyiz? İşlediğimiz günahları hangi hakla Şeytana yüklüyoruz. Evet, Şeytana inanıyorum, varlığını kabul ediyorum, ama kusura bakmayın Şeytan zaten şeytanlığını yapacak, onun doğasında var bu. Şeytan, karanlık ruhlu olmasaydı Allah’a asi gelir miydi hiç. Allah’a karşı gelerek isyana kalkışan ve yarattığı insanları yoldan çıkaracağına dair sözler veren bir yaratıktan size iyi davranmasını bekleyemezsiniz. Siz kendinizi bilecek, Şeytanın da neyi amaçladığının farkında olarak ona göre hareket edeceksiniz. Ama önce Şeytanı tanımak lazım; lazım ki ona göre silahlar kuşanabilelim dimi(değil mi). Şimdi; kötülük dediğimiz şey hissedilir bir şeydir. Asur kralı II.Asurbanipal’in askerlerine yaptırdığı katliamı yaşayan insanlar bilirler kötülüğün acısını. Demokrasi uğruna feda edilen Vietnamlı ve Iraklı çocuklar bilirler kötülüğün acısını. Sırp askerlerce katledilen Srebrenitsa halkı bilir kötülüğün acısını. Bu örnekler çoğaltılabilirler. Kötülüğü hep bize dışarıdan dayatılan bir şey olarak düşündük. Bu eylemlerde bulunulmasına sebep olan bir yabancı güç söz konusudur hep. Bu nasıl yapılabilir, böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Richard Taylor, “İnsanın akıl sahibi tek varlık olduğu belki de doğrudur, ancak acıyı hisseden tek varlık olmadığı kesindir” diyor. Bir kedinin acı çekmesinden zevk alan bir kalp, bir insanın da acı çekmesinden gayet tabii zevk alabilir. Peki kötülük kalıtsal mı -bize, çevreye karşı sürekli savaş halinde olan ilk insanlardan mı miras kaldı- yoksa içinde doğup büyüdüğümüz kültürel çevre mi -istemsiz değişimlerle yerinden edilmiş değerlerin ve manevi belirsizliklerin ele geçirdiği bir toplumda kötülük üreten bir yabancılaşma mı ortaya çıkıyor- belki de Freud, Jung, Frankle gibi ruh bilimcilerin hem bilinçli hem de bilinçdışı olarak ruhun gerçek kabul edilmesi gerektiğini savunan hümanist psikolojiden. Efendim, Jung diyor ki, “eğer kötülük ilkesini bir gerçeklik olarak kabul ediyorsanız, ona rahatlıkla şeytan adını verebilirsiniz.” Burada önemli bir husus var; Şeytan kavramı. Şimdi bu kavramı açalım biraz. Şeytan denilince hemen hepimizin aklına üç aşağı beş yukarı aynı şeyler gelir; kanatları ve boynuzları olan biraz keçiye benzeyen kan kırmızısı rengi olan çirkin bir yaratık. Bak, aramızda kalsın aman Şeytan duymasın. Neyse, Şeytanı sadece Yahudi-Hıristiyan geleneğinde yer alan İblis ile özdeşleştirmek gibi bir tehlike söz konusudur. Çünkü İblis kavramsal olarak Şeytan’ın tezahürlerinden biridir.
Şeytanın kendisi değildir. Benzer şekilde Yahudi-Hıristiyan geleneğindeki Yehova da Tanrı’nın tezahürlerinden birisi olarak yorumlanmalıdır. Toplumların kötülüğü nasıl tanımladığına bakarsanız Şeytanın portresini de resmedebilirsiniz. Şeytan kavramının tarihine ve dinlerdeki yerine dair daha birçok bilgiyi kitapda bulabilirsiniz. Asıl konu şu, dünyadaki kötülükleri tek bir varlığa yani Şeytana mal etmeyin. İyi insanlar vardır ama kötü insanlar da vardır. Ve sorulması gereken soru şu: “Bir insanın kötü olmasını nasıl engelleyebiliriz?” Günah işlediyseniz de evet günah işlediniz. O günahı tekrar etmemeyi ve iyi bir insan olmayı hedefleyin. Biliyorum zor, çok zor. Ama eğer en azından günahlarınızı kendinize itiraf edip, kabullenirseniz karanlık yolun sonunda bir ışık huzmesi göreceksiniz. Bu da hayata dair bakış açınızın değişmesi için ilk ve önemli bir adım olacaktır. Son olarak Al Pacino ve Keanu Reeves’in oynadığı Şeytan filminde şöyle bir replik vardır: “İnsanoğlunun içinde canlanan her türlü hissi besledim. Onun ne istediğini önemsedim, onu hiçbir zaman yargılamadım. Neden? Çünkü onu hiçbir zaman reddetmedim, kusurlarına rağmen. Ben insanoğlunun fanıyım!” -Şeytan”
Evet, ne olursa olsun doğru olandan vazgeçmemeliyiz, hele hele böyle bir fanımız varken.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 43 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 87 okur okuyacak.