Oğuz Peltek

Oğuz Peltek

Çevirmen
8.2/10
23 Kişi
·
21
Okunma
·
0
Beğeni
·
48
Gösterim
Adı:
Oğuz Peltek
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
333 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Rus tiyatro ve kısa öykülerin en büyük, realist usta yazarı Anton Cehov. 1860 yılında Rusya’da doğmuştur. Tıp eğitimi görürken bir taraftan da öyküler yazarak ailesinin geçimine yardımcı olur. İlk yazıları, mizah içerikli kısa öykülerdir. İleriki zamanlarda, sosyal içerikli, siyasi, çağında yaşanılan ve daha ziyade, toplumu olumsuz etkileyen eksik ve aksak yönlerin konu edinildiği kısa hikayelerini yazar. Okuduğum bu kitap da kırk adet bu tür kısa öykülerden oluşuyor.
Hikaye anlayışını ve yazarken neyi önemsediğini şu cümleleri ile ifade eder. " Kaleme alınan konular sade olmalı. Piyer Semenovi, Maria ile nasıl evlendiği gibi. Hem sonra, yok psikoloji tahlilleri, yok hikaye, yok bilmem ne imiş! Bunlar hep özenti… Hatırınıza ilk gelen başlığı koyun kılı kırk yarmayın, tırnak, çizgi gibi işaretleri çok az kullanmaya bakın, gösteriştir bu. Benim işim anlatmaktır ancak onu başarabilirim.” der.
Çehov, hikayelerinde toplumda Yaşananları olduğu gibi çarpıcı ve sarsıcı bir şekilde veriyor. Dili oldukça sade söylemek istediğini doğrudan anlatıyor. Gereksiz ayrıntılar ve tekrarlar yok anlatımında. Hikayeler üç, beş sayfayı geçmemesine karşın insanda, sayfalarca roman okumuş hissini veriyor.
Çehov insana dair bütün duygu ve davranışları çok farklı ve etkili öyküleri ile gözler önüne serme de oldukça başarılı. Yaşamdan kesitler o kadar doğal ve akıcı ki daha ilk öyküde, okuyucunun, çok usta bir kalemle karşı karşıya kalma, heyecanını yaşaması büyük bir olası.
Çehov’ benim yapmam gereken toplumsal sorunları, olumsuzlukları, İnsanların davranışlarını olduğu gibi vermek, insanları sorgulatmak ve düşündürmek der. Olumsuzlukların, sorunların nasıl çözüleceğini söylemek değil der.
Cehov’un, hikayelerini daha iyi anlayabilmek ve yorumlayabilmek için, yaşadığı çağın ve toplumun sosyal ve siyasi, yapısını da az çok bilmenin, gerektiğini düşünüyorum. Çocukluk günleri, ailesi, eğitim durumu ve kişiliğine ait bir sürü özelliği, anlattığı öykülerde kendini bulmuş. Yaşadıklarına ve içinde bulunduğu toplum olaylarını değerlendirme anlayışına göre, ilgili ve duyarlı kişiliği, yazdığı öykülere, tiyatro oyunlarına yön vermiştir.
Çocukluğu, babasının bakkal dükkanında çalışmayla geçer. Zor koşullarda gecen çocukluk, günleri, öykülerin de mutsuz ve hüzünlü çocukların hikayesi olarak yansır. Çehov, Çocukluğumuz benim ve kardeşlerim için gerçek bir acıdır” diye bahseder.
Baskıcı ve otoriter bir baba ve babasına boyun eğen bir anneye sahiptir. Sabah uyandığında aklına ilk gelen şey babasının bugün onu dövüp dövmeyeceği korkusudur. Her şeye karşın tanınmış bir yazar olduğunda “Yeteneklerimiz babamızdan, ruhumuz da anamızdan geçti bize” diyecektir.
Babası oldukça yetenekli biridir. Hiç eğitim görmediği halde keman çalar, yağlıboya resim yapar. Fakat tek isteği oğullarını iyi birer Hıristiyan olarak yetişmesidir.
Çok iyi bir masal anlatıcısı olan annesinin Çehov’un öykülerinde esin kaynağı olduğunu sanıyorum. Ruhunu annesinden aldığını söylerken onun anlattığı yolculuk serüvenlerin ve masalların etkisinin büyük payı olduğunu düşünüyorum.
İlgimi çeken “Kayıtsızlık “ isimli öyküsünde , günlerce süren tren yolculuğu ile hayvanlarını satmak amacıyla başka şehre götüren küçük Yaşa ve yaşlı babasının zor geçen yolculuk serüvenidir. Yaşlı adam, hayvanları ölmeden istenilen şehre götürebilmek amacıyla görevlilere durmadan para vermek zorunda kalıyor. Yaşanılan yıllarda Rus toplumunda görevli memurların ve çalışanların rüşvet almadan düzenli çalışmadıklarını gösteriyor. Rüşvet olayı, çalışma hayatının her alanında geçerli bir durum haline gelerek sıradan bir hal almış.
Çehov, ilk yazım hayatına, mizah türünden kısa öykülerle başlamış. 1890 yılından sonra ise sosyal içerikli ciddi öyküleriyle devam etmiş..
“Bir Sanığın Öyküsü” isimli mizah içerikli, okuyanı gülümseten , öykü ile başlıyor hikaye kitabı.
İki kadınla evli olduğu için yargılanmaya giden sanık geceyi posta misafirhanesinde geçirmek zorundadır. Aynı gece başsavcı Fedya ile karısı Zinoçka,da misafirhanede gecelemektedir. Sanığın, Fedyanın Başsavcı olduğundan haberi yoktur. Sanık, gece tahtakurularından bir türlü uyuyamayan Zinoç’kaya, pire tozu vererek yardımcı olmaya çalışır. Onların gözünde daha etkili olabilmek umuduyla, doktor olduğu yalanını söyler. Buna sevinen doktor ve eşi ona hastalıklarıyla ilgili sorular sorarlar. Sanık bu durumu çeşitli bahanelerle geçiştirir. Onun, için en büyük şok ise ertesi gün mahkeme salonunda onu yargılayan Başsavcının Fedya, olduğunu gördüğü andır..
Yaşadığı toplumda, tüm olumsuzluklara karşı oldukça duyarlı, soran ve bizzat yerinde araştırmalar yapan bir kişiliği vardır.
Çarlık Rusya’sında işkence gören mahkumların hayatını araştırmak için 1890 yılında Sahalin Adasına gider. İki buçuk ay süren yolculuktan sonra bu adada yaşananlara tanık olur. Mahkumlara yapılan işkenceler, sokaklarda yaşamak zorunda kalan kadınlar ve çocuklar…
Burada tanık olduğu olayları “Sahilin Adası” adlı kitabında anlatır.
Martı, Vişne Bahçesi, Vanya Dayı, Üç Kız Kardeş, en bilindik tiyatro oyunlarıdır. Çehov, sadece Rus edebiyatında değil, dünya edebiyatında da öyküleri ve tiyatro oyunlar ile isim yapmış sevilen ve ilgiyle okunan bir yazardır. Sanırım insanlık tarihinin son anına kadar da edebiyatta ki başarılı eserleri , kalmaya ve ilgiyle karşılanmaya devam edecektir.
1888 yılında "Alacakaranlık" isimli hikaye kitabıyla Puşkin ödülünü alır.
15 Temmuz 1904 yılında Almanya’da verem hastalığı nedeniyle 44 yaşında hayata veda eder.
112 syf.
·3 günde·7/10 puan
Turgenyev... Bende yeri öyle ayrı ki bugün daha anlamlı kitapları okumaya yöneldiysem Turgenyev'in "Babalar ve Oğullar" isimli kitabına borçlu olabilirim. Ortaokuldayken tanışmıştım ve Bazarov karakteri asla unutamadıklarımdan. Bazı kitaplar hayatlarımızın mihenk taşı olur ya benim içinde Turgenyev ve Tolstoy'un kalemleri bu anlamı taşıyor.

Kitaba gelecek olursak Türkiye de çok rastladığımız miras konusu ele alınmış. Ama hikaye içerisinde hikaye olarak yer alıyor. Bir arkadaş grubunun William Shakespeare eserlerinde yer alan karakterleri tartışırken içlerinden biri ben Kral Lear adında birini tanıdım diyerek bahsetmeye başlar ve uzun bir öykü yolculuğuna çıkarız."İnsan kendi dirseğini ısıramaz." diye bir cümle geçiyor üzerine oldukça düşündüğüm bir cümle oldu. Ya ısırırsa? O zaman ne olur peki? İnsanın kendi zehri mi akar vücuduna?

Turgenyev ne yazsa okurum siz henüz tanışmadıysanız öne çekmenizi tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar dilerim.
112 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Bir arkadaşımın Turgenyev ne yazsa okurum önerisi üzerine elime aldığım bozkırda bir kral lear hikayesi başlarda pek sürükleyici değilse de hikaye oturdukça soluksuz ve büyük bir merakla ilerledi.
112 syf.
·1 günde·9/10 puan
Kitap, Suvenir Biçkov'un Martin Petroviç HARLOV'a hitaben
" seni çırılçıplak kara atacaklar" sözüyle kıvılcımlanan

Süreçteki serencamının oldukça başarılı ama bizde hak ettiği değeri bulamamış etrafımızda görebileceğiniz bir Turgenyev hikayesi.

"Bir köpeğin koklayıp bir yanda bıraktığı kuru ekmek kabuğunu alıp hadi ye bakalım diyerek önüne atılmasına" GURURU neden olan HARLOV'un büsbütün çıldırmasının, yapılan iyiliğe karşılık kıymetbilir Ana Natalya Nikolayevna İvanovna'nın , yılan tiynetli çıfıt damat Viladimir Vasilyeviç Slötkin'in, vefasız, budala kızlar Ana ve Evlampiya'nın babalarına yaptığı haksızlığın 15'indeki bir delikanlı Dimitri Simeonoviç ağzından anlatılan GURUR'un serüveni

Sonunu siz okuyun. Son bir soru; mutluluğu ya da mutsuzluğun ne kadarını hakettik ?

Yazarın biyografisi

Adı:
Oğuz Peltek
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 21 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 31 okur okuyacak.